Pages

PC Cast etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PC Cast etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ekim 2013 Cuma

Kitap Yorumu / Önerisi : Tanrıça Serisi 5 - Aşk Tanrıçası


"Sadece aşkla yaşanmayacağını söyleyen her kimse çok fena yanılmış."
Venüs zarafetle burnunu çekti. "Ben olsam asla böyle saygısızca bir laf etmezdim."
Sanırım Tanrıça Serisinin en komik, en eğlenceli ve en akıcı kitabıydı, Aşk Tanrıçası. PC Cast'in hayal gücüne bayılıyorum zaten. Özellikle Mitolojik kavramları kendi hayal gücüyle harmanlayıp, süsleyip bunları kitaplarına yansıtmasına hayranım. Tanrıça Serisini gerçekten severek okuyorum. Çünkü Mitoloji zaten ilgimi çeken bir şey. Seri de bu yüzden ilgi alanımda. Deniz ve Işık Tanrıçası kitapları dışında diğer kitaplarında öyle çok büyük tatlar alamamıştım. Özellikle Gül Tanrıçası kitabından. Ama, Aşk Tanrıçası'yla arayı öyle bir kapattı ki... Mitoloji aşkım debreşti, yine !

"... Aşk'ın belki duyarsız gibi göründüğünü ama bunun çoğunlukla onu tatmayanlar için geçerli olduğunu söylemekte tam yetkiliyim."

Bu seferki Tanrıça kitabında olaylar cidden hem çok eğlenceli hemde karışık. Bu yüzden okurken baya zevk aldım. Resmen kitap bitmesin diye gıdım gıdım okudum. (Eh, birazda derslerin yoğunluğundan olabilir.)  Venüs'ün değişik küfürleri ve kendinden emin halleri beni benden aldı. Ah bir de Venüs'le Vulcanus'un bizim dünyamızdaki bazı şeylere alışmaları ve şaşırmaları baya komik ve oldukça eğlenceliydi. Özellikle sonlara doğru artık kahkaha atmaktan kitabı doğru düzgün okuyamadım. :D Bazı yerleri o kadar çok tekrar okudum ki "Bu kitap elimde kalacak." diye söylendim bile. Ama bunlara değdi mi ? Kesinlikle değdi !

Pea, Tulsa'da yaşayan ve kendine pek bakmayan bir kadındır. Seksi itfaiyeci Griffin'e karşı da bir şeyler hissetmektedir. Fakat onu etkilemek için birinden yardım alması gerekmektedir. Çünkü kendisi içine kapanık, panikli ve kendine güveni olmayan biridir. Pea, kitapevinde rastgele aldığı bir kitap sayesinde Aşk Tanrıçası Venüs'ü yardımına çağırır. 
Aşk Tanrıçası Venüs, Olimpos'da sıradan bir gün geçirmektedir. Ateş Tanrısı Vulcanus ile sahte bir evlilik içerisindedir. Bu evliliğin amacı ; Venüs'ü diğer erkeklerin ilgisinden uzak tutmak ve Vulcanus'un Olimpos'da aşağılayıcı bakışlara maruz kalmamasını sağlamaktır. Ateş Tanrısı'nın minik bir kusuru vardır. Topal olması. Yürürken belli belirsiz topallıyor ve bu Olimpos'daki diğer Tanrılar gözünde aşağılayıcı bir durum haline gelmiştir. 

"Dış görünüşler yanıltıcı olabilir."

Vulcanus, Aşk Tanrıçası Venüs'le evli olduğu için daha çok iyi davranışlarla karşılaşır. Fakat bu iki mükemmel varlık arasında sadece dostluk vardır. Ne yazık ki aşkı tatamamaktadırlar.
Bahar Tanrıçası Persephone ile Venüs, Tulsa'ya alışveriş için gelirler. Ve Pea'nin çağrısıyla artık Venüs, modern dünyaya tıkılı kalmıştır. Pea'ya, gerçek aşkını bulmasında yardım etmeden Olimpos'a geri dönemeyecektir. Bu sırada Vulcanus'da onları Olimpos'dan izlemektedir. Pea'yi öyle dikkatli izler ki en sonunda kendinde onu görür ve tutulur. Venüs ise farkında olmadan Griffin'e karşı bir şeyler hissetmektedir. Fakat Pea da Griffin'den hoşlanmaktadır. Olayların nasıl bir karışık hal aldığını görebiliyorsunuz değil mi ? :D Bu duruma bayıldım. Ve gerçekten çok eğlenceli şeyler oluyor. Konunun bundan sonrasını anlatmayacağım. Merak edenler hemen alıp, okusunlar. Okuduklarına pişman olmayacaklar. Çünkü cidden çok eğlenceli ve anlamlı bir kitaptı.

"Peki ne gördün ?" 
"Sende kendimi gördüm."

PC Cast, bu kitabında gerçek aşkı, ruh ikizleri ve bedenle ruh arasında o ince farkı ortaya koymuş. O yüzden kitap beni oldukça etkiledi. Kitaplığımdan elime sık sık alıp, okuyacağım bir kitabım daha oldu !

Gerçek aşk güzel saçlarda, doğru giysilerde, makyajda ya da ayakkabılarda olmazdı. Gerçek aşk tıpkı bilgelik ve şefkat gibi ruhta yer alırdı.

Ayrıca bu kitap sayesinde çok şaşırtıcı ve büyük bir bilgi öğrendim. Aşk Tanrıçası; İtalya'da Venüs, Yunanistan'da ise Afrodit olarak isimlendirilmiş. Yani Afrodit ve Venüs aynı kişi aslında. :D Sadece Aşk Tanrıçımıza farklı bölgelerde farklı isimler takılmış. Okurken baya şaşırdım ve bunu öğrendiğim iyi oldu.
Bu kitapta Ateş Tanrısı Vulcanus'la tanışmam da çok iyi oldu. Kendilerine bayıldım !!! Bende bir Ateş Tanrısı istiyorum. Çok mu şey istiyorum yoksa ? :D 

Bir sonraki Tanrıça kitabında görüşmek üzere. Umarım Tanrı'nızı / Tanrıça'nızı bir gün bulursunuz.

"Aşkın zaman çizgelgesi yoktur. Aşkı belirleyen zaman değil, aşıklardır canım." -Venüs

Sevgiler, öpücükler ; Jane 

18 Eylül 2013 Çarşamba

Kitap Yorumu : Gül Tanrıçası - PC Cast


    Uzun zamandır Tanrıça serisini okumuyordum. Yeni çıkan kitapları elimde ama nedense bir türlü okuyasım yoktu. Ve en sonunda Gül Tanrıça'sını okudum. PC Cast okumayı özlemişim dedim.
Gül Tanrıçası, bana biraz Bahar Tanrıçası'nı hatırlattı. Kurgu ve konu hemen hemen aynı diyebilirim. Tabii farklılıklar da vardı ama sanırım Gül Tanrıçası biraz daha ağır işledi. Bu da biraz sıkılmama neden oldu ama en azından kitabı bitirdim. :D Eğlendiğim yerler oldu mu ? Elbette. PC Cast bu ! İnce bir espri anlayışı var yazarımızda.

"Bir dengenin kurulması gerek, Mikado. Işığa karşı karanlık, iyiye karşı kötülük, yaşam karşı ölüm. Denge olmazsa hayat döngüsü iflas eder."

Ve bu kitap bana çok fazla bir şekilde Gece Evi serisini anımsattı. Ritüeller ve dört ana element ; ateş, su, toprak ve hava, kitapta yer alınca "yanlış kitabı mı okuyorum yoksa" diye şüphelenmeme sebep oldu. Serilerin yazarları aynı olunca benzerlik kaçınılmaz oluyor.
Bu seferki Tanrıça'mızın konusu ise ; Mikki -Mikado- Empusai, hastanede çalışan genç bir kadındır. Fakat tuhaf rüyalar görmektedir. Rüyalarındaki adam ise pek normal biri değildir.Boynuzları olan, sert yapılı biridir. Canavar-erkek karışımı. En yakın ve psikolog olan arkadaşı Nelly'e bundan bahseder ama arkadaşı bunu bilinç altı oyunu olduğunu söyler. Fakat Mikki, diğerleri gibi sıradan biri değildir. Anne tarafından gelenek haline gelen gül yetiştirme işinde çok ustadır. Bazı zamanlar kanıyla gülleri besler. Bir gün yanlışlıkla bir ritüel yapar ve kendini Gül Diyar'ında bulur. Gül Diyarı, yıllardır bir lanete mahkum kalmıştır. Çünkü Tanrıça Hekate, diyarın Koruyucu Asterius'u Gül Diyarı'nın Empusa'sı ile yakalayınca herkesi lanetler. Ve bu laneti ancak başka nesildeki Empusa kaldırabilecektir. Şansa bakın ki bu kişi Mikki Empusai'dir. 
Yeni bir dünya, yeni bir ortam ve yeni kişiler elbette Mikki için zor bir durum olur. Nedimeleri olan Ateş, Su, Toprak ve Hava temsilcileri sayesinde ortama ayak uydurur ve Gül Diyarı'ndaki, lanetten dolayı solmuş olan gülleri yeniden canladırmaya çalışır. Bir gün Koruyucu Asterius ile karşılaşır. Ve bilin bakalım bu Asterius aslında kimmiş ? Mikki'nin "tuhaf" rüyalarını süsleyen, boynuzlu ve canavarımsı yaratık olan adamdır. 

"Tek bir sözle ruhuma dokunabiliyorsun, Mikado."

Aralarındaki çekim, kitapta bariz hissediliyor ama Koruyucu bu sefer Diyarın Empusa'sından uzak durmaya yeminli. Mikki ise yıllardır aradığı aşkı, onda bulduğu için onu bırakmamaya kararlıdır. Eh, artık bu imkansız ve çekim gücü fazla olan aşkı siz düşünün.

Mikki karakterini sevdim çünkü ; ruhsal olarak çok güçlü ve cesur biri. Edebiyat bilgileri açısından da hayran kaldım. Çok iyi bir okuyucu. :D 

"Ve işte sana son dakika haberi : O beş para etmez dediğin romantik kitaplar diğer türlerdeki bütün kitaplardan çok daha fazla satılıyor. İhtiraslı ve güçlü kadınlarla birlikte onurlu, kahraman erkeklerin olduğu dünyalar yaratıyorlar. Onları okumayı denemelisin. Bu hor gördüğün kadın yazarlar, sana gerçek bir erkek olmak için nelere ihtiyaç duyduğunu rahatlıkla öğretebilirler."

Ayrıca, canavar-erkek ve korkutucu,sert görünümüyle Koruyucu'ya aşık olması onun ne kadar ön yargısız olduğunu da göstermiş oldu. 
Koruyucu karakterini sevdim mi ? Evet, çünkü çok anlayışlı biri. Etrafındaki herkes ona tiksindirici ve küçükseyici bakışlar atsa da o dimdik ayakta durup, görevini gerçekleştirdi.

Bir kadının dokunuşu... Aslında ne kadar da küçük ve basit bir şeydi. Evet, sıradan bir şeydi... Eğer yasaklanmış değilse.

Kitabı sevdim mi ? Diğer Tanrıça kitaplarına göre biraz sönük ve sıkıcı olmuş. İlk 200 sayfa neler oldu, neler geçti pek anlamadım. Sonrasındaki olaylar güzeldi. Özellikle Diyar'daki bazı kadınların, dünyadaki insanların rüyalarını, hayallerini ve dileklerini gerçekleştirme biçimleri çok hoşuma gitti. Yazar bu konuda hayal gücünü sonuna kadar kullanmış ve bana da çok mantıklı geldi. Bir fırsatım olsa rüya ya da hayal gerçekleştirme işlemini yapabilirdim. :D (Milyon kere, rüyalarımın gerçekleşmesini dilemişimdir. O yüzden bu işe çok özendim.) Bunun dışında... yazarın hayal gücüyle, mitolojiyi harmanlaması sonucunda ortaya çıkan bu kitabı sevdim. :D 
Bir sonraki Tanrıça kitabında -Aşk Tanrıçası- görüşmek üzere !

Sevgiler, öpücükler ; Jane


11 Ağustos 2013 Pazar

Seri İncelemesi / Kitap Önerisi : Tanrıça Serisi - PC Cast

Bundan 3 yıl önce PC Cast'ın Gece Evi serisini okurken, Tanrıça serinin ilk kitabı Deniz Tanrıçası çıktığında kitaba balıklama atlamıştım. Ne konusuna bakmış ne de okuyucuların yorumlarına. Neyse ki kitap beklediğimden de iyiydi. PC Cast sayesinde Yunan Mitolojisiyle tanışmış oldum. Sonrasında zaten Tanrıça serisine gömüldüm.
   Günlük hayatımızda mutlaka Yunan Mitolojisiyle ilgili bir konuyla karşılaşmışızdır.Eğer mitolojiye karşı bir ilginiz yoksa bunların ne anlama geldiğini bilemezsiniz. İşte bu konuda PC Cast, Tanrıça serisi sayesinde bir fırsat sunmuş. Serinin ana konusu mitoloji. Ama yazar işin içine kendi,mükemmel hayal gücünü katınca müthiş bir seri ortaya çıkmış. Okurken bir yandan bilgileniyorsunuz bir yandan da zevk alıyorsunuz. O yüzden bu seriyi gerçekten çok seviyorum.
İlk Deniz Tanrıçası'nı okuduğumda ne olduğunu anlamadım ve açıkçası sıkılmıştım. Ama ana konuyu kavrayıp, kitabın ortalarına geldiğinde jeton yeni düştü ve kitaba aşık oldum. Seriden şuana kadar 3 kitap okudum ama hala Deniz Tanrıçası favorimdir. Okuduktan sonra baya etkisinde kalmıştım. :D 
Serideki kitapları sırasıyla okumak zorunda değilsiniz. Konuları birbirinden farklı fakat önceki kitapta ön planda olan karakterler sonraki kitapta karşımıza çıkabiliyor. "Bunlarda kim, nereden çıktılar" dememeniz için kitapları sırasıyla okumanızı tavsiye ederim.

Deniz Tanrıçası - Kitaptaki ilk olay günümüz zamanında başlıyor. Baş karakterimiz CC, hava kuvvetlerinde çalışan bir kadındır.25. yaş gününde bir dilek diler ; hayatında biraz sihir olmasını... Alkolün etkisiyle bir çılgınlık yapıp tanrıça çağırma ritüeli yapar.Tabii bu sıradan büyünün gerçekleşeceğini sanmamıştır. Bir gün iş sırasındayken uçakta kaza geçirirler. Ve tam ölmek üzereyken mitolojik varlık olan deniz kızı Undine ile yer değiştirirler. Yani CC artık bir deniz kızıdır. Bundan sonra olaylar çok heyecanlı bir hale geliyor. Tabii başı beladan da kurtulamıyor. Deniz kızının takıntılı ve sapkın bir ağabeyi Sarpedon var. Daha sonra CC'yi nişanlısı sanan Andras ve bu sinir bozucu adamın yardımcıları... Resmen okurken deli etmişlerdi beni. Ama en güzeli ise CC'nin denizde yaşayan Dylan ile olan ilişkisiydi. Yazar kitabın sonunda çok çok güzel bir mutlu son yazmış zaten. En çok ona bayılmıştım. :D Hem komik hem romantik dolu hem hüzünlü hemde heyecanlı bir kitaptı. Yazarın hayal gücüne aşık olmuştum. Mitolojiyle kendi hayal gücü müthiş bir patlama yaratmış seride.

Bahar Tanrıçası - Bu kitabı okuduktan sonra PC Cast'a olan bağlılığım iyice arttı. Kadın gerçekten bu işi yapmasını çok iyi biliyor. Mitolojiyi bir güzel harmanlayıp romantizim ve heyecan dolu bir şekilde önümüze seriyor. Bu kitabın konusu ise fırın işletmekte olan ve maddi zorluk çeken Lina, çaresizliğini gidermek için sihirli bir yemek kitabına rastlamasıyla olaylar başlıyor. Ritüel'i hazırlarken talimatları biraz saçma bulsa da ritüeli devam ettirir ve Hasat Tanrıçası Demeter ile karşılaşır.Kızıyla başı dertte olan Demeter, Lina ile kızının yer değiştirmesini önerir. Kızı Persephone'nin yer değiştirme sayesinde daha çok olgunlaşacağını düşünür.Tabii her şeyin bir karşılığı vardır. Persephone, Lina'nın yerine geçip 6 ay ölümlü dünyada yaşayıp, maddi durumunu düzeltirken, Lina'da Ölüler Diyarı'ndaki ruhlarla ilgilenip, onları sakinleştirecektir. Fakat işin içine Hades girince olaylar bambaşka bir boyuta taşınır. :D Hader yeraltında yaşayıp kendini ölümsüzlerden uzaklaştırmıştır. Bunun sebebi ise kendini farklı olduğunu düşünmesidir. Yani Hades kibirli veya egosu tavan yapmış biri değildir. :D Hades'in kendini ölümsüzlerden uzak tutmasının bir diğer nedeni ise gerçek aşkı bulmak istemesidir. Çünkü ölümsüzler arasında aşk diye bir şey yoktur. ( Herkes rastgele takılıyor. :D ) Ve Karanlıklar Lordu Hades, şımarık olarak gördüğü Persephone'yi bu sefer çok farklı olarak karşısında bulur. Çünkü aslında karşısındaki Persephone görünümlü Lina'dır. :D Hades'le beraber yeraltındaki tüm varlıklar da Tanrıça'ya hayran kalınca yeni bir aşk doğar. Fakat bir sorun vardır. Lina bu dünya da sadece 6 ay kalacaktır. Zamanı bittiğinde ne olacaktır ? Hades, yeni yeni kendine gelmişken aşkı onu terkederse ne olur ?  Biraz pembe dizi havası verdim sanırım. :D Sonunu merak ediyorsanız, okuyun arkadaşım. Yine müthiş bir kurguydu. Hades'i yakından tanımış oldum. Karanlıklar Lordu isteyince melek gibi bir adam oluyormuş. Bayılıyorum yazarın bu serisine..!

Işık Tanrıçası - Tanrıça serisi yine aynı maratonda mı gidecek diye beklerken yazar bizi ters köşeye yatırdı. Ve bilin bakalım ne oldu ? PC Cast favori yazarlarımdan biri oldu. Her kitapta beni kendisine daha çok bağlamaya başladı. :D Bu kitap farklıydı. Çünkü bu sefer Mitolojik varlıklarımız o harikalar diyarından kopup sefil dünyamıza gelmişlerdir. İlk iki kitapta ölümlü insanlar,beden değiştirip harikalar diyarına giderken, bu kitapta Altın Kardeşler ; Işık Tanrısı Apollon ve bencil,kibirli Asma Tanrıçası olan ikiz kardeşi Artemis ile tüm güçlerinden arındırılmış bir şekilde dünyada kalırlar. Zeus, hafta sonları Tanrı ve Tanrıçaların Las Vegas'a gidebilmeleri için bir kapı açar. Ama ikizler, kapının kapanış saatini kaçırdıkları için Las Vegas'da kalırlar. Tam o sırada aşk hayatından bir şey elde edememiş olan ve Las Vegas'a iş için gelmiş olan Pamela Gray bir dilek diler. Artık tanrı gibi birine aşık olmak istiyordur. Ve bu dileğini isterken farkında olmadan çağırdığı Tanrıça Artemis ise onun için çok farklı planlar yapar. Artemis bu dileği gerçekleştirmek için kardeşi Apollon'dan yardım ister ve Pamela'nın yanına yollar. Planlarda ufak bir değişiklik olur. Apollon ve Pamela gerçekten birbirlerine aşık olurlar. :D Tabii sonrasında Pamela, gerçek bir tanrı olduğunu öğrendiğinde işler karışır. Ah bir de kötü adamımız var... Kilolu ve kel olan Şarap Tanrısı göründüğünden beter bir adamdır. :D 
Kitabın sonunda gözlerim dolmuştu. Çünkü Apollon ve Pamela aşkları için bir bedel ödemek zorundaydı. Bu bedel sayesinde kırmızı gözlerle kitabı bitirmiştim. :D Yine de yazarı tebrik etmek lazım. Çok güzel bir kurgu oluşturmuş. Özellikle kitaptaki bir sahneye bayıldım. Apollon, kendi diyarında hiç tıraş olmamış ve hiçbir yeri kanamamıştır. Dünyada yaşadığı zaman tıraş olmaya kalkışır ve yanağını keser. Kanı görünce hem o hem Artemis resmen çıldırır. :D Gülmekten okuyamadım o sahneyi. Tepkileri çok hoşuma gitmişti. Pamela'nın bu ikiz kardeşlerden neler çektiklerini birde siz okuyun, görün.

Orijinal fantastik, mitoloji dolu ve aynı zamanda romantizmle renklendirilmiş bir seri istiyorsanız Tanrıça serisini okuyun derim. Gerçekten çok değişik ve bağımlayıcı bir seri.Uzun lafın kısası, piyasada çok az bulunan mitolojik romanlardan oluşan bu seriye bir şans verin derim. Ki zaten Yunan Mitolojisi'ne bir takıntılığınız varsa kitaplığınızda mutlaka bulunmalı. :D 
Not : Şuan 6 tane Tanrıça kitabı ülkemizde satışta. 7. ve son kitabın ise gecikmeyeceğini düşünüyorum. :D Diğer Tanrıça kitaplarında görüşmek üzere !

Sevgiler, öpücükler ; Jane 

12 Temmuz 2013 Cuma

Gece Evi Serisi 10 - Saklanmış / PC-Kristin Cast


IŞIĞIN OLDUĞU YERDE KARANLIK SAKLANAMAZ.

Gece Evi serisiyle yaşlandım diyebilirim. Seriyi ilk,liseye başladığım zaman okumaya başlamıştım. Ve liseden mezun oldum hala okuyorum...

Serinin 10.kitabı olan Saklanmış'ı yaklaşık 8 aydır elimde tutup,okumuyordum. Çünkü Anne-Kız yazarlar serinin her bir kitabını birer yıl aralarda çıkarmayı gelenek haline getirdiler. Bende okuduğum kitabı unuttuğum için,seri final olana kadar tüm kitapların çıkmasını bekleyecektim ama işler planladığım gibi gitmedi. Ve kendimi tekrardan Gece Evi'nde buldum...
Kitabı ilk okumaya başladığımda sanki evime geri dönmüşüm gibi hissettim. Koca bir 4 yıl boyunca seriyi aralıksız okudum. Bu kadar sevmem normal. Fakat yazarlar artık sonlara geldikçe hayal güçleri sönmüş gibi. Bu kitapta,diğer kitaplarından aldığım tatı alamadım. Ben ki kitapları bir haftadan fazla bekletmeden bitiren biriyim, Saklanmış'ı yaklaşık 10 günde bitirdim.

Eğer seriyi bilmiyorsanız ve okumadıysanız bu yazının devamını okumadan önce ilk bunu okumanızı tavsiye ederim ; Gece Evi Serisinin Tanıtım Yazısı


Bu kitabın konusuna gelirsek... Seriyi okuyanlar bilir, Zoey ve Çember grubunun başı derttedir. Her zamanki gibi. Çünkü Karanlık'la iş birliği kuran Neferet iş başındadır. Karanlık'la yaratılan canavar Aurox, aslında içindeki benliği yani Zoey'in eski sevgilisi ve hala çok sevdiği arkadaşı Heath ortaya çıkmaya başlamıştır. Eskiden Çember'in baş belası ve düşmanı olan Kalona ise bağlılık yemini ile bizimkilerin kurtarıcısı olur. Gece Evi'nde Kırmızı Çaylak vampirlerin sorunları yetmiyormuş gibi Zoey'in büyükannesini Neferet kaçırır. İşte bundan sonra macera ve heyecan başlar. Bu yüzden kitabın sonlarına doğru nefessiz okudum diyebilirim. 
Ve yazarlar bu kitapta oldukça değişimler yaratmışlar onu anladım. Çember'den biri olan Erin, Kırmızı Çaylak - ve bizimkilerin de düşmanı sayılan- Dallas'la yakınlaşıp,grubu terketmiştir. Onun elementini -suyu- Erik Night tarafından işaretlenen yeni gelen Kırmızı Çaylak Shaylin üstlenmiştir. Ki ben buna memnun oldum. Erin'i zaten sevmiyordum. :P 


Bu kitapta sevdiğim bir diğer şey Zoey'in FRINGE'ı izlemesi. Çünkü Fringe,benim favori dizilerimden biri ! Kitaptaki bölümde diziden bahsedilince resmen kitabın içine sokuldum. :D Anne-Kız işini biliyor. True Blood ve Titanik'ten bahsetmeleri de kocaman bir artı puan yarattı bende. 

Onun dışında Heath'i okumayı özlemişim. Umarım seri sonunda onu 'normal' bir şekilde görürüz. :D

İtiraf etmeliyim ki kitabın sonu çok merak uyandırıcı bir şekilde bitti. Kasım'da çıkacak olan 11.kitabı beklemeye koyuldum. Artık sonlara yaklaşıyoruz. Neferet bence artık yok olmalı,diyeceğim ama Neferet'in sırlarını asıl şimdi öğreneceğiz gibi. Bu seri sayesinde şunu çok iyi anladım ki kimse göründüğü gibi olamıyor. İyiler,kötü olurken kötülerde iyi olabiliyor. Tek gereken şeyler güven ve şans.

Şans sizin yanınızda olsun.

Sevgiler,öpücükler ; Jane

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Gece Evi Serisi - PC Cast & Kristin Cast


Gece Evi: İşaret | İhanet | Seçilmiş

Vampir romanları denildiği zaman akla gelen ilk serilerden biri Gece Evi’dir. PC  ve Kristin Cast’ın (anne-kız) yazdıkları  vampir romanı dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük ilgi gördü. Serinin isimleri bile ilgi çekici. Yalnız bu vampirler Dracula tarzında değiller. Gece  Evi dışında onları gördüğünüzde sıradan gençler gibi gözükebilirler. Fakat dikkatli bakıldığında içi boş, yarım ay şeklindeki dövmelerini görmeniz mümkün.  “ Dövmeler mi ?” diyorsanız, evet. Onların en büyük özellikleri de dövmeleri. Onlar modern vampirler. Ve aralarındaki dostluk bağları oldukça sıkı. Aşklar mı? Hiç bu kadar karmaşık aşklarla karşılaşmadığınıza eminim. Bu romandaki çapkın karakterimiz ise Zoey Kızılkuş.
     Pegasus yayınlarından çıkan ve Sevinç T. Yanar çevirisiyle okunan serinin genel konusu şöyle; On altı yaşındaki Zoey Montgomery, hayatında normal bir yaşam sürerken bir gün okulda iz sürücü tarafından işaretlendiğinde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordu. Sıkıcı ve zorlu geometri dersinden, dağılmış ailesinden uzaklaşıp vampir 101 dersi göreceği ve yeni arkadaş ailesiyle tanışacağı yere, Gece Evi’ne gitmek zorundaydı.


Gece seni seçti, ölümün doğuşun olacak
Gecenin tatlı sesine kulak ver
Kaderin seni Gece Evi’nde bekleyecek


      İŞARET: Zoey Kızılkuş, en yakın arkadaşı Kayla ile koridorda erkek arkadaşı (takıntılı eski erkek arkadaş) hakkında konuşurken iz sürücü tarafından işaretlenir. Yardım almak için annesine başvurur ama işler daha kötüye gider. Bu yüzden en güvendiği kişiye, büyükannesine gider. Ve olaylar arka arkaya sıralanır. Vampir Tanrıçası Nxy ile karşılaşır. Sonrasında Gece Evi’nin Yüksek Rahibesi Neferet ( Zoey’in eğitmeni ) ile tanışır. Ve karakterimiz artık Gece Evi’ndedir. Gelir gelmez tüm dikkatleri üstüne çeker. Çünkü Zoey’in dövmesi diğerlerinden farklıdır. İçi dolu bir yarım ay şeklindeki dövmeye sahiptir. Bu da onu özel kılmaktadır. Okulun gözde kızı Afrodit ve yakışıklı oğlanı Erik Night’ın da dövme ilgisini çekmektedir. ( Aşk kokusunu alıyor musunuz ? Erik Night ilk kurbanı ) Tabii Zoey’in dostları da vardır. Oda arkadaşı Stevie Rae, ikizler ( gerçekten ikiz değiller, çok iyi anlaştıkları için onlara böyle deniliyor ) Erin ve Shaunee , son olarak Damien. Zoey bir yandan yeni hayatına alışmaya çalışırken bir yandan Erik Night’la yakınlaşmakta , eski sevgilisi Heath’le uğraşmaktadır. Ve birde okulda ölen öğrencilerin ruhlarını görmektedir. ( Kitaptaki ilk esrarengiz olayların başlangıcıdır )
Ah, unutmadan söyleyeyim  Zoey sıradan bir vampir değildir. O geleceğin Yüksek Rahibesidir. Ve artık ruh, hava, su ,toprak ve ateşten oluşan bir çemberin kurucusudur. Olayları artık daha farklı işlemeye başlayacağını, yazarlarımız kitabın sonunda belli etmiştir.

[Zoey, Erik Night’ı gördüğünde… ] “ Ah. Tanrım. Bu, Erik’ti. Tamamen simsiyah giyinmişti ama koyu renk dalgalı saçları ve insanın aklını başından alan mavi gözleriyle bana Clark Kent’i hatırlatıyordu. ( Tabii ki inek gözlükleri ve yapıştırılarak taranmış saçlarından bahsetmiyorum. ) Yani demek istediğim bana Süpermen’in pelerinsiz, taytsız ve o kocaman S harfi olmayan halini hatırlatıyordu.”


  İHANET : Bu kitapta ağlamaya hazır olun. Çünkü yazarlarımız bize büyük bir sürpriz hazırlamışlar. Ve asıl olaylar başlamak üzere. Tehlikenin kokusu kitabın sonlarına doğru daha net algılanıyor. Neferet gerçek yüzünü göstermeye, Afrodit gördüğü görüşleri  Zoey’e anlatmaya ve Zoey, Şair Loren Black’e olan duygularını anlamaya başlıyor. Zoey’in çapkın bir kız olduğunu söylemiştim. Eski erkek arkadaşı Heath Luck ve Gece Evi’ndeki sevgilisi Erik Night’tan sonra Loren’da aşk dörtgenine aday olur. Zo, hem aşk hayatıyla uğraşırken hem de  Afrodit’in görüş olaylarıyla ilgilenirken en yakın arkadaşının ani ölümü onu derinden etkiler. Bir de Z, Heath’i damgalamıştır. Bu durum olayları bazen zora sokarken bazende kolaylaştırır. Ama her şey göründüğü gibi değildir. Tıpkı Neferet’in melek yüzlü bir yüksek rahibe olması gibi… Gece Evi’nin gelecekteki yüksek rahibesinin fırtınalı hayatına hazır olun.
Aklınızı başınızdan alacak !

“ Heath’i istiyordum. Erik’e ihtiyacım vardı. Loren kafamı kurcalıyordu.”


SEÇİLMİŞ: Anne-Kız, Zoey’i  en nankör sevgili olarak anlattıkları kitap diyebilirim.  Şahsen kitabı okurken sinir krizlerine girdim. Sen Clark Kent’in farklı versiyonu olan Erik’in değerini bilmeyip, kendini Loren’ın kollarına atarsan tabii en yakın arkadaşların düşmanların olur. Düşmanın ise arkadaşın… Stevie Rae ise yeni yaşamına ayak uydururken , Afrodit iyilik meleği olup “ ben hala havalı kızım, bana arkadaş gözüyle bakmayın “ havasında , Damien ise yeni gelen çocuk Jack’le mutlu bir ilişki içindedir. Neferet’te yeni kozlarını gizlice Zoey’e karşı hazırlamaktadır. Bu durumun sonucunda en çok üzülen Erik ve Zoey olur. Erik sevdiği kız tarafından aldatılmış, Z ise hem aldatmış hem de kandırılmıştır. Loren görüldüğü gibi biri değildir.
Sonucunda ise Damien ve ikizler Zoey’e karşı olurlar. Çünkü onlara Stevie Rae olayını anlatmamıştır. Karakterimiz en pişman günlerini yaşamaktadır. Ama aslında her şey daha yeni başlıyor. Gardınızı alın ve savaşa hazırlanın. Fırtına son sürat Gece Evi’ne doğru yol alıyor.

“…Sana aşık olmaya başladığımı bile düşünmüştüm.”
“Bende sana aşık olduğumu sanıyordum.”
“Palavra ! “ diye bağırdı Erik. “Benimle oyun oynamaktan vazgeç. Bir de Afrodit’in nefret edilesi bir cadı olduğunu söylersin. Senin yanında lanet olası bir melek kalıyor.”
__________

Serinin orijinal kapakları.Ülkemizde de orijinal kapaklarla yayınlanıyor.

Üst bölüm,serinin ilk 3 kitabını tanıtım amaçlı yazdığım yazıydı.Seriye genel olarak bir yorum yaparsam ; Alacakaranlık'tan sonra okuduğum bir vampir serisiydi.Lise yıllarımın ilk günleri bu kitaplarla geçti.İlk 5 kitabı yalayıp yutmuştum ve hemen ardından 6.kitap çıkınca ona odaklanmıştım.Fakat daha sonra yazarlar senede bir kitap çıkarmaya başladılar.Böylece geleneksel kitap bekleme şenliğimiz başlamış oldu.Her sene Kasım ayını Gece Evi serisi ilan ediyordum.Taa ki geçen seneye kadar.Artık durmalıyım,yoksa seriyi unutacağım dedim. 10.kitabı aldım ve henüz okumadım. Evet serimiz baya kalabalık.Yazarların en son dediklerine göre 12.kitap finalmiş.Onlara güvenerek yeni çıkan kitaplarını bekletiyorum.

Serinin çizgi romanından Zoey Kızılkuş

Seri genel olarak okunabilecek bir tarzda.Hele ilk 6 kitapta seriye bağımlı oluyorsunuz. Resmen kitabın içine gömülüyorsunuz.Daha sonra yazarlar konu kıtlığına girmiş gibi biraz saçmalıyorlar.Ama yinede okunuyor.Şahsen ben hala okumaya devam ediyorum.Eskisi gibi tutkulu değilim ama Gece Evi serisinin yeri bende bi başka. :D Fantastik-Vampir edebiyatıyla ilk defa tanışacaksanız kesinlikle öneririm. (Öncelik Alacakaranlık serisi derim tabii.) Zaten kitapları okuyana kadar seri tamamlanır diye düşünüyorum.Ki ülkemizde yayımlanmasını sağlayan Pegasus Yayınevi sağolsun hiç bekletmiyor.Yurtdışı ile hemen hemen aynı zamanda çıkartıyorlar. İnceleme yazısını hazırlamadan evvel ilk 3 kitaba göz atayım dedim ama komple kitapları okudum.O derece akıcı.Zaten 3 kitap çerezlik gibi.Sonraları ağırlaşıyor. :D Dediğim gibi bu seriyi kesinlikle öneririm.Diğer kitap adları ;
1-İşaret
2-İhanet
3-Seçilmiş
4-Vahşi
5-Av
6-Baştan Çıkarılmış
7-Yanmış
8-Uyanmış
9-Kader
10-Saklamış
11. ve 12. kitaplar henüz yazılmadı. (2013-2014 Kasım ayında çıkarlar)

Umarım bu konuda sizi etkilemişimdir. :D Sevgiler,öpücükler ; Jane