Pages

29 Kasım 2018 Perşembe

Kitap Yorumu: Yaz Bahçesi - Paullina Simons

Selamlar
2018'in bitmesine günler kala kendi kendime bir rekor kırdım arkadaşlar. 989 sayfalık bir kitabı hiç söylenmeden, bıkmadan okudum ve bitirdim. Tabii bu 18 günümü aldı ama olsun. 
Bronz Atlı'nın üçüncü ve son romanı olan Yaz Bahçesi'nden bahsediyorum. Serinin ikinci kitabını geçen mart ayında okumuştum. O zamandan beri deli gibi üçüncü kitabı bekliyordum. Aslında İstanbul Kitap Fuarı'nda çıkacağını az buz tahmin ediyordum. Ve çok kalın bir kitap olacağını da biliyordum. Ama fuarda ilk kez kitapla karşılaştığımda kalakaldım. Öyle görkemli duruyordu ki... Gidip gelip etrafında dolandım. Alsam mı almasam mı... Malum, fuarlarda artık pek indirim yapılmıyor. Ancak Pegasus, kitabı yeni çıkarmasına rağmen %50 indirimle satıyordu. Ben aldığımda 50 TL bayıldım. Şimdi her yerde indirimli satılsa da 60 TL civarı bir şey sanırım. (Orijinal etiket fiyatı 99,99 TL. Valla bu kargaşaya şimdi değinmeyeceğim.)
Gelelim 989 sayfalık maceraya... Aslında bu kitap 4 kitaptan oluşuyor. Yani yazar, kitabın kurgusunu dört ana bölüme ayırmış. Ben de sindire sindire okudum. Kitabın yorumunu da dört parçaya ayıracağım zira hepsi birbirinden çok farklı.

*Spoiler tarzı minik bilgiler olabilir. Üzgünüm, bunlardan bahsedeceğim çünkü yorum yapmam çok sınırlanır. Bunu dikkate alarak okuyun lütfen. Dev spoiler vermeyeceğim.*

BİRİNCİ KİTAP
Tam bir göçebe hikayesi barındırıyor bu bölüm. Tatyana ve Alexander artık kavuşmuş, oğulları Anthony ile oradan oraya seyahat etmeye başlarlar. Bu sahneleri sevdim çünkü dümdüz okutturdu kendini. Alexander ıvır zıvır işler yaparken Tatyana tam bir ev hanımı modundaydı. Alexander'a zaman zaman uyuz oldum, sinirlendim. Ama suç kesinlikle Tatyana'da. Savaşta yaşadıklarından dolayı Alexander'ın davranışlarını çok doğal karşılıyor, ne dese hemen alttan alıyor. Meh... Ben olsam terk etmiştim. :D Bu bölümle ilgili söyleyebileceğim pek bir şey yok. Metrobüste başlamıştım kitaba ve 50 sayfayı anında okumuştum.

İKİNCİ KİTAP
İşler yavaştan kızışmaya başlar. Nasıl mı? Alexander ve Tatyana insanların arasına karışmaya başlar. Evleri, şehirden uzak ıssız bir yerde olsa da Alexander inşaat işine başlar ve bir yandan üniversiteyi de bitirir. Yani yerleşik hayata geçerler. Tatyana her zamanki gibi Alexander'ın her istediğini yapar. Bu arada müthiş, harika bir evlilikleri var diyemem. Tamam, Tatyana her şeyi alttan alıyor ama dillendiği zaman tartışmalar da patlak veriyor. Alexander içip içip geliyor. Böyle çıldırdığım yerler oldu. Ama...

ÜÇÜNCÜ KİTAP
Benim asıl sinir krizi geçirten bölüm işte!!! Ya, kitabı okurken tırnaklarımı yedim, söylendim, kitabı bir kenara bırakmayı bile düşündüm. O kadar leş sahneler vardı ki... Alexander'ı ateşe vermek, şiş kebap yapmak istedim. İlk iki bölüm boyunca,"Ya tamam öküzsün ama galiba seni seviyorum asker," derken bu bölümde "canın cehenneme pislik herif, bir yerlerin tutmasın e mi!" diye cırladım. Yok böyle bir şey! Neler olduğundan bahsetmeyeceğim. Okuyun, dehşete düşün. Genel olarak konu şöyle: Alexander artık kendi işini kurma kıvamına geliyor ve durumları baya iyi oluyor. Evlerinde partiler verip, yeni yeni insanlarla tanışıyorlar. Tatyana da kendi mesleğini yapmak istediği için bir hastanede hemşire olarak çalışmaya başlıyor. Sonra iş yükü giderek artıyor. Bu yüzden eve, Anthony'e ve bir bebek gibi davranan Alexander'a daha az zaman ayırmaya başlıyor. Çok bilmiş beyfendimiz söylenmeye başlıyor. Yok neymiş, onun çalışmasına gerek yokmuş zaten yeterince paraları varmış. Kadın dediğin evine vakit ayırıp, çocuğuyla vakit geçirmeli ve kocasını memnun etmeliymiş... Ben giderek alev almaya başladım bu tarz sahneleri okudukça. Çünkü hiç ama hiç katlanamadığım, böyle konuşmalar olduğunda anında tepki verdiğim bir durum söz konusu. Bunlar yetmezmiş gibi Alexander o kadar salakça davranıyor ki... Ya Tatyana'yla bir kavga sahneleri var abartmıyorum 20 sayfa sürüyor ve okurken kendimi o kadar kasmışım ki bir süre sonra boynum tutuldu. Bu kitap beni felç edecek! Daha neler neler oluyor, anlatamıyorum. Ama şunun garantisini verebilirim: Alexander'dan nefret edeceksiniz.

DÖRDÜNCÜ KİTAP
Gelelim son bölüme... Ya bence burayı yazmasa da olurmuş. Yani, o kadar sayfa okudum hiç söylenmedim, hepsi dolu dolu sahnelerdi ama dördüncü kitapta öyle saçmalamış ki yazar... Böyle kendini kasmış yazmak için ama cıks... Ben okurken hep uykum geldi. #SorryNotSorry Paullina Simons. 
Buralar spoiler olacak ama söylemem lazım. O kadar şiddetli, katlanılmaz kavga sahnelerinden sonra gel zaman git zaman Tatyana ve Alexander aileyi büyütür. Anthony dışında üç çocukları daha olur: Paşa, Harry ve Janie. Artık 50'li yaşlılara merdiven dayamışlardır. Anthony, büyüyüp kocaman adam olmuştur ve olaylar onun etrafında döner. Tutturur, babam gibi devlete hayrım dokunsun. Vietnam'a göreve gider. Sonra ortadan kaybolur ve deli gibi onu aramaya başlarlar. Bu sırada Anthony hakkında büyük bir sır öğrenirler. Valla itiraf edeceğim, daha neler efenim üstüme iyilik sağlık diyerek tepki verdim. :D 

Sonracığıma, oğlunu aramak için Alexander yaşına başına bakmadan yollara düşer ve kendini yine savaş meydanında bulur. Dürüst olacağım, çoook dandik bir bölümdü. Göz devire devire okudum. Bir ara yazar konudan o kadar kopmuş ki sayfa atladım sandım. 15 sayfa falan Sovyetler hakkında bıdı bıdı etmiş. 
En son, artık Tatyana ve Alexander'ın en yaşlı hallerini okuyoruz. 80 küsürler. Tüm çocukları evlenmiş çoluk çocuğa karışmış ve Noel yemeği için bir araya gelmişlerdir. Yazar, bu sahnede çocukların eşlerinden ve çocuklarından tek tek bahsediyor ama hiçbir isim aklınızda kalmayacak. Hızlandırılmış film gibiydi. Okuyorum, he tamam bu şu diyorum sonra hoop unutuyorum. Yani anlayacağınız dev bir aile oluyorlar. Mutlu son!
Ama son sahne çok güzeldi, gözlerim dolmadı değil. :) Tatyana ve Alexander, ton ton nine ve dede olarak dondurma yemeye giderler. Bir bankta oturup, eriyen dondurmasını yiyip, Rusça şarkı mırıldanan Tatyana başını kaldırıp, yolun karşısına bakar. İçecek almaya gitmiş olan Alexander, karşı tarafa geçmek için yolun karşısına bakar ve Tatyana ile göz göze gelirler. İşte, ilk karşılaştıkları sahne. *Kalpkalpkalp*
O sahnede bir an kalbim durdu. Kesin kötü bir şey olacak, biri ölecek dedim ama yazar öyle bir saçmalık yapmamış. :D 

Son olarak, Yaz Bahçesi'ni çok severek okudum ama dediğim gibi son kısımları çok gereksizdi. Onun dışında bu seriyi okuduğum için çok memnunum. İki ana karakterin gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerine şahit olmak inanılmaz bir şeydi. Onlarla beraber büyüyoruz resmen. Mutlulukları, acıları, sevinçleri, kayıpları, kavgaları... Her anlarına ortak oluyorsunuz. Yazar bu konuda inanılmaz yetenekli. Karakterleri çok güzel oturtmuş, kurguyu çok güzel düşünmüş. Bu bir gerçek aşk hikayesi dese inanırım. Belki de öyledir, kim bilir? :)
Tatyana ve Alexander'ı özleyeceğim. Ama umarım para için gereksiz yere ek kitap çıkarmaz bu seriye. 

Not: Parmaklarım ağrıdı yazmaktan! Tanrım, bu kitap beynimi kemirdi. Birkaç gün kitap okuyamayacağım sanırım. Damn!
Not 2: Özellikle bu kitabın çevirmenine buradan saygılarımı iletiyorum. Sayın Solina Silahlı, kaleminize sağlık. Her yiğidin harcı değildir böyle dev bir kitap çevirmek. <3
Not 3: Kitabı okurken cidden boynum tutuldu ve parmaklarım, kitabı tutmaktan ağrıdı. Hem çok ağır hem kitaba bir şey olmasın diye resmen parmaklarımı feda ettim. -.-

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

1 yorum:

  1. Merhaba güzel bir rewiewdu.
    İlk kitap gerçekten başarıyı hak eden bir kitaptı ikincisi de heyecan vericiydi aşıkların tekrar buluşmaları kaçıp kurtulmaya çalışmaları.
    Bu kitap seriden soğuyalım diye mi yazılmış ? Anlayamadım :S
    Yani Goodreadsdaki yorumlara bakınca da Cem Yılmazın esprisi aklıma geliyor "kimse de demiyor ki ağa bu nedir"
    Alexanderın savaş travması geçmek bilmedi de tüm kitap böyle bitti ama.
    Shura geri gelmedi bana göre hiç oysaki ikinci kitabın sonlarında hala ilk kitaptaki gibi hissettiriyordu.
    Bilmiyorum ne diyorsunuz ?

    YanıtlaSil