Pages

Romantik-Komedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Romantik-Komedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2017 Çarşamba

Kitap Yorumu: Bridget Jones'un Günlüğü - Helen Fielding

Merhabalar
Bu aralar birbirinden çok farklı kitaplar okuduğumu fark ettim. Bunu biraz bilinçli yapıyorum çünkü kitaplığımda farklı türlerden okunmayı bekleyen bir yığın var. Hazır bu dönem boş vaktim var dedim doyasıya okuyayım. 1984 sonrası kafamı hafif bir şeylerle dağıtmak istedim ve elime Bridget Jones'un Günlüğü geçti. 
Aslında bu seriyi okumak hiç aklımda yoktu. Benim gibi bir kitap kurdu olan teyzem seriyi toplu alıp okumuş. Geçenlerde, 'mutlaka oku' diyerek kitapları kucağıma verince ben de merak edip seriye başlayayım dedim. İyi de oldu aslında. Tam romantik-komedi kıvamında ve sizi hiç boğmayan bir anlatımı var.
Ortada belli bir kurgu yok aslında. Bridget Jones, 30'lu yaşlarında ve hala bekar olan bir kariyer sahibi genç kadındır. Ülkemizde de aşina olduğumuz gibi 'evlilik' baskılarına maruz kalmaktadır. Ama onun aklı hala beş karış havadadır. Bkz; bu ben oluyorum. 22 yaşında olmama rağmen 'eee birileri yok mu hayatında, üniversitede hiç mi olmadı' gibi sorulara maruz kaldıkça, 'hayır kimse yok hayatımda, oldu ama istemedim, ay ben kariyer yapacağım evlilik ve çocuk bana göre değil' diye sıvışmaya çalışıyorum. Yani bu baskı neden yapılır bilmiyorum. Bekarım ve süper mutluyum. Genelleme yapmak istemiyorum ama şimdiki dönemdeki erkeklerin kısıtlamalarını, kıskançlıklarını ya da sorumsuzluklarını çekmek istemiyorum. Sevmeyi seven biri olarak bile artık gözüme birine kestirip dede soyuna kadar derinlemesine bir araştırma yapmıyorum artık. En son göreceğimi gördüm ve şimdi kendi halimde memnunum. Bridget Jones da böyle düşünüyordu ki hayatı birden karman çorman oldu. 😃 Çok komik bir anlatımı var. Bazen daldan dala atlıyor ama dediğim gibi ortada bağlantılı bir kurgu olmadığı için bu göze batmıyor. Bizim PuCCa tarzında bir seri olmuş. Hatta onun yabancı versiyonu bile diyebilirim. Tek fark, bu yazarın bir kurgusu. Yani gerçek hayatından da alıntılar yapıyor olabilir, bilemedim. 

(Eski sevgilisi ve onun yeni kız arkadaşından bahsederken...) "Umarım ikisi de obez olur da vinçle camdan çıkarmak zorunda kalırlar."

Neyse. Tam zaman öldürmelik, çerez bir kitap olmuş. Bayıldım, hastası oldum diyemem ama hafif bir şeyler okumak isteyenlere öneririm. Seriye devam edeceğim. Okurken illaki Bridget'tan kendinize ait bir şeyler buluyorsunuz. Mesela ben de onun gibi yediklerime çok dikkat ederim, hiç üşenmem kalori hesabı yaparım, tatlıyı aşırı kaçırınca vicdan azabı çekerim, kendime bir şeyi yapmayacağıma dair söz verip diğer gün dayanamayıp yaparım, erkekler konusunda hep yanlış kapıyı didiklerim falan filan. O yüzden Bridget Jones'u çok sevdim ve sıradan bir konusu olmasına rağmen okumaya devam edeceğim. Size de öneririm. 👀

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

11 Aralık 2017 Pazartesi

Kitap Yorumu: Karmakarışık - Emma Chase

Merhabalar
Size şimdi okurken feminist tarafınızı ayaklandıran bir kitap önereceğim. Şaka şaka. Çok eğlenceli bir romantik komedi kitabından bahsedeceğim. Ama arada 'sen ne diyorsun be!' demeden duramadım. Sizi hem süper sinir eden hem güldüren hem de kendine çeken bir karakterle tanıştırayım: Drew Evans. Kendisi tahmin edebileceğiniz gibi süper yakışıklı, mesleğinde almış başını gitmiş ve aynı zaman inanılmaz çapkın biri. Bu arada ilk kitap onun gözünden anlatılıyor. Kitap bu yüzden çok eğlenceli sanırım. Biz kadınlar gibi olayları direk drama bağlamıyor. Aklı fikri kadınların vücudunda. Umursamaz görünüyor. Hele ilişkiler hakkında bir betimlemeleri var ki... Onları ayrı bir kitapta bile yayımlayabilirler. Kesinlikle okuyup, görmeniz lazım. Burada birini paylaşsam bile hepsi okunmaya değer. Yani anlayacağınız uyuz mu uyuz ama bir yandan insanları eğlendiren bir erkek karakterle baş başayız. 
"...bazen bir erkek doğru kadınla tanışana kadar adam olamaz."
Kadın karakterimiz Katherine Brooks, hem dikkat çekici güzellikte hem de çok zeki. Kendi alanında baya uzman sayılır. Yüksek lisansına kadar her şeyi tamamlamıştır ve artık iş hayatına atılmak üzeredir. Bilin bakalım kimin şirketinde işe giriyor? Bingo! Drew ile artık iş arkadaşı olurlar ama öncesinde de bir ön tanışmaları olur. Drew'in klasik cumartesi bar gecesinde. Ama Kate'i orada elde edemez. Sonrasında iş yerinde görünce küçük çaplı bir kalp krizi geçirir. Çünkü Drew'in bir kuralı vardır: İş yerinde kimseyle cinsel ilişkiye girmek yok! Ta ta taaam. Bol kahkahalı, bol entrikalı ve bol sinir bozucu kurguya hoş geldiniz! 😁
Kitapta cidden gülmekten yerlere yatıran sahneler vardı. Drew'le Kate'in bir işi kapmak için birbirleriyle ezeli rakip olmaları... Drew'in Kate'i elde etmek için bin taklalar attığı çabalar... Yani böyle tam romantik-komedi film havasındaydı. Okumaktan çok olayları seyrediyormuşum gibi hissettim. Yazarın dili, çevirmenin çevirisi süper akıcı. Sayfalar havada uçuştu resmen. Kitabı Drew'in anlatması daha etkileyiciydi bence. Genellikle yazarlar ilk kitabı kadın karakterler gözünden anlatır daha sonra erkek karakter gözünden olayları okurduk ama Emma Chase bu tabuları yıkmış bence iyi de yapmış.
Drew sayesinde erkekler hakkında şaşırtan ya da hiç aklımıza gelmeyen birkaç şeyi de öğreniyoruz. Dediğim gibi ilişki betimlemeleri de çok güzeldi. Mesela ciddi ilişkiler konusundaki düşüncesi: "Neden bir kütüphaneye kitap ya da kumsala kum getirirdiniz ki? Yani, neden süte bedavaya ulaşabiliyorken, gidip ineği satın alasınız ki?" Daha bunun gibi bir sürü kendince betimlemeleri var ve cidden harbiden öyle diyorsunuz. Ama tabii bazen de benim gibi saçlarınız sinirden diklenip, "ne diyorsun be popomun kenarı!" diye atarlanabilirsiniz. Drew çok değişik bir karakter ama içi dışı bir olduğu için kızamıyorsunuz da. 😍
Bu ikili dışında çok renkli yan karakterler de var. Drew'in çocukluk ve aynı zamanda iş arkadaşları olan Steven, Jack, Matthew; Drew'in ağzı iyi laf yapan ablası Alexandra ve onun aşırı sevimli kızı Mackenzie; Kate'in çılgın arkadaşı Delores. Kitap cıvıl cıvıl. Bazen bazı 'yanlış anlaşılma' olayları yüzünden kitaptan soğmadım değil ama neyseki yazar çabuk toparlamış, sakız gibi uzatmamış. Seviliyorsun Emma Chase 💚.
Genel olarak öneririm ama bol bol +18 içeriği olduğunu da belirteyim. Romantik-komedi severlere gözüm kapalı öneririm. Beklentisiz okuyun çünkü bu türün beklenti veren bir kurgusu olmaz pek. 😊

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

17 Mart 2017 Cuma

Kitap Yorumları: Sahte Romeo ve Juliet Paramparça


1.Kitap: Sahte Romeo / 2.Kitap: Juliet Paramparça - Leisa Rayven | Yabancı Yayınları

Merhabalar!

Öyle bir kitap açlığındayım ki... Ve şansıma doya doya kitap okuyacak zaman bulamıyorum. Çünkü okulumun son dönemi ve deli gibi ödevlerle cebelleşiyorum. Aslında şu an tam sudan çıkmış balık gibiyim. Amaaan olsundu. Şimdi size enfes bir seri önereceğim. Ya da şöyle söyleyeyim, sosyal medyadan beni kopararak, saatlerce kitap okumamı sağlayan bir seriydi.

Varşova'da kaldığım hostelde internet sürekli gidip geliyordu. Eh, biliyorsunuz günümüz artık hep internet ve stalk. Ben de internetsiz kalınca n'apsam n'apsam diyordum ki ilk aklıma gelen kitabın pdf'sini indirdim. Sahte Romeo. Nedense kitabın ismi beni çekmişti. Ve, Tanrım! İyi ki okumuşum. Ben nedense çok ama çok sevdim.

Kitap elimde yok -en kısa zamanda alacağım- ve okuyalı birkaç ay oluyor. O yüzden eksik bilgi verebilirim. Aklımda kalan her şeyi yazacağım. Kurgusu şöyle; Cassie Taylor ve Ethan Holt üniversitede tiyatro bölümünde iki öğrencidir. Cassie, yetenekli, cıvıl cıvıl ve insanlarla nasıl anlaşacağını bilen biri; Ethan ise gizemli ve kötü imaj veren bir yakışıklıdır. Öyle böyle derken derste Romeo ve Juliet oyunu için ikisi başrol seçildiğinde asıl hikayeleri başlıyor. Tanışmaları, zamanla birbirleriyle anlaşmaları, Ethan'ın dengesizlikleri, Cassie'nin fedakarlıkları derken yıllar birbirini kovalıyor... Kitap zaten bir geçmişi bir de günümüzü anlatıyor. Ki benim en sevdiğim türdür. Böyle geçmişte neler olduğunu günümüz olaylarını anlatırken birbirine başarı ile bağlayan yazarlara ayrı bir hayranım.

Geçmişte inişli çıkışlı ilişki yaşayan Cassie ve Ethan, günümüzde kanlı bıçaklı bir şekilde karşımıza çıkıyorlar. Sebebini okudukça öğreniyorsunuz. Kaçan kovalanırmış misali bu sefer Cassie tersleyip, Ethan çabalıyor. Ben nedense bu dengesiz ilişkilerini sevdim. Yani gizemli erkekleri seviyorum. Çözmeye çalışırken uğraşıyorsunuz, kafa yoruyorsunuz, yönlendirmeye çalışıyorsunuz ve bir şeyler elde edince zafer kazanmış gibi oluyorsunuz. Cassie de bunu başaranlardan biri. Ama hakketmediği bir şey yaşıyor... Buralar spoiler tatlım.

Ben çok mu çok sevdim. Kitabı alınca tekrar okuyabilirim bile. Yani hem çok eğlenceli hem de karın ağrısı yaratan bir kitap. Karakterler çok oturmuş kurguya. O yüzden benim favorilerim arasına girdi ve kesinlikle öneririm.

Juliet Paramparça kitabı, Sahte Romeo'nun hemen devamını konu ediniyor. Yine geçmiş ve günümüz olayları var. Kitap süper okutturuyor. Ben iki kitabı üst üste okudum. Ve her şey cuk oturdu. Hiç de sıkılmadım. Hadi şunu da söyleyeyim; hikayenin sonu mutlu ve içinizi rahatlatacak bir şekilde bitiyor. Yani ben bu iki kitabı almayıp da n'apayım?

Son olarak... Seri iki kitapmış gibi anlattım ama iki kitap daha mevcut. Fakat son iki kitaptaki karakterler başka. Yanlış hatırlamıyorsam Ethan'ın kız kardeşinin hayatıyla ilgili bir kurguydu. Merak etmedim ve okumadım. Dilerseniz siz bir bakın. Ama bu iki kitabı kesinlikle okuyun derim. Yani cidden okunmayı hakkediyor. Kesinlikle boş kitaplar değil...

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

16 Eylül 2016 Cuma

Dizi Önerisi (xoxo): Gossip Girl


Yıl 2007. Entrika kelimesinin ün saldığı yıllar... Çok nostaljik bir giriş yapamadım ama Gossip Girl denince aklıma ilk 'entrika' kelimesi geliyor. Karakterler birbirlerinin arkasından o kadar iş çeviriyor ki... Böyle çekirdeği, gazozu al saatlerce otur izle. Aynen böyle bir dizi. Ve ben de aynı şekilde izledim. Laptop ya kucağımda ya yatağın içinde gözlerimi kırpmadan, 'neler olacak, dur şunu da izleyeyim' derken diziyi sezon sezon yedim bitirdim. 

Gossip Girl ile ilk kez 2009 yılında tanıştım. Aslında bir kitap serisi. Artemis Yayınları'ndan çıkmıştı. İlk üç kitabını alıp, okumuştum. Sonra dizisine başlamıştım. 2.sezondan sonra diziyi bıraktım. O zamanlar sıkmıştı. Nedenini bilemiyorum sanırım pek yaşıma uygun değildi. Sürekli yetişkin olayları falan... Sonra geçen dönem okul zamanı baya bunaldım. Ne izlesem ne izlesem... Bir de ben dizileri yarım bırakamıyorum. Sıkıcı da olsa sonu kötü de bitse o dizi bitecek! Bitirdiğim ve yarım kalan dizilerimin bir listesi var hatta. Bir ara paylaşırım. Neyse, baktım Gossip Girl bana oradan göz kırpıyor. Hemen sezonları indirip, izlemeye başladım. Her bölümü izledikten sonra 'ben nasıl yarım bırakmışım yea' modundaydım. Ama iyi ki şimdi izlemişim dedim. Hem yeni bölüm derdi yok hem de bazı şeyler yaş ilerledikçe oturuyormuş onu fark ettim. Diziyi boş boş izlemedim. Yaş 21 olunca artık sadece alt yazı takibinde olmuyor insan. :D Oyuncuların saç şekilleri, kıyafetler, mimikleri, kurgunun asıl yönleri... Resmen diziyi yedim bitirdim.

Şimdi gelelim asıl konumuza. Gossip Girl izlediğim diziler arasında en mükemmeli, en izlenesi dizi diyemem ama kesinlikle izleyin derim. 6 sezonu üst üste izleyince inanılmaz etkileneceksiniz. Karakterlerin hem fiziksel hem duygusal açıdan gelişmeleri, kültürel farklılıklar ve daha niceleri.  


Artık ismi ün salmış Chuch Bass'ın inanılmaz değişimine pörtlemiş gözlerle bakabilirsiniz. İlk iki sezonda süper itici iken birden aşk dolu, duygularını hiç belli etmese de yumuşak kalpli birine dönmesi? Chuck Bass'ın büyüsüne kesinlikle kapılacaksınız. Blair Waldorf nam-ı diğer Kraliçe B. Her sezonda illaki hırçın hallerini göreceksiniz. Ama dizideki en bukalemun karakterdi. Neden böyle söylüyorum çünkü gerçekten her zorluğun altından kalkıyor ve hiç ummadığınız anda karşınıza çıkıyor. Yani Blair başlarda gereksiz yere kötü olsa da sonrasında mutluluğu hakkeden tek karakter oluyor. Şu an gözümün önünden resmen kızın başına gelen geçti de... Team Blair. 

Serena van der Woodsen. Klasik sarışınlara taş çıkartan hatunumuz. Diziyi ilk kez 2009 yılında izlediğimde Serena'yı deli gibi seviyordum. Blair de kimmiş? Meh... Ama en son izlediğim zaman Serena'dan ölümüne nefret ettim. Ya bir insan bu kadar mı ayran gönüllü olur? İzledikçe göreceksiniz ve tipik sarışın demekten kendinizi alamayacaksınız. Ama şu da bir gerçek ki gerçekten moda ikonu. Serena'yı canlandıran Blake Lively hala moda ikonu. Kadın adeta özel yaratılmış. O saçlar, o kıyafet seçimi... Blair'in sempatikliği Serena'nın seksiliği. Nokta.


Serena'nın etrafında pervane olan erkekler... Nate Archibald. İlk izlediğimde resmen çocuğu gözlerimle yiyip, bitiriyordum. Hoş, son izlediğimde de içimdeki yağlar eridi adeta. Kabul edelim Nate süper yakışıklı biri. Ama o kadar çok aptallık yapıyor ki... Serena'dan sonra resmen toparlanamadı. Serena bir Nate iki... Bir ara 'yuh ama artık dur bir be' dedirtti. Dan Humphrey'in de ondan farkı yoktu. Aslında tüm sezon boyunca Dan'i ayrı sevdim. Biraz saftı, sonra gözü açıldı ondan sonra kimse onu tutamadı. Özellikle sonlara doğru baya büyük hatalar yaptı ama seviyorum keretayı. En başından beri sanırım gönlüm ondaydı. Chuck-Blair-Serena-Nate grubunda sırıtan bir isim olsa da aslında hepsini nasıl parmağında oynattı. :D 


Gossip Girl izlemeniz için gereken sebepler;
  • Blair ve Serena her ne kadar birbirlerinin kuyularını kazsa da bu ikisinin BFF'liğini (best friend forever/en bi en yakın arkadaş) görmelisiniz. İkisinden biri kötü durumda olduğu an ne olursa olsun hep birbirlerinin yanındalar.
  • Spoiler vermeyeceğim ama bu dizide çok güzel aşklar da yaşanıyor. Kim kiminle acaba? Hem şaşırtıcı hem de kalp ısıtan aşklar var. Eninde sonunda mutluluğu buluyorlar.
  • Sırlar. Dizinin alt yapısı sırlarla dolu. Herkese bir şüpheyle bakıyorsunuz. 'Ne, yoksa sen de mi?'
  • Aile bağları çok kuvvetli. Hatta aileden olmayanlar bile sımsıcak karşılanıyor. 
  • Ölümlerle ağlatan bir dizi değil. Geneli zaten romantik-komedi. Araya biraz dram serpiştirilmiş. Tadından yenmeyen bir dizi. Hamhumhim. 


Ve dizinin ekibi cidden süper. Hepsi çok renkli ve değişik. Ana karakterler dışında daha birçok karakter var. Onlardan pek bahsetmeyeceğim. İzledikçe keşfedin. Bunun yanı sıra gerçekten New York kültürüne şaşırabilirsiniz. Soylu bir aileden geliyorsanız her gece bir partiye ya da etkinliğe katılıyorsunuz. Dizideki bölümler bunlardan ibaret aslında. Her bölümde bir parti, davet, etkinlik oluyor. Karakterler işlerine geldiği gibi planlar yapıp, entrikalar çeviriyorlar. İnanılmaz bir yöntem. Bol şaşırtmalı ve uyuz etmeli. :D Ay izleyin, beni fazla yormayın. Dizinin müzikleri de on numara. Daha ne istiyorsunuz? 

xoxo (Dizide kim Gossip Girl bulmaya çalışın bakalım. Bulunması imkansız. Önünüze çıkan ipuçları yanıltmaca. Son bölüme kadar kim olduğunu tahmin edemeyeceksiniz. Lütfen spoiler almadan izleyiniz.)

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

14 Ekim 2015 Çarşamba

Kitap Yorumu: Maddox Serisi 2 - Tatlı Yalan / Jamie McGuire


Merhabaaa

Hazır çok enerjiğim Türkçe'yi de unutmadım bari blog'a yazayım dedim. Söylediklerimde ciddiyim valla. Haftanın ilk dört günü bana Türkçe'yi unutturuyor. İngilizce hadi neyse de Rusça ruhumu emiyor. Ben de dilimizi unutmamak için kitap okuyorum. :P Kendimi nasıl da teselli ediyorum ama. Cidden halimi görseniz gülersiniz sanırım. İngilizce dersinden çıkıp, yabancı dizi izliyorum. Rusça dersinden çıkıp kitap okumaya devam ediyorum. Böyle diller karıştı. Artık kekelemeye, kendi dediğimi anlamamaya başladım. Sonum hayırlı olsun. Amin.

Gelelim kitaplara... Ya yeni yıl gelmeden müthiş kitaplar yorumlayacağım. Birkaç sürprimizim de olabilir ama benim tembelliğime ve zamanıma bağlı. :D Bunları düşündükçe kendi kendime heyecan yapıyorum. Neysem. Sıradaki kitaba geçeyim. Çünkü anlatmak için sabırsızlanıyorum.

Öncelikle bu seriyi bilmiyorsanız hemen Tatlı Bela, Ayaklı Bela, Belalı Düğün, Tatlı Sır ve hemen ardından bu kitabı okuyun. Sıralama bu şekilde. Spoiler yemeyiniz.

Maddox erkeklerini severim, bilirsiniz. Bayadır favorilerim arasındalar. Yeni kitapları çıktı mı almak için sabırsızlanırım falan. Ama bu kitabı yani Tatlı Yalan'ı özel olarak bekledim. Çünkü Thomas Maddox bir FBI özel ajanı. Ayaklı Bela'da bu bilgiyi öğrenince 'hemen bana Thomas'ı verin' demiştim. Çünkü cidden FBI konulu her şeyi seviyorum. Ve o gün geldi. Kitabı okudum bitirdim. Ve bir şey diyeyim mi ? Travis'den sonraki favorim Thomas oldu. Tatlı Sır'da Trenton'ı da sevdim. Çok komik, hayat dolu bir Maddox. Ama Thomas bana daha bir tık önde geldi. Sanırım mesleğinden dolayı. 

Maddox serisinde, önceki kitapta Trenton ve Camille çiftini okumuştum. Kitabın sonundaki sürpriz böyle ağzımı açık bırakmıştı. Camille, meğersem gizliden gizliye Thomas'la berabermiş. Falan filan derken her şey ortaya çıkmıştı ve Trenton'la Camille olmuştu. Thomas da kalbi kırık San Diego'ya işine dönmüştü. Ve sonrasındaki olaylar Tatlı Yalan'la devam ediyor.

Bu seferki kadın karakterimiz Liis. Kendisi de bir FBI ajanı. Onun görevi daha çok çevirmenlik. Terfi etmek için elinden geleni yapan biri. Geçmişinden kurtulmak için ve özel istekle bir işe çağırıldığı için San Diego'ya gelir. Elbette onu çağıran Thomas'tır ama Thomas, Liis'i işe başlamadan önce kim olduğunu falan hiç bilmez. 
Tanışma sahneleri ve sonrasındaki olayları anlatmamam en iyisi sanırım çünkü spoiler olabilir. :D Okurken baya gülebilirsiniz. Aslında ilk başları çok klişe geldi. Gözlerimi devirerek okudum ve 'bu kitap bitmeyecek sanırım' dedim ve avcumu yaladım. Valla müthiş bir kitaptı. Maddox erkeklerin bir arada olduğu sahneleri özellikle ikizlerden Taylor'ın olduğu sahneleri kahkaha atarak okudum. Bu kadar mı hem kaba hem sempatik olurlar. Thomas, onlara göre biraz daha ağır başlı ama onun çekiciliği yetiyor zaten. *salya akıntıları*

"Aşk, tahminler ya da davranışsal belirtilerle ilgili değildir. Sadece olur ve senin, onun üstünde bir kontolün yoktur."- Thomas

Tahmin edersiniz ki Liis ile Thomas arasında bir şeyler olacak ama kitabın son sayfasına kadar hep tartıştıkları bir konu var: "Thomas, henüz Camille'yi unutmuş değil."
Gerçekten öyle. Bazen beni de sinir etti ama birini unutmak o kadar kolay olmasa gerek. Liss de öyle mıymıy bir kız değil. Mesleğine aşık, ağzı laf yapan, inatçı ve kendinden emin biri. Thomas'la öyle güzel bir baş ediyor ki... Ayakta alkışladım. 

Bunların dışında yan karakterleri ve ofisteki ortamlarını çok sevdim. Liis, gelir gelmez hemen kanka yaptı kendine. Val. Kadın çok komik. Onunla ilgili bir bilgi öğreneceksiniz. İnanamadım. :D Kitap hem komik hem olaylı hem de aşkla ilgili biraz dramlı ama seriye yakışan bir Maddox kitabı olmuş. Severek okudum. Maddox erkeği bu. Boru mu...

İşte böyle. Fırsat buldukça okuduğum, bana göre çok komik bir kitaptı. Seriye devam ediyorsanız kesinlikle okuyun. *-*

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

2 Temmuz 2015 Perşembe

Kitap Yorumu: Hırsız - Tarryn Fisher


Merhabalar !

Ya az önce Fırsatçı'nın yorumunu okudum. Kendi blog yazımı yani. Resmen seriye gıcık olmuşum. Serinin diğer kitaplarını toptan almasam herhalde devam etmezmişim. Ama şu an iyi ki hepsini almışım ve okudum dedim. Zaten Tehlikeli Kızıl'ı okuduktan sonra seriye iyice bağlanıp, son kitap olan Hırsız için baya heyecan yapmıştım. Ve çok ara vermeden kitaba başladım. İnanır mısınız, kitap bir günde bitti! Sanırım benim gelmiş geçmiş en iyi rekorum.

"Geçmişten kurtulamıyordunuz. Görmezden gelemiyordunuz, gömemiyordunuz ya da balkondan aşağı atamıyordunuz. Sadece beraber yaşamasını öğrenmeliydiniz."

Serinin ilk iki kitabını okuduysanız zaten genel hatları biliyorsunuz. Fırsatçı'da Olivia'nın gözünden olayları hem geçmişte hem günümüz zamanında okuduk. Tehlikeli Kızıl'da da Leah'ın gözünden aynı olayları onun bakış açısıyla okuduk. Ve resmen bazı parçaları birleştirip, şok olmuştum. *İkinci kitabı okumamışlar için bundan sonrası spoiler dolu* Estella'nın Caleb'den olmaması gibi. Caleb'in abisiyle beraber olması gibi. Leah cadısını baya yakından tanımıştık.

"Son on yıldır ikimiz de zıt yönlerde koştuk ve her geri dönüşümüzde çarpıştık."

Ve son kitapta, Hırsız'da olayları bir de Caleb'in gözünden okuyoruz. Ya, şimdi bir durun. İlk iki kitaba göz attığımda Caleb'i hiç tanımadığımı fark ettim. Olivia'nın gözünde Caleb zengin bir çapkın, yalancı, onu yüzüstü bırakan ve ne istediğini bilmeyen bir adam gibi göründü. Leah'ın gözünde Caleb ulaşılması zor biri, çocuk istiyorum diye dolanan aşırı seksi bir adam ve Olivia'ya delisine aşık biri olarak tanıdık. İşte şimdi Caleb'in ağzından Caleb'i okuyup, tanıyoruz. Kitabı bu kadar sevmemin nedeni sanırım buydu. Kendini öyle güzel ifade etmiş ki daha doğrusu yazar kadın olmasına rağmen olayları öyle şaşırtıcı bir şekilde erkeğin gözünden anlatıp, her şeyi bambaşka bir boyuta taşımış ki... Ayakta alkışlıyorum, şapka çıkartıyorum ve fangirl dansı yapıyorum arkadaşlar! Bu seriyle evlenmek, karakterlerin hepsiyle tek tek takılmak, hayatlarındaki sorunlara ortak olmak istiyorum! Delicesine...

"Parçalanmış insanlar parçalanmış sevgi verirlerdi."

Bir kere bu kitapta Caleb'e aşık olacaksınız kızlar. Adamın yakışıklılığını, zenginliğini, davranışlarını falan geçtim artık. Adam nasıl aşık olacağını, aşkının peşinden nasıl koşacağını ve savaşacağını çok iyi biliyor. Aslında bilmiyor da öğreniyor. Şu dünyada Caleb gibi biri varsa bir adet istiyorum honey. Cidden çok güzel aşık olmuş. Çok içten sevmiş. Tüm benliğini ortaya koymuş. Ama adı bir kere çıktığı için bunu fark ettiremiyor. Olayları en baştan sarıp, Caleb'in gözünden okuduktan sonra şaşırıp, kalacaksınız. Kader, resmen bu üçünü süper oyuna getirmiş. Öyle böyle değil. Herhangi biri bir hata yaptığında hepsi ceza çekmiş. Olivia ve Leah'dan sonra Caleb'in bakış açısı kurgudaki eksiklikleri öyle güzel gidermiş ki... Okuduktan sonra 'vay be demek bu yüzdenmiş' diyeceksiniz. Çoğu yerde şaşırtacak. Yine fena kızdıracak. İmrendirecek. 'Oha, daha neler. Olmasın ama yaa' dedirtecek öyle çok sahne var ki... 

"Kusurlar cidden küçümseniyordu. Onlara oldukları gibi baktığınızda çok güzeldiler."

Caleb'i çok sevdim. Hayran kaldım. Öyle biri gerçek olsun istedim. Olivia'yı o kadar çok seviyor ki... Yazar bunu o kadar etkileyici yansıtmış ki... Kitap post-it'lerle dolu. Rengarenk oldu. Her bölümden bir cümleyi mutlaka sarı fosforlu kalemle çizdim. Çizmeden duramadım çünkü çok mu çok anlamlı sözler vardı. Çoğu da Caleb'den. Ya harbi bu adamı kaçıran kadınları sarsmak istedim. Olivia'yı tam sevmeye başladığımda 'kadın kendine gel ve Caleb'i gör' diye dalasım geldi. Leah'ı tebrik etmemek imkansız. Başkasına aşık bir adamı evliliğe kadar götürdüğü için. 

"Hepimiz biraz arızalıydık. Herhangi bir insan seçin, elinize alıp sallayın ve bozulmuş parçalarının tıngırtısını duyabilirdiniz. .... Aşk, Tanrı'nın bize bahşettiği bir tamir aracıdır."

Seri hakkında daha ne desem bilemiyorum. Hırsız, serinin göz bebeği ve en harika kitabı olmuş. Oturur bir daha sıkılmadan okurum da yani. Sonlara doğru yazar sizi süper şaşırtacak. Yüreğiniz ağzınıza gelecek. Ve sonu mutlu olmasına rağmen buruk bir şekilde bitiyor. Böyle okuyorum, son sayfalara gelmişim. Caleb o kadar güzel bir toparlama yapmış ki boğazım düğüm düğüm oldu. Böyle adamlar hayatınızda varsa hanımlar, kaçırmayın. Kırmayın. Aldatmayın. Terslemeyin. Ya da tersleyin. Kaçan kovalanıyor. Caleb baya koştu. Ve eh işte mutlu son. Hiç kıskanmadım. Kitabı hiç kucaklayasım gelmedi canım. Ben hala doğru kişiyi bekliyorum. Caleb de kimmiş! -.- 

Canlarım, bu seriden sonra bir fena oldum. Okuyun. Cidden pişman olmayacaksınız. Seriyi bizle tanıştırdıkları için Aspendos'a teşekkürler. Tarryn Fisher'ı gözüme kestirdim. Favorilerimden. Her kitabını okurum artık.

*Caleb Drake'e göz kırpmalar*

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

1 Ağustos 2014 Cuma

Kitap Yorumu: Belalı Düğün


Geçenlerde ne okusam acaba diye kitaplığımın karşısına geçip, uzun bir süre okunacaklar listesini inceledim. Ve en sonunda Belalı Düğün'e başladım. Blog'da "Hangi Hayal Dünyasındayım" bölümüne fotoğraf eklememe zaman kalmadan kitap bitti. Çerezlik bir kitaptı zaten. Ama işin içinde Travis Maddox olunca dünya durur! Kaslı, dövmeli ve inanılmaz seksi olan bu belalı adamı okumamak olmazdı. Siz hala Travis Maddox'la tanışmadınız mı ?

Bu kitap aslında Tatlı Bela ve Ayaklı Bela kitaplarındaki Las Vegas sahnesinin uzatılmış hali. Ara kitap yani. O yüzden kısa süren bir hikayeydi diyebilirim. Sadece akşamları okuyarak iki günde bitti. Yüzümde tatlı bir tebessümle kitabı bitirdim. Diğer iki kitap gibi ne sinir oldum ne gıcık olup, kitabı fırlatasım geldi... Sadece biraz kıskanmış olabilirim. :D 

Kıskanma sebebim de gayet normal. Abby, bulmuş adamı hala mıymıymıy... Damatlıklı halini öyle bir anlatmış ki direk Las Vegas'a gidip, evlenesim geldi. Travis'siz olmaz elbette. Cidden, Travis Maddox biri gibi var mıdır ya... Bu sorunun cevabını hiç öğrenemeyeceğim sanırım. Neyse.

Dediğim gibi, kitabın konusu Las Vegas'taki maceralarıydı. Abby'nin neden aniden Travis'le evlenmek istediğini, evlenme süreçlerinin aslında çok hızlı değil; daha çok anlamlı ve eğlenceli geçtiğini göreceksiniz. Ayrı ayrı hazırlanmaları, sabırsızlanmaları... Çok eğlenceli bir çift cidden. Okurken habire sırıttım.

"...bir Maddox erkeği aşık olduğunda bu sonsuza kadar sürer."

Kitapta favorim dediğim yerler baya vardı. Mesela Travis'in annesinin gelecekteki gelinine yazdığı mektup... Nasıl anlamlıydı. Birkaç kere okudum. Çok güzel yazılmış. O mektubu okuduktan sonra Travis'i daha çok sever oldum. Ki zaten Abby, çok doğru bir karar verdiğini o mektubu okuduktan sonra daha da iyi anladı.

Bir de America'nın Abby için yaptığı "Gecikmeli Bekarlığa Veda" partisindeki oyunları çok hoşuma gitti. Bunlar önceden gidip, Travis'e birkaç soru sorup, cevaplarını almış. Sonra Abby'e bu soruları sorup, onun cevabıyla Travis'in cevabını karşılaştırdılar. Her yanlış cevapta Abby içki içmek zorunda kaldı. Hem eğlenceli hem komik... Ben de yapıcam bu oyunu, bana ne ! :D Valla kıskandım.
Bunların dışında... Çok bir şey beklemeyin. Zaman geçirmelik, bu sıcak havalarda beyniniz erimesin diye bir gölge bulup okuyacağınız bir kitap. Ya da tatildeyseniz ayaklarınızı denize/havuza sokun ve öylesine okuyun. 

Şimdilik Travis Maddox'a elveda... Ama iyi haberlerim var gençler. Yazarımız bu karakterleri çok sevmiş olmalı ki (ya da söz konusu para da olabilir) Maddox kardeşlerinin hayatlarını konu edineceği kitaplar çıkaracakmış. Hatta Trenton Maddox'un kitabı yurtdışında çıktı. Bizde de yakında çıkacak diye duydum. Valla sabırsızlıkla bekliyorum. İlla ki orada burada Travis'i de görürüz. Güzel bir seri olacağına eminim. :D

Son olarak; Trenton dedim de... Travis'in bekarlığa veda partisinde bir sürpriz yapmış ki... Okuyup, hayal ederken resmen kahkaha'lardan ölecektim. Acaip komikti. Okuyun,cidden. :D

Sevgiler, öpücükler: Jane

17 Temmuz 2014 Perşembe

Kanbağı 4 - Ateşli Kalp / Richelle Mead


Bazen kusurlar göze daha sevimli görünür.

Hmm. Nereden başlasam acaba ? Öncelikle, neredeyse bir aydır blog'a hiçbir şey yazmadım. Eğer uzun bir yazı olursa mağdur görün beni. Resmen yazmak için gün sayıyordum. Blog'a yazmaya aç kaldım. :D Bir diğer mevzu ise yorum yapacağım kitap çok fena! Zaten hem yazarına hem serisine hayran olduğum bir kitap... Eh biraz tuhaf bir yazı olacak. Benden söylemesi.

Kanbağı serisini en son geçen yaz okumuştum. Yayınevimiz sağolsun serinin yeni kitabını baya geç çıkardı ve ben de bazı nedenlerden dolayı geç alıp, okudum. İyi ki geç okumuşum! Yoksa yeni kitabı beklerken şekilden şekile girebilirdim. (Yeni kitap bu ay sonunda yurt dışında çıkıyor. Biz de herhalde yeni yılda çıkar!) 

Öncelikle, eğer bu seriyi okumayan varsa direk gidip ilk kitabı alsın. Okumaya kıyamadığım, okudukça elimden bırakamadığım bir seri. Adrian Ivashkov'un başrolde olması zaten gözü kapalı okumama sebep oluyor. Eh bir de Richelle Mead'in müthiş hayal gücü ve komik yazım tarzı da işin içinde. Ama bu kitapta her şey daha farklı. Kitabın geneli karanlık sahnelerden ve romantik dolu sürprizlerden oluşuyor.

Aşk her zaman bir imzaya bağlı olmuyor. Bence seks, değer verdiğin biriyle yapılmalı. Boş ve anlamsız bir şey olmamalı.

Bir önceki kitapta en sevdiğimiz Simyacı Sydney Sage, Simyacılara karşı çıkan bir grupla karşılaşmıştı. Ve onlara destek olmasının en büyük etkini elbette Adrian. Bu kitapta ilişkileri dolu dolu diyebilirim. Okurken kıskançlık krizlerine girdim ama eli mahkum okudum. Hem sevimliler hem uyuzlar... Ne biliyim kızamadım da çok sevinemedim de. :D Hepsi Ivashkov'un suçu ! Onu bir tek kıza bağlı görmek tuhaf oluyor. Neyse, bu kitapta Sydney iyice Simyacılar'ı yerle bir etmenin yolunu bulma çabasındaydı. Bir yandan dibinden ayrılmayan kardeşi Zoe'ya bir şeyler çaktırmamaya çalışıyordu. Diğer yandan arada kaçamaklar yapıp, Adrian'la buluşuyorlardı. Hep bir döngü içerisindeydi. Yeni bir dövme buldu ve uygulamalara başladı. Kız gerçekten zeki ve dediğim dedik biri. Açıkçası bu kitapta Sydney'e hayran kaldım. :D

Adrian'a gelirsek... Beyefendi mutluluktan havaya uçacak durumda. Bir tek kanatları eksik. O kadar mutlu ki artık alkol ya da sigara kullanmıyor. Sydney'le anlaşmaları bu. Ama bunları kullanmaması onda kötü bir etki yapmaya başlar. Biliyorsunuz, her Moroi'nin özel bir gücü olur. Adrian'ın ise ruh gücü var. Ruh'u kullanmak basitmiş gibi görünse de büyük bir sorumluluğu var. Vampir Akademisi serisinde bu yan etkileri görmüştük. Lissa, Ruh'a dayanamayıp kendini kesiyordu. Sonya ise delirmek üzereydi. Bu kitapta ise Ruh'un yan etkilerini Adrian'ın üzerinde görüyoruz. Uyuyamıyor, ölen teyzesinin sesini duyuyor, bitkin düşüyor... Resmen dengesizleşiyor ve karanlık bölüme daha da yaklaşıyor. Açıkçası bu sahneleri okumak dehşete düşürdü beni. Uzaktan Adrian'ı serseri tipli, çapkın, ayyaş ve umursamaz biri gibi görebilirsiniz. Ama onun gözünden okuyunca aslında her şeyin çok farklı olduğunu ve neden böyle yaptığını anlıyorsunuz. Richelle Mead, Adrian'ın gözünden olayları çok güzel bir şekilde aktarmış. Tam hayal ettiğim gibi. O yüzden hiç hayal kırıklığına uğramadım. Tam tersine kitabı sırıtarak okudum.

Kendimi birine bağlayıp dünyadaki bütün kadınları hayal kırıklığına mı uğratacağım ? Ben bu kadar zalim biri miyim?

Elbette olaylar bunlardan ibaret değil. Kitapta baya şeyler oluyor. Ruh'la ilgili de gelişmeler oluyor. Hatta bunun sonucunda Sydney ve Adrian saraya gidiyor. Saraydaki sahneleri okumak, beni eskiye götürdü diyebilirim. VA serisini okuyalı baya oldu ama eski karakterleri görmek, okumak... Ne bileyim sanki eski dostlara kavuşmak gibiydi. Biraz saçma bir cümle oldu ama benim için öyle. Rose, Dimitri, Christian hatta Lissa bile özlediğim karakterlerden biri. :D Bu kitapta onları kısa bir şekilde de olsa gördük ve içim ısındı. 
Kitap fantastik olmasına rağmen macera ya da aksiyon sahneleri yoktu. Şöyle söyleyeyim, son sahnelere doğru heyecan tavan yaptı ve birkaç aksiyon sahnesi vardı. Ki yazar öyle bir hayal gücü kurmuş ki "Eh biraz çıldırın ve sonrasında daha sabırsız olun" mesajını vermiş. Ben çok şaşırmadım son sahneye ya da "çıldırmalık" olaya... Richelle bu. İlla bir dönüm noktası yaratıyor serilerinde. O yüzden merakla yeni kitabı bekliyorum. :D

Sydney'i yüzüne ve saçlarına vuran ışıkta izlerken, insanların güneş için yaratıldığından bir kez daha emin oluyordum.

Bunların dışında... Spoiler vermemek için Sydney'in neler çevirdiğini ya da planlarını anlatmayacağım. Ama Adrian'la yaşadıkları romantik anlardan bahsedebilirim. (Bana işkence gibi gelse de...) 
Serinin başında hatta daha VA serisinde Sydney, bizimkilerden yani Moroi ve Dhampir topluluğundan olabildiğince uzak duruyordu. Daha sonra Adrian'la ve diğerleriyle dip dibe kalınca bu duruma giderek alıştı. Özellikle bu kitapta Sydney'de büyük değişiklikler olduğunu fark edebilirsiniz. Adrian'la geçirdikleri zamanlar cidden çok güzel. Ne çok detaya girip, boğuyor ne de kısa geçiyor. Okurken mest olabilirsiniz. Açıkçası Adrian'ın gözünden böyle romantik sahneler okumak daha da hoşuma gitti. Yazar cidden cuk diye oturtmuş seriyi. Ve bu ikilinin birbirleri için çabaladıkları gözler önündeydi. Sydney her zaman Adrian'ın iyiliğini ve sağlığını düşünüp, durdu. Adrian ise habire "Acaba Sydney'i nasıl mutlu edebilirim?" çabalarındaydı. Hoş, Sydney sadece Adrian'ın varlığı ile mutlu olabilen biri. :D Yani kısacası hem sevimli hemde örnek verici bir çift olmuşlar.

Aşk, karanlıkta bir ateştir. Bir kış gecesi ılık bir nefestir. Sana evinin yolunu gösteren bir yıldızdır.

Kitap elbette Sydney ve Adrian'dan oluşmuyor. Yan karakterlerden kısaca bahsedersem; bu kitapta yan karakter olarak Angeline favorimdi. Kızın anormal hareketleri, davranışları... ne bileyim diyalogları bile komiğime gitti. Gerçekten çok doğal bir karakterdi. Trey'le aralarındaki sorunu bi an önce halledip, beraber olsunlar istiyorum. :D Jill ve Eddie çiftine gelirsek... Son ana kadar birbirlerinden çok uzaklardı ama yazar son sahnede gülümseten bir kurgu yazmış. Artık şu Eddie'nin de yüzü gülsün! :D

Hayal gücümü asla dönemeyeceği bir yere gönderdiğin için teşekkürler.

Son olarak tek söyleyebileceğim şey; muhteşem diyaloglarla dolu dolu olan ve inanılmaz kurgusuyla baş döndüren bu seriye sıkıca bağlanın, sevin, bırakmayın. Favorilerimden biri ve kesinlikle okunmaya değer bir seri. :D

Sevgiler, öpücükler: Jane

Not: Bu kitapta Sydney'in en sevdiği tatlının baklava olduğunu öğrendim. Adrian sırf baklava için Yunan lokantasına gidiyor. Açıkçası o sırada Abe'nin oraya basıp, "Baklava bir Türk tatlısıdır!" demesini bekledim bile. :D

Not2: Bu kitapta Adrian'daki değişiklikleri fark edebilirsiniz. Mesela eskisi gibi zevk düşkünü ya da elmaslar yağdıran bir adam değil. Maddiyattan önce maneviyatın geldiğini düşünmeye başladı.

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Jane: Aksiyon mu? Bayılırım !



Uzun bir süredir doya doya film önerisi yapamıyordum. Çünkü çok sık film izlemiyordum. Bu aralar ise neredeyse her gün film izliyorum. Arada bana öyle geliyorlar, habire filmler falan... :D Şansıma hep de müthiş filmler karşıma çıkıyor. Ben de bunları derleyip, blog'da paylaşmak istedim. Hadi bakalım, başlayalım.

Wanted - Aranıyor (Aksiyon, Macera, Suç): Yazıya ilk olarak mükemmel bir filmle başlamak istiyorum. Filmi Jamie McAvoy sayesinde izledim. Bu aralar McAvoy'a fena taktım. Eh bir de aksiyon dolu film istiyordum. Bu film karşıma çıkınca direk izledim. Ve iyi ki izlemişim dedim. Gerçekten müthiş bir film. Bir kere aksiyona cidden doyuyorsunuz. Ve filmin sonunda aslında çok güzel düşünülmüş bir kurgu olduğunu fark ediyorsunuz. Şahsen ben bayıldım. Çok anlamlı bir filmdi. Son sahneyi milyon kez izlemişimdir. :D Sürpriz bir isim olarak da Angelina Jolie var. Ne diyebilirim ki ? Harikaydı, mutlaka izleyin !!!

The Legend of Hercules - Herkül (Aksiyon, Fantastik): Aylar öncesinde sinemada izlediğim bir filmdi. Açıkçası filmi sırf Kellan Lutz var diye izlemiştim. Ama cidden çok etkileyici bir yapıt olmuş. Mitolojiyle alakalı ve konusu çok eskilere dayanan bir mit filmi. Bol bol kaslı adamlar görmek mümkün. :D Hem aksiyon hem romantizim ön plandaydı. Savaş sahneleri izlenmeli !!!

300 Spartalı (Aksiyon, Savaş, Tarih): Herkül'ün ardından bu filmin adını vermek istedim. Aslında farklı yapımlara aitler ama konu bakımından ortak yönleri var. Herkül, bu filmdeki Sparta Kralı Leonidas'ın kökenlerinden biri. Bu yüzden filmler birbirine benzer. Yine de her ikisi hem etkileyici hem de kurgu bakımından çok iyi. Bu filmi de Gerard Butler için izledim. :D Adama bir kez daha aşık oldum !

Takers - Hırsızlar (Aksiyon, Gerilim, Suç): Aksiyonlu filmlere aynen devam. Bu filmin kadrosu çok ilgimi çekti. Paul Walker, Hayden Christensen, Chris Brown ve Zoe Saldana filmde yer alıyor. Filmin adından da anlaşılacağı gibi konu; hırsızlar ve peşine düştükleri yüklü miktardaki banka parası. Aksiyon yine tavan yapıyor. Bol şaşırtmalı bir filmdi. Son sahnelere doğru şaşkınlıktan baygınlık geçirecektim. Spoiler vermek istemiyorum o yüzden burada bitiriyorum. Ama izleyin yani. :D

Mars Needs Moms - Marslılar, Annem ve Ben (Animasyon, Komedi, Macera): Şimdi bu aksiyon filmlerin arasına bir animasyon koymamak olmazdı. :D Hoş, aslında bu animasyonda da az biraz aksiyon var. Bir Disney filmi olan ve Marslıları konu edinen bu filmi şans eseri TV'de izledim. Hem de sabah sabah. O kadar hoşuma gitti ki baya sevdim. Ve gerçekten anlamlı bir filmdi. Ayrıca çok da eğlenceli. :D Kahkaha attıran cinsten bir filmdi. Disney filmi olunca zaten gözüm kapalı izlerim. Animasyon severlere duyrulur !

Hitch - Aşk Doktoru (Romantik, Komedi): Bu aralar her ne kadar aksiyon delisi olsam da Romantik-Komedi ikilisinden kopamıyorum. İşin içinde Will Smith olunca izlemeden duramadım. Tam beklediğim gibi bir filmdi. Bol kahkaha, eğlence ve "Ayyy çoook güzel yaa" dedirten bir filmdi. Cıvık cıvık bir aşk yoktu ki bu iyi bir şey. Artık öyle bir şey izlemek istemiyorum. :D 

Due Date- Git Başımdan (Dram, Komedi, Aksiyon) : Filmin adını yazarken bile sırıtıyorum. :D O kadar eğlenceli bir filmdi. Robert Downey için izledim. Ama filmde Jamie Foxx ve Zach Galifianakis'i görünce daha da mutlu oldum. Bu üç isme bayılıyorum ve bu filmde cidden müthiş bir iş çıkarmışlar. Gülmekten öleceğimi zannettiğim sahneler bile vardı. Bol bol kahkaha attım. Bazı sahneler göz yaşartan cinstendi. Ama gerçekten tam eğlenmelik bir film. :D Her zaman izlenilecekler listeme eklendi bile !

Bundan sonraki üç filmde Marvel yapıtlarıdır. Marvel severler, dikkat!

Captain America: First Avenger - Kaptan Amerika: İlk Yenilmez (Bilim Kurgu, Macera): Şu sıralar her fırsatta, izlemediğim Marvel filmlerini izliyorum. Bunlardan biri de Kaptan Amerika. İlk çıktığı zamanı hatırlıyorum da pek ilgimi çekmemişti. Hatta "amaaan erkek filmidir bu" demiştim. Evet, o anki kafamı şuan ezmek istiyorum. Ne erkek filmi be! Bildiğin süper bir film. Bayılarak izledim. Bir de kahramanın nasıl Kaptan Amerika olduğunu anlatan bir film olduğu için eski zamanlarda geçiyor. Adamlar resmen döktürmüş. Filmin sonunda şok geçirdim. Yok daha neler havasına giriyorsunuz. Marvel işini cidden iyi biliyor. İyi ki yeni izlemişim dedim. Hazır ikinci filmi de çıktı hemen gömülürüm ona. :D Aşık olduğum kahramanlar arasına elbette Steve Rogers da eklendi.

Filmi izlerken çok güldüğüm sahnelerden biri :D
The Avengers - Yenilmezler (Aksiyon, Macera, Bilim Kurgu): Bu film benim için çok başka! Hem çekildiği zaman fotoğraflarını incelemiştim hem vizyona girdiğinde meraklanmıştım hem de mükemmel isimler yer alıyor bu filmde ! Marvel'in gelmiş geçmiş en iyi filmlerinden biri ! Bayıldığımız kahramanları bir filmde toplamış. Yukarıda anlattığım Kaptan Amerika, benim aşık olduğum Iron Man, karizmasına hayran olduğum Thor&Loki, yeşil devimiz Hulk, kendine hayran bıraktıran güzelliği ile Black Widow ve daha nice isimler !
Konusu zaten müthiş. Bu kahramanları bir araya getiren düşman, Loki. Thor'un asi kardeşi bu kahramanların başına büyük bir iş açıyor ve farklı yerlerde olan kahramanlar bir araya gelip, harbiden yenilmezler oluyorlar. :D Ağzım açık izledim. Aksiyon sahnelerine delicesine aşık oldum. Kurgusuna laf yok zaten. Efektler... Beni benden alıyor. Evet, filme aşık olabilirsiniz. Serinin devam filmi 2015'te! Beklerken çürümem inşallah. :D

X-Men Days of Future Past - X-Men Geçmiş Günler Gelecek (Aksiyon, Macera, Bilim Kurgu, Fantastik): Yeni vizyona giren bir Marvel elması daha. Şimdi film hakkında ne yazsam yetmeyecek. Marvel, giderek sınırları zorluyor. Hayal güçlerini artık kıskanamıyorum. İzlerken mest oluyorum. Bir süre sonra "Off bunu nasıl düşünmüşler, mükemmel bir şey" diyemiyorsunuz çünkü o an hipnoz oluyorsunuz. Şahsen ben filmi izlerken öyle oldum. Filmin adı bile öyle uyumlu olmuş ki... X-Men'deki tüm karakterleri bir arada görmek mümkün. Ve bazı karakterlerimizin hem genç hem yaşlı hallerini bir arada görüyoruz. Jennifer Lawrence'in oynadığı karakter Mystique ön planda. Zaten her şeyin sorumlusu o. Geçmişteki bir hatası yüzünden tüm gelecek etkilenmiştir. Wolverine, Xavier ve Magneto bu hatayı düzeltmek için uğraşırlar.
Filmin sonu hem şaşırtıcıydı hem de mutlu ediyor. :D Zaten film bitince Marvel'in en iyi yapıtı olduğunu anlayacaksınız. Gerek kurgusu gerek oyuncular gerek efektler... Müthiş ! Jamie McAvoy'i, Jennifer Lawrence'ı ve Hugh Jackman'ı ayakta alkışlıyorum. Mükemmel oyuncular ve bu karakterlere cuk uyuyorlar. 

İşte böyle. :D Aradan geçen zamanda bunları izledim. Ve hala da film izlemeye devam ediyorum. Artık gelecek yazımda görebilirsiniz. Bu paylaşımımda aksiyon ön plandaydı ama bu sene zaten aksiyon-polisiye izleyeceğimi söylemiştim. :D Bir aksiyon delisinden başka bir şey beklememelisiniz...

Bir sonraki film paylaşımıma kadar: Kocaman sevgiler ve öpücükler: Jane 

24 Ocak 2014 Cuma

Tatil Aşkına ! : Filmlere Gömülme Zamanı


2014'ün ilk film önerisi yazısından herkese merhaba !  
Şuan hem tatildeyim hemde tatilde değilim gibi bir şeyim. Üniversiteye hazırlananlar için hazirana kadar tatil yok aslında. :D Ama yinede film izlememi engelleyecek bir şey olamaz. Ki cuma en sevdiğim gündür. (Çoğu kişi gibi) Şanslı ben, bu cuma evdeyim. Makyajsız, rahat kıyafetlerle, dağnık topuzumla mutlu mesutum. Arada kitap okuyorum, ders çalışıyorum, izlenmesi gereken dizileri izliyorum ve filmleri izlemek için zaman ayarlıyorum. :D Aşağıda önerdiğim filmleri daha önce izledim ama sizde izleyin. Yenileri çok yakında gelecek. Mutlu, huzurlu, bol; kitaplı, müzikli,filmli bir tatil diliyorum hepinize ! 

The Perks of Being a Wallflower - Saksı Olmanın Faydaları : (Dram, Romantik) Filmi ilk çıktığı zamanlar izlemiştim. Emma Watson, Logan Lerman ve Lily Collins kadroda olduğu için ilgimi çekmişti. Aslında çok anlamlı bir filmdi. Klasik Amerikan gençliği... Filmdeki bazı sahneler çok hoşuma gitti. Kısa bir süreliğine hayattan kopmak istiyorsanız, izleyin derim. Soundtrack'ına mutlaka göz atın !

Now You See Me - Sihirbazlar Çetesi : (Gerilim, Gizem, Suç) Eğlenceli ve bir o kadar gizemli sihirbazlar düşünün... Ve bunların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan müthiş perfomansı hayal edin. Film, 2013'e damgasını vurmuştu. Bende Jesse Eisenburg'un da kadroda olduğunu öğrenince hemen izledim. Büyüleyici ve etkileyici bir filmdi. Suçluları ve aldatıcı performanslarını izlemeyi cidden seviyorum. :D

Aşkta Yükseliş : (Dram, Romantik, Aksiyon) Bir İspanyol filmi. Değişik ve etkileyici bir aşk hikayesi anlatılıyor. Tatlı Bela kitabıyla benzer bir konusu var. Film uzun olmasına rağmen hiç sıkılmadan izledim ve gerçekleşmesini dilediğim sahneler oldu. :D Şahsen baş karakterdeki erkeğin cesaretine hayran kaldım. Aşk dolu bir film izlemek isteyenler için öneririm !

L.O.L : (Dram, Komedi, Romantik) Yine klasik bir Amerikan gençliğini anlatan bir film. Konusu cidden basit. Film de çok uzun değil ama oyuncular, bazı sahneler ve diyaloglar çok hoşuma gitti. Nedense bu filmi aşırı sevdim. Habire oturup, izleyesim geliyor. Miley Cyrus başrolde ve oyunculuğu çok iyiydi. Bu filmden sonra Douglas Booth hayranı oldum. Biri o çocuğu bana getirsin ! :D Filmin soundtrack'ına göz atın derim.

İnanılmaz Örümcek Adam : (Aksiyon, Fantastik, Macera,) Arada fantastik izleme aşkım debreşiyor. O dönemlerin birinde İnanılmaz Örümcek Adam'ı izledim. Hemde baya geç izledim çünkü eski versiyonundan daha iyi olucağını düşünmüyordum. Fena yanılmışım. Andrew, çok iyi Spiderman olmuş. Emma Stone zaten filme acaip yakışmış. Hayran kalarak izledim filmi. Müthiş ya. Diğer filmleri için sabırsızlanıyorum ve sinemada yatıya bile kalabilirim. :D

"Sırların bedeli vardır. Bedava değiller."

Tarzan (1999) :  Animasyon bir film ile yine buradayım ! Animasyonlar vazgeçilmezim. Geçenlerde ikizle Tarzan'ı izledik. Yeni versiyonu izlemeden önce zaten eskisini kesinkes izleyecektim. O yüzden Tarzan'ı izlemem çok iyi oldu. Bayıldım ! Bir animasyon da kötü olsun, imkansız ! Mutlaka izleyin, hiçbir şey kaçırmayacaksınız.

Mr. Nobody - Bay Hiçkimse : (Dram, Romantik, Fantastik) Çok ilginç ve ağır bir konusu olan filmdi. Felsefe hocamın ısrarıyla izledim. :D Adam resmen filme aşık olmuş, habire izleyin diyordu. Bende bir film delisi olarak izledim elbette. Film yaklaşık 3 saat sürüyor. Bir çok ülkenin yapımcılarından oluşmuş kapsamlı bir film. Konusundan bahsedeyim diyeceğim ama karmakarışık hale getiririm. İnternetten bir araştırın derim. Ama  farklı boyutlara ve paralel evren olayına inanıyorsanız kesin izleyin derim. O yüzden filmi çok beğendim ve baya etkiledi beni.

"Seçim yapmadığın sürece, kalan olasılıkların hepsi mümkündür."

Starstruck - Yıldızla Randevu : (Komedi, Müzikal) Bir Disney filminin kötü olma ihtimali çok az. Ki bu onlardan biri değil. En iyisi ! Sterling Knight ve Danielle Campbell ( The Originals - Davina) ikilisine bayıldım ! Filmi çok eğlenerek izledim ve cidden bitmesin istedim. Filmin soundtrack'ına mutlaka ama mutlaka bakın. Ben bağımlısı oldum. 

Remember Me - Beni Unutma (2010) :  (Romantik, Dram) Robert Pattinson yüzünden salya sümük ağladığım bir filmdi. Aslında başlarında çok eğlendim, güldüm, eridim... Pattinson çekiciliği diye bir şey var. Fakat sonlara doğru yerle bir etti beni. Hem anlamlı hem romantik hemde sonlara doğru hüzünlü bir filmdi. Artık filmi izlemeye korkar oldum. 

Zathura - Bir Uzay Macerası : (Aksiyon, Macera, Komedi) Kristen Stewart sağolsun müthiş bir film izledim. 2005 yapımı olmasına rağmen çok etkileyici bir uzay filmiydi. İzlerken hiç sıkılmadım. Heyecanlı ve eğlenceli yerler çokça vardı. Oturun, izleyin. Zathura oyunundan bende istiyorum !

Tatilde bol bol film izlememiz dileği ile ;

Sevgiler, öpücükler : Jane

1 Ocak 2014 Çarşamba

Kitap Yorumu : Lux 3 - Opal / Jennifer L. Armentrout




Nereden başlasam acaba ? Yılın son günlerinde beni çok ters köşeye yatıran Jenn'e sevgiler ! Bende deliler gibi seviniyorum "Ehehe 2013'ün son günlerinde Daemon okuyorum. Hayattaki mutluluk, huzur bu işte." diye geriniyorum. Ama bir bakıyorum, kitabın sonu saç yoldurtmalık bir şekilde bitiyor. Oldu mu bu şimdi ? Ne güzel cıvık cıvık iki aşığı okuyorduk burada. Bir dakika ! Ne cıvık cıvığı ! Daemon bu, aşkı hiç cıvık cıvık olur mu ? :D

Parmaklarımı saçlarının arasında gezdirmeye, kıvırcık buklelerini çekip düzleştirmeye bayılıyordum; hemen eski hallerini alıyorlardı. O da saçlarıyla oynamamdan hoşlanıyordu.

Şimdi, Daemon'ı göklere bile sığdıramadığım için beni taşlamak isteyenler olabilir ama lütfen seriyi okuyun ve ona göre söylenin bana. Hiçbir erkek Daemon gibi olmaz. Cidden. Şeey belki Adrian hariç. Hoş o da hayali bir karakter. Neyse, kitaba yöneliyorum ben. Kitap sonrası beynim error vermeden yazıp, White Collar izlemem lazım.

         Kitap, Dawson ve Katy'le başlıyor. Bir önceki kitabın sonunda Daemon'nın ikizi Dawson geri dönmüştü. Savunma Dairesi'nden bir şekilde kaçmıştı. Ama kız arkadaşı Beth hala Daidalos'un elindedir. Yani denek olmaya devam etmektedir. Dawson ise onu kurtarmak için habire sıvışmaya çalışıyor ama başında Daemon gibi bir kardeş olunca bu biraz imkansız elbette. Bunun sonucunda Katy, Dawson'a Beth'i kurtaracaklarına dair bir söz verir. Daemon ve Dee'de eli mahkum bu sözün arkasında durmak zorunda kalırlar. Dee ve Katy'e gelirsek... Aralar feci bir şekilde açık. O kadar açık ki Katy'nin en gıcık olduğu insan (?) Ash'le Dee beraber takılıyordur. Adam'ın ölümünden sonra Dee, Katy'i suçlu bulur ve ondan tamamen uzaklaşır. Katy ise tatlı blog'u ve Daemon'la zaman geçirir. Daemon'la o kadar mükemmel zamanlar geçirdiler ki çok fena bir şekilde kıskançlık krizlerine girdim. Hani böyle surat asıp da okuyamıyorum ama sırıtıp da okuyamıyorum. Kitap, dengesizleştirdi beni. :D Daemon'dan resmen romantiklik akıyordu. Öyle böyle değil... Yazar döktürmüş. Cidden dil ısırtacak, saç yoldurtacak ve ahh ahh'lar çektirecek bir şekilde romantik sahneler vardı. Vallahi çok imrendim. Daemon'ın gerçek olmasını o kadar diledim ki yılbaşı gecesi karşıma çıkarsa şaşırmam. Katy'i de çok seviyorum ama bu kitapta baya kıskandım kızı ya... Ne ballıymış arkadaş. Daemon gibi bir sevgilisi var, sıradan maraton hayatından kopup Melez bir Luxen oldu. Özel güçleri falan var...

"Seni özledim." diye itiraf ettim.
"Biliyorum. Bensiz yaşayamazsın."
"O kadar da uzun boylu değil."
"Hadi, kabul et."
"Al işte. O koca egon yine engel oluyor," diye takıldım.

Tabii bu güçleri boşu boşuna harcamadı. Okulda, karşısına aniden Blake çıkınca tüm hırsını ondan aldı diyebilirim. Önceki kitapta Blake baya sinir bozucu şeyler yapmıştı ve bu kitapta pişmiş kelle gibi sırıtarak geri döndü ve bizimkileri Savunma Dairesi'ne ispiyonlamakla tehdit etti ! Amacı, Daidalos'ta tutulan en yakın arkadaşı Chris'i kurtarmak. Ve bunun yanı sıra Beth'i de kurtarmak. Bu fikir ilkten bizimkilerin hoşuna gitmedi ama Dawson'a verdikleri bir söz var... Bu yüzden eli mahkum kabul ettiler. Blake'e güvenmemek şartıyla... 
Yalnız bir sorun vardır. Daidalos çok güçlü bir şekilde korunmaktadır. Oraya elini kolunu sallayarak girmek imkansız. Bu yüzden Blake'in dostu Luc'dan yardım almaya giderler. Çook eğlenceli bir sahneydi. Gülmekten artık karnım ağrımıştı. Luc ise... Bana direk Once Upon A Time'daki Peter Pan'i hatırlattı. Ergen biri gibi duruyor ama patron havasında. Konuşmaları zaten beni bitirdi... Bizimkilerin ağzı açık kaldı. Luc karakterini çok sevdim ! Umarım ilerleyen kitaplarda da karşımıza çıkar. Ve cidden zeki biri. Bizimkilere baya yardımcı oluyor. Her ne kadar ilk Daidalos baskını olumsuzlukla sonuçlansa da bizimkiler pes etmiyor. Sorun ise oniks etkisi. Oniks, Luxen ve Melezleri etkileyen bir taş. Hemde öyle böyle değil... Önceki kitapta Katy baya acı çekmişti. Oniks'den korunmalarını sağlayan bir şeyi de bu kitapta öğrenirler. Opal ! Evvet, yazarımız yine iş başında ve kitabın adının nereden geldiğini bizi bilgilendirmiş. Bu Opal taşı, Luxenler için elmas değerinde. Detaylar kitapta. Sürpriz olsun. Ama cidden etkileyici bir özelliği var.


"Delisin sen!"
"Deliliğime bayılıyorsun ama."

Ve evet, bu Opal sayesinde Daidalos'a çok rahat bir şekilde girerler. Plan kusursuz devam etmektedir. Kitabın sayfaları biterken, yazar sizi ters köşeye adeta çiviler. Son sahneyi okurken zaten kendimden geçmişim. Kitabı okumadan önce kat kat giyinmiştim. Donuyordum resmen. O son sahnede resmen üstümdekileri fırlattım, ağzım kurudu. Gözlerim pörtlemiş bir şekilde son cümleye odaklandım. Ama yazar o kadar müthiş o kadar mükemmel hayal edip, betimlemiş ki... Hayran kaldım ve yazara sevgim, saygım sonsuz arttı. Resmen bir uzaylı filmi izler gibi oldum. Çok güzel hayal etmiş, kıskanmadım değil. Jennifer'ı özenti gibi görenlere güzel bir cevap olabilir bu kitap. Kadın resmen kalemini konuşturmuş. Utanmasam yazara aşık oldum diyeceğim. :D Cassandra'nın eline kimse su dökemez diyordum ama Jennifer'da az değilmiş hani... Son sahneyi çok sevdim, evlenebilirim bile hatta. Of burada çatır çatır anlatmak istiyorum ama sonra spoiler verdim diye bir sürü beddua da yemek istemiyorum. O yüzden gidin kitabı alın, okuyun ve çektiğim acıları sizden çekin ! :D

Erkeksi güzelliği dünya dışı ve ürkütücüydü. Bir tek okuduğum kitapların sayfaları arasında var olan bir şeydi. Bazen kendimi, onun gerçek olduğuna inandırmakta zorlanıyordum.

Son sahne haricinde kitabın geneli romantik - komedi diyebilirim. Hem gülmekten hemde erimekten ölecektim. Daemon'a bir kez daha tutuldum. Yok böyle bir karakter. Kısacık bir konuşmasıyla bile ağzım kulaklarıma varıyordu. Romantik olduğu sahnelerde gözlerim adeta kedilere özgür bir çizgiyle kısılıyordu. Adam işini biliyor. Ne diyeyim daha. Jennifer'ı da dövmek istiyorum ! Daemon gibi bir karakteri beynime montelediği için. Kitaplığımda zaten hem uyurken hemde uyandığımda gözlerini bana dikmiş bir Daemon kartpostalı var... Hayatım Daemon'lı geçiyor. Bu kitabın sonu'ndan sonra Köken'e hücum etmek istiyorum. Ama hayır, irademi kullanıp okumayacağım. Çünkü son ve final kitap yurtdışında Ağustos'ta çıkıyor. Bizde de Eylül gibi çıkar. Yokkk, dayanamam ben. Beklerim biraz daha... (Ve bi hafta sonra Köken bitmiş oluyor falan. :D)

Hmmm, bu kitap hakkında diyecek çok şey var ama çenemi tutuyorum. Yoksa taş yağmuruna tutulabilirim. Tek diyebileceğim seri giderek mükemmelleşiyor. Yazar bildiğiniz döktürüyor. Hayal gücü inanılmaz ! Son 4 günüm resmen Daemon'la dolu dolu geçti. 

"Dudaklarım hayatları değiştirir, bebeğim."
Onun akşam yemeğinde üç hambuger ve iki patates vardı. Bu kalorilerin nereye gittiğini hiç bilmiyordum. Egosuna mı gidiyordu acaba ?


Yılbaşındaki en içten dileklerimden biri; başıma, Daemon gibi öküz, ego tavan yapmış ama bir o kadar da korumacı, ölümüne seven, komik, eğlenmeyi bilen ve karşısındakini eritebilecek laflar eden bir bela gelsin istiyorum ! Jenn n'aptın allasen ya ? Bu nasıl mikemmel bir karakter ? Bende istiyorum -.-

Köken'e kadar kocaman sevgiler, öpücükler : Jane



Not : Yazarı cidden çok seviyorum. Bana çok samimi geliyor. Kitaplarında her fırsatta kitap kurtlarına ait bir özellikten bahsediyor. Bu da, kitaba daha çok bağlanmamı sağlıyor. Bir de Jennifer, çok iyi bir izleyici. İzlediği dizileri filmleri kitapta bahsetmesi zaten beni aşırı mutlu ediyor. Kendileri Supernatural ve The Walking Dead delisi. Aynı benim gibi. Ve bu kitapta hem Dean Winchester'dan hemde John Connor'dan (Terminetör dizisindeki karakter) bahsetmesi beni baya sevindirdi. İki karakteri de seviyorum. Ve sayesinde bol bol korku film adlarını listeme ekledim. Evet, Jennifer da bizden biri !

30 Aralık 2013 Pazartesi

Jane : Filmlerde Yeni Keşifler Yapma Yılı ; 2013 !


2013 benim en verimsiz olduğum yıldır herhalde. Ne doğru düzgün kitap okuyabildim ne de doyasıya film izledim. Bir dakika. Birazcık doyasıya film izlemiş olabilirim. Özellikle yaz tatilinde ve sonrasında film serileri izledim. Harry Potter ve Batman serilerini baştan izledim. Buz Devri serisini yeni keşfederek bir kaç kere üst üste izledim. Iron Man serisini geç izlediğim için biraz hayıflandım ama doya doya izledim. Spiderman'in diğer versiyonunu da unutmayayım. Yani bu sene aslında çoğunlukla Bilim Kurgu ve Fantastik türü filmler izledim. Animasyonlar vazgeçilmezim. Romantik-Komedi olmazsa olmazım. Aksiyon-Macera filmlerine hiç girmiyorum bile...

Yok ya, izlemişim yine bu sene film. Ama geçen seneye oranla baya eziktim. Geçen sene resmen filmkoliktim. İzlemediğim romantik-komedi ve gerilim-korku filmi kalmamıştı resmen. Testere ve Son Durak filmlerini repliklerine kadar ezbere bilirim. :D Sonra arkadaşlarım "sen neden bu kadar psikopatsın yea" diyorlar. İzlediğim filmleri bir göründe konuşun. 




Ama bu seneki en büyük keşfim kesinlikle Hint filmleri oldu. Hint filmi deyince aklıma direk Aamir Khan geliyor. Adama aşığım diyeceğim olmayacak. Adam, babam yaşında ama koluma takıp gezsem sevgilim zannederler o derece genç gözüküyor ve karizmatik !  Arkadaşımın zoruyla Ghajini'yi izledim ve sonra beni tutabilene aşk olsun. Bir ara zaten Aamir Khan dışında film izlemez olmuştum. Bir de adamın filmlerini izledikçe millete habire "Hint filmi izleyin" diye baskı yapmaya başladım. Onlarda bensiz izlemiyor. :D Ghajini'yi ve 3 Idiots'u rekor kıracak bir şekilde izledim. Ki biri çıkıp "hadi yine izleyelim" dese hiç durmam anında izlerim. Hatta Mart'ta sınav öncesi 3 Idiots izlemeyi planlıyorum. Ama şimdi o filmi izleyip, eğitime karşı çıkma hırsım yeniden alevlenirse sorun olur. Yok, en iyisi ben Titanik geleneğini bozmayayım. (Evet, her kritik sınav öncesi Titanik izliyorum. Ne kadar mükemmel değil mi ?)
İzlenecek daha çok Aamir Khan filmi var. Artık yeni yılda bol bol izlerim. Ve Dhoom 3 filmini sinemada izlemezsem kahrımdan ölürüm. Fragmanlarına mutlaka bakın derim. Bir insan her filmde mükemmel olmamalı ! Ben ki İngilizce şarkılar dışında yabancı şarkı dinlemeyen insan, Hintçe şarkılar dinlemeye başladım. Ön yargılarınız varsa kesinlikle filmleri izleyin, düşünceleriniz değişecek.
Bunların dışında bu sene kitaptan uyarlanan filmler de izledim. Stephenie Meyer'ın Göçebe adlı romanının filmi de onlardan biri. Kitaba zaten bayılmıştım. Filmi de bir harikaydı. İzlemenizi öneririm. Yazında Cassandra Clare'nin Kemikler Şehri romanının filmini izledim. Her ne kadar hiçbir umudum olmadan izlesem de filme taptım diyebilirim. Hatta en kısa zamanda tekrar izlemeyi planlıyorum. Kitabı okumadan filmi izlemek yok ama, burada bir anlaşalım. :D 
Ve geçtiğimiz ay Açlık Oyunları'nın ikinci filmi Ateşi Yakalamak'ı izledim. Allah'ım, resmen filmle aşk yaşadım. İlk film yüzünden Ateşi Yakalamak'a gitmeyi bile düşünmüyordum. Neyseki içimdeki kitap kurdu yerinde duramadı ve filme gittim. İyi ki gitmişim. Kendimi bu mükemmelikten mahkum etseydim... bilemiyorum ne yapardım.

Bu sene gerilim-korku filmi izledim mi hatırlamıyorum. Halle Berry'nin Karanlık Dalgalar ve Jessica Alba'nın Göz filmlerini izledim diye hatırlıyorum sadece. Bunların dışında bol bol romantik film izledim. Now Is Good,
hem romantik hem duygusaldı. Silver Lights Playbook zaten bu yılın bomba filmiydi. Oscar'ı kesinlikle hakkeden bir filmdi. Jennifer Lawrence'ı bu filmden sonra daha da çok sever oldum.


Ah bir de, bir gün de Tumblr'da gezinirken bir gif gördüm. Resmen gifle evlenmek istedim, o derece sevdim. Sonra hangi filmden olduğunu öğrenip, izledim. L.O.L filmini çok uzun zamandır biliyordum ama nedense izlememiştim. Ve izleyince, bir daha izlemek istedim. Konusu basit, sıradan ama sahneler ve oyuncular o kadar müthişti ki filme çok anlam katmışlar. Sonrasında gaza gelip Miley Cyrus filmlerine dadandım. So Undercover filmini de öneririm. Eğlenceli bir polisiye filmdi. Polisiye demişken, 2014'te bol bol polisiye filmler izlemek istiyorum. Böyle bol aksiyonlu, vurmalı kırmalı, heyecanda doruk yapan filmler...Önerileriniz varsa lütfen söyleyin. Kendimde araştıracağım ama öneriler önceliğim olur her zaman. Polisiye film istiyorum !

Silver Light Playbook filminden replik.
Ve son olarak bu sene yeni bir film ve oyuncular keşfettim. Aslında bu keşfim bir bakıma Tatlı Bela kitabı sayesinde gerçekleşti. Kitabı okumadan önce blog'lardaki yorumları okumak istedim. Bir blog'ta -şuan adını hatırlayamıyorum- Tatlı Bela okuyanlar mutlaka bu filmi de izlesin yazmış. Önerilen bir filmi hiç göz ardı eder miyim ? Hemen not ettim. İki filmlik bir seriymiş. Bende Tatlı Bela'yı okur okumaz filme gömüldüm. Bir İspanya Yapımı olan Aşkta Yükseliş (Tres Metros Sobre El Cielo), cidden çok güzeldi ya. Kitapla çok benzerlikleri vardı ve filmde çok etkileyiciydi. Bazı sahnelerinde zaten çok imrendim. Bende böyle şeyler istiyorum diye. Hint filmlerinden sonra İspanya filmlerine de sardım. Filmin devam niteliğindeki ikinci filmini izlemedim. Çünkü ilk filmin sonunda sinirlerim çok bozuldu. Acaip sinir bozucu bir final sahnesi vardı. Ama merakıma yenik düşüp, filmi izleyeceğim. O yakışıklının sonunu görmem lazım !


2013'teki film maceram böyle geçti. Yeni yılda bol bol film izleyeceğim. Her haftasonu mutlaka bir film saati ayarlayacağım. Gerçekten insanı çok rahatlatıyor. Umarım 2014'te doyasıya Animasyon, Polisiye, Aksiyon-Macera ve Korku filmleri izlerim. Romantik-Komedi de izlemek istiyorum ama Katherine Heigl, Gerard Butler gibi sağlam oyuncular işin içinde olursa izlerim. Bu seneki tek film dileğim ; kitaptan uyarlamalarda bizi, çılgın kitap kurtlarını hayal kırıklığına uğratmayın ! (Vampir Akademesi, Aynı Yıldızın Altında, Uyumsuz, Alaycı Kuş Part 1)

2014 - Film etkinliklerinde görüşmek üzere !
Sevgiler, öpücükler : Jane