Pages

6 Ağustos 2013 Salı

Kanbağı 3 - Mavi Büyü / Richelle Mead


    Kitabı bulup, alana kadar canım çıktı. Kitap bitince de canım çıktı. Bir kitap beni ancak bu kadar mahvedebilirdi. Richelle Mead kesinlikle benim azrailim. Kadın, Adrian Ivashkov karakteriyle beni yerle bir edebilir...
"Beni kandırma. Şeye dayanamadığımı biliyorsun..." "Bana mı ?" Dergiyi işaret ettim." Bulmacalara. "
Kanbağı serisinin 3.kitabı Mavi Büyü, yurtdışında Şubat ayında çıkmasına rağmen bizde ancak çıktı ve sonunda okudum. Kitabı okumadan önce yorumları okumuştum. "Eh, bu sefer ayvayı yedim." dedim. Ki daha bu başlangıçmış. Kanbağı'nın 4.kitabı, Vampir Akademisi'nin Kan Sözü kitabının etkilerini oluşturacak cinstenmiş. (Kan Sözü, tüm doğal afetlerden daha büyük yıkım getirmişti okuyuculara.)
"Sen onun kadar kayıp vaka değilsin. Yani Rose konusunda, onun Rus bir gardiyana olan destansı aşkını aşmak zorundaydım. Oysa seninle tek sorunumuz türlerimiz arasındaki birkaç yüzyıllık önyargılar. Benim için çocuk oyuncağı!"

Hazır aklımdayken kitabın konusundan bahsedeyim ; Mavi Büyü, Altın Zambak'ın devamı niteliğinde. Olaylar kaldığı yerden devam ediyor. Adrian, reddedilince Sydney'den uzak durmaya devam eder. Jill ise Adrian'la aralarında ruh bağı olduğu için olan bitenlerden haberi vardır ve o da Sydney'e karşı biraz tavırlıdır. Eddie ve Angeline ise ilişkilerine aynen devam ediyordur. Buraya kadar her şey normal.
" Biliyorsun normal şartlar altında beni yatak odasına davet etmen günümü aydınlatırdı."
Ama bir gece, Bayan Terwilliger (Sydney'in okuldaki tarih hocası ve aynı zaman da kadın büyücü/cadı) tarafından uyandırılan Sydney yepyeni bir olaya adım atar.  [Sydney bir simyacı fakat büyü de yapabiliyor. Bayan Terwilliger bunu öğrenince onun peşini bırakmamış ve Altın Zambak'ta iyice eğitmeye başlamıştı. Her ne kadar bu hoşuna gitmese de Sydney'de büyücülük eğitimine Adrian dışında herkesten gizleyerek yapmaya devam eder.] Bayan Terwilliger'ın aradığı gece ise bir yer belirleme büyüsü yapmıştır. Çünkü Bayan Terwilliger'ın kız kardeşi Veronica kötü işlerin peşindedir. Genç kalmak için genç büyücü kızların canını almaya devam ediyordur. Ama ilerleyen bölümlerde olayların daha karışık olduğu anlaşılır.
" Merak etme. " diye mırıldandı. " Elbise kalacak. " " Ah bu kararı sen mi vereceksin ?" " Evet." "... Bazen ,son noktaya ulaşmadan önce, yolda biraz oyalanmaya değer. "
Kitaptaki bir diğer entresan konu ise yine Altın Zambak'ta karşılaştığımız Işık Savaşçıları topluluğu. Bu Savaşçılar, Strigoileri öldürmeye çalışan bir gruptur. Hatta bu yüzden Sonya Karp'ın başı belaya girmişti. Simyacılar Sydney'i de işin içine katıp bir şekilde halletmeyi başarmıştı ama bu kitapta gördüğümüz gibi işler hiçte öyle gibi değildir. Savaşçılar sadece Strigoileri değil Moroileri de hedefleri haline getirmiştir. Sydney bu durumda eskiden simyacı olan ama şimdi kendi hayatını özgürce yaşayan Marcus'u bulmaya gider. Marcus, yanağındaki simyacı dövmeyi kırarak kendini özgür bırakmıştır. Yanaklarındaki o simyacı dövmeler bir tür mühür gibi bir şey. Sydney'de bir simyacı olmasına rağmen vampirleri benimsemiştir ve o da bu işin içine katılır. Sonrasında işler fena kızışıyor. Ki kitabın sonunda Richelle bombanın ipini çekmiş bile. Bizi 4.kitapta patlamaya hazır bir bombayla karşı karşıya bırakmış. :D
4.Kitabın Kapağı
Adrian hafifçe kıkırdayıp bileğimden yakaladı ve elimi çekip yatak örtüsüne yapıştırdı. " Seni yavaşlatanın ben olacağım aklımın ucundan geçmezdi. "
Bu heyecan dolu olaylar dışından gelelim Adrian'la Sydney durumuna... Yazar daha ilk sayfalar da öyle bir şey yapmış ki "Heyo, işte budur. Bayılıyorum bu kadına." dedim. Sonya Karp'ın düğününe giderken Adrian'la Sydney aynı uçakta karşılaşırlar.(Minik Not: Sonya'nın düğünü sayesinde kısacıkta olsa Rose ve Dimitri'yle karşılaşıyoruz. Ve Rose'un baş belası ve bir o kadar eğlenceli olan babası Abe'yi de gördük. Abe'in Türk olduğunu söylemiş miydim ?) Sonrasında konuşmamaları mümkün değil zaten. Adrian, Sydney'den sinyaller alınca hele hiç peşini bırakmaz. Ivashkov'u neden sevdiğimi bir kere daha anladım.:D Özellikle bu kitapta Adrian'ı sık sık görüyoruz. Sydney'le ayrılmaz ikili oluyorlar. Her konuda Sydney'e yardımcı olup, yanında bitiyor. Eh,bu da yakınlaşmalarını sağlıyor. Her ne kadar Sydney içinden "O bir vampir.Onunla birlikte olamam." deyip beni çıldırtsa da kızı da anlıyorum. Simyacılar, vampirlere karşı katı davranıyorlar. O da böyle görerek büyüdüğü için elinde olmadan uzak durmaya çalışıyor.Hadi ama... Kim Ivashkov'a karşı koyabilir ki ?!
" Seninle öpüşmekle yola gelmek sayılmaz. " Bana uzun ve imalı bir bakış attı. " Öpüşmekle kalmadığımızı hatırlatırım Bayan Hızlı Öğrenen. "
Hemde ne yakınlaşmalar... Okurken şekilden şekile girdim. :D Ah bir de bizimkiler başlarına ufak bir bela alıyorlar. Sydney, Bayan Terwilliger'ın yapmasını istediği büyüyü yapıyor ve karşısına küçük bir ejderha çıkıyor. Bir koruma büyüsü aslında. Bu ejderha gözlerini açar açmaz kimi görürse ona bağlı kalıyor. Ve bilin bakalım bu ejderha ilk kimleri gördü ? :D Evet, Adrian'la Sydney'i şuan anne-babası olarak görüyormuş. Kahkahalardan okuyamamıştım o bölümü.
" Dur bir dakika. Sen şimdi bana ilişkimizin kaderini on beş yaşındaki bir kızın tavsiyelerinin, tek gözlü bir Chihuahua eğitmenin palavralarını ve seni gümüş çatal bıçak takımlarının üzerinde öpmemin mi değiştirdiğini söylüyorsun ?" " Evet aynen öyle diyorum. " " Vay canına. Bende senin kalbini kazanmak zor sanırdım. "
Pekala, bu seriye ilk başladığım zamanlar Sydney'e gerçekten gıcık oluyordum. Özellikle Adrian'la yakın oldukları için. Fakat bu kitapta Sydney'i daha çok sevmeye başladım. Ki zaten onda da bazı değişiklikler vardı. Daha hareketli, cesaretli ve hırslıydı. Hatta okurken bazı yerlerde "Sydney'le ortak yönlerimiz varmış." bile dedim. O yüzden sinir krizine girmedim, kitabı duvara fırlatmadım, okurken somurtmadım. Tam tersi her seferinde sırıttım. :D  Eh kitabın sonlarına doğru birazcık somurtsam da kitap harikaydı ! Richelle'ye gidip sarılasım geldi, böyle bir seri yazdığı için. Kitap dolu doluydu. Hiçbir yerde sıkılmadım, tam tersine acaip eğlendim. Bitirmemek için her gün gıdım gıdım okumaya çalıştım ama elbette bitii. :(
" Palton hala bende. " "Sende kalsın. Başka paltolarımda var." "Palm Springste yün bir palto ne işime yarar ?" "Geceleri üzerine örter beni düşünürsün." "Bana romantik laflar etmemeye söz vermiştin." "Bunun neresi romantik ? Ben sadece bir öneride bulundum. O palto kalındır insanı sıcak tutar diye söyledim. Neden ağzımdan çıkan her lafta başka bir anlam arıyorsun ?" "Öyle bir şey yapmadığımı sen de biliyorsun. " "Inan bana Sage, bazen mahkemeden senin için uzaklaştırma emri çıkarttırmayı bile düşünüyorum. " "Adrian!"
Ve kitabın sonunda, her ne kadar inkar edip, aklındakileri dile getirmemeye çalışsa da Sydney'de Adrian'a karşılık verir. Bizimkiler mutlu mesut bir gün geçirdikten sonra Sydney, kaldığı yurda geri döndüğünde bir sürprizle karşılaşır. Bu sürpriz, Adrian'la olan ilişkisini, Simyacıların planını ortaya çıkarırken yaptığı yasak işleri ve büyücülükteki eğitimini tehlikeye sokabilir. Umarım, gelecek kitapta yazar öldürücü vuruşlar yapmaz. Yoksa bu sefer bana kalp dayanmaz. :D Kitap sonrasında Adrian Şarkısı olarak nitelendirdiğim Give Your Heart a Break ve In Real Life , Hold Up şarkılarını dinledim. Şarkıların sözleriyle Ivashkov uyumluluğu bu kadar olur. :D
" Emin misin ? Çünkü aklıma bir sürü sevgi sözcüğü geldi. Elmalı turtam. Çikolatalı pastam. Akide şekerim. " " Neden hepsi yüksek kalorili yiyecek isimlerinden oluşuyor ? Hem hiç romantik değiller. " "Ne dememi tercih edersin ? Kereviz sapım mı ? Doğrusu bu da bende sıcak duygular uyandırmıyor. "
Öhöm, evet şimdilik bu kadar. Kasım'a kadar Ivashkov'a elveda... o.o
Son bir alıntı ; Belki dolgulu sütyen de alabilirsin. " Çabucak göğüslerime baktı. " Aslında gerek yok. Ama mutlaka topuklu giy. "
" Adrian!"

Sevgiler, öpücükler ; Jane

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder