Pages

12 Kasım 2018 Pazartesi

Kitap Yorumu: Warcross - Marie Lu

Ve ilk Marie Lu açılışımı Warcross ile yapıyorum arkadaşlar. Bu yazarın sayısız kitabı basıldı ülkemizde. Ben Warcross ile tanımak istedim. Güzel de bir başlangıç oldu. Bakalım kitap beni nasıl etkilemiş ya da etkileyememiş... İşte tüm mesele bu. :D
Bir anda kafama esti ve Warcross'u aldım. Bu kitap o kadar övüldü, satıldı, özel eşya tasarımları çıktı ki dayanamadım. Çok sevdiğim bir çevirmen olan Onur Kınacı Birler de çevirince, kitabı kaptım.
Çeviri enfes. Yazarın kalemi sağlam. Kitabın baskısı müthiş. Ama kurguda eksiklikler vardı bence.
Warcross, dünya çapında çok ünlü bir oyun olarak belirtiliyor kitapta. Yaşlısından gencine herkes deliler gibi Warcross'u takip ediyor ve oyun zamanı gelince herkes deliler gibi oyuna odaklanıyor.
Distopya ve bilim kurgu karışımı bir konusu var. Warcross oyununa herkes dahil olabilir ama elbette seviyeleri var. Çok iyi olanlar, sıradan olanlar gibi ayrımlar söz konusu. Sanal bir ortam olduğu için yasa dışı olaylar da işin içinde. Bir ödül avcısı olan Emika Chen'in maceralarını okuyoruz.

Rengarenk saçları, inatçı, kimsesiz ve hırslı bir kız olan Emika, bir gün Warcross oyunlarını izlerken farkında olmadan büyük bir hackleme yapar. Öyle ki kendini de ele verir ve bir anda dünya çapında ünlenir. Kim bu kız?
 Warcross'un kurucusu Hideo Tanaka, apar topar Emika'yı özel uçakla Tokyo'ya getirtir. Hem oyuna dahil eder hem de reddetmesi güç bir teklifte bulunur: Dev oyunda onun gizli ajanı olmasını ister. Maddi durumu yerlerde olan Emika bunu kabul eder. Küçüklüğünden beri Warcross'a deli gibi bağımlı olması da bu işin içinde olmasına sebep olur.
Oyunda beş kişiden oluşan iki grup var. (Emika'nın yer aldığı grup Anka Süvarileri.) Bu grupların kendilerine ait cevherleri var. Oyunda, diğer grubun cevherini almaya çalışıyorlar. (Burası bana biraz Harry Potter'ı anımsattı.) Tabii çok zorlu engeller de var. Kitapta çok fazla terim var. Açıkçası aklımda kalmadı. Okudukça oturacaktır. Gruptaki karakterlerden şimdi bahsetmiyorum. İkinci kitabın yorumunu yaparken rahat rahat analiz edeceğim.
Kitap olaylarla dolu!
Sanırım en son Açlık Oyunları'nı okurken bu kadar heyecan yapıp, gözümü bile kırpmadan bir distopya okumuştum. Evet, distopya türüne aşığım ama beni benden alan kitaplar nadirdir. Warcross'un ilk 150 sayfasında "Oley be! Eski formuma dönüyorum.Ye yooo," derken sonra bir baktım kurguyu baya baya tahmin ediyorum. Öyle böyle değil... Kitap bitince, sanki ben yazmışım gibi hissettim. Marie Lu'nın hayalet yazarıyım falan dermişim. :D
İşte, kurguyu bu kadar tahmin edince bir hayal kırıklığı olmadı değil. Tam kitaba bayılacakken yazarın klişe ağalarına takılmam kötü oldu. Yoksa efsane bir seri bizi bekliyor.
Warcross gibi bir oyun kurgusu yazılıyorsa bence daha fazla detay verilmeliydi. Bazı şeyler daha ağırdan alınmalıydı. Karakterleri çözmek bu kadar kolay olmamalıydı.
Ya da yılların verdiği tecrübe ile artık bu tarz kitaplar bana çerez gelmeye başladı. Yine de kitabı çok sevdim. İyi ki almışım dedirtti. :)

Hadi siz de okuyun, dedikodu yapalım. İkinci kitap da elimde. 2018 bitmeden okurum diye düşünüyorum.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder