Pages

Harry Potter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Harry Potter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2019 Pazar

Ben aslında bir İngilizim: Londra hayalimi gerçekleştirdim!


Merhabaaaa

Geçen hazirandan beri adeta sessizliğe gömüldüm. Aslında içimde ne fırtınalar kopuyordu da yazamadım. Şaka şaka. Bir süre blog'a yazamadım çünkü hayatın koşuşturmasına daldım. Bir süre de insanlardan uzak durmak, iç sesimi dinlemek istedim demek isterdim... Son altı aydır hiç olmadığım kadar sosyalim, flörtleşiyorum ve sürekli yeni insan tanıyorum.
Şöööyle bir özet geçersem: Haziran ayında sıcaklıktan bayılıyordum. Temmuzda yıllık iznimde mis gibi tatil yaptım. Ağustosta hayatıma birinin girmesiyle yine dengem şaştı ama çabuk toparladım. Eylül ayında işle ilgili karışık şeyler yaşadım. Ekimi anlatsam roman olur; gezmediğim yer, yemediğim (bok) yemek, tanımadığım insan, katılmadığım etkinlik kalmamıştır. Kasımda ise ahhh. Kasımda aşk başka diyorlar. Yemişim aşkı! Londra'ya gittim ahey ahey Londra'ya. 

Dönüşümüm muhteşem olsun dedim ve Londra'yla yeni sezon açılışı yapıyorum.
Şimdi bir çoğunuz bilmez, yıl 2009, ilk blog yazdığım zamanlar. O dönemde Twilight'ın Türkiye merkeziydim. Ekip nerede, ne yiyor ne içiyor, kimlerle geziyor, şu gün hangi setteler, şu ay hangi gala olacak hepsini biliyordum. Okul çıkışı hobi olarak adeta kendime iş edinmiştim. Takip ettiğim on-on beş yabancı siteden tüm bilgileri toplayıp, özetleyip, kendi sitemde yayınlıyordum. Öf, ne günlerdi be! Gecenin 4'ünde ödül törenlerini izliyordum. Ah ah ne emekler vermişim. 
Gel zaman git zaman, İngilizcemi böyle geliştirdim. Google translate özel hocamdı. :) Tureng sonradan sağ kolum oldu. Şimdi bu blog sayesinde hem mis gibi bir mesleğim var hem de Londra hayalimi gerçekleştirdim.
En dev galalar ya Los Angeles'ta ya Londra'da yapılırdı. İşte bu ikisi en dev hayalim o yüzden. Londra'ya gitmem ise biraz doğaçlama oldu çünkü masraflarını düşündükçe inme iniyordu. Sonra dedim ki nereye kadar erteleyeceksin? Haziran ayında şansıma uygun bir bilet buldum. Daha ortada vize yok... Yaz tatilimde vize çıkar mı çıkmaz mı diye tüm tırnaklarımı yiyerek boşuna dertlendim. Vize için gerekli belgeleri adamakıllı hazırlayınca bir haftada vizem çıktı. O an şöyleydim: Ohaaa, cidden gidiyooooorum! 
Londra benim için Robert Pattinson memleketi. Yani bu cümleye kıçıyla gülenlerle olacak, kusura bakmayın canısı. Biz kültür patlaması yaşamıyoruz, fangirllük yapıyoruz. 2009'dan beri Robert'ın memleketi diye diye Londra hayalleri kurdum. 

 Her fırsatta "Ben Londra'ya gidiyorum," diye heyecanımı insanlarla paylaşmaktan sanırım sıfır heyecanla gittim. Tabii içim kıpır kıpırdı. Bir yandan da süper rahattım; herkes İngilizce biliyor. Her şey İngilizce. Her şey İngiliz! Bu ana kadar hep bir Avrupa ülkesi gezdiğim için (ki gurur duyuyorum çok farklı kültürleri tanıdığım için) bazen bazı şeyler çok yabancı geliyordu. Ama Londra'da sanki her şeye hakimdim. Gitmeden deli gibi gezilecekler listesi yaptım ama o olmasa bile sanki her şeyi görebilirmişim bir his vardı içimde.

Pasaport kontrolünde kalp krizi geçirmeden (bu kontroller bende panik atak yaratıyor) geçince Gatwick Express'le Londra'nın göbeğine, Victoria istasyonuna gittik. Her şey pıt pıt gerçekleşti. Sıfır sorun. (Maşallah ya cidden gram sorun yaşamadım.) Kredi kartınız varsa Oyster Card da almanıza gerek yokmuş, bilginiz olsun. (Oyster Card, bizim otobüslerde kullandığımız kartgillerden.)


Kısaca nereleri gezdiğimden bahsedip, iç dünyama ışınlanmak istiyorum.
İlk gün otelin etrafındaki yakın yerleri gezdik: Trafalgar Meydanı (bildiğiniz Taksim meydanı gibi), St. Martin's in the fields (cadde üzerinde bir anıt), National Gallery (giriş ücretsiz, içerisi sanat kokuyor adeta), M&M World (çikolata dünyası, giren çıkamıyor...) Five Guys (hamburger sevenlerin mekanıymış, ben yerken işkence çektim ama patatesleri efsane, Ed Sheeran da tapanlardan) ve kapanış Waterstone's Book: Bunu biraz anlatmak istiyorum. Avrupa'nın en dev kitabevlerinden biri! Londra'da adım attığım şubelerinden ilki en büyüğüydü. Kaç kat vardı sayamadım ama ilk iki katı bana yetti. Yetişkin kurgu, gençlik kitapları ve çocuk kısmıydı gezdiğim yerleri. Böyle her yere aval aval bakmaktan gözlerim şaşı olacaktı. Okuduğum, takip ettiğim her bir kitabı orada görmek bir yandan gözlerimi doldurdu. Düşünsenize, her şeyi online takip ediyorsunuz ya da size sunulanla (çeviri kitaplardan bahsediyorum) idare ediyorsunuz ve bir gün onlara canlı canlı dokunabiliyorsunuz! Valla yaş 24 ama hala böyle minnacık şeylere gözlerim dolabiliyor. Çok farklı bir his ve deneyimdi benim için. Young Adult kısmında kendimden geçtim. Aman yarabbi! Okumadığımız, keşfetmediğimiz daha milyon kitap var! Size söz, elimden geldiğince aktif bir şekilde young adult kitaplarını sunacağım. E-booklar da dahil! Waterstones'ta kendimden geçtim kendimden! Beni salsalar tüm ömrüm orada geçerdi. Orada mı çalışsam...
Öhöm neyse, kendimi tutamadım ve Cassandra Clare kitapları aldım. N'apıyım, tabiatım böyle. <3 


İkinci gün, en uzak yerden başladım: Notting Hill. Evet canlar, bir film sever olarak elbette film sahnelerini ziyaret edecektim. İzlemediyseniz n'ooolur izleyin. Eski ama unutulmaz filmlerden biridir benim için. Hatta Londra'ya gitmeye teşvik eden sebeplerimden de biri. Her yer fotoğraflık. Notting Hill Bookshop'un önünde fotoğrafım olmasaydı ağlardım. :) Sonraki duraklarımız: Portobella Road, Kensignton Parkı, Hyde Park (işte duygulandığım bir mekan daha! Will Herondale'ın ördekleri kovaladığı park! Böyle her an karşıma Will çıkacakmış gibi etrafa bakındım ama cıkss. Hyde Park'ı bir de yazın görmeliyim.), Sherlock Holmes Müzesi (içeri gezmedik ama dışı bile yeter. 221b <3), Daunt Books (ennn eski kitabevlerinden biri daha.), Oxford Caddesi (adeta Nişantaşı), Regent Caddesi (insan kaynıyor), Soho (barlar sokağı misali...), Foyles (güzel bir kitabevi daha), Neal's Yard ve Monmouth Caddesi.


Üçüncü gün, gözüme kestirdiğim tek bir yer vardı: King's Cross Underground Station! Ne yapın ve edin bu istasyona gidin. (Londra'da metro kullanımı acayip kolay zaten.) Çünkü Platform 9¾ ile karşılaşacaksınız! Hiiç şaka yapmıyorum. Ücretsiz bir sıraya giriyorsunuz, orada bir atkı ve asa seçiyorsunuz (tabii ki Gryffindor'ı seçtim) ve çat çat fotoğraflarınız çekiliyor. İster tek başınıza ister yanınızdaki kişiyle poz verip, güzel bir anı yaratıyorsunuz. Pazar günü gittiğimiz için uzun bir sıra vardı ama hızlı işliyor. Mutlaka böyle bir anınız olsun. <3 Diğer duraklarımız: Skoop Books (mis gibi bir sahaf), Charles Dickens Müzesi (müze gezmeyi sevmediğim için sadece hediyelik kısmında takıldım), Persephone Books (cennetlik, ufak bir kitabevi), London Review Books (gözümü döndüren bir kitabevi daha), Liverpool Street (Karaköy tarzında), Shareditch, Brick Lane, Dennis Severs' House (kapısını çalmadığınız sürece girişin neresi olduğunu çözemeyeceğiniz bir yer, içeri giremedim o yüzden :/) ve son olarak akşam İngiliz bir arkadaşımla Lamb & Flag'da yemek yiyip, sohbet ettik. Efsaneye göre Muggle'ların takıldığı bir mekanmış. :) Gerçek ise Charles Dickens'ın sürekli uğradığı bir Gürcü barıymış. 


Dördüncü gün daha çok İngiliz tarihine odaklanalım istedim, hayal kırıklığı oldu. Sabah Buckingham Sarayı'nda asker görev değişimine denk geldik. Tüylerim diken diken olmadı diyemem, Kraliçe'm içerideyken hele... Polislerden ve şeritlerden geçip St. James' Parkı'na gittik. Sanırım park ve kitabevi hastasıyım. Londra'nın da parklarına aşık oldum. <3 Ağaçların, yaprakların güzelliği... Big Ben tadilatta olduğu için etrafını dolaşıp geçtik. London Eye, hayal ettiğimden daha az gösterişliydi. Thames nehrinin diğer tarafını da görmek istedim. Southbank Centre Book (açık hava sahaf diyebiliriz), Bernie Spain Garden, Tate Modern, Shakespeare Globe, Londra Köprüsü, Londra Kalesi derken çok şükür nehrin diğer tarafına geçtik. Çünkü London Eye kısmı baya hayal kırıklığıydı. Her yer inşaat, ölü sokaklar, soğuk hava dalgası... Yani o tarafı sevemedim ama iyi ki gördüm dedim. Bir daha adım atmam. :)

Buraya kadar sıkılmadan okuduysanız tebrikler, ülkeme sapasağlam döndüm. Ruhumu orada bırakarak... :) Ben baya İngilizmişim ya. Sütlü çayımı da içtim. İnsanlarla rahat rahat konuştum. Bir sonraki gidişimde barlarını gezmek istiyorum. Adamların çok değişik bir kafası var. Gündüz adeta modern, işkolik İngilizler. Akşam barın önünde, buz gibi havada ellerinde bira, sakin sakin sohbet ediyorlar. Londra'da yaşamak istiyorummm! Beni hiç hayal kırıklığına uğratmadın Londra! (Nehrin diğer tarafından bahsetmiyorum, Covent Garden bölgesi candır.) Her şey hayalimdeki gibiydi. Bir sonraki Londra maceramı dört gözle -cidden- bekliyorum.

Son olarak; şansıma tükürsem yeridir. Gittiğim gün Tom Odell Londra'dan ayrılıp, İsviçre'ye gitti. Döndüğüm gün ise Londra'ya ayak basıp, bir kitap lansmanına katıldı. :))) Hayattaki şansımı görebiliyor musunuz? Sonra Jane neden bekar demeyin. İşte böyle hayatımın aşkını kaçırıyorum. Dakikaları, saatleri, günleri kovalamam gerek. Meh. Hiç kıçımı kaldıramam onun için. Daha gezecek çoook ülkem, şehrim, kasabam var.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

P.s. Londra'ya doymadım elbette, gezilecek daha çok yeri var! Londra'ya gitmek isteyenlere ve gideceklere seve seve yardımcı olurum. Gezi planımı detaylarıyla verebilirim. 
-Ve tüm hayaller gerçekleşiyormuş, inancınız yok olmasın. :) Zaman alıyor (on yıl gibi...) ama önünde sonunda gerçekleşiyor.

28 Nisan 2017 Cuma

Erasmus Döneminde Okuduğum Kitaplar


Merhabalar

Artık resmen blog'a yazmak için gün sayıyorum. Okul öyle yoğun ve yorucu ki inanın bazen 24 saat yetmiyor. Proje ödeviydi, günlük ödevler yok okunması gereken hikayeler derken hoop zaman nasıl geçiyor anlamıyorum. Ama bendeniz Jane elbette kitaplardan ve dizilerden uzak duramıyorum. Ama önceliğimi Erasmus döneminde okuyup da blog'a aktarmadığım kitaplara vermek istedim. Okuduğum kitaplar ya çok güzeldi ya da 'bana göre' baya vasattı. İyilerden başlayıp, kötülere doğru yol alacağım. Ve inanın bana kesinlikle okunması gerekenler de var! (Ve ee, yazı sonunda kavga bile çıkabilir.)

Sitede daha önce de yorumunu yaptığım Sahte Romeo ve Paramparça Juliet kitaplarını kesinkes okuyun. Hala favorim. Keşke okuyacak bolca zamanım olsa da tekrar okuyabilsem. O derece sevmiştim. 

Diğer en sevdiğim kitap ise Artemis Yayınları'ndan çıkan Ay Günlükleri serisinin ara kitabı olan Levana idi. Serinin üçüncü kitabı Cress'den sonra okunması gerekiyor. Ben pdf olarak okumuştum. Ve başlamamla bitirmem bir oldu. Süper akıcı, etkileyici ve seriyi bozmayan tam tersine çok daha renk katan bir ara kitap olmuş. Marissa Meyer'ın kalemine hayranım. Azıcık bir kurguyla bile kadın dünyalar yaratmış. Seriyi bilmiyorsanız hemen ilk kitabı Cinder'ı inceleyin. Eğer seriye devam ediyorsanız da sakın Levana'yı es geçmeyin!

Ve artık İngilizce kitaplar da okumaya başladığım için Harry Potter'ın HP and The Cursed Child (HP ve Lanetli Çocuk) kitabını çıkar çıkmaz pdf olarak orijinal dilinde okumuştum. Hem çok uzun değil hem de dili bence gayet basitti. Yani HP dünyasını biliyor ve o dünyanın diline hakimseniz (yazarın özel terimlerine) çok rahat bir şekilde okuyabilirsiniz. Ve kesinlikle çok beğendim. Kitabı J.K. Rowling değil de bir hayran yazmış olsa da bence kurguyu çok güzel oluşturmuş ve bana göre Ateş Kadehi'ni daha da netleştirmiş. Ki seride Ateş Kadehi benim favorimdir. O yüzden kitabı böyle mutlulukla okudum. Ve okuduktan sonra da 'hah onu ben orijinal dilinde okudum canım ya' diye kasılmadım dersem yalan olur. :D

Şimdi bahsedeceğim kitapları sevemedim. Bitirdikten sonra 'pof, aradığım bu da değil' tarzındaydı ve açıkçası konularını dahi net hatırlamıyorum ama yine yazıp, bildireyim. Belki farklı düşünen olur ve beni etkileyebilir. 😃

Ben, Earl ve Ölen Kız: Çok merak ediyordum. Hatta orijinal dilinden okuyacaktım ama sonra Pegasus Yayınları'ndan Sevinç ablanın çevirisiyle çıktığını görünce çevirisini okumaya karar verdim. Ama pek bana göre değildi. Hatta filmini de izledim. Filmi bir nebze iyiydi. Ama kitap... bilemiyorum. Sevemedim. 😓

Sil Baştan: Parodi Yayınları'ndan bir kitap. Ya bu kitabı neden okudum tam hatırlamıyorum. Ama bir yerde biri baya dolu dolu yorum yapmıştı, ona kanıp okudum sanırım. Cidden konusunu dahi hatırlamıyorum. Neden okudum, nasıl bir psikolojideydim, inanın bilemiyorum.

 Kağıttan Kalpler: Arkadya Yayınları'ndan çıkan bu kitabı merak etmiyor değildim. Okumadan önce de baya heves etmiştim. Ama yok yani konusu bana göre değildi. Aslında baş karakterle baya ortak noktamız vardı. Ruh öküzünü arıyordu ama bulamıyordu. Kitaplar varken neden bir adama ihtiyaç duyacaktık falan... Ama klişelerle dolu bir kitaptı. Baya da tahmin etmiştim ne olacağını. Meh...

Gece Evi 11 - İntikam: Ya aslında buna çok kötü diyemeyeceğim. Sonuçta lise çağında okumaya başlayıp, hala devam ettiğim bir seri. Neredeyse üniversiteden bile mezun olacağım ama bu seriden mezun olamadım. :D Şaka bir yana uzata uzata okumayı seviyorum. Çünkü bu serinin karakterlerine acayip bağlıyım. Yani ilk okuduğum, benimsediğim karakterlerden biri. Ekibi seviyorum ama yazarların hayal dünyasını gram sevmemeye başladım. Bence artık ana-kız oturup, 'nasıl saçmalasak da para kazansak' diye düşünüyorlar. Olsundu. Ben okudum, okuyorum. Serinin son kitabını da yakın zamanda okuyacağım umarım. Bitecek yahu.

Kapanışı yerden yere vuracağım bir kitapla yapmak istedim. Kemerlerinizi bağlayın. Jane çok fena laflar edebilir!
Pegasus Yayınları'ndan çıkan, Amerika'da Wattpad sayesinde ünlünen, milyonlarca hayranının olmasının en büyük sebebinin One Direction grubunun üyelerini yansıtan karakterleri olan (ki bence alakası bile yok) Anna Todd tarafından yazılan After serisinin ilk kitabı Karşılaşma hayatımda okuduğum en uzun işkenceli kitaptı. KİTAPTI. Daha önce böylesine işkence çektiğim bir kitap okumamıştım. AMAN TANRIM DEDİM! WTF? 

Kitap cidden uzun ve öyle böyle değil süperötesi klişelerden oluşuyordu. Yani bunu yazarken Anna Todd hangi psikolojideydi? Nasıl bir kadını bu kadar ezebilir? Bu kadar mı gurursuz, erkek düşkünü ve aciz varlıklarız? Kitabı okurken feminist tarafım alev almıştı. Öyle söylenerek okuyordum ki oda arkadaşım bırakmamı bile önerdi. Ama yo, bir kitabı yarım bırakamam. Belki cidden toparlar, ders veren bir yönü olur dedim. Löp diye bitirdi. Sanki devam edecekmişim gibi... 
Ya şimdi büyük konuşmak, asla'lar falan demek istemiyorum ama kitaptaki kız karakterin yerinde olsaydım kesinlikle öyle ezik, gurursuz, yüzsüz ve acınası olmazdım. Adam suratına tükürse 'yarabbi şükür' diyecek kıvamındaydı. Ben her zaman gerçek aşkı; aşkın yanı sıra en iyi arkadaşım olacak ruh öküzümü arayan romantik bir insanımdır. Ama yeri gelir feministliğim ağır basar ki o da şöyle olur; bir erkek 'sözde' sevdiği kadınına karşı ilgisiz, duygusuz ve hakaret içerikli bir şekilde davranıyorsa 'erkeksiz de yaşayabilirim' düşüncesini savunuyorum. Yani bir öyle bir böyle davranıyorsa o kişi, siktir edin daha iyi. Niye kendinizi üzüyorsunuz? Neden yıpratıp, küçük düşürüyorsunuz. Ya da ne var biliyor musunuz? Alın, okuyun ve böyleleri gibi olmayın. Dünyada başka erkek mi yok? Ya da aynı şey bir erkeğin başına geliyorsa, dünyada başka sevilecek kadın mı yok? 
Demek istediğim şu ki; öyle bir dönemdeyiz ki güçlü olmak zorundayız. Kendini ezdiren genç kızları anlamıyorum. Daha kaç yaşındasın da bu kadar çok sevip, vazgeçemiyorsun? Kitap bu yüzden beni deli etti. Devam edecektim ama sinir krizleri geçirip, kendime gelemezsem diye ilk kitabı bitirip, sessizce Anna Todd'dan uzaklaştım. Ben böyle bir şey görmedim hayatımda! 😝

Pekala, baya saydım sövdüm ama içim rahatladı. :D Bir sonraki yazıda enfes kitaplarım var. Yine bekleriz efendim.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

13 Nisan 2016 Çarşamba

Kitap Güncellemeleri 2 - Kış Biterken...

Merhabalar!

Jane olmayı özledim. Hem de deli gibi! Saatlerce bilgisayar başında oturup, blog'a yazmayı özledim. Tam iki buçuk aydır blog'a bir şey yazmıyorum. Ama her şeyin takibindeyim. Blog 300.000+ tıklanma almış. Daha açılalı üç yıl olmadı ve siteyi ziyaret yapanların oranına bakın! Bunu apayrı değerlendireceğim. Ve bir sürprizim olacak ama her şeyin kesinleşmesini bekliyorum. Onay olur olmaz hem buradan hem Instagram'dan duyururum. Ve haftasonu başlayacak olan İzmir Kitap Fuarı'nda şimdiden eğlenceler ! Ben yine ve yine fuara katılamıyorum. Bu sene fuarsız geçireceğim. :(

Gelelim yokluğumda neler okudum. Şimdi bunlara uzun uzun yorum yapmak isterdim ama açıkçası detaylı konulara girecek kadar taze bilgilerim yok. Birçoğunu kütüphaneden alıp, okuduğum için kitaba açıp da bakamıyorum. O yüzden bende bıraktıkları etkilerden bahsedip, en taze kitap yorumlarına geçeceğim.

Çöküş ve Yükseliş / Leigh Bardugo: Bir seri daha bitti. Martı Yayınları'ndan çıkan Grisha serisine geçen sene başlamıştım. Aslında kurgusu çok sağlam ve alışık olduğumuz bir şey değil. Ama sanırım yazar biraz acemiliğe kaçmış. Kurgu iyi ama karakterler zayıftı. Seride favori karakterim Nikolai idi ve Karanlıklar Efendisi'ni de seviyordum nedense. Seri güzel bitti. Final kitabı fena da değildi ama seriye çok ümitlenerek başlamayın derim. 3/5 


Harry Potter ve Azkaban Tutsağı | Harry Potter ve Ateş Kadehi: Harry Potter serisinin kitaplarını da bitirmeye hazırım! Kütüphaneden aldığım Azkaban Tutsağı ve Ateş Kadehi kitaplarını arka arkaya okudum. Yemin ederim başım dönmüştü. :D O kadar müthiş geldi ki... Kitaplar bitince ben neredeyim ya, havasında oldum. Seriye devam etmek için sabırsızlanıyorum. Artık filmlerini izlerken, kitapları daha eğlenceliymiş demeye başladım. Kitaplar bambaşka arkadaşlar. Yazar adeta döktürmüş. Yaş 21 ama ruhum Harry Potter'a aşık. İstanbul sonrası kaldığım yerden devam edeceğim seriye. 5/5


Zac ve Mia - A.J. Betts: Gelelim Pano Yayınları'ndan çıkan Zac ve Mia'ya... Ya kitap çok açık kapı bırakarak bitti. Böyle tam kurgunun moduna girdim ve hoop kitap bitmişti. Ki ben böyle hastalıkla mücadele eden karakterleri olan kurgulara bayılırım. İşin içine aşk, bağlılık ve biraz felsefi düşünceler girince ayılıp bayılırım. O yüzden bu kitabı cidden sevdim. Çok akıcıydı ve sıkmayan bir kurgusu vardı. O karakterlerin güçlü olmaları, kendileriyle ve çevresindekilerle mutlu olma çabaları... Nasıl desem ? Tam anlatamadım da. Yazma yeteneğimi kaybediyorum sanırım. :D Siz okuyun, ne demek istediğimi anlayacaksınız. 4/5


Tatlı Hesaplaşma - Wendy Higgins: Go!Kitap'tan çıkan ve inanılmaz bir okuma kitlesine oluşan bu seriyi de bitirdim. Serinin geneli tam bir çerezlik. Böyle sıkmayan, sayfaları hızlıca okutturan bir dili var. Kurgusu da aslında çok iyi ama yazar tarafından 'çok etraflıca' işlenememiş. Bence. Seriyi bitirdim ama böyle nasıl desem içime sinmedi. Meeh, yani. Okuduğum için pişman da değilim ama bu seriden çok daha iyileri var. Onlara öncelik tanıyın. Ama karşınıza bu seri çıkarsa da şans verin. Belki siz daha çok seversiniz. Özellikle de genç fantastik serilerine yeni başlayanlara öneririm. 2/5



Devrimin Kızı - Amy Engel: Yabancı Yayınları'ndan çıkan ve bana adeta 'çerezim' diyen seriyi de bitirdim. (Ne çok seri bitirmişim!) Serinin kitapları cidden ince ve tam çerezlik. Böyle sabah başlayın, akşam biter. Kurucunun Kızı, hoşuma gitmişti. Ama kurgusu bir distopya için basit kalıyordu. Yine de bir distopya delisi olarak seriye devam ettim. Final kitabı 'ehh' derecesinde. Ne iyi ne kötü. Onaylamadığım yönleri de vardı onayladığım da... İlk defa distopya okuyacaklar varsa öneririm. Dili ağır değil ve iki kitaplık bir seri. 3/5

Daha iki kitap daha var ama onlara ayrı muamele yapacağım. :D Artık kış bitti. Sevdiğim mevsimlerden ilkbahar ve en sevdiğim aylardan olan nisan ayı geldi. Okunacak bir sürü müthiş kitap var elimde. Okumak için avuçlarım kaşınıyor. İzlenecek milyon dizi ve film var. Bir ara onlara da değineceğim. Sürprizler de gelir. Yani güzel günler bizi bekliyor. Jane'in tatili bitti ve artık hep buralardayım. Arada belli edin kendinizi.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

7 Ocak 2015 Çarşamba

Kitap Yorumu: Harry Potter ve Felsefe Taşı


"Düşler dünyasına dalıp gerçek dünyayı, yaşamayı unutmak doğru değildir."

Selam Kitap Kurtları !

Yeni yıla güzel bir şekilde başladım. Harry Potter okudum sonunda. 2014'ün son gününde elime kitabı aldım. Tam başladım, çok iyi gidiyor derken erkenden eve gitme kararı aldım ve öyle böyle derken kitaba devam edemedim. Ama dün elime aldım ve anında bitti. Filmlerini birçok kez izlemiş olmama rağmen kitabın tadı bir başkaydı.

Şimdi şöyle de bir şey var. "Aaa Harry Potter okumadın mı ? Herkes okumalı. Okumalısın hemen!" gibi yorumlar aldım, okudum ve bu sohbete birçok kez tanık oldum. Bir kere, Harry Potter'ı herkes okuyor diye okumayın. Bu bir gösteriş değil. Tıpkı, Metallica dinlemedikleri halde Metallica tişörtleri giyen topluluk gibi... Harry Potter'ı "okumalıyım" zorunluluğu ile elinize aldığınız an zaten her şey biter. Tamam, okunulması gereken serilerden biri. Bunu herkes okuduğu için değil, sağlam ve müthiş bir kurgusu olduğu için söylüyorum. Zaten bu nedenle kitaplarını okumamıştım. Eğer öncesinde okusaydım, diğerlerine ayak uydurmak için okumuş olurdum. Ama şimdi merak ettiğim için ve artık kitaplığımda yer almalarını istediğim için okumaya başladım.

Küçükken hem sinemada hem de evde filmlerini izledim. Hala da izlerim bıkmadan. Ama hiçbir zaman Hogwarts mektubu beklemedim. Elime sopa alıp, onu değnek sanarak Abrakadabra'lar yapmadım. Beni okuma alışkanlığına bu seri başlattırmadı. Filmlerinin ya da kitaplarının çıkmasını beklemek zorunda kalmadım. Yani Harry Potter hiçbir zaman hayatımın büyük bir parçası olmadı. Ama şimdi bunun boşluğunu yaşıyorum işte.

Kitabı da okurken şunu anladım ki ne olursa olsun kitaplar her zaman daha farklı ve çekici geliyor. Harry Potter filmlerini bayılarak izlerim. O yüzden kitabı okurken biraz çekindim. Acaba aynı tadı alır mıyım diye. İnanın bana, kitap daha da eğlenceliydi. Haa, şöyle de bir şey oldu. Filmi ilk izlediğim için kitabı okurken hayal gücüm sıfırdı. Karakterleri okurken gözümün önünde hep Rupert'ın Emma'nın ve Daniel'in küçüklük halleri vardı. Aynı şekilde sahneler de öyleydi. Yani filmi okuyormuşum gibi hissettim. O yüzden diyorum ki her zaman ilk kitabı okuyun. Kendi hayal gücünüzle harmanlayın kurguyu. Sonra filmi izleyin. İşte o zaman filmde hayal kırıklığı yaşayıp, kitabın daha tatlı olduğunu anlayacaksınız.

Yine de kitabı bayılarak okudum. Özellikle dün akşam resmen uçtum. Koltuğa bir kuruldum, bir baktım kitap bitmiş. Çok güzeldi be! Kurguyu bilmeme rağmen heyecanla ve zevkle okudum. Ron'la Hermione'in atışmalarını okumak daha da eğlenceliydi. Ki zaten seride en favori iki karakterimdir. Özellikle Ron'u ayrı bir seviyorum. :D

Bu kitabı okurken de Hogwarts'da olmayı istediğimi anladım. Kim istemez ki ? Gizemli ve eğlenceli bir yer. Harry gibi komik ve cesaretli dostluklar da bulundu mu Hogwarts'a bağlayın beni. :D Sonradan gelmiş, Hogwarts'ı istiyor bu Jane de diyebilirsiniz. Ama zaten bir kere okuduktan sonra o okulda olmak isteyeceksiniz. Peron Dokuz Üç Çeyrek'de görüşmek üzere... falan dermişim. :D 

Neyse. Burada elbette konuyu anlatmayacağım. Filmleri izlemeyen kalmamıştır. Ki çoğunuzda kitapları okumuşsunuzdur. Bu yazıdaki amaçlarım neler kaçırdıklarım ve neler hissettiklerim. 
Harry Potter'a karşı hep soğuktum çünkü bazı hayranları bıktırmıştı. Özellikle de iki yıl önceki Twilight - HP çatışmaları beni fena etkilemişti. :D Şimdi çok çocuksu geliyor ama her iki film serisini de seviyor olsam da karşılaştırmalardan dolayı HP'den uzak duruyordum. Şimdi her şeyin canı cehenneme diyorum. (Şey, bu aralar fazla Amerikan filmleri izliyorum da...) İlk kitabı okudum ve çok çabuk bitti bile. İkinci kitap da elimde. (Kaşları mutluluktan havada Jane) Ne zaman okurum bilmiyorum. Açıkçası arka arkaya okuyup, seriyi hemen bitirmek istemiyorum. Ama araya çok da mesafe koymam. :D Harry'nin ve tayfasının diğer maceralarını okumak için sabırsızlanıyorum.

İlk kitap hakkında konuşmak isterim. Ask.fm'e gelin. Doya doya Harry Potter sohbeti yapmak istiyorum. :D 

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Not: Harry Potter için çocuk kitabı diyorlar ya... Tanrım. Daha da bir şey demiyorum. Açıp, bir okusunlar. -.- (Atarlı Jane)

30 Aralık 2013 Pazartesi

Jane : Filmlerde Yeni Keşifler Yapma Yılı ; 2013 !


2013 benim en verimsiz olduğum yıldır herhalde. Ne doğru düzgün kitap okuyabildim ne de doyasıya film izledim. Bir dakika. Birazcık doyasıya film izlemiş olabilirim. Özellikle yaz tatilinde ve sonrasında film serileri izledim. Harry Potter ve Batman serilerini baştan izledim. Buz Devri serisini yeni keşfederek bir kaç kere üst üste izledim. Iron Man serisini geç izlediğim için biraz hayıflandım ama doya doya izledim. Spiderman'in diğer versiyonunu da unutmayayım. Yani bu sene aslında çoğunlukla Bilim Kurgu ve Fantastik türü filmler izledim. Animasyonlar vazgeçilmezim. Romantik-Komedi olmazsa olmazım. Aksiyon-Macera filmlerine hiç girmiyorum bile...

Yok ya, izlemişim yine bu sene film. Ama geçen seneye oranla baya eziktim. Geçen sene resmen filmkoliktim. İzlemediğim romantik-komedi ve gerilim-korku filmi kalmamıştı resmen. Testere ve Son Durak filmlerini repliklerine kadar ezbere bilirim. :D Sonra arkadaşlarım "sen neden bu kadar psikopatsın yea" diyorlar. İzlediğim filmleri bir göründe konuşun. 




Ama bu seneki en büyük keşfim kesinlikle Hint filmleri oldu. Hint filmi deyince aklıma direk Aamir Khan geliyor. Adama aşığım diyeceğim olmayacak. Adam, babam yaşında ama koluma takıp gezsem sevgilim zannederler o derece genç gözüküyor ve karizmatik !  Arkadaşımın zoruyla Ghajini'yi izledim ve sonra beni tutabilene aşk olsun. Bir ara zaten Aamir Khan dışında film izlemez olmuştum. Bir de adamın filmlerini izledikçe millete habire "Hint filmi izleyin" diye baskı yapmaya başladım. Onlarda bensiz izlemiyor. :D Ghajini'yi ve 3 Idiots'u rekor kıracak bir şekilde izledim. Ki biri çıkıp "hadi yine izleyelim" dese hiç durmam anında izlerim. Hatta Mart'ta sınav öncesi 3 Idiots izlemeyi planlıyorum. Ama şimdi o filmi izleyip, eğitime karşı çıkma hırsım yeniden alevlenirse sorun olur. Yok, en iyisi ben Titanik geleneğini bozmayayım. (Evet, her kritik sınav öncesi Titanik izliyorum. Ne kadar mükemmel değil mi ?)
İzlenecek daha çok Aamir Khan filmi var. Artık yeni yılda bol bol izlerim. Ve Dhoom 3 filmini sinemada izlemezsem kahrımdan ölürüm. Fragmanlarına mutlaka bakın derim. Bir insan her filmde mükemmel olmamalı ! Ben ki İngilizce şarkılar dışında yabancı şarkı dinlemeyen insan, Hintçe şarkılar dinlemeye başladım. Ön yargılarınız varsa kesinlikle filmleri izleyin, düşünceleriniz değişecek.
Bunların dışında bu sene kitaptan uyarlanan filmler de izledim. Stephenie Meyer'ın Göçebe adlı romanının filmi de onlardan biri. Kitaba zaten bayılmıştım. Filmi de bir harikaydı. İzlemenizi öneririm. Yazında Cassandra Clare'nin Kemikler Şehri romanının filmini izledim. Her ne kadar hiçbir umudum olmadan izlesem de filme taptım diyebilirim. Hatta en kısa zamanda tekrar izlemeyi planlıyorum. Kitabı okumadan filmi izlemek yok ama, burada bir anlaşalım. :D 
Ve geçtiğimiz ay Açlık Oyunları'nın ikinci filmi Ateşi Yakalamak'ı izledim. Allah'ım, resmen filmle aşk yaşadım. İlk film yüzünden Ateşi Yakalamak'a gitmeyi bile düşünmüyordum. Neyseki içimdeki kitap kurdu yerinde duramadı ve filme gittim. İyi ki gitmişim. Kendimi bu mükemmelikten mahkum etseydim... bilemiyorum ne yapardım.

Bu sene gerilim-korku filmi izledim mi hatırlamıyorum. Halle Berry'nin Karanlık Dalgalar ve Jessica Alba'nın Göz filmlerini izledim diye hatırlıyorum sadece. Bunların dışında bol bol romantik film izledim. Now Is Good,
hem romantik hem duygusaldı. Silver Lights Playbook zaten bu yılın bomba filmiydi. Oscar'ı kesinlikle hakkeden bir filmdi. Jennifer Lawrence'ı bu filmden sonra daha da çok sever oldum.


Ah bir de, bir gün de Tumblr'da gezinirken bir gif gördüm. Resmen gifle evlenmek istedim, o derece sevdim. Sonra hangi filmden olduğunu öğrenip, izledim. L.O.L filmini çok uzun zamandır biliyordum ama nedense izlememiştim. Ve izleyince, bir daha izlemek istedim. Konusu basit, sıradan ama sahneler ve oyuncular o kadar müthişti ki filme çok anlam katmışlar. Sonrasında gaza gelip Miley Cyrus filmlerine dadandım. So Undercover filmini de öneririm. Eğlenceli bir polisiye filmdi. Polisiye demişken, 2014'te bol bol polisiye filmler izlemek istiyorum. Böyle bol aksiyonlu, vurmalı kırmalı, heyecanda doruk yapan filmler...Önerileriniz varsa lütfen söyleyin. Kendimde araştıracağım ama öneriler önceliğim olur her zaman. Polisiye film istiyorum !

Silver Light Playbook filminden replik.
Ve son olarak bu sene yeni bir film ve oyuncular keşfettim. Aslında bu keşfim bir bakıma Tatlı Bela kitabı sayesinde gerçekleşti. Kitabı okumadan önce blog'lardaki yorumları okumak istedim. Bir blog'ta -şuan adını hatırlayamıyorum- Tatlı Bela okuyanlar mutlaka bu filmi de izlesin yazmış. Önerilen bir filmi hiç göz ardı eder miyim ? Hemen not ettim. İki filmlik bir seriymiş. Bende Tatlı Bela'yı okur okumaz filme gömüldüm. Bir İspanya Yapımı olan Aşkta Yükseliş (Tres Metros Sobre El Cielo), cidden çok güzeldi ya. Kitapla çok benzerlikleri vardı ve filmde çok etkileyiciydi. Bazı sahnelerinde zaten çok imrendim. Bende böyle şeyler istiyorum diye. Hint filmlerinden sonra İspanya filmlerine de sardım. Filmin devam niteliğindeki ikinci filmini izlemedim. Çünkü ilk filmin sonunda sinirlerim çok bozuldu. Acaip sinir bozucu bir final sahnesi vardı. Ama merakıma yenik düşüp, filmi izleyeceğim. O yakışıklının sonunu görmem lazım !


2013'teki film maceram böyle geçti. Yeni yılda bol bol film izleyeceğim. Her haftasonu mutlaka bir film saati ayarlayacağım. Gerçekten insanı çok rahatlatıyor. Umarım 2014'te doyasıya Animasyon, Polisiye, Aksiyon-Macera ve Korku filmleri izlerim. Romantik-Komedi de izlemek istiyorum ama Katherine Heigl, Gerard Butler gibi sağlam oyuncular işin içinde olursa izlerim. Bu seneki tek film dileğim ; kitaptan uyarlamalarda bizi, çılgın kitap kurtlarını hayal kırıklığına uğratmayın ! (Vampir Akademesi, Aynı Yıldızın Altında, Uyumsuz, Alaycı Kuş Part 1)

2014 - Film etkinliklerinde görüşmek üzere !
Sevgiler, öpücükler : Jane

31 Mayıs 2013 Cuma

Harry Potter ve... Bir Dakika,Ne ?!



   Bundan 3 yıl önce "Harry Potter hakkında ne düşünüyorsun ?" diye sorsalar yüzümü ekşitir ve "Harry Potter mı ? Tarzım değil.Ve hayranları yüzünden de ısınamayacağım galiba..." derdim.Çünkü ben bir Twihard'ım. Ve biliyorsunuz ki Twihard'lar ile Potterhead'ler savaş içinde resmen.Bu karşılaştırmadan uzak durmak istesemde bazı Potterhead'lar ( hepsi demiyorum,bazı aşırı hayranlar ) yüzünden seriden uzak durdum.Bunun nedeni ise Twilight serisine püskürmeleri.Saygı denen bir şey yok.Ve bende buna karşılık HP serisinden her zaman uzak durmuştum.Taa ki geçen haftaya kadar...

Bardaklar bana ait.Değil fakat aynıları daha önce vardı.

Aslında bir bakıma bende Harry Potter ile büyüdüm.Tek farkım Hogwarts mektubunu beklememekti. İlk filmi,kuzenimin ısrarıyla izlemiştim.Oldukça etkilenmiştim.Daha sonra 3.filmi okulla beraber gittiğim sinemada izlemiştim. Ve odamda HP saati,takvimi ve bardakları vardı.Onlar ne ara odama girdi bilmiyorum ama onları çok net hatırlıyorum.Ve her sene gişe rekorlarıyla nasıl konuşulduğunu hatırlıyorum.


İlk 4 filmi sayamadığım kadar,hemen hemen her sene tekrar tekrar izledim.Geçen sene 7.filme kadar geldim ve final filmini izlemedim.Sanırım son filmi izlemeye hazır değildim.Ama geçen hafta birden HP sevgim debreşti.Çünkü Emma Watson'ın ' The Perks of Being a Wallflower ' filmini izledikten sonra ona karşı sempati duydum.Eh Rupert Grint'i de sevdiğimden dolayı seriye devam etmeye karar verdim ama her şeyi net hatırlamıyordum.O yüzden en baştan tekrar izlemeye karar verdim.Ki böylece her şeyi daha net anladım ve keyif aldım.Kitaplarını okumadığım için bazı şeylere ayak uydurmak zor oldu ama daha öncede izlediğim için bu sefer her şey mantıklı geldi.


Ve sıra final filme geldi... Ölüm Yadigarları Part 1 ve 2'yi arka arkaya izledim.O yüzden günüm resmen HP ve arkadaşlarıyla,mücadeleleriyle geçti diyebilirim.Çok çok etkilendim.Yazarın hayal dünyasını zaten seviyordum ama son filmi izledikten sonra hem hayran kaldım hem daha da çok sevdim.Ve yazın yapılacak planlar arasına HP kitaplarını okumakta eklendi.

Hermione & Ron

En merak ettiğim şeyde süper 3'lünün çocuklarıydı ve sonunda izledim. Hermione & Ron çifti her zaman favorimdi.Zaten seride Team Ron'cuyum.Bu yüzden izlerken büyük keyif aldım.Zaten Ron'u izlemek çok zevkli ve eğlenceliydi.
Ve sanırım seride en favori filmim Ölüm Yadigarları Part 1-2. Azkaban Tutsağı ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nı da milyon defa izleyebilirim.Kısacası geçte olsa seriyi tamamladım ve halimden memnunum.Hatta serinin bittiğine bu kadar üzüleceğimi sanmıyordum.Fakat beni o kadar çok etkilemiş ki...gerçekten hem bittiğine inanamadım hemde içimde bir boşluk oluştu.Neyse ki daha sırada kitaplar var !

Cin Dobby

Ayrıca serinin devamında bir çok sevilen karakter ölüyor.Sanırım isimleri söylesemde bir süre sonra unutacaksınız.Çünkü kadro oldukça kalabalık.Ölenler arasında başta Cedric olmak üzere en çok Sirius Black'e ve Dobby'e üzüldüm. Özellikle Dobby'nin ölümünü 2 kere izlememe rağmen mahvetti beni.Nedense sevimli cini çok sevmiştim. :|



Pekala son olarak...Harry Potter dünyasını gerçekten çok sevdim.İmrendiğim bir çok yer oldu.Bunları saymakla bitmez.Dostluk,aşk,aile bağları,özel yetenekleri ( uçmaları,görünmezlik sihirleri ve biçim değiştirme büyüleri ) hepsi her insanın isteyebileceği şeyler elbette.Ve sanırım Hogwarts mektubu bana da gelse fena olmazdı... :D

Twilight'ın Edward'ı Robert Pattinson,Harry Potter'ın 4.filmi Ateş Kadeh'inde Cedric rolünde yer almıştır.

Bunları neden mi yazdım ? Şu iki serinin karşılaştırılmasından bıktığım için.Ve evet hala bazı sayfalarda bu tartışmalar mevcut.Sanırım her zaman böyle devam edecek.Benim buna katkım ise ön yargılarınızdan kurtulun ve hangi seriye karşı nefret duyuyorsanız,yeniden düşünün ve izleyin.Her zaman her şeye bir şans vermek gerek.Ve ben bunu Harry Potter'da yaptığım için mutluyum.Hayatımda izlediğim mükemmel filmler arasına bir kaç tane daha eklenmiş oldu.Fantastik severler için gerçekten mükemmel bir seri.

Not : Harry Potter'la ilgili bir yazı yazdığıma hala inanamıyorum.Tuhaf ve rahatlatıcı.Son filmden sonra yazmasaydım...eksik hissederdim kendimi.

Not 2 : Kesinlikle Harry,Hermione ve Ron'un arkadaşlıklarını izlemelisiniz.Bazen çok anlamlı bazen çok komik ve bazende çok duygusal bir dostlukları oldu.

Sevgiler,öpücükler ; Jane