Pages

17 Haziran 2013 Pazartesi

PuCCa Serisi

Seninle ilk tanıştığımızda iyiliğine inanmıyordum,ayrıldığımızda ise kötülüğüne.Şimdi,sanki seninle büyümemiş,onca şeyi yaşamamış,hatta hiç tanışmamış gibiyim.... 


PuCCa - Allah Beni Böyle Yaratmış 

PuCCa adıyla tanınan,dizüstü edebiyatında yeni bir çağı başlatan blogger yazar,3.kitabıyla yine kitap listelerinde bir numaraya ulaştı.O halktan biri.Bu kadar sevilmesinin ve okunmasının nedeni ise insanların -özellikle bayanların- dile getiremediği sözleri tatlı diliyle,sempatik halleriyle ve açık sözlülüğü ile kitaplarına yansıtmasıdır. Kitabını elinize aldığınızda sanki kendi hayat hikayenizi anlatan bir romanı okuyormuşsunuz hissini veriyor.Aslında günlük yaşantımızda o kadar benzer olaylar yaşıyoruz ki...Bazen "acaba bu sadece benim başıma mı geliyor,benim suçum ne" dediğiniz oluyordur.İşte PuCCa bu benzer olayları dile getirdiği için daha çok okunuyor.Ortak meselelerimiz,sıkıntılarımız,dertlerimiz...Her şeyi bir arada bulabileceğimiz kitap -blog- yazmış. Normalde çik-lit tarzı kitapları sevmem.Aslında PuCCa için tam çik-lit tarzıda denilemez.Fakat kitap resmen hayatımı değiştirdi.Daha doğrusu hayata bakış açımı değiştirdi. Sakın ola bu seriden edebi değerler,özellikler beklemeyin.Tamamen hobi olarak yazılmış,eğlenceli, yeri geldiğinde ağlatan yeri geldiğinde gülmekten karın ağrıtan bir seri. Türk okuyucuların -özellikle kitap okuma alışkanlığı çok olmayan ve bir kitaptan çok çabuk sıkılanlar- rahatlıkla okuyabileceğinden,tavsiye ettiğim bir seridir.Yaş kitlesi sınırlı değil. 7'den 70'e herkes okuyor.Hele ki erkekler okuduğunda aslında bayanların nasıl bir düşünce yapılarına sahip olduğu hakkında fikir ediniyorlar. Biz bayanlar çok güçlüyüz. Elimizdeki değerleri,kozları kullanmayı çok iyi biliyoruz. Özellikle bu seride erkekler hakkında daha çok bilgi öğreniyoruz.Aslında bildiğimiz hatta uyguladığımız şeyler fakat bunları bir başkasından okuyunca daha da farkına varıyoruz. Bu yüzden PuCCa hayatımızda önemli bir yer edindi. Onun kitaplarını okuyan insanları otobüslerde,duraklarda,okullarda hatta iş yerlerinde bile görebilirsiniz.



  PuCCa'yı bu kadar anlattıktan ve bazılarınız için tanıttıktan sonra gelelim 3.kitabın konusuna...Birinci kitabında 'Küçük Aptalın Büyük Dünyası' 'nda ilk anlattığı erkek arkadaşı Ankaralıyı bu kitapta daha yakından ve hayat hikayelerini en baştan okuyoruz. İlk kitabı okuyanlar bilir. Kızımız,Ankaralıyı zorla terk edip İstanbul'a geliyordu ve ondan intikam almak için blog yazmaya başlıyordu.Aralarda ondan kısa kısa bahsediyordu ama hepimizin kafasında soru işareti oluşmuştu. 'Kim bu Ankaralı?' PuCCa'nın tabiriyle "Ayaklarına kadar uzanan simsiyah montu ile Kenan İmirzalıoğlunun içerisine bisiklet pompasıyla hava basmışlar gibi duruyor." diye tanımladığı bu adamı bir ilk yaparak baştan sona tüm kitapta onunla olan geçmişini anlatıyor.Daha önceden merakla beklediğim için kitabı sabah elime aldığımda taa akşam gözlerim şiş bir şekilde yerine,bitirerek bırakmıştım.Olayları anlamlı,eğlenceli başlıklar altında oldukça akıcı ve sıkmayan bir dille yazmış.PuCCa yine döktürmüşte döktürmüş...Ve aslında kitapta verilen mesaj şuydu "Ön yargılarınızı kaldırın,bazen nefret sevgiye hatta en büyük acıya ; aşka dönüşüyor." Yine yeri geldiğinde kahkaha attırıp yeri geldiğinde de gözleri yaşlarla dolduran bir kitaptı.Okumalısınız.Sıkılmayacağınızı düşünüyorum.İlk defa okuyacak olanlar şanslılar ki arka arkaya 3 kitabını birden okuyabilirler.Aman dikkat ! Kitaplar kısa sürede bitebilir.Bu yüzden ya haftasonlarında ya da boş zamanlarınızda rahat rahat,sıcak kahvelerinizle/çaylarınızla beraber okuyun derim... İyi Okumalar !

1.Kitap : Küçük Aptalın Büyük Dünyası
2.Kitap : Ve Geri Kalan Her Şey
3.Kitap : Allah Beni Böyle Yaratmış.

Kitaplardan kısa kısa ön okumalar  :


Küçük Aptalın Büyük Dünyası : Mutlu son diye bir şey yoktu,mutluluk sonsuza kadar da sürmeyecekti,beyaz atlı prensesim şuan kim bilir hangi kızları götürüyordu.O o....çocuğunu beklerken başıma gelmeyen iş kalmadı,artık ondan da bir umudum kalmadı bu yüzden...

Ve Geri Kalan Her Şey : İki gündür evde Lost izliyorum.O adadaki mistik esrarı çözerken dizideki belli detaylara takılı kalarak,kafa dağıtıyorum.Mesela,şu kızlar kaş,bıyık,ağda,dip boyası gibi şeyleri nasıl yapıyorlar ? Onu da gösterip aradan çıkarsınlar bence.Hiç mi koltuk altı uzamaz anacım bir insanın ? Hadi elin Amerikalısının diyelim ki kılı uzamaz,o dip boyasını nasıl hallediyorlar ? O adaya sadece ve sadece ondan gitmek isterdi,yemin ederim. Bir de diziye kendimi öyle kaptırmışım ki rüyalarım bile alt yazılı olmaya başladı.Adam konuşuyor rüyamda,altta bir yazı beliriyor,onu okuyorum.Rüyanın sonunda da 'Pınar Batum' yazıyor.
Allah Beni Böyle Yaratmış : Tam karşımda,öylece duruyordu ya öylece,sanki o kadar acıyı bana yaşatmamış gibi,sanki onca seneyi onunla geçirmemişim gibi bakıyordu bana. Tanımış mıydı ? Muhakkak,boru mu beraber büyüdük,dört sene beraber yaşadık,beraber yapmadığımız tek şey unutmak eylemi olmuştu.Karşımdaydı şimdi,yaşlanmış epeyce.Kaşlarının ortasını hala alıyor ve hala aynı gülümsemeyle,gözleri küçülerek bakıyor.Hep merak ederdim, çok çok çok büyük aşklar seneler sonra birbirleri hakkında neler düşünürler diye.Ona sarılıp uyurken,ya bir zaman sonra başka birileriyle olursak,birbirimizi nasıl hatırlayacağız diye.Meğerse böyleymiş...


15 Haziran 2013 Cumartesi

Hayatın İçinden Replikler


 
Yaşamamın %80'i film izleyerek,kitap okuyarak ve müzik dinleyerek geçiyor. ( Diğer %18si ise yemek yemek,uyumak,arada ders çalışmak. %2si ise sosyal hayatımı geliştirme çabaları.) Bu yüzden sayamadığım kadar film izlemişimdir.Kendimi bildim bileli habire bir şeyler izliyorum zaten.Ailemde çok film seyreden bir tiptir.Özellikle annemle her fırsatta korku filmi izleriz.Ama genel olarak her türden film izleyebilirim.

    Yazıya böyle kendi bilgilerimle başladım ama amacım film replikleri paylaşmak.Filmleri boş zamanımı doldursun,beni eğlendirsin diye de izlerim elbette ama genellikle o filmler bana yol gösterir.Bazılarında öyle çok anlamlı replikler,alıntılar oluyor ki... Vay be diyorum,resmen düşündüklerimi yansıtmış bu replik. O yüzden favorilerimden bir kaçını paylaşmak istedim. Ve sanırım ilerde bu replikleri bir kağıda geçirip,gözümün önündeki bir yere asacağım. Hayatın gerçekleriyle yüzleşmek gerek,değil mi ?

İşte başlıyoruz !

"Dünya,biz çok uzakları göremeyelim diye yuvarlak yapılmış." (Benim Afrikam)

"Mutluluk sadece paylaşıldığında gerçektir." (Özgürlük Yolu)

      


"Bazen doğru olanı yapmak için, en çok istediklerimizden vazgeçmemiz gerekir.Hayallerimizden bile." (Örümcek Adam 2)

"Sevdiğin tek kişiyle olamadığında,seni seven tek kişiyle kalabilir misin ? (Alacakaranlık  2 - Yeni Ay)

"Mutlu sonlar,sadece bitmemiş hikayelerde olur." (Bay ve Bayan Smith)


 "Hayallere bağlanmak ve yaşamayı unutmak iyi değildir." (Harry Potter ve Felsefe Taşı)

"Birisiyle mühürlenmek onu gördüğünde her şeyin değişmesi gibidir.Bir anda seni gezegene bağlayan şey yer çekimi değil, o olur." (Alacakaranlık 3 - Tutulma)

"İmkansıza ulaşmanın tek yolu, onun mümkün olduğuna inanmaktır. (Alice Harikalar Diyarı)


"Birine karar vermek,diğerini kaybetmektir." (O Kadın)

"İçindeyken rüyalar gerçek gibidirler ama uyandığımız da bir gariplik olduğunun farkına varırız." (Başlangıç)


11 Haziran 2013 Salı

Film Önerisi: Bay Evet ( Yes Man ) / 2008 - ABD Yapımı




   
Filmlere daldığım zaman kitapları ; kitaplara daldığım zamanda izlediğim dizileri ve izleyecek filmleri unuturum.O dengeyi bir türlü tutturamadım.Beynim,hayal dünyama öyle bir sınır koydu herhalde. :D Nora Roberts'ın Gelin Serisini bitirdikten sonra filmlere sarmış durumdayım.Ve bugün keyfim yerinde olduğu için komedi tarzında film izlemek istedim.Komedi filmleri deyince aklıma gelen ilk isimlerden biri Jim Carrey oluyor. ( Neden acaba...) Adamın çoğu filmini izlemişimdir.Hatta bir kaç kere üst üste izlediklerimde olmuştur.Ama "Bay Evet ( Yes Man ) " filmiyle ne kadar karşılaşırsam karşılaşayım bir türlü izleyememiştim.Ve bugün karşıma aniden çıkınca ( film sitelerine göz atarken ilk karşıma çıkan o oldu ), pekala başlayalım dedim. Jim Carrey dışında çok sevdiğim ve filmlerini takip ettiğim mükemmel iki oyuncu daha varmış. Zooey Deschanel, acaip sempatik bir kadın ve oyunculuğu gerçekten harika. Bradley Cooper zaten romantik-komedi ve dram filmlerin baş yıldızlarından biri diyebilirim. Süper 3'lü aynı filmde olunca izlememek olmazdı elbet.
Zooey Deschanel
Bradley Cooper

 

Konusundan bahsetmek gerekirse ; Carl ( Jim Carrey ) bir bankada çalışan,eşinden ayrılmış ciddi bir asosyal kişi.En yakın arkadaşı Peter ( Bradley Cooper ) bile onu dışarı çıkarmaya , davetlere gelmesini zorla sağlıyor.Ki çoğu zaman arkadaşıyla karşılaşmamaya çalışıyor.Ve her şeye hayır diyerek reddeden bir insan.Bir süre sonra karşısına eski dostlarından biri çıkıyor ve ona "Yes Man" adlı bir etkinlikten bahsediyor.Basit ve tek bir ilkesi var "Her şeye evet demek !" Carl ilkten yapamam edemem falan diyor ama programı sunan kişi onu anlaşmaya zorluyor."Ve evrenle anlaşma yaptın,bu binadan çıkar çıkmaz her şeye evet demek zorundasın" demesiyle macera başlıyor.


Müthiş oyunculuklar,komedi olaylar,espriler,eğlenceli sahneler...Ne ararsanız bu filmde var diyebilirim.Carl,binadan çıkıp birinin sorusuna "evet" demesiyle Allison ( Zooey Deschanel ) ile karşılaşıyor.Çok güzel bir ikili oluyorlar.İkiside gerçek anlamda hayatı yaşamaya başlıyorlar diyebilirim.



Bir de Carl'ın her şeye "evet" demesi arkadaşlarının işine gelir.Ve onu içmeye davet ederler.O kadar çok içtiler ki... Adamın başı belaya girdi en sonunda.En güldüğüm sahnelerden de biriydi. :D

Özellikle son sahnedeki yaptıkları maceraya bayıldım ve "kesinlikle bende yapmalıyım !!!" dedim. Filmin konusu çok güzel düşünülmüş.Çünkü ilk sahnelerde hem izleyip hem kendimle konuşmaya başladım."Aynı ben, mecbur olmasa dışarı çıkmayan, habire film izleyen ve her teklifte ık mık edip reddeden insan.İşte bu benim." dedim.Kesinlikle asosyal bir kızım.Belki üniversite sınavından falan olabilir.Ama normalde de zorla dışarı çıkan bir insanım.Ve bu film o yüzden beni hem etkiledi hemde eğlendirdi.Sanırım bundan sonra "evet" deme zamanı. Yaş 17 ( 1 ay sonra 18 :D ) ve yaşanılacak mükemmel bir hayat oluşturabilirim.İyi ki filmi izlemişim dedim. Bazı filmler gerçekten insanı harekete geçiren bir etken olabiliyorlar.


Filmde bir çok favori sahnem var.Özellikle bankada çalışan bir arkadaşı "Harry Potter" kostümlü mini bir parti veriyor.Partide herkes bi karaktere bürünmüş,serinin filmlerini falan izliyorlar...Acaip hoşuma gitti ve öyle bir kostüm partisine katılmak isterdim. :D

Ve Jim'in sesini ne güzelmiş öyle dedim...Filmde bir kaç yerde şarkı söyledi.Adam çok yetenekli :D Ve çılgın !

Boş bir zamanı doldurabilecek en iyi şeylerden biri film izlemek.İşin içinde Jim Carrey varsa gözü kapalı ( yani ön yargısız,pişman olucak mıyım duygusu olmadan ) o filme yumulun derim.


Son olarak,filmde çok anlamlı sözlerde vardı.İşte bir tanesi ;



Sevgiler,öpücükler ; Jane

Film için link : Yes Man - Bay Evet

10 Haziran 2013 Pazartesi

Film Yorumu : Talaash - 2012

     
Üniversite sınavına sayılı günler kala ben yine yerimde duramadım ve Nora Roberts kitaplarından sonra bir boşluğa düştüğüm için film izlemeye karar verdim. Ne izlesem,hangi yapımı izlesem diye düşünürken yine kendimi Aamir Khan filmlerinde buldum.Ama bu sefer 2012 yapımı olduğu için daha çok merak ettim.Konusuna göz attım.Polisiye tarzında gibi. Vay be,değişik olacak.Aamir Bey'i birde polis ve sert olarak izleyelim dedim.Yorumlara göz attım.Yine çok iddialı yorumlar vardı. "Aamir Khan filmlerini izlemeden önce izlediğim filmleri,film diye saymam ben." gibisinden... Hadi bakalım başlayalım dedim.
   2 saat 10 dakikalık filmi izlemeye koyuldum.Evet,film son 20 dakikaya kadar kesinlikle bir polisiye-dram filmi.Polis Suri,mutlu bir evliliği vardır fakat oğlu Karan'ın ölümünden sonra işler değişir.Eşiyle birbirlerinden uzaklaşırlar ve kendini daha çok mesleğine adar.Ama her gece oğlunun ölümünden kendini suçlar.Ve farklı farklı senaryoları kafasından geçirir.Ama olan olmuştur.Oğlu boğularak ölmüştür.


   Film çok güzel bir müzik eşliğinde ve görüntülerle başlıyor.Hindistan'ın genel görümünü ve insanlarının yaşamını.Sonra aniden bir kaza oluyor.Ama öyle bir kaza ki sanki arabayı kullanan kişi intihar etmek istiyormuş gibi arabasını denize uçuruyor.Ve işte o sırada olay yerine polisimiz,Suri geliyor. Tanıklarla görüşüyor,olayları inceliyor ama hiçbir kanıt ve sonuç yok. 
    Sonra olay tabii bir yerden patlak veriyor.Ama asıl olay şöyle başlıyor ; Suri,karısıyla eve dönerken yeni komşularından biri bunların önünü kesiyor ve oğlun seninle konuşmak istiyor,diyor.Şaşırtıcı değil mi ? Oğlu ölmüş,nasıl konuşmak istesin...Eşi ve Suri çok sinirlenip eve gidiyorlar ve orda tartışıyorlar.Suri hızını alamayıp,evden çıkıyor.Arabada ağlarken hayat kadınlarından biri bunun yanına geliyor. ( Hayat Kadını rolünü ise 3 İdiots filminden Pia'yı canlandıran,eski bir rol arkadaşı canlandırıyor.Onu görünce baya şaşırdım ve sevindim.Çünkü süper ikililer.) Ve bu kadın sayesinde Suri,kazayla ilgili bilgiler topluyor ve kadınla baya yakın oluyorlar.Ama iş meseleleri dışında bir şey yaptıkları yok,rahat olun.Yoksa bende sinir krizi geçirirdim...

3 İdiots filmiden ve Aamir Khan'la bu filmde de rol alan Kareena Kapoor 

  Ve asıl bomba filmin sonlarında patlıyor.Öyle bir şey oluyor ki...Ben izlerken ağzım açık, "Olamaz !" dedim.Hani gerçekten şaşırtıcıydı.Sonuda biraz farklı bitti sanki devam edicekmiş gibi ama beni şoka uğratması,filmden etkilenmemi sağladı.Ve sonra acaba gerçek hayatta da böyle şeyler oluyor mu diye düşünmeye başladım.Çünkü ben her şeye inanırım.Bu yüzden filmde de bir ara öyle sorguladım ama etkileyiciydi.
  Aamir Khan zaten yine mükemmel oyunculuk çıkarmış.Onu bıyıklı ve habire çatık kaşlı görmek tuhaftı. :D Böylece günümü bu filmle aydınlatmış oldum. Hint filmi diye çekinmeyin ya da ön yargılı düşünmeyin derim.Çünkü konusu ve filmin genel bakış açısı bana Amerikan yapımlarını anımsattı.Ki tüm efektler,sahneler,filmdeki her şey çok iyiydi.
   Filmi rahat rahat izleyebileceğiniz link : Talaash
İzleyenlere ya da izlemek isteyenlere şimdiden iyi seyirler diliyorum.

Sevgiler,öpücükler ; Jane

Nora ROBERTS - Gelin Serisi

Serideki karakterlerin sanal ortamdaki halleri.Baştan ; Emma,Laurel,Mac ve Parker

  İlk defa bir Nora Roberts romanı okudum.Uzun zamandır okumayı planlıyordum zaten ve Y O R U M B A Z 'ın kitapları yollamasıyla Gelin serisine başladım. ( Bu konuda sonsuz teşekkürler Büş ! ) Fena başlangıç olmadı.Bazen gerçek hayat konulu romanları okumakta çok iyi geliyor. Serinin genel konusu şöyle ; Çocukluklarından  beri sıkı arkadaş olan Mac,Laurel,Emma ve Parker büyüdükleri zamanda aynı dostluklarını koruyorlar ve ortak bir iş yapıyorlar.Evlilik organizasyonu. Mac,profesyonel fotoğrafçı,Laurel tatlı ustası,Emma çiçeklerden sorumlu ve Parker ise elinden gelen her işi yapan bir karakter.Vows adını verdikleri organizasyon işlerini Parkerların büyük malikanesinde gerçekleştiriyorlar.Her kitapta her birinin mutluluklarını,yaşamlarını okuyoruz.


    İlk kitapta Mac ön planda.Onu tanıyoruz ve onun gözünden yaşamlarını okuyoruz.Bu 4 iş kadını aralarında süper görev dağılımı yapıyorlar ve ne olursa olsun her zaman beraberler.Mac,sorunlu bir aileden geliyor.Anne babası o 4 yaşındayken ayrılmış,babası özgür ruhlu bir insan olduğu için Avrupa'da geziyor.Annesi ise çok sinir bozucu bir kadın. 3 kere evlilik yapmış ve hala hayatının aşkını arıyor.Ve Mac ,dostları sayesinde hayatını normal yaşıyor.Daha sonra karşısına öyle biri çıkıyor ki...Aslında liseden beri tanıdığı Carter Maguire, şimdi gözünde daha farklı.İşte,olaylar o zaman başlıyor.Çünkü Mac birine bağlanmaya hazır bir kadın değil.Fakat Carter,onu öyle etkiliyor ki planladığı işlerde değişim oluyor.
  İlk kitap başlarda beni biraz sıktı.Her zaman ilk seriye başlarken biraz sorunlar yaşarım.Yeni karakterler,yeni yazar,yeni olaylar ve bakış açıları...Gerçek hayat konulu kitaplarla başım o yüzden dertte ama üstesinden geldim.İlk 50 sayfasından sonra kitaba ısındım.Ve geceleri,oda arkadaşım oldu diyebilirim.Akıcı bir anlatımı vardı.Güçlü kadın karakterleri her zaman severim ve Mac'de öyle biri.O yüzden kitabı çok sevdim.Bir de 4 kadının aralarındaki dostluk beni çok etkiledi.Her seride sıkı dost bağları görmek zor.Ama bu seride imrenilecek derecede bir dostluk bağları var.
   Kitabı öneririm.Özellikle boş zamanlarınız çok varsa çerez niyetinde okunacak tarzda bir kitap.


 İkinci kitapta ise çiçeklerle iç içe olan Emma karşımızda. Bu sefer onun gözünden olaylara tanık oluyoruz ve Emma'yı daha yakından tanıyoruz.Kendini bildi bileli çiçekler,bitkilerle bambaşka bir bağ kurmuş durumda.Uzaktan bazen delidolu gibi görünüyor ama aslında çok narin bir karakter.Anne babasının aşkını o kadar çok benimsemiş ki kendiside hayatının aşkını arıyor.Tıpkı ailesindeki yaşanılan aşklar gibi...Ama ne yazık ki bu zamana kadar öyle bir aşka sahip olamamış.
   4 baş kadın karakter dışında seride yakından tanımaya başladığımız bazı erkek karakterler bu kitapta daha çok ortaya çıkıyor.Carter'ı,Mac sayesinde tanıyoruz zaten.İngiliz öğretmeni ve klasik bir eş olacak tipte biri. Delaney Brown,Parker Brown'un erkek kardeşi.Kendisi bir avukat.Hafifte çapkın gibi ama Parker'ın dostlarına kardeş gözüyle baktığı gerçeği var elbette.(Hatta kasabada Del'in kızları diye bir laf geçiyor.O derece benimsiyor kızlarımızı :) Malcolm ise tamirci ve Del'in arkadaşlarından biri.Kendisi uzaktan biraz asi gibi görünebilir ama oldukça çekici biri.Grupta pek gözükmemekte ama ilerleyen kitaplarda baş karakterimiz olabilir... Ve son olarak Jack ise bu grubun mimarisi.Çapkın,serseri biri gibi.Ve Mac gibi o da birine bağlanmaktan korkuyor.Fakat Emma her zaman gözünde farklı.Jack,Del'in çok yakın arkadaşı olduğu için Emma'ya yakınlaşmaya çekiniyor biraz ama birbirlerinin arasındaki bağın farkedilmemesi imkansız.Kitapta elbette beraber oluyorlar ama Jack'in sorunları yüzünden olaylar farklı bir boyuta taşınıyor... Emma gerçek aşkını bulmuş gibi ama Jack'in duvarlarını yıkması lazım.


Üçüncü kitap ise acaip akıcı geçti.Aslında ilk başlarda biraz ön yargılı düşündüm.Çünkü serideki 4 kadın karakterden Laurel içlerinde en soğuk kişi gibiydi.Ama onun ağırlıklı olduğu kitabı okuyunca aslında cana ne kadar yakın biri olduğunu farkettim.Özellikle kendini bildi bileli Del'e aşık olması beni çok etkiledi.Yıllar boyunca başkalarıyla denemiş,beraber olmuş ama hiçbir zaman ondan vazgeçmemiş.Ve Del'de ona karşı bir şeyler hissetmemeye çalışmış.Çünkü Laurel'da onun 'kızlarından' biri. Ama artık dayanamadılar ve sonunda beraber oldular !!! Nasıl mutlu oldum anlatamam. :D Seriye çok alıştım.Sanki 4'ü de benim yakın arkadaşımmış gibi hissediyorum.Sorsalar bu nasıl bir karakter,biraz açıkla diye...gözümü yumup ağzımı açarım.Seri ilerledikçe bu grubu daha çok sevdim.Artık çiftler belli olmaya başladı. Mac-Carter,Emma-Jack şimdi Laurel-Del ve sıradaki çifti tahmin etmek zor olmasa gerek... Parker-Malcolm olacak.Zaten bu kitapta beraber olucaklarına ilişkin sinyaller aldım ve Malcolm'a daha çok ısındım.
     Onun dışında bu kitapta Mac'in annesi Linda'ya daha da sinir oldum.Laurel'ı bile üzdü.Neredeyse Del'le aralarına bile girecekti.O derece uyuz bir kadın...Del'in varlıklı olması Laurel'la ilişkilerini biraz zedeliyor gibi ama kitabın sonundaki Del'in konuşması ve sürprizi...Ayakta alkışlanacak türdendi.Kısacası...Bu seriye bayıldım.Her karakteri,her bir kitapta doyasıya tanımak,görmek müthiş bir şey.


Dördüncü kitap, Malcolm ve Parker çiftini anlatıyor.En sabırsızlıkla beklediğim kitaptı diyebilirim.Çünkü erkek karakterler içinde en çok Malcolm'ı sevdim.Hafif serseri tarzı,rahat giyinimi,kendinden emin davranışlarıyla favori karakterlerimden biri oldu.Ve annesine bayıldım ! Çok içten,sempatik ve doğal bir kadın.Kadının hal ve hareketlerini okurken çoğu yerlerde güldüm.Malcolm o konuda çok şanslıydı diyebilirim. Parker ise grubun en düzenli en planlı ve en titiz karakterlerinden biriydi.Karşısına araba tamircisi,çoğunlukla lekeli pantolonlarla ve yağlı ellerle gezen bir adam çıkınca tuhaf oldu aslında.Ama Malcolm öyle çekici biri ki Parker bu durum karşısında tepkisiz kalamadı.İlkten ık mık etti ama sonra çok tatlı bir çift oldular.
    Serinin son kitabında Mac ve Carter'ın düğünlerinide görüyoruz.Çok eğlenceliydi.Özellikle Vows'da kendilerinden birinin evlenmesi...tuhaftı ve okurken çok zevk verdi.Beni asıl etkileyen ise Malcolm'ın yaşamıydı.Geçmişte baya olaylar yaşamış ve kendi ayakları üstünde durmuş biri.Bu konuda Parker'la biraz zıtlar ama birbirlerini çekemeden duramadılar. :D 
     Bir Nora Roberts serisi bitirdim,sonunda ! Ve çok çok güzel bir seriydi.İçinizi ısıtan,yüzünüzü güldüren bazen gözlerinizi dolduran ve her kitabın sonunda bir iç çekişle kitabı elinizden bıraktıran bir seriydi. Artık yaz tatiline doğru girdiğimize göre kumsalda ya da evde okuyabileceğiniz ve memnun kalacağınız bir seri olduğu için kesinlikle öneririm.
     Bu arada kadın karakterlerden en çok Laurel'ı sevdim ve benimsedim.Onun kitabını okurken evde habire kurabiye yaptım.Sanırım tatlı yapmayı sevdiğimiz için Laurel'ı diğerlerinden daha çok sevdim.Ama Del'in kızlarının hepsi mükemmel !


Malcolm kucağında bir cips paketi ve elindeki kolayla koltuğa yayılmış,televizyonda yakaladığı bir motor yarışını izliyordu. 
Carter volta atıp duruyordu.
....
...
...
"Dökül artık."
"Sevdiğin birini bulduğunda,ama sonuna kadar sevdiğin biri ve o da seni sevdiğinde -tüm hatalarına,kötü özelliklerine rağmen, her şey sanki yerine oturuyor.Onunla konuşabiliyorsan, ve dinliyorsa , eğer seni güldürebiliyorsa, düşündürüyorsa, bir şeyler istemeni sağlıyorsa, gerçekte kim olduğunu görmeni sağlıyorsa, ve olduğun kişi daha iyiyse, sadece onunlayken daha iyiyse, hayatının geri kalanını onunla geçirmek istememek delilik olur."
Carter şaşkın bir tavırla güldü. "Geveliyorum değil mi ?"
"Hayır." Duyduğu şeyler içinde bir şeyleri harekete geçirirken Mal başını salladı. "Senin adına çok mutlu oldum Carter.Sen çok şanslı bir herifsin."

8 Haziran 2013 Cumartesi

Dönüşüm Serisi 1 - Serseri / Rachel Vincent

Orijinal kapak fotoğrafları.Ülkemizde de aynı şekilde yayınlanmakta.
Kedileri sever misiniz ? Bir kere daha düşünün.Çünkü bunlar Kedi Adam !!!

Kitaplığımda bol bol fantastik türe ait seriler bulabilirsiniz.Zaten çoğunlukla onlar var.Aradaki Romantik-Komedi ve Kristin Hannah romanlarını saymazsak kitaplığım gerçekdışı olaylarla dolu olan kitaplarla kaplı.
  Bunlardan biri Dönüşüm serisi. İlk kitabın kapak fotoğrafına bayılmıştım.Ama ilk okuduğumda kendisine pek bayıldığım söylenemez.Ya o zamanlar kitapları algılayamıyordum (Vampir Akademisi serisinide o zaman okumuştum ve feci sıkılmıştım.Şimdi ise kitapları için yerlerde sürünebilirim.) ya da yeni bir seri olduğu için odaklanamamıştım.Ama daha sonra sakin kafayla okuyunca seri,favorilerimden biri oldu.İlk başta konusu çok tuhaf gelmişti.Hani vampirlere,cadılara,kurt adamlara alışkınım.Ama Kedi Adam ? Hayal gücüm bu seriyle daha da gelişti diyebilirim.Eh birde kedi sever bir insan olduğum için bu seri biraz daha ilgimi çekti.Kedi Adamlar nasıl olabilirdi ki ? Kitabı okuyunca anladım. :D


     Baş karakterimiz Faythe,bir kedi adam.Tüm ailesi de öyle.Bu arada Kedi Adamlar 2'ye ayrılıyor.Serseriler ve Gurur sürüsüne bağlı olanlar.Faythe ve ailesi zaten bir Gurur sürüsü.Serseriler ise gurur sürüsüne bağlı olmayan,başı boş tipler.Ve Kedi Adamlar arasında dişiler çok değerli.Çünkü toplumlarında dişi sayısı oldukça az.Bu yüzden belli yaşa gelen dişiler,gurur sürüsünden biriyle evlenip,çocuk yapmak zorundalar.Soylarını devam ettirmek mecburiyetindeler..Ve Faythe kesinlikle evlenip,çocuk yapabilecek bir karakter değil.Özgürlüğüne,hayatına düşkün.Bu yüzden ailesinden uzaklaşıp üniversite okumaya gidiyor.Ve arkasında sadece ailesini bırakmıyor.Beraber büyüdüğü,aşık olduğu adamı Marc'ı da terkediyor.Ailesi Marc'la evlenmesinden yana.Ama Faythe henüz buna hazır değil.
   5 yıl çok normal bir hayat yaşarken ve normal bir insan sevgilisi Andrew'la her şeyi iyi giderken bir gün kedi kokusu hisseder ve takip edildiğini anlar.Bilin bakalım karşısına kim çıkar ? Marc Ramos ! Aslında yıllarca iyi olup olmadığını bilmek için zaten takip eder ama bu sefer karşısına çıkar.Çünkü önemli bir gelişme vardır.Bir grup serseri,dişileri kaçırmaya başlamıştır.Bu yüzden Faythe tehlike altındandır ve gurur sürüsüne geri dönmek zorundadır.Emir,babasından geldiği için (Babası,gurur sürüsünün başında ) eve tıpış tıpış geri döner.Kitabı okurken evdeki erkek sayısı beni çok şaşırtmıştı.Marc ve babası dışında erkek kardeşleri ; Micheal,Ethan,Owen ve yanlarında çalışan Parker ,Vic ve Jace olmak üzere 8 erkekle beraber yaşıyorlardı.Tabii kendini bildi bileli durum böyle olduğu için alışkındı kendisi ama ben ilk okuduğumda "tuhaf" diye geçirmiştim içimden.Diğer kitaplarda ise daha rahattım, insan alışıyor.Bir de Ryan diye bir erkek kardeşi var...Ona sonra geleceğim.
      Dişi kedileri kaçıran serseri grubu,Faythe'nin kuzenini kaçırdığı için herkes kızımızı koruma çabasındadır.Ama o yerine durur mu ? Bir şekilde o da kaçırılıyor ve olaylar başlıyor.Kaçırıldığı bölümlerde Faythe'ye hayran kalmıştım.Telaşa kapılmaktan çok kendince planlar yapıp,uygulamaya çalışıyor.Ve büyük bir şokla karşılaşıyor.Okuduğumda "Yok canım,daha neler ?" demiştim.

   

   Aslında kitaptaki karakter sayısı oldukça fazla.Ama ilk 4 kitabı arka arkaya okursanız ister istemez hepsi aklınızda kalıyor. ( Ülkemizde ilk 4 kitap yayınlandı. 5.kitap ise yolda,en kısa zamanda çıkacak. Seri toplamda 6 kitaptan oluşuyor. )
       İlk kitapta karakterleri tanıma,onların dünyasını daha yakından öğrenmelerle geçiyor.Ama sonlara doğru macera dolu olaylar oluyor elbette.Ve ortalık çok fena karışıyor.Diğer kitaplarda sinir krizi geçirdiğimi hatırlıyorumda... Son 2 kitap kim bilir nasıl tepkilere yol açıcak bende.


Faythe karakteri ; deli dolu bir kız.Çıt kırıldım bir tipte kesinlikle değil.Sonuna kadar savaşıyor,çabalıyor ve amacına ulaşmaya çalışıyor.Baskıcı yönü ağırlıkta.Güçlü kadın karakterlerden biri.

Marc karakteri ; Gurur sürüsünde liderin sağ kolu denilebilir.Aslında o bir serseri.-Hayat hikayesini öğrenmek için kitabı okumak zorundasınız.- Serseri olmasına rağmen Greg ( gurur sürüsünün lideri ve Faythe'nin babası ) onu sürüsüne kabul etmiş ve eğitmiş.Marc,sert yapılı bir gibi gözüksede yumuşak bir tarafıda var.Sanırım bu tarafının kimin oluşturduğunu tahmin edersiniz...Faythe.

Jace karakteri ; ilk kitapta pek ortalarda gözükmesede diğer kitaplarda baya karşımıza çıkıyor.Faythe'ye deliler gibi aşık ama Marc'la da araları iyi.Şaşırtıcı değil mi ? Aralarındaki bağ çok etkileyici.Serideki favori erkek karakterim. :D

Ethan karakteri ; 4. kitabı okuduktan sonra bu karakteri ne kadar çok sevdiğimi farkettim.Ve nasıl geç keşfettim diye kafamı duvarlara sürtmek istedim.Jace'le çok çok yakın arkadaşlar.Hatta kardeşler bile diyebilirim.

      Serilerde her zaman ilk kitaplar riskli olur.Ya çok seversiniz ya hiç sevmezsiniz.Ama ben sevmesemde mutlaka bir şans verip,yeniden okurum.Ve 2.okuyuşumda o seri favorilerimde yerini alır.Bu seride de aynen öyle oldu.Fantastik olaylara doyuyorsunuz,kendinizi içinde buluyorsunuz.Tatilde bu maceraya atılmak istiyorsanız seriye başlayın derim.Çünkü her kitapta kendini daha çok sevdiren,bağlayan bir seri.Yazarın hayal gücünü çok sevdim.




"...Hey,Marc?"
"Evet ?"
"Babamın Ryan'la bir anlaşma yaptığını unutma." Başını salladı ama ikna olmamıştım. "Bu,ona dokunmayacağın anlamına geliyor.Bana söz ver."
"Dokuz canımın üzerine yemin ederim."
Kahkaha attım.Hayır,dokuz canımız yoktu.Ama olsaydı bu havalı olurdu.Özellikle de Miguel'in durumunda.Eğer dokuz canı olsaydı, her birimiz sırayla onu öldürebilirdik.Ne yapalım,bunu bir seferde düzgünce yapmakla yetinmek zorundaydık.
---
"Kardeşlerin kendilerine göz kulak olabiliyordu ama hiç kimse seninle baş edemiyordu."
Gözlerine bakmamak için yumağı inceledim. "O kadar da kötü değildim."
Gülümsedi. "Ethan'ın kolunu kırmıştın."
"Kendimi korumak içindi.Ayaklarımı bırakmıyordu.
"Ayakkabını bağlamana yardım ediyordu."
---
"Gerçekten kustun mu ?" diye sordu Jace.
Gülümsedim. "Evet,yere.Sanırım Vic'in ayakkabılarına da ."
Jace kahkaha attı.

4 Haziran 2013 Salı

Kitap Önerisi-Yorumu : Açlık Oyunları / Suzanne Collins



Kazanmak ün ve talih anlamına gelir.
Kaybetmek kesin ölüm anlamındadır.
Açlık Oyunları başlasın...


Bir zamanlar Kuzey Amerika diye bilinen bir yerin yıkıntıları içinde Panem ulusu yaşamaktadır.Capitol'de on iki bölge bulunmaktadır.Bölgede yaşayan halk arasındaki çocuklar her yıl yapılan Açlık Oyunları'na katılmak zorundadırlar.Çünkü Capitol acımasızdır.Yarışma için yaşları on iki ve on sekiz arasında,bir erkek ve bir kız çocuğu olmak üzere iki kişi yarışmaya gönderiliyor.Bölgede yaşayan,bu yaş aralığındaki kişiler katılmak zorundalar.Başka şansları yok.Çekilişle 2 kişi belirleniyor ve TV'de canlı olarak yayınlanan ölümüne bir kavgaya yollanıyorlar.

  Katniss Everdeen,on altı yaşındadır,anne ve küçük kız kardeşiyle beraber yaşamaktadır.Açlık Oyunları'n da çekilişte ismi çıkan küçük kız kardeşinin yerine gönüllü o olur ve vahşi savaşa gitmeye hazırlanır.Ama her şey göründüğünden farklıdır ve Katniss tek başına hayatta kalmak zorundadır.



    Konusu yukarıda özet geçtiğim gibi.Bu seriyi ele almamın nedeni ise beni çok etkilemiş olması.Kitap ilk çıktığı zamanlar pek ilgimi çekmemişti.Fakat daha sonra herkesin elinde görmeye başlayınca bir risk aldım ve konusuna bakmadan satın aldım.Bir süre kitaplığımda süs gibi durdu.Daha sonra okuldaki kitap okuma saati için yanıma alıp,okumaya başladım.İşte o andan sonra bende kendimi Açlık Oyunları içinde buldum.İnanılmaz bir kurgu ! Okurken gerçekten kendimi kitaba gömdüm.Hala olayları düşündükçe ve hayal ettikçe kendimden geçiyorum.Macera seven bir insanım ve bu kitapta macera doruk noktasında.Katniss'le beraber hırslandım,savaştım,çabaladım diyebilirim.Çok güçlü bir karakter.Zaten bu ölümüne savaşta,kardeşinin yerine geçmesi bile ne kadar cesur olduğunu gösteriyor.
  
    Yazar, bu seriyi yazmadan önce araştırma yapmış ve buna benzer oyunların ( daha doğrusu ölümlü savaş diyebiliriz ) daha önce gerçekleştirildiğini duymuş.Çok tiksindirici bir şey aslında.Normal bir hayat yaşıyorsun,daha sonra zorunlu olarak bir oyuna katılmak zorundasın.Ve bu oyunda sadece bir kişi canlı kalabilir.Diğerlerini ya öldüreceksin ya da canını kurtaracaksın.Ama kazanmak için öldürmek şart.Ve bunları daha reşit olmamış çocuklar yapıyor.Okurken bir yandan söylendim bir yandan da hırsla okudum.Sonu beni tatmin etti ama sevdiğim karakterler öldüğünde mahvoldum diyebilirim.Zaten başka çareleri yoktu...

Açlık Oyunları filminden Katniss Everdeen

       Katniss,bu zorlu yaşamda hem annesine hem kardeşine sahip çıkıyor.Babaları öldüğünü için annesi henüz kendini toparlamış durumda değil.Bu yüzden tüm yük Katniss'de.Ve en yakın arkadaşlarından Gale var.Her zaman avlanmaya beraber gidiyorlar.Katniss ok atma konusunda oldukça uzman.Bu da Açlık Oyunları sırasında ona çok yardımcı oluyor.
  
       Peki Katniss dışında başka kim Açlık Oyunları'na katıldı ? Peeta Mellark ise diğer bir erkek karakterimiz.Katniss'le beraber oyunlara katılan diğer kurban diyebiliriz.

Açlık Oyunları filminden bir kare. Stilistleri Cinna, Katniss ve Peeta'yı gösteriye hazırlarken.Şu çok ünlü 'Alevler İçindeki Kız' kostümünün ön hazırlığı.
       
          İşin komik tarafıda ne biliyor musunuz ? Oyunlar başlamadan önce oyunculara el bebek gül bebek gibi bakıyorlar ve sonra ölümcül oyuna salıyorlar.Ne kadar acımasızlar değil mi ?
Oyunlar öncesinde seçilen adaylar bir trene bindiriliyor.Orada her çeşit yemek var.Yani bir güzel karınları doyuruluyor.Daha sonra Capitol'e geldiklerinde baştan aşağı temizleniyorlar ve özel odalarında dinleniyorlar.Özel yardımcılar var.Kuaför,moda uzmanı v.b. gibi. Oyunlar öncesinde tanıtım amaçlı büyük bir gece hazırlanıyor.Oyuncular bu gece için özel olarak hazırlanıyor.Katniss ve Peeta çiftini benim çok sevdiğim karakterlerden biri, Cinna hazırlıyor.Kostümlerine gerçekten bayılmıştım.Hatta kostümleri o kadar etkileyici ki Katniss, 'Alevler İçindeki Kız' olarak tanılıyor. Ve her çiftin başında bir akıl hocası oluyor.Bu akıl hocaları daha önce Açlık Oyunları'na katılıp,galip gelen kişiler oluyor.Katniss'le Peeta'nın akıl hocası ise Haymith,tam bir ayyaş herif.Ama göründüğünden de zeki bir insan.Oyunlar sırasında bizimkilere sponsorlar bulup,oldukça yardım ediyordu.Neyse, bu özel gecede her oyuncu tek tek sahneye çıkarılıp tanıtılıyor ve röportaj yapıyorlar.Özellikle Peeta'nın röportajı sırasında şok girmiştim ve bir sonraki sayfayı nasıl okuduğumu hatırlamıyordum.Orayı çok güzel düşünmüş yazar.Gerçekten merak edilisi ve okunulası bir bölümdü. ( Biraz daha meraklanmanız için o bölümden kısa bir şey paylaşacağım.Yazının biraz daha aşağısında yer alacak.) Ve oyuncular tam oyun öncesi küçük bir odadaki arenaya katılıyorlar.Aslında bir bakıma sınılıyorlar.Ne kadar çok ilgi çekici bir şey yaparlarsa ve yeteneklerini ortaya koyarlarsa o kadar yüksek puan alıyorlar.Bu puanlar onlar için değerli.Açlık Oyunları sırasında sponsor bulmaları konusunda kolaylık sağlamış oluyor. ( Bu sponsorlarda neyin nesi derseniz...Oyunlar sırasında oyuncular bir çok şeyle karşılaşıyorlar ve yaralanıyorlar.Bazı şeylere ihtiyaçları oluyor ve sponsor olan zenginler onların istedikleri şeyleri oyun alanına yollayabiliyorlar. ) Ve Katniss o deneme arenasında öyle güzel bir performans sergiliyor ki...Tam kızımızdan beklediğimiz bir şeydi.
     
Ve Açlık Oyunları Başlasın !

        Ve bu kadar hazırlıktan sonra her biri oyun alanına gidiyor.Öyle bir ortam var ki,Capitol her şeyi kendisi hazırlamış.Tüm alanı istediği gibi yönetebiliyorlar.İsterlerse hava çok soğuk oluyor isterlerse bir çöle dönüştürebiliyorlar.Ve savaşmak yerine habire saklanan oyunculara da korkutucu sürprizleri var. O yüzden bu oyundan kaçış yok ! Açlık Oyunları başladığı zaman oyuncular tam ortadaki erzaklardan kapabildiklerini kapıp,ormanın içine dağılıyorlar.Tabii o sırada size saldıranda olabilir çünkü oyun başladı artık.İşte ondan sonra macera başlıyor diyebilirim.Ben okurken çok büyük zevk aldım.Resmen olayların içindeydim.Anlatılmakla olmaz,okuyun derim.Zaten dünyada ve ülkemizde baya ses getiren bir kitap.
  Kitabın sonu,devam edileceğinin sinyallerini elbette veriyor.Tüm seriyi okumuş olmama rağmen ilk kitabın yeri bende çok ayrı. 2.ve 3. kitaplarıda severek ve merakla okudum.Ve seri bittiğinde boşluğa düştüğümü söyleyebilirim.O yüzden seriye başlarsanız pişman olacağınızı sanmıyorum.


   Ve serinin filmide var.Geçen sene Mart ayında vizyona girdi.Ben,arkadaşlarımla resmen heyecandan uçarak sinemaya gitmiştim.Bayılarak okuduğum kitabın filmini izlemek harikalar yaratacak diye hissediyordum ama filmi izleyince tüm hayal kırıklıkları bende toplandı.Kitap çok farklı film çok çok daha farklı.Ve kesinlikle kitabı tercih ederim. Filmdeki oyuncu kadrosu çok güçlü.Jennifer Lawrence,Liam Hemsworth,Josh Hutcherson gibi genç,yetenekli oyuncular var.Ama hem karakterler benim kafamda bambaşka,oyuncular onlara göre daha yetişkin duruyorlar hemde filmdeki bazı değişiklikler hoşuma gitmedi. 

Alaycı Kuş iğnesi

Açlık Oyunları'nın simgesi 'Alaycı Kuş' iğnesini Katniss,arkadaşının ona destek vermesi için hediye olarak alıyordu ama filmde gidip satın alıyor.Bu duruma çok gıcık olmuştum nedense.O yüzden eğer filmide izlemek istiyorum diyorsanız benim tavsiyem ilk önce kitabı okuyun daha sonra filme göz atın derim.Diğer kitapların filmleride çıkacak. Ateşi Yakalamak ( 2. kitap ) Kasım-2013 , Alaycı Kuş ( 3.kitap) Part 1 / Kasım 2014 ve Part 2  / Kasım 2015 olarak belirlenmiş.Serinin hayranları için iyi beklemeler dilerim.Sanırım bu sefer sinemaya uçarak gitmeyeceğim. :D 

Filminde en çok sevdiğim şey ise müzikleri oldu.Gerçekten çok etkileyici müzikleri vardı.



Açlık Oyunları filminden bir kare. Peeta'nın röportaj için katıldığı özel geceden bir fotoğraf. Ve aşağıda ise hem kitapta hem filmde geçen sözünü ettiğim bölümden alıntı yer alıyor ;

Peeta'nın röportaj sırasındaki heyecan verici konuşmasından minik bir alıntı ;

"Senin gibi yakışıklı bir delikanlı...Mutlaka özel bir kız vardır.Haydi,bize ismini söyle," dedi Caesar.
Peeta iç geçirdi. "Bir kız var elbette.Onu gördüğüm ilk andan beri aşığım.Ancak,toplama gününe kadar varlığımdan bile habersiz olduğuna eminim."
Kalabalıktan sempati sesleri yükseldi.Karşılıksız aşk konusu büyük bir rağbet görüyordu.
"Yoksa başka bir sevgilisi mi var ?"
"Bilmiyorum ama ondan hoşlanan çok erkek var," dedi Peeta.
"O zaman,yapman gerekeni söyleyeyim.Kazanıp,eve dönüyorsun.Herhalde o zaman sana hayır diyemez,değil mi?"
"Bunun bir işe yarayacağını sanmıyorum," dedi Peeta. "Yani kazanmak,benim durumumda bir şey ifade etmiyor."
Caesar kafası karışmış bir halde, "Ama neden?" diye sordu.
"Çünkü," dedi Peeta kıpkırmızı bir suratla adeta kekeleyerek."Çünkü...Benimle birlikte,o da buraya geldi."

Ölümcül oyundan sadece bir kişi canlı çıkabilir.Açlık Oyunları sonrasında galip kim mi geliyor ? Spoiler vermeyi sevmediğimi söylemiştim.Gerçekten şaşırtıcı bir şekilde oyun sonlandı.Merak ediyorsanız...Kitabı hemen kapın derim. :D 

Sevgiler,öpücükler ; Jane

Filmdeki Gale'yi Liam Hemsworth canlandırıyor.

Not : Seride Team Gale'ciyim.Peeta'yı da çok seviyorum ama Gale...işte o benim adamım.Hem kitapta hem filmde. :D