Pages

28 Eylül 2013 Cumartesi

Kitap Yorumu : Millenium Üçlemesi 1 - Ejderha Dövmeli Kız

   Bazen yanlış zamanda yanlış kitabı okumak mümkün. Çünkü bazı kitaplar belli bir kitleye hitap eder ve siz onu görmezden gelip, löp diye kitaba dalarsanız 200 sayfa falan bir bocalama yaşayıp, kitaplardan uzaklaşabilirsiniz. Fakat sonrasında o kitap hayatınızın bir parçası olup, sizi etkisinden çıkarmaz. Kimden mi bahsediyorum ? Elbetteki Jane'den. :D 
Bir kitap kurdu olmanın yan etkileri de var elbette. Bunlardan biri de yaşınız, kitaba uygun değilse bile bir merakla alıp, okumak isteyebilirsiniz. Bende de durum aynen öyle olmuştu. Lisenin ilk yılını bitirip, güzel bir tatil yapmaya karar vermişken, her yerde Ejderha Dövmeli Kız'ın adını duyuyordum. Eh, o zaman tam bir kitap delisiydim. Hiç yerimde durur muyum ? Kitabı kaptım hemen. Okuyacağım ilk polisiye roman olacaktı ve gerçekten baya kalındı. Yine de bunlar gözümü korkutmadı ve kitaba başladım. Dediğim gibi ilk 200 sayfa çok bocaladım, sıkıldım, anlamadım. Resmen bir bunalma geldi bana. Yine de bir kitabı yarım bırakma gibi bir huyum olmadığı için inatla devam ettim. Ve evet, yanlış zamanda yanlış bir kitabı okumama rağmen o kitabı çok sevdim ve aradan 3-4 yıl geçse bile hala arada etkilerinde kalıyorum.

Kitabın yazarı Stieg Larsson, İsveçli gazeteci-yazar ve bu kitabın serisini tamamladıktan sonra 50 yaşında vefat etmiş. Bundan dolayı, sevgili yazar Larsson, kitabının milyonlarca satıldığını, çok sevildiğini ya da kitabının iki farklı yapımla filme çevrildiğini ne yazık ki göremedi. Gerçekten şaşırtıcı ve üzücü bir durum.

Ben bunu öğrendikten sonra seriye aynen devam ettim ama hiçbir şey ilk kitabın verdiği tatı veremedi. O yüzden bu kitap bende çok değerli. Her ne kadar ilk başta kimyalarımız uyuşmasa da sonrasında ayrılmaz bir ikili olduk. Konusundan bahsetmek gerekirse, biraz karışık ama aslında sonlara doğru olayların ne kadar açık olduğunu farkettiren bir roman. Yine de elimden geldiğince, karmakarışık olmadan, genel olarak konuyu anlatayım ; Mikael Blomkvist, İsveçli gazetecidir. İş yerinde, yazdığı bir makale yüzünden başı beladadır ve mahkemelik olmuştur. Üç aylık hapis cezasıyla beraber birikiminin bir çoğunu tazminat olarak vermek zorunda kalmıştır. En kötüsü ise mesleği tehlikeye girmiştir. Bu kadar bataklık içindeyken inanılmaz bir şekilde iş teklifi alır. Teklifi veren kişi Henrik Vanger, çok yaşlı, zengin ve soylu bir adamdır. Her yıl doğum gününde esrarengiz bir şekilde egzotik çiçekler alır. Yıllarca bu çiçeklerin kimin gönderdiğine dair bir ipucu bulamamıştır. Ve üstelik çok sevdiği yeğeni Harriet, 1966 yılında arkasında iz bırakmadan kaybolmuştur. Öldürüldüğüne dair bir cesette olmadığı için Vanger, Mikael'den bu konuya açıklık getirmesini ister. İşte asıl macera ve gizemli olaylar bundan sonrasında başlar. Daha fazla ipucu veremem. :D Ama, kitaptaki sağlam karakterlerden biri olan Lisbeth Salander'dan bahsetmemek olmaz. Bir dönem, herkes Salander gibi olmak istiyordu. Hem tarzıyla hem zekasıyla gerçekten hayran verici bir karakter. Kitabın ismi de Lisbeth'le alakalı zaten. Lisbeth'in, kurgudaki yeri ve amacı ise, Mikael, araştırma devam ettikçe içinden çıkılması zor bir yola girer ve tam bu sırada esrarengiz bir şekilde Lisbeth ortaya çıkar. Kendisi dahi bir hacker. Zekası sayesinde Mikael'e çok yardımcı olurken aralarında ufak tefek yakınlaşmalarda oluyor. Ama tarzları o kadar çok zıt ki... Bazı yerlerde "hadi ama, olsun bu iş" diyorsunuz ama yazarımız erkek olduğu için baya süründürdü bizi. Kitabın sonunda zaten bende enerji diye bir şey kalmamıştı. Lisbeth'le beraber bende bir şeyleri fırlatmak falan istemiştim. :D
Kitabın sonunda çok mantıklı bir şekilde her şey açığa çıkıyor fakat bu macera ve gizemde Mikael ile Lisbeth'i bekleyen; çözülmesi gereken bir seri cinayet, bulunması gereken kayıp bir kadın ve ortalarda dolaşan piskopat, sapık ruhlu bir katil var.

İlk okuduğum polisiye kitap yanında en iyi okuduğum polisiye kitap diyebilirim. Kurgusuna aşık olmuştum. Yazarın hayal gücüne zaten tutuldum. Kurgusu dışında, yarattığı karakterler hayran verici. Özellikle Lisbeth, gerçekten çok güçlü bir kadın. Görünüşüyle çıtı pıtı, kırılgan görülebilir ama çok asi, kendine güvenen ve güçlü biri. Bu yüzden bir dönem Lisbeth hayran çılgınlığı vardı. :D 
Kitapta gerilimi gerçekten hissediyorsunuz. Özellikle ortalarda, olaylar değişik bir hal almaya başlayınca gözlerim acıdığı halde kitabı bırakamadığım zamanları hatırlıyorum. Resmen kitap size bağımlılık yapıyor.
Yazarın dili sürükleyici, merak uyandırıcı, heyecan verici ve akıcı. İlk başlarda sıkılmamın nedeni ise bu türe alışkın olmamam ve ilk polisiye deneyemimin olması. Bu yüzden tüm suç benim. Polisiye türünde şiddetle önereceğim bir kitap.
Son olarak, kitabın hem Amerikan hemde İsveç yapımı filmleri var. İsveç yapımını izledim fakat tam hatırlamıyorum. O yüzden bir yorumda bulunmak istemiyorum. Amerikan yapımında ise oyuncuları, karakterlere uyumlu bulmadığım için izlemedim. Yine de izlemek isteyenler her iki yapıma da göz atabilirler. Ama elbette öncelik kitap olsun. :D

Sevgiler, öpücükler ; Jane

2 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Lise 1deyim ve yazın okumak için ejderja dövmeli kız ile locke lamoranın yalanlarını aldım. İçimden bir ses ağır geleceklerini söylüyor ama merak işte naparsın :( :D

    YanıtlaSil