Pages

24 Nisan 2016 Pazar

Kitap Yorumu: Karanlık Zihinler 2: Buz Kapanı - Alexandra Bracken


Merhabalar !

Favori distopya serime devam ediyorum. Beni bilen bilir distopya türüne aşığım. Açlık Oyunları ile başladım bu türe ve Karanlık Zihinler sayesinde daha da bağımlı oldum. Yaklaşık bir sene önce okumuştum kitabı ama etkisi hala devam ediyor. Hazır durum böyleyken ikinci kitabı Buz Kapanı'nı okudum. Chubs, Ruby, Liam... Fırlatın üstüme!

Karanlık Zihinler ne kadar etkileyici ve şaşırtıcıysa Buz Kapanı da ona denk şuan. Yazar olay kurgusunu öyle güzel işlemiş ki... İlk kitabın sonunda Ruby, Liam'ın 'iyiliği' için hafızasını silip, yanından ayrılınca 'haaayır, olamaz' demiştim. Bu kitap için ne desem bilemedim ki. Böyle ağzınıza bir parmak bal çalıp, kaçıyor. Tadı damağımda kaldı. 

Olaylar giderek daha da kızgınlaşıyor. Ruby belanın içinden çıkamıyor. Bu kızı sürekli tehlike buluyor. Ama yeni ekibine bayıldım. Bu karakterlerimiz ağzı iyi laf yapan Vida, masum mu masum Jude, Liam'ın tam zıttı olan abisi Cate. Ekibe bir merhaba deyin. Çünkü üçüncü kitapta çok sık karşımıza çıkacakları kesin.

Kitaptaki olaylardan bahsedemeyeceğim çünkü birbirleriyle bağlantılı ve spoiler içerikli. Ama emin olun Ruby'nin zekasına, ekibinin çalışma şekline ve yazarın sürprizlerine bayılacaksınız. Tabii son sayfalarda yine 'olamaz!' dedirtti. Bunlara ek olarak Liam Stewart'a aşıksanız daha da aşık olacaksınız. Aşık değilseniz de aşık olacaksınız. Adamın hafızasından Ruby silinmesine rağmen 'ben niye sana sarhoşum' modundaydı. Bazı yerlerde haklı olarak ters tepkileri de oldu. Ama öyle romantik konuşmaları oldu ki, sen gerçek olamazsın ya cidden dedim. Yazar bizdeki çıtayı böyle almış en tepelere koymuş. Sonra gel de gerçek hayatta Liam Stewart'ı bul da mutlu ol. (Evde kalacak olan Jane yazıyor...)

Bu kitap hakkında daha ne desem ki ? Benim favorilerim arasında. Kalın olmasına rağmen su gibi okutturdu kendini. Üçüncü kitabı ve hikayelerden oluşan ara kitabını okumak için sabırsızlanıyorum ama acele etmeyeceğim. Çünkü sırada bu seriye eş değerde müthiş kitaplarım var. Onları okuyana kadar görüşmek üzere!

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

23 Nisan 2016 Cumartesi

Kitap Yorumu: Ay Günlükleri 2 - Scarlet / Marissa Meyer


Merhabalar!

İnanabiliyor musunuz, Ay Günlükleri serisine geçen haziranda başlamışım! Bir sene olmuş neredeyse ve anca seriye devam ediyorum. Bu böyle olmayacak dedim ve yeni serilere sınır çizdim. Önceliğim devam eden serilerim ve büyük bir heyecanla okuyorum. Ve eğer hala Ay Günlükleri ile tanışmadıysanız lütfen Cinder'ı edinin. Bu seri bir harika dostum!

Yazarımız, küçüklüğümüzden beri duyduğumuz Grimm Masallarını alıyor bir güzel kendince işliyor. Ama öyle güzel kurgular yaratmış ki... Serinin ikinci kitabını bitirdim ve 'aşşık oldum.' İlk kitap Cinder'dı. Bildiğimiz Cinderalla. Elbette bu yeni kurguda hiç de masum ve masaldaki gibi mutlu sona ulaşan biri değil. Bizim Cinder'ımız büyük bir mücadele içinde çünkü kendisi Prenses Selene. Ve Ay Kraliçesi Levana onu öldürmek istiyor. Kaçış yollarına düşen Cinder, yol üzerinde yeni bir yoldaş edinir. Kaptan Thorne. Kendisi şuan favori karakterlerimden biri. Süperötesi şapşal, komik ve seriye renk katan biri. Bir diğer ise Cinder'ın robot arkadaşı Iko. Bu üçü süper ekip oldu.

Gelelim Scarlet tarafına. Scarlet da ilk başlarda sıradan biri gibi görünüyor. Babaannesi bir gün ortadan kaybolur ama Scarlet onun kaçırıldığına emin. Yine de yaşamına devam ediyor ve günlerden bir gün Wolf diye biriyle tanışıyor. Hikayeyi çaktınız mı ? 'Büyükanne, neden ağzın bu kadar büyük ? Seni daha iyi yiyebilmek için!' ve karşınızda Kırmızı Başlıklı Kız ile Kurt hikayesi. Yazar seriye resmen dönüm noktası eklemiş. Cinder ve Scarlet öyle bir yerde karşılaşıyorlar ki... Kurguya bayıldım. Ekip giderek güzelleşiyor. Cinder ve Kai çiftinden sonra Scarlet ve Wolf çifti favoriler arasına girmek üzere. İlişkileri biraz hızlı oldu ama yine de çok sevimliler.

Bunların dışında... Kurguya cidden bayıldım. Yazar öyle güzel kafa patlatmış ki, okurken mest oldum. Özellikle 3.kitap olan Cress'i fena merak ediyorum. Çünkü arka kapak yazısını okuyunca 'bu kesinlikle tam benlik olacak' dedim. Thorne'u daha çok okumak istiyorum. Serideki favori erkek karakterim oldu. Cinder'la Scarlet'ı karşılaştırmak istemiyorum çünkü çok farklılar. Ama Cinder bana daha yakın geliyor. 

Ve son olarak... Alın bu seriyi. Dönemin en iyilerinden. Artemis Yayınları seriyi tamamladı bile! Kapak tasarımlarından tutun çevirisine kadar miss gibi bir seri. Kitaplığınızın gözdesi olacaklar!

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Kitap Yorumu: Ateş Serisi 3- İntikam Ateşi / Karen Maria Moning


Merhabalar !

Bu yazıyı yazmada baya zorlandım. Nasıl yazsam, şunu da eklesem mi ? Yok yok, sil bunu şunu yaz. Barrons'lu olan her kitap yorumu zor olacak sanırım. Adam süper gizemli. Hakkında gram bilgimiz yok. Kitabı anlat anlat nereye kadar. Kitap karakterlerinin dedikodusunu burada yapmazsam nerede yapacağım daha ? O yüzden artık dayanamadım ve oturdum başladım rastgele yazmaya...

Ateş Serisi, dehşet ötesi bir şey arkadaşlar. Yazarımız her kitapta kendini süper geliştiriyor. Daha ne kadar şaşırtabilir derken ağzınız açık bir şekilde kitabı bitiriyorsunuz. Ki kurgu üç kitaptır İrlanda'da geçmesine, aynı mekanlar olmasına rağmen hiç sıkılmadan okudum. Böyle aptal aptal sırıtmalar... Bana ne oldu, bilemiyorum...

Kapalı kutu Barrons ve çılgın kız Mac ile seri kaldığı yerden devam ediyor. Şöyle de bir şey var. Aralarında süper romantik şeyler olmuyor. Toplasınız 3 belki 4 sahnede yakınlaşıyorlar. Hatta yakınlaşma da değil. Bir bakış, iğneleyici ama anlamlı sözler ve mimikler. İşte bunlar tüm süre boyunca kitapta sırıtmanıza sebep oluyor. Bu kadar kısıtlı olmasının sebebi elbette Barrons. Bayan Lane kelimesi kusacağım yakında. Hoş, etekleri tutuşunca Mac demesini biliyor... Neyse.

Bu kitapta Barrons daha da az var. Sürekli gizemli işler peşinde. Ortaya çıkınca da zaten yerinde durmuyor. Ya Mac'i azarlıyor, ya öğüt veriyor ya da öldürücü bakışlarından birini atıp, gidiyor. Mac ise elbette yerinde durmuyor. Vlane ile fena yakınlaştılar. Ne iş ? Hayır, Vlane'i sevmesem göz devire devire okurum ama kereta işini biliyor. Mac'le diyalogları beni benden aldı.

Lord Master olayı kaldığı yerden devam ediyor. Mac hala kız kardeşi için savaş vermekte. Ve yazar kitabın sonunu öyle bir bitirmiş ki 'aw shit! (ve daha nice amerikan film küfürleri...)' oluyorsunuz.

Ya seri aksiyonla, heyecanla, komikliklerle ve sinir krizleriyle dolu. Bayılıyorum bu seriyi okumaya. Sonuna kadar değeri hakkediyor. Karakterler on numara. Ergence hareketler yok. Barrons deseniz tam bir 'hard'! Ve tabii kitap bitince aklınızda milyon soru kalıyor. 'Şimdi ayvayı yedin canım, ne olacak?" Tüm soruların cevabı elbette Rüya Ateşi'nde. 'Thanks GOD' moduna gireceğim çünkü serinin devam eden iki kitabı elimde mevcut. Okumak için avuçlarım kaşınıyor. Ek bilgi vereyim: serinin 4.kitabından itibaren -Rüya Ateşi- Artemis Yayınları devraldı. Artemisciğimiz de mis gibi seriyi tıkır tıkır çıkarıyor. Umarım çevirilerde tuhaflıklar olmaz. Genelde yayınevleri değiştiği zaman serilerdeki kitaplar evrim geçiriyor. Okuyup, göreceğiz.

Şimdilik bu kadar. Amma, müthiş kitaplarla döneceğim. Bu aralar sadece devam eden serilerime odaklandım ve hepsi birbirinden değerli. Hadi kaçtım!

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

13 Nisan 2016 Çarşamba

Kitap Güncellemeleri 2 - Kış Biterken...

Merhabalar!

Jane olmayı özledim. Hem de deli gibi! Saatlerce bilgisayar başında oturup, blog'a yazmayı özledim. Tam iki buçuk aydır blog'a bir şey yazmıyorum. Ama her şeyin takibindeyim. Blog 300.000+ tıklanma almış. Daha açılalı üç yıl olmadı ve siteyi ziyaret yapanların oranına bakın! Bunu apayrı değerlendireceğim. Ve bir sürprizim olacak ama her şeyin kesinleşmesini bekliyorum. Onay olur olmaz hem buradan hem Instagram'dan duyururum. Ve haftasonu başlayacak olan İzmir Kitap Fuarı'nda şimdiden eğlenceler ! Ben yine ve yine fuara katılamıyorum. Bu sene fuarsız geçireceğim. :(

Gelelim yokluğumda neler okudum. Şimdi bunlara uzun uzun yorum yapmak isterdim ama açıkçası detaylı konulara girecek kadar taze bilgilerim yok. Birçoğunu kütüphaneden alıp, okuduğum için kitaba açıp da bakamıyorum. O yüzden bende bıraktıkları etkilerden bahsedip, en taze kitap yorumlarına geçeceğim.

Çöküş ve Yükseliş / Leigh Bardugo: Bir seri daha bitti. Martı Yayınları'ndan çıkan Grisha serisine geçen sene başlamıştım. Aslında kurgusu çok sağlam ve alışık olduğumuz bir şey değil. Ama sanırım yazar biraz acemiliğe kaçmış. Kurgu iyi ama karakterler zayıftı. Seride favori karakterim Nikolai idi ve Karanlıklar Efendisi'ni de seviyordum nedense. Seri güzel bitti. Final kitabı fena da değildi ama seriye çok ümitlenerek başlamayın derim. 3/5 


Harry Potter ve Azkaban Tutsağı | Harry Potter ve Ateş Kadehi: Harry Potter serisinin kitaplarını da bitirmeye hazırım! Kütüphaneden aldığım Azkaban Tutsağı ve Ateş Kadehi kitaplarını arka arkaya okudum. Yemin ederim başım dönmüştü. :D O kadar müthiş geldi ki... Kitaplar bitince ben neredeyim ya, havasında oldum. Seriye devam etmek için sabırsızlanıyorum. Artık filmlerini izlerken, kitapları daha eğlenceliymiş demeye başladım. Kitaplar bambaşka arkadaşlar. Yazar adeta döktürmüş. Yaş 21 ama ruhum Harry Potter'a aşık. İstanbul sonrası kaldığım yerden devam edeceğim seriye. 5/5


Zac ve Mia - A.J. Betts: Gelelim Pano Yayınları'ndan çıkan Zac ve Mia'ya... Ya kitap çok açık kapı bırakarak bitti. Böyle tam kurgunun moduna girdim ve hoop kitap bitmişti. Ki ben böyle hastalıkla mücadele eden karakterleri olan kurgulara bayılırım. İşin içine aşk, bağlılık ve biraz felsefi düşünceler girince ayılıp bayılırım. O yüzden bu kitabı cidden sevdim. Çok akıcıydı ve sıkmayan bir kurgusu vardı. O karakterlerin güçlü olmaları, kendileriyle ve çevresindekilerle mutlu olma çabaları... Nasıl desem ? Tam anlatamadım da. Yazma yeteneğimi kaybediyorum sanırım. :D Siz okuyun, ne demek istediğimi anlayacaksınız. 4/5


Tatlı Hesaplaşma - Wendy Higgins: Go!Kitap'tan çıkan ve inanılmaz bir okuma kitlesine oluşan bu seriyi de bitirdim. Serinin geneli tam bir çerezlik. Böyle sıkmayan, sayfaları hızlıca okutturan bir dili var. Kurgusu da aslında çok iyi ama yazar tarafından 'çok etraflıca' işlenememiş. Bence. Seriyi bitirdim ama böyle nasıl desem içime sinmedi. Meeh, yani. Okuduğum için pişman da değilim ama bu seriden çok daha iyileri var. Onlara öncelik tanıyın. Ama karşınıza bu seri çıkarsa da şans verin. Belki siz daha çok seversiniz. Özellikle de genç fantastik serilerine yeni başlayanlara öneririm. 2/5



Devrimin Kızı - Amy Engel: Yabancı Yayınları'ndan çıkan ve bana adeta 'çerezim' diyen seriyi de bitirdim. (Ne çok seri bitirmişim!) Serinin kitapları cidden ince ve tam çerezlik. Böyle sabah başlayın, akşam biter. Kurucunun Kızı, hoşuma gitmişti. Ama kurgusu bir distopya için basit kalıyordu. Yine de bir distopya delisi olarak seriye devam ettim. Final kitabı 'ehh' derecesinde. Ne iyi ne kötü. Onaylamadığım yönleri de vardı onayladığım da... İlk defa distopya okuyacaklar varsa öneririm. Dili ağır değil ve iki kitaplık bir seri. 3/5

Daha iki kitap daha var ama onlara ayrı muamele yapacağım. :D Artık kış bitti. Sevdiğim mevsimlerden ilkbahar ve en sevdiğim aylardan olan nisan ayı geldi. Okunacak bir sürü müthiş kitap var elimde. Okumak için avuçlarım kaşınıyor. İzlenecek milyon dizi ve film var. Bir ara onlara da değineceğim. Sürprizler de gelir. Yani güzel günler bizi bekliyor. Jane'in tatili bitti ve artık hep buralardayım. Arada belli edin kendinizi.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

29 Ocak 2016 Cuma

Kitap Yorumu: Eleanor & Park - Rainbow Rowell


Merhabalarrr

Fırlatın beni 1980'lere. O zamanın aşkları, müzikleri, imkanları... Yazar kitaba öyle güzel yansıtmış ki... Walkman'le müzik dinlemeler. Pili bitti bitecek durumlar, iletişimin zorluğu ve daha neler neler. Aşkın en saf halini okuyacaksınız. Ama uyarmadı demeyin. Kitabın sonunda göğsünüze bir yumruk yemiş gibi olacaksınız. Devamı olsa mis gibi okunur valla.

Eleanor kızımız kızıl saçlı, tuhaf kıyafetler giyerek fazlalıklarını kapatmaya çalışan, zorlu bir aileden gelen ve kendi halinde takılan biri. En dikkat çekici özelliği zaten o kıvırcık kızıl saçları. Diğer kızlara göre daha toplu ve kıyafet seçimleriyle dikkat çekmesi.

Park ise tam tersine gayet normal biri. Arkadaş çevresi olan, çizgi romanlar okuyan, ailesi çok normal olan bir birey. Ve bu iki farklı insan bir araya geliyor.

Okula otobüsle giderken yan yana oturmalarıyla başlıyor macera. Arada pek konuşma yok. Eleanor'un gözü Park'ın okuduğu çizgi romanlara kayınca ortak yönlerde başlangıcı yapıyorlar. Sonrasında çok mu çok saf bir sevgi, arkadaşlık ve aşk başlıyor.

Böyle okurken eridim. Art niyet yok. İlişkilerinde saçma sapan olaylar yok. Yaşları gereği bir takım ergence şeyler olabiliyor ama kitap öyle pamuk gibi ki onlar göze batmıyor. 

Bu kitabı okuduktan sonra cidden eski zamanlarda aşk yaşanmalıymış dedim. O zamanlar evdeki telefonla idare ediyorlar. Aradı arayacak diye başında beklemeler. Ebeveyn gelince yakalanmamak için aniden telefonu kapatmalar... Şimdi öyle mi ? Bana bir isim verin tüm sosyal medya hesaplarını bulup, Sherlock'u sollarım. :D (Yapmışlığım var yani.) Yani eskisi gibi saf aşklar falan yok. Anca böyle kitaplarda okursunuz.

Bu kitabı çok sevdim. Böyle sımsıkı sarılasım geliyor. Okuyun, okutun. Ne diyeyim, Eleanor & Park efsane olacak karakter çiftlerden biri bence.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

27 Ocak 2016 Çarşamba

Dedikodu Diyarı: Diziler Alemi


 Merhabalar

Uzun zamandır izlediğim diziler hakkında bir yazı yayımlamıyordum. Hazır elimde işlenecek diziler var dedim, yaz Jane.


Konuya direk Ölümcül Oyuncaklar serisinin dizisi Shadowhunters'tan gireceğim. 2013 yılında serinin ilk kitabı Kemikler Şehri'nin filmi çıkmıştı. Sinemaya adeta uçarak gitmiştim. Oyuncu seçimlerini sevmememe rağmen... Ama şimdi diziyi izleyince dedim ki 'anaa film ekibi mismiş.'

Dizinin kadrosu oluşturulurken baya heyecanla takip ediyordum. Sonuçta dizi yani. Uzun süreli bir şey olacak. Kesin çok titiz davranacaklar. Karakterler tam kitaba göre olacak. Dedim. Ama demekle kaldım. Hatta Jace için Dominic Sherwood seçildiğinde mutluluk dansı yaptım. Nedense kafamdaki Jace'le uyuşmuştu. (Ayrıca bu yakışıklı şey Vampir Akademisi filminde Christian Ozera'yı oynamıştı.) 

Sonra dizinin ilk bölümünü izledim. Sıfır beklentiyle. Açılış sahnesi baya gaza getirdi. O arka fondaki müzik, karakterlerin ortaya çıkışı ve arkasından Clary'i görmemle pısss tüm hava kaçtı. Clary için o oyuncuyu çok mu aramışlar ? Ne oyunculuk var ne mimik ne doğallık... Ay resmen dalga geçmek için onu oraya koymuşlar. Tüm enerjimi emdi. Asık suratla izledim. Kurgunun içine etmişler giderek. Kitaptaki hava hiç yok. Karakterler öyle lay lay lom ki... Cassandra Clare'yi dürtmek istiyorum. Sen bu müthiş hayal dünyanı nasıl hiç edersin be kadın! 

Tabii dayanamadım ikinci bölümü de izledim. Daha da kusmak istedim. Benim sevdiğim Jace, iki dakikada Clary'i kanatlarının altına almaz. Sürekli gülme modunda olmaz. Ya da ne bileyim okuduğum enstitüde Jace, Alec, Izzy, Hodge dışında kimse yoktu. Dizideki enstitüyü görmeyin. Adeta FBI ofisi. O ne be öyle. Yanlış dizi izliyorum sandım. Gündeme ayak mı uydurmak istediler n'aptılar bilmiyorum ama her şey fos çıktı. Hodge demişken... Yemin ederim kitabı okumasam dizide direk Hodge'ı gözüme kestiririm. Bizim buruşuk, yaşlı erkek karakterimiz orada adeta Jace'in rakibi, rakipliğini geç adeta ışık saçan bir varlık. Of! 

Ay daha fazla konuşamayacağım çünkü sevmedim. Az önce üçüncü bölümün geldiğini gördüm. Yok, izlemem. İzlersem sinir krizlerine gireceğim. Geçelim bunu.


İzlediğim ve bitirdiğim diziler var. Mesela yıllar sonra How I Met Your Mother'ı bitirdim. Sonu beni tatmin etmedi ama seviyorum bu ekibi. Sanki hala izlenecek bölümler varmış gibime geliyor. -.- 
Mr. Robot yarım kaldı. Ona devam edeceğim. Değişik bir kurgusu var.
Teen Wolf'un yarı sezonu, The Originals, The Vampire Diaries, Once Upon A Time, Arrow, The Flash ve Supernatural'ın sezonların tamamlanmasını bekliyorum. Ben her hafta yeni bölüm beklersem çıldırırım. Hem de sezon tamamlandıktan sonra izleyince konu bütünlüğünü kavrıyorum. Bana öyle daha zevkli geliyor.
The Walking Dead ayrı ama. Her hafta bekler, izlerim. Son 26 gün mü ne kaldı. :(
American Horror Story: Hotel de bitti. Valla hiçbir şey anlamadım. Pek sevemedim de. Matt Bomer için izledim desem yeridir. Nerede o eski ekip, eski sağlam kurgular...

Şu an bir dizi izlemiyorum ama izlemek istediğim çok dizi var. Öyle böyle değil. Ve yeni çıkan tüm güncel dizileri de takibime aldım. Supergirl, Legends of Tomorrow, The X Files'ın yeni ekibiyle yeni sezonu gibi. 
Bilgisayarımda Sherlock'un tüm bölümleri ve Smallville'nin ilk sezonu var. Büyük ihtimalle onları ön plana alırım. Dizi önerileriniz varsa, şöyle Lost, Fridge, Merlin gibi ağzı tadımda kalacak diziler gibilerse şiddetle öneriniz. :D

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

26 Ocak 2016 Salı

Kitap Güncellemeleri 1 - Oradan Buradan Topladım Geldim


Merhabalarrr

Bir buçuk aydan fazladır buralarda yokum. Aslında varım da yokum. Kimler neleri okumuş, hangi yazılarım gün içerisinde çok okunmuş onun takibini yaptım ama yazı yayımlamadım. Arada bana geliyorlar. Blog'u geç insanlardan bile bıkıp, uzaklaşıyorum. Öyle bir dönemdeydim o yüzden okuduğum kitapları paylaşmadım ve hakkında dedikodular yapmadım. Şimdi yeni bir şey oluşturdum. Yine kesin bana aralarda böyle gelirler. Kitap Güncellemeleri başlığı altında kitapları toplu şekilde yorumlayacağım. Zaten eskisi gibi uzun uzun yorum yapmıyorum. İstisna kitaplar dışında. :D Eh, onlar da en özelleri olur büyük ihtimalle. 

İlk güncellemede beş kitap yazacağım. Şu an okuduğum kitap Eleanor & Park. Bitmek üzere ve cidden çok akıcı gidiyor. Belki ona apayrı bir yazı hazırlarım.

2015'in sonuna doğru iki kitap okudum. 2016'da ise üç kitabı arka arkaya yuvarladım. Goodreads'te meydan okuma etkinliğine katılmadım çünkü bu sene kaç kitap okuyacağım sürpriz olsun istiyorum. :D

Ruh Öküzüm - Lauren Morrill (Pegasus Yayınları): Bu kitap ilk çıktığından beri hep ilgi alanımdaydı. Çünkü adı çok fena ilgimi çekmişti. Ruh öküzüm... Allah'ım dedim, kesin benim kafadan bu kurgu. Ben de deli gibi ruh öküzümü arıyorum. Bu kitap kesin eğlenceli dedim. Evet, baya akıcıydı ve okutturdu kendini ama ergen yaşta karakterler beklemiyordum. Bazı hareketleri çocukça geldi. (Jane yaşlandı tabii) Ama bazı yerlerde güldüm, eğlendim. Süperötesi bir kitap değil ama çerezlik tadında. İki gencin çok zıt kutuplarda olup, nasıl birleştiğini anlatıyor. Kız karakterde kendimi görmedim desem yalan olur. Asosyal. Burnunu kitaplardan çıkarmayan. Hayatı lay lay lom yaşamak isteyip ama çok ciddiye alan bir tip. Ama durun bir dakika. Bu benim iki yıl önceki halimdi. :D Şaka bir yana. Romantik komedi ve çerezlik bir kitap arıyorsanız, öneririm. ( 3/5)

Gölgeler - Paula Weston (Yabancı Yayınları): Çok önceden sahaftan almıştım bu kitabı. Melek kurgulu serinin ilk kitabı. Ve sayın okuyucular, kesinlikle okuyun! Çok gizemli ve esrarengiz bir kitaptı. Böyle okurken cidden neler olacağını merak ettim. Erkek karakterimizle kız karakterimiz aslında düşmanlar. Ve kız karakter baya önemli biri ama bir hafıza kaybı sonucunda her şeyi bambaşka hatırlıyor. Taa ki Rafa gelip, her şeyi Gaby'e hatırlatana kadar. Hoş, hala hatırlamadığı şeyler  var ve cidden heyecanlı gidiyor. Seriye devam etmek için sabırsızlanıyorum ama üçüncü kitap çıkana kadar ikinci kitaba dokunmak yok. Ve elbette, okuyun. Okutun! (5/5)


Dublin Caddesi - Samantha Young (Dex Yayınları): Bakın bu kitabı okumak aklımda yoktu. Sonra aşırı derecede romantik bir şeyler okumak istedim. Kendimi bu kitapta buldum. E-kitap olarak okuduğum için sayfaların nasıl geçtiğini anlamadım ve bir günde bitti. Öyle aham şaham bir kurgusu yok. Romantiklik var ama dibi yok. Aşina olduğum sahneler, diyaloglar falan vardı ama severek okudum. Grey'in hafif haliydi. Çerezlik bir kitap. Bu türe alışkın değilseniz bu kitapla güzel bir başlangıç yapabilirsiniz. (4/5)



Olasılıksız - Adam Fawer (April Yayınları): Orta son sınıftayken bu kitap öyle ünlüydü ki... Otomatikman benim de okuma listeme girmişti. Ama taa o zamandan bu zamana okuma fırsatı bulamadım. Karşıma çıktığında da almayı düşünmedim hiç nedense. Sonra geçenlerde okulun kütüphanesinde kendimi kaybederken bunu ve Empati'yi gördüm. Düğmeye basılmış gibi ikisini kucağıma aldım ve eve getirdim. İkisini arka arkaya okudum. Ve evet, beynim adeta içmiş gibiydi. Özellikle Olasılıksız'a bayıldım. Ben böyle şans, kader, olasılık, felsefi karışımı şeyleri ve entrikalarını çok severim. Dershanedeki felsefe hocamın da etkisi var. Öyle şeyler anlatırdı ki ders çıkışında 'ben yaşıyor muyum ya' derdim. Dünyanın görülmeyen özelliklerine ayrı bir merakım var. Olasılıksız hem kurgusuyla hem de mantıklı açıklamalarıyla kafamdaki bazı soruları ortadan kaldırdı. Kurgu çok sağlam. Biraz ağır. Terimsel kelimeler var. Bazen felsefenin dibine vuruyor. Ama öyle güzel öyle baş döndürücü ki... Bu alana ilginiz varsa okuyun. Kitaplıkta durmalı bu kitap. Yazarı ayakta alkışladım. Karakterleri tanıtma süreci, hepsinin ayrı hikayesi ve nasıl bir araya geldiklerini anlatma süreci... Oh be dedim, kitaba doydum. :D Kısacası, aşık oldum. (5/5)

Empati - Adam Fawer (April Yayınları): Empati, Olasılıksız'ın daha da ağır hali ama genel hatları benzer. Bu sefer Empati yeteneği ön planda. Yazar bazı gerçekleri açıkça işlemiş kurgusunda. Ve sanki bilim kurgu filmi izliyormuş gibiydim. Kurguyu karışık ama öyle tatmin edici anlatmış ki... Detaylarda neler gizliymiş neler. Kitabın sonlarında her şey ortaya çıkınca böyle ağzım açık kaldı. Ondan sonra kafamı toparlayamadım. Kendimi dışarı attım birkaç gün üst üste. :D Bu kitapları çok sakin kafayla okuyun. Benden uyarması. (4/5)

İşte, buralarda yokken bu hayaller alemindeydim. Şimdi tatildeyim bakalım ilerleyen zamanlarda birkaç paylaşım yapabilirim. 
Hepinize iyi tatiller. Dedikodulardan eksik etmeyin beni de.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane