Pages

30 Aralık 2014 Salı

Kitap Yorumu: Sadece Bir Gün - Gayle Forman


"Bir gün içinde doğardık. Bir gün içinde ölürdük. Bir gün içinde değişebilirdik. Ve bir gün içinde aşık olabilirdik. Bir gün içinde her şey olabilirdi." 

Paris'ten merhabalar... Bonjour Madam !

Demek isterdim. İnanın bana şuan gerçekten Paris'te olup, onunla ilgili yazı yazmak isterdim. Ama Safranbolu'ndayım ve Paris'i daha da merak etmemi sağlayan bir kitabı bitirmiş bulunmaktayım. 

Sadece Bir Gün'ü sahafta gezerken birden karşıma çıktığı sırada almıştım. Hem ismi hem kapağı hoşuma gitmişti. Konusuna şöyle bir göz atıp, benim olmalısın demiştim. Sonradan öğrendim ki yazarımızın daha da ünlü kitapları varmış. Eğer Yaşarsam'ı duydunuz mu ? Bu sene filmi falan da çıktı. Ne okudum ne izledim. Ama bu kitabı sayesinde yazarı tanıdım ve favorilerim arasına girdi.

Nasıl desem... Nasıl anlatsam bilemiyorum ama benim çook hoşuma gittiğini belirteyim. İçimi sımsıcak eden, gülümseten, düşündüklerimi dile getiren bir kitap olmuş. Kitaplığımda sadece gerçek hayat kurgulu kitaplardan oluşan bir bölüm var. Bu kitap da orada hak ettiği yeri alacak. Ki hayatımda ilk defa bir şey yaptım. Çok anlamlı sahneleri ve bölümleri belirlemek için şu renkli yapışkan ayraçlardan kullandım. :D Hep görüyordum. Bir denemek istedim ve aşırı hoşuma gitti. Artık kitabı her elime aldığımda, en sevdiğim bölümleri aramadan bulmuş olacağım.

Kitabın konusu ilham verici. Kitabı okurken ve okuduktan sonra Allyson gibi bir maceraya atılmak ve onun yaşadıklarını yaşamak istedim. Hiçbir şey imkansız değildir, değil mi?

"Kendimi kaptırarak izlediğim iyi bir filmin sonunda televizyonu kapatırken de aynı şey oluyordu; yüreğimde koca bir boşlukla gerçek dünyama dönmek zorunda kalıyordum." -Allyson

Allyson, liseden yeni mezun olmuş bir genç kızdır. Sıradan, ailesinin dediklerini yapan ve gelecek yıl tıp okumaya hazırlanan biridir. Ve ailesi tarafından, en yakın arkadaşı Melanie ile Avrupa Turnesine yollanır. Üç haftalık bir gezintinin son gününde Londra'da Shakespeare'ın On İkinci Gece adlı oyunun tiyatrosuna katılacakları sırada ellerine başka bir broşür geçer. Bu broşürde de aynı adlı oyunun sokak versiyonu vardır. Bir grup genç sokakta, açık gösterim yapmaktadır ve bu durum kızların daha çok dikkatini çeker. Ve elbette ona katılırlar. Orada Sebastian*'ı canlandıran kişi, yani Willem, ortaya çıkar. Uzun boylu, koyu sarı saçları ve koyu gözleri ile elbette kızımızı etkiler. Fakat hiçbir şey olmaz. Çünkü Allyson, maceraya atılmaya çekinen, her zaman planlı yaşayan ve genellikle asosyal olan bir kızdır. O gece oyunu izledikten sonra otel odalarına dönerler ve sabah da geri dönüş için trene binerler.

"... Ben genelde sadece samimi olduğum insanlarla kahvaltı yaparım." -Willem

Trende Willem ile karşılaşırlar. Birlikte kahvaltı edip, sohbet ederler. Hatta Willem, Allyson'ı kısa küt saçlarıyla Louise Brooks'a benzetir ve ona Lulu demeye başlar. Baya sohbet ettikten sonra Willem bir teklifte bulunur. "Bir günlüğüne Paris gidelim?" Tabii durup dururken bu teklifi etmez. Allyson, Avrupa seyahati boyunca her yeri gezdiklerini ama Paris'e gidemediklerini çünkü Fransa'da grev olduğundan bahseder ve Willem da daha önce orayı gezdiği için ve özgür bir hayatı olduğu için bu teklifi eder. 
Allyson, aniden cesaretlenir ve kendini, bir yabancıyla beraber Paris'te bulur. Bir günde neler neler yapıyorlar. Hem etkileyici hem komik hem de merak edici sahneler vardı. Willem, gizemli ve sırları olan genç bir adam. Allyson, onunla bir gün vakit geçirir ama onu hiç tanıma fırsatı bulamaz. Aralarında özel bir şey yaşanır ve sonrasında Willem ortadan kaybolur. İlk önce Allyson panik yapmadı. Uyandığında, birkaç saat onu bekledi. Sonra bilmediği bir şehirde tek başına kaldığını anladığı an paniğe kapıldı ve evine nasıl geri döndü, neler oldu... Okumanız lazım. :D

"Bence her an her şey olabilir ama kendimizi onun önüne atmadığımız sürece hayatı elimizden kaçırabiliriz." -Willem

Bundan sonraki olayları çok akıcı bir şekilde ve nedense zevkle okudum. Allyson, hayal kırıklığına uğramış bir şekilde evine döner ve Boston'da üniversiteye başlar. Dersleri berbattır, arkadaş ortamına girmekten kaçınmaktadır ve giderek kötüye gitmeye başlamıştır. Aklında Willem kalmıştır. Her şey bu kadar kötüye giderken ikinci dönem bazı derslerini değiştirir. Ve Shakespeare oyunlarının okunduğu, oynanıldığı dersi almaya başlar. Dee diye biriyle arkadaş olur. Ve ona Willem olan kısa macerasını anlatır. Arkadaşının da desteği ile Willem'ı aramaya karar verir fakat ona ulaşmak için elinde hiçbir bilgi yoktur. Soyadını bile bilmiyordu. Ve başka bir plan yapar. Okulu bitince bir Cafe'ye girip, çalışmaya başlar. Bir yandan da Fransızca kursuna gider. Biriktirdiği para sayesinde ve çevresindekilerinin desteği ile kendini yeniden ve bu sefer tek başına Paris'te bulur.  Bu sefer iki hafta süresi vardır. Aklına gelen, hatırladığı yerleri tekrar gezmeye başlar. Willem'ın tanıştırdığı insanların yanına uğrar. Bir grup gençle tanışır ve onlar da Allyson'a yardım eder. En son Wren adındaki bir kız Allyson'a çok yardımcı olur. Willem'dan bir iz bulmak için Paris'i alt üst ederler. Ve sonrasında... İşte burayı anlatmayacağım. Okuyun. Kitabı hemen kapın ve okuyun. Sadece Bir Gün'e kesinlikle şans verin.

"Bazen bir şeyi yaşamadan bilemezsin." -Willem

Kitabın sonu hem süper heyecanlı bir şekilde hem de sinir bozucu bir şekilde bitti. Allyson karakterini hem sevdim hem de cesaretinden dolayı imrendim. İnanılmaz derecede bir şeyler için çabaladı ve sonucuna ulaştı. Onun maceralarını okurken içim gitti. Gerçekten bizden biri Allyson. Özellikle Fransızca'yı öğrenme konusunda gösterdiği çabaya hayran kaldım. Ve onda kendimi gördüm. Dil öğrenmeye meraklı biri. Hatta onun sayesinde birkaç Fransızca kelime bile öğrendim. :D Fransızca'da öğrendiğim ilk kelimelerden biri merde olmuştu. Bok anlamına geliyor. Şimdi diyeceksiniz, bunu nasıl öğrendin. Önceki blogum, Wampirob'da Robert Pattinson'ın 2010 yılındaki bir röportajını çevirirken bir soru gözüme takılmıştı. Rob'a, Fransızca bir kelime bilip bilmediğini sormuşlar ve o da merde'yi bildiğini söylemişti. Taa oradan aklımda kalmış. Hatta kitapta bir ara Allyson kendine sinirlenip, merde diyordu. :D Nereden nereye... Yani kıscası Allyson'ı çok sevdim!

Willem'a gelirsek... Yakışıklılığı yanında çapkınlığı da var. Daha öncede dediğim gibi gizemli biri. Hakkında çok şey bilmiyoruz. Allyson da onu yeniden bulabilmek için baya baya uğraşıyor. Ama Willem'ın da sevdiğim özellikleri vardı. Özgür ruhlu biri ve yaşına göre oldukça olgun konuşuyordu. Öyle anlamlı ve düşündürücü şeyler söyledi ki... Aşık olasım geldi. Zaten bir ara "Her an her şey olabilir." dedi ve beni kendine hayran bıraktırdı. Çok çok güzel sahneleri vardı. Kesinlikle okunmaya değer.

Bir de yazarın habire Shakespeare'dan ve oyunlarından bahsetmesi ilgimi fena çekti. Özellikle On İkinci Gece ile Size Nasıl Geliyorsa eserlerini daha detaylı araştıracağım. Konuları çok hoşuma gitti.

Bunların dışında... Paris'e kesinkes gideceğim ve Allyson'la Willem'ın gezdiği yerleri gezip, yaptıkları çılgınlıkları yapacağım. Ve Willem Hollandalı olduğu için Amsterdam da gidelecekler listeme eklendi!

"Hayattaki her şey tesadüflerden ibarettir." -Willem

Son olarak... İkinci ve son kitaba kadar sabırla bekleyeceğim. İşaretlediğim yerleri tekrar tekrar okuyacağım. Kitap beni çok etkiledi. Romantik severlere birebir gelecek. Tesadüflere inanın ve olayın akışına bırakın kendinizi. Çünkü her an her şey olabilir!

Kocaman öpücükler, sevgiler: Jane

1 yorum:

  1. Merhaba,
    kitabı şuan bitirdim ve hayırr dedim böyle bitemez hemen interneti açtım ve ikinci kitabı olup olmadığına bakarken blogunu buldum yazında bahsettigin hersey gercekten benim duygularımı anlatıyor. :)
    ikinci kitabı var mı? :) (laf aramızda böyle bitmesini hiç hayal etmemiştim)
    sevgiler,H.

    YanıtlaSil