Pages

Kemikler Şehri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kemikler Şehri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2014 Perşembe

Aşık Olunacak Kitap Karakterleri Vol 2


Selam Millet !

Bu sefer kitap yorumlama ya da film önerisi falan yapmayacağım. Blog'u ilk açtığım zamanlar bir eğlenceli etkinlik yapmıştım. Aşık Olunacak Kitap Karakterleri Vol 1 diye. Eh, artık onu devam ettirme zamanı. Yeni seriler okumaya başladım, yepyeni karakterler tanıdım. Ve şimdi onları size tanıtma zamanı.

Bir şey fark ettim. Artık kitaplar tanıtılırken konularından çok içerisinde yer alan karakterler ön plana çıkıyor. Mesela artık çoğu kitabın arka kapak yazısında karakterlerin alıntıları bulunuyor. Ya da bloggerlar kitap tanıtımı yaparken karakterleri ön planda tutup, onlar üzerinden konuyu anlatıyorlar. Yani diyeceğim o ki aslında kitaplardaki karakterler daha göz önünde, daha değer verilen şey oldu. Bir karakteri çok severseniz o seriye ya da kitaba mutlaka devam edersiniz. Mesela bir örnek vereyim; Düşmüş Melekler serisindeki Patch karakteri sayesinde seri birçok hayrana sahip oldu. Özellikle son ve final kitabı berbat olsa da Patch tüm seriyi kurtaran bir kahraman gözümüzde. :D Ya da Gece Evi'nden bahsedeyim. Sevenleri de çok sevmeyenleri de. Serideki kitap sayısı arttıkça insanlar artık sıkılmaya başladı. Ama ben okumaya devam ediyorum. Çünkü niye, sevdiğim birkaç karakter var. 

Kısacası devir değişti. Karakter sağlamsa seri tutar. :D


İlk kitap karakteri olarak Simon Lewis'i seçiyorum. Ölümcül Oyuncaklar serisinde baş karakter Jace Herondale'ın gölgesinde kalmış bir karakter olabilir. Ama onu özellikle son kitaplarda gözüme kestirdim. Hem çok komik hem inatçı. Hem de aşık olunca ne yapacağını bilemeyen afacanlardan biri. Çocuksu bir hali de var Simon'ın. Ama inanın bana gerçek hayatta sahip olmak isteyeceğiniz bir dost. Belki de bir sevgili.

Ve sırada Seth var. Henüz soyadını öğrenemedik. Kendileri Melez Sözleşmeleri serisinde yer alıyor. 2015'te sırf Seth'den oluşacak bir seri geliyormuş. Nasıl mutlu oldum... Seth'i çok seviyorum. Öyle böyle değil. :D Hatta serinin dördüncü kitabı Apollyon'u okurken o yok diye resmen can sıkıntısından patladım. Seriye müthiş renk veriyor. Eğlenceli, komik, doğal, yakışıklı, güçlü bir Apollo o. Gerçekten sevilesi bir karakter. Kızgın hali bile çekici adamın. :D Onun hakkında daha çok bilgi öğrenmek için çıldırıyorum. Seth'i paylaşabiliriz millet. Seriyi okuyun. Mutlaka.


Eric Northman desem ? Hatırladınız mı? Çoğunuz True Blood dizisinden hatırlayacaksınız ama ben Güneyli Vampir serisi romanlarından hatırlatmak istiyorum. Dizideki Eric'le bir alakam yok. Ama kitaptaki Eric... Bir tane sipariş etmek istiyorum. :D Kitapta ilk karşıma çıktığında tehlikeli ve çekici biri gibi gelmişti. Ki öyle zaten. Ama adamın eğlenceli bir mizah anlayışı var. Çok sağlam karakterlerden biri. Ve bu seriyi okuyan çok yok ülkemizde. O yüzden Eric'i sırıtarak sahipleniyorum millet ! :D


Augustus Waters dedikleri zaman direk gözlerim doluyor. Nasıl etkileyici bir karakterse... Aynı Yıldızın Altında'yı duymayan kaldı mı ? Gerek kitaptaki gerek filmdeki Gus hepimizi fena etkiledi. Gelmiş geçmiş en en en etkileyici karakter. Çok anlamlı ve unutulmaz sözleri vardı. Hakkında ne söylesem bilemedim. Cidden okumalısınız. İzlemekle de olmaz. Okuyun. Ben bir kere okudum ve hala etkisinden çıkamadım. Tekrar okumaya korkuyorum. Bu karakter kalbinizi feci kıracak.


Şimdi bahsedeceğim karakteri bilemeyebilirsiniz. Uriah Pedrad. Uyumsuz serisindeki yan karakterlerden biri. Kitabı okurken gözünüz Tobias'dan başkasını görmezken ben Uriah'ı gözüme kestirdim. :D Komik ve eğlenceli olmasını geçtim çok iyi bir dost. Öyle böyle değil. Tris'e ve ekibine o kadar yardımcı oldu ki cidden çok cesaretli biri. Filmde de izlemek için sabırsızlanıyorum. Kitaptaki en güvenilir ve yenilmez karakterlerden biriydi.

Ve son olarak Travis Maddox. Kızlar, Travis'i cidden paylaşmak zor. Öyle böyle değil. Adam dövüşerek hayatını kazanıyor. Ya da kazanıyordu diyeyim. Sonrasında zaten benim çok hayran olduğum ve merak ettiğim bir mesleği yapmaya başlıyor. O andan itibaren ona aşık olmamak imkansız cidden. Kaslı vücudundan bahsetmiyorum. Feci bir şey. Dövmeler... Dövmelerini bir kere yakından görmek için baya çabalardım. :D Çok fena bir karakter. Tatlı Bela, Ayaklı Bela ve Belalı Düğün'de okuyabilirsiniz. Ayaklı Bela'da Travis'in gözünden olayları okuyoruz. Eh, bir okuyun da görün bakalım derim. :D



Şimdilik karakterler bunlar. Şöyle bir göz atınca aslında ortak bir yönlerini gördüm. Hepsi de eğlenceli, komik, hayatı gerçek anlamda yaşayan karakterler. Ne diyebilirim ki, böylelerini çekiyorum. :D

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

30 Aralık 2013 Pazartesi

Jane : Filmlerde Yeni Keşifler Yapma Yılı ; 2013 !


2013 benim en verimsiz olduğum yıldır herhalde. Ne doğru düzgün kitap okuyabildim ne de doyasıya film izledim. Bir dakika. Birazcık doyasıya film izlemiş olabilirim. Özellikle yaz tatilinde ve sonrasında film serileri izledim. Harry Potter ve Batman serilerini baştan izledim. Buz Devri serisini yeni keşfederek bir kaç kere üst üste izledim. Iron Man serisini geç izlediğim için biraz hayıflandım ama doya doya izledim. Spiderman'in diğer versiyonunu da unutmayayım. Yani bu sene aslında çoğunlukla Bilim Kurgu ve Fantastik türü filmler izledim. Animasyonlar vazgeçilmezim. Romantik-Komedi olmazsa olmazım. Aksiyon-Macera filmlerine hiç girmiyorum bile...

Yok ya, izlemişim yine bu sene film. Ama geçen seneye oranla baya eziktim. Geçen sene resmen filmkoliktim. İzlemediğim romantik-komedi ve gerilim-korku filmi kalmamıştı resmen. Testere ve Son Durak filmlerini repliklerine kadar ezbere bilirim. :D Sonra arkadaşlarım "sen neden bu kadar psikopatsın yea" diyorlar. İzlediğim filmleri bir göründe konuşun. 




Ama bu seneki en büyük keşfim kesinlikle Hint filmleri oldu. Hint filmi deyince aklıma direk Aamir Khan geliyor. Adama aşığım diyeceğim olmayacak. Adam, babam yaşında ama koluma takıp gezsem sevgilim zannederler o derece genç gözüküyor ve karizmatik !  Arkadaşımın zoruyla Ghajini'yi izledim ve sonra beni tutabilene aşk olsun. Bir ara zaten Aamir Khan dışında film izlemez olmuştum. Bir de adamın filmlerini izledikçe millete habire "Hint filmi izleyin" diye baskı yapmaya başladım. Onlarda bensiz izlemiyor. :D Ghajini'yi ve 3 Idiots'u rekor kıracak bir şekilde izledim. Ki biri çıkıp "hadi yine izleyelim" dese hiç durmam anında izlerim. Hatta Mart'ta sınav öncesi 3 Idiots izlemeyi planlıyorum. Ama şimdi o filmi izleyip, eğitime karşı çıkma hırsım yeniden alevlenirse sorun olur. Yok, en iyisi ben Titanik geleneğini bozmayayım. (Evet, her kritik sınav öncesi Titanik izliyorum. Ne kadar mükemmel değil mi ?)
İzlenecek daha çok Aamir Khan filmi var. Artık yeni yılda bol bol izlerim. Ve Dhoom 3 filmini sinemada izlemezsem kahrımdan ölürüm. Fragmanlarına mutlaka bakın derim. Bir insan her filmde mükemmel olmamalı ! Ben ki İngilizce şarkılar dışında yabancı şarkı dinlemeyen insan, Hintçe şarkılar dinlemeye başladım. Ön yargılarınız varsa kesinlikle filmleri izleyin, düşünceleriniz değişecek.
Bunların dışında bu sene kitaptan uyarlanan filmler de izledim. Stephenie Meyer'ın Göçebe adlı romanının filmi de onlardan biri. Kitaba zaten bayılmıştım. Filmi de bir harikaydı. İzlemenizi öneririm. Yazında Cassandra Clare'nin Kemikler Şehri romanının filmini izledim. Her ne kadar hiçbir umudum olmadan izlesem de filme taptım diyebilirim. Hatta en kısa zamanda tekrar izlemeyi planlıyorum. Kitabı okumadan filmi izlemek yok ama, burada bir anlaşalım. :D 
Ve geçtiğimiz ay Açlık Oyunları'nın ikinci filmi Ateşi Yakalamak'ı izledim. Allah'ım, resmen filmle aşk yaşadım. İlk film yüzünden Ateşi Yakalamak'a gitmeyi bile düşünmüyordum. Neyseki içimdeki kitap kurdu yerinde duramadı ve filme gittim. İyi ki gitmişim. Kendimi bu mükemmelikten mahkum etseydim... bilemiyorum ne yapardım.

Bu sene gerilim-korku filmi izledim mi hatırlamıyorum. Halle Berry'nin Karanlık Dalgalar ve Jessica Alba'nın Göz filmlerini izledim diye hatırlıyorum sadece. Bunların dışında bol bol romantik film izledim. Now Is Good,
hem romantik hem duygusaldı. Silver Lights Playbook zaten bu yılın bomba filmiydi. Oscar'ı kesinlikle hakkeden bir filmdi. Jennifer Lawrence'ı bu filmden sonra daha da çok sever oldum.


Ah bir de, bir gün de Tumblr'da gezinirken bir gif gördüm. Resmen gifle evlenmek istedim, o derece sevdim. Sonra hangi filmden olduğunu öğrenip, izledim. L.O.L filmini çok uzun zamandır biliyordum ama nedense izlememiştim. Ve izleyince, bir daha izlemek istedim. Konusu basit, sıradan ama sahneler ve oyuncular o kadar müthişti ki filme çok anlam katmışlar. Sonrasında gaza gelip Miley Cyrus filmlerine dadandım. So Undercover filmini de öneririm. Eğlenceli bir polisiye filmdi. Polisiye demişken, 2014'te bol bol polisiye filmler izlemek istiyorum. Böyle bol aksiyonlu, vurmalı kırmalı, heyecanda doruk yapan filmler...Önerileriniz varsa lütfen söyleyin. Kendimde araştıracağım ama öneriler önceliğim olur her zaman. Polisiye film istiyorum !

Silver Light Playbook filminden replik.
Ve son olarak bu sene yeni bir film ve oyuncular keşfettim. Aslında bu keşfim bir bakıma Tatlı Bela kitabı sayesinde gerçekleşti. Kitabı okumadan önce blog'lardaki yorumları okumak istedim. Bir blog'ta -şuan adını hatırlayamıyorum- Tatlı Bela okuyanlar mutlaka bu filmi de izlesin yazmış. Önerilen bir filmi hiç göz ardı eder miyim ? Hemen not ettim. İki filmlik bir seriymiş. Bende Tatlı Bela'yı okur okumaz filme gömüldüm. Bir İspanya Yapımı olan Aşkta Yükseliş (Tres Metros Sobre El Cielo), cidden çok güzeldi ya. Kitapla çok benzerlikleri vardı ve filmde çok etkileyiciydi. Bazı sahnelerinde zaten çok imrendim. Bende böyle şeyler istiyorum diye. Hint filmlerinden sonra İspanya filmlerine de sardım. Filmin devam niteliğindeki ikinci filmini izlemedim. Çünkü ilk filmin sonunda sinirlerim çok bozuldu. Acaip sinir bozucu bir final sahnesi vardı. Ama merakıma yenik düşüp, filmi izleyeceğim. O yakışıklının sonunu görmem lazım !


2013'teki film maceram böyle geçti. Yeni yılda bol bol film izleyeceğim. Her haftasonu mutlaka bir film saati ayarlayacağım. Gerçekten insanı çok rahatlatıyor. Umarım 2014'te doyasıya Animasyon, Polisiye, Aksiyon-Macera ve Korku filmleri izlerim. Romantik-Komedi de izlemek istiyorum ama Katherine Heigl, Gerard Butler gibi sağlam oyuncular işin içinde olursa izlerim. Bu seneki tek film dileğim ; kitaptan uyarlamalarda bizi, çılgın kitap kurtlarını hayal kırıklığına uğratmayın ! (Vampir Akademesi, Aynı Yıldızın Altında, Uyumsuz, Alaycı Kuş Part 1)

2014 - Film etkinliklerinde görüşmek üzere !
Sevgiler, öpücükler : Jane

29 Aralık 2013 Pazar

Jane : 2013'ün Albüm Patlamasına Hazır Olun !


Bu blog'u açtıktan sonra yazı yazmadan duramaz oldum. Habire "Acaba blog'da ne yazıp, paylaşsam ?" diye kafa patlatıp duruyorum. Saçma sapan şeyler de yapmak istemiyorum. Hani yazdıklarım bir işe yarasın, birilerine yardımcı olsun falan istiyorum. Böyle de düşünceli bir insanım işte. :D Egomun bu kadar tavan yaptığı yeter. Bu yazımdaki asıl amacım, 2013'te; hangi şarkıları bıkana kadar dinledim, hangi albümleri sabırsızlıkla bekleyip hem memnun oldum hem hayal kırıklığı yaşadım, dinleme rekoru kırdığım şarkılar hangileri ve son olarak yeni keşiflerim neler ? gibi sorulara cevap aradım. Müziğe çok önem veren bir insanım. Söylemeyi de severim elbette ama dinleyici taraftarıyım ve iyi bir dinleyici olduğumu düşünüyorum. Eh, delicesine bateri çalmak, gitar ve piyano öğrenmek elbette istiyorum ama başkalarının performanslarını izlemek daha çok hoşuma gidiyor. Bu yüzden içimden geldiği gibi, sadece kendi beğenilerim ve tarzım üzerine bir yazı hazırladım. Yeni yıla girmeden önce bakalım bu yıl nasıl beslemişim ruhumu ?

Bu sene cidden çok fazla şarkı dinledim. Bir çok yeni albüm çıktı. Şarkıcı veya grup ne olursa olsun direk albümleri dinledim, beğenmediklerim de oldu beğenip, milyon defa dinlediğim albümlerde oldu. Kısacası bu sene Mp4'üm evrim geçirdi. Ben ki eski şarkıları dinlemesemde, rastgele çaldıklarında es geçip yine de inat edip silmesem de bu sene onlara elveda dedim. Çünkü artık Mp4'de yer kalmamıştı. :D İçim cız etse de tek tek sildim ve yeni şarkıları ekledim. Ve benden mutlusu yoktu. Müzik, ruhun şah damarı resmen. Bazı şarkılar dinle dinle bıkılmıyor cidden. Nasıl bir uyuşturucu etkisi yaratıyorsa artık...

Ve işte başlıyoruz ! 2013'ün albüm patlamasına hazır olun !

Justin Timberlake : The 20/20 Experience 1-2 albümleri ile resmen bu yılın yıldızı oldu diyebilirim. Çok uzun bir aradan sonra müzik dünyasına geri döndü ve tam tarzına göre albümler çıkardı. Çok sık R&B dinleyen biri değilim ama JT sayesinde bu sene bol bol dinledim. :D Albümlerinden en çok Mirrors, TKO ve Take Back The Night şarkılarını dinledim. Diğer şarkıları tarzım değildi dinlemedim ama R&B severlere kesinlikle bu albümü öneririm !

OneRepublic : Native albümlerini baya geç keşfettim. Yazın, tatilde Counting Stars şarkıları sayesinde grubu keşfettim. (Evet, vurun beni. Bu grubu yeni keşfettim !) Sonrasında tüm albümleri dinledim ama en yeni albümleri Native'i baya dinledim. Albümden bir çok şarkıyı hala deli gibi dinliyorum. Feel Again, Burning Bridges, Life in Color, If I Lose Myself önceliklerim. Pop-Rock ve Alternative Rock severlere hem grubu hemde albümü öneririm !

Demi Lovato :  DEMI albümünü beklemek tam bir işkenceydi. İdollerinizden birinin albümlerini beklemenin nasıl uzun bir süreç olduğunu birkaçınız biliyordur. :D Bu yüzden albümü beklerken baya karın ağrısı çektim ve beklediğime değdi mi ? Evet, kesinlikle. Slow ağırlıklı olmuş ki slow şarkıların yeri bende ayrıdır. Albümde her şarkıyı çok fazla dinledim. Ama sanırım I Hate You, Don't Leave Me şarkısı beni en etkileyen şarkılarından biri oldu. Pop, R&B ve slow severlere öneririm.

Kelly Rowland : Talk a Good Game albümünü komple dinlemedim ama albümden yayınladığı single'lar bir harika ! Özellikle Dirty Laundry çok sık dinledim. Radyolar sağolsun. :D

Jaz-Z : Magna Carta Holy Grail, albümünü açıkçası dinlemedim ve ilgimi de çekmedi. Ama, albümdeki bir düet çok ilgimi çekti. Justin Timberlake'le Holy Grail şarkısını seslendiren Jay-Z, bir baş yapıt koymuş ortaya. Hala sık sık dinliyorum. :D

Selena Gomez : Stars Dance albümünü dinlemezsem olmazdı. Çünkü ilk solo albümü. Ve tam istediği tarzda bir albüm yapmış. Dans ritimleriyle dolu bir albüm. Bazı şarkıları cidden çok etkileyici. Bazılarında sözleri çok tekrarladığı için sıkıldım. Genel olarak iyi. Çıkardığı single'lardan belli olur. :D Albümden favorilerim Love Will Remember, Like a Champion, Undercover ve Nobody Does It Like You. Dans türü severlere öneririm !

Ellie Goulding : Halcyon albümünü açıkçası detaylı dinlemedim. Yayınladığı single'lar ile dikkatimi çekti. Ve bence Burn şarkısıyla bir patlama yaşadı. Hala şarkıyı bir yerlerde duysam, durur dinlerim. Ki bu şarkı yüzünden bir çok kez hiç girmeyeceğim mağazalara bile girdim. Şarkı bitene kadar da bir şeylere bakıyormuş gibi yaptım. Ah Ellie ah... :D

Ariana Grande :  Yours Truly albümünü büyük bir hevesle dinledim. Şarkıcıyı baya önermişlerdi ama albümü beğenmedim. Sanırım tarzım değil. Dinleyicilerine sonsuz saygım var. Albümde dikkatimi çeken tek şarkı Piano oldu. Dinleyin derim. :D

Jessie J : Alive albümünü cidden büyük bir merakla bekliyordum. Bu albüm için o kadar çok çalıştı ki... Ama hayal kırıklığı... İlk albümündeki muhteşem vokalliğini bu albümde bulamadım. Ama favori şarkılarım yok mu ? Var elbette. Harder We Fall, Conquer the World ve özellikle Breathe şarkısını çok sevdim. City of Bones filmi için kaydettiği Magnetic şarkısını kesinlikle dinleyin ! Bu yıl ki en favori şarkılarımdan biri.

Miley Cyrus : Yılın olaylı kızı Cyrus, uzun aradan sonra Bangerz'ı yayınladı. Tam bu seneki tarzını yansıtmış albüme. Miley'i dinlemeyi seviyorum. O yüzden albümünü doyasıya dinledim. Çok eğlenceli, değişik ve bir çok müzik türünden oluşan bir albüm oluşturmuş. Bol bol düetlerde var. Ama sanırım albümde en çok FU ve 4x4 şarkılarını sevdim. :D

Katy Perry : Katy'de beni bu sene hayal kırıklığına uğratan biri. Prism albümünü o kadar merak etmişim ki ilk dinlediğim de ısınmadım. Ama şimdi albümü full dinliyorum. Yine de tam beklediğim gibi değildi. Hoş ne bekliyordum ki ben ? Fireworks gibi bir şarkı mı ? :D Her neyse, Katy'i çok seviyorum ve yine de güzel şarkılardan oluşan bir albüm çıkarmış. Walking On Air,  Legendary Lovers, Unconditionally, International Smile ve Love Me şarkılarını baya sevdim. Roar şarkısını o kadar çok dinledim ki artık duymaya tahammül edemiyorum. :D

Kelly Clarkson : Bir Noel albümü olan Wrapped in Red, hiç tarzım olmasa da dinledim. Kelly Clarkson bu ! Vokalliği yeter. Albümde bir kaç şarkı favorim oldu ama Clarkson'dan Pop-Rock bir albüm bekliyorum ! 4 Carats ve Just for Now şarkılarını dinleyin derim.

Avril Lavigne : Evet, geldik benim bu yılın en iyi albümü ilan ettiğim Avril Lavigne albümüne. Bence, bu yılın cidden en iyisi. Dinle dinle doymuyorum. Avril, tam benim müzik tarzımı yansıtıyor. Beklediğime kesinlikle değdi. Şarkılar az bile geldi bana. Daha da doyumsuz oldum. :D Albümden şu favorim şunu dinleyin diyemiyorum çünkü hepsi benim bebeklerim. :D Şarkı kıtlığı yaşıyorsanız Avril Lavigne'yi (ayrıca albümün adı da A.Lavigne) dinleyin !

Lady Gaga : Artpop, istediğim tarzda bir albüm değil. Ama Lady Gaga bu, boru mu ? Elbette albümü baştan sona dinledim. Ve aralarda kendi tarzıma uyan bir kaç şarkı buldum. Applause'u ilk dinlediğimde beğenmemiştim sonra o kadar çok dinledim ki bıktım. Venus ve Do What U Want şarkıları albümden dinlediğim şarkılar. Öneririm yani. :D

Ve son olarak 2013'ün sürpriz ve bomba etkisi yaratan albümüne ve şarkıcısına gelelim... Beyonce, ansızın bir gece yarısı kendi adını verdiği Beyoncé albümünü yayınladı. Hiçbir tanıtım, reklam olmaksızın albüm yayınlandı ve dünyada rekor kırdı. Çok güzel bir yöntem cidden. Hayranlarını hem şaşırttı hemde çok mutlu etti. Bir Beyonce sever olarak ben zaten şaşkınlıktan albümü bulamadım bir ara. :D Sonra bir dinledim. Ta ta tam ! İşte budur dedim. Albümün geneline bakarsak fena değil. Öyle "Ooo süper" diyemem. Doğruya doğru. Bazı şarkıları çok ağır geldi bana. Ama bazı şarkılarını sanki ölene kadar dinlesem de bıkmam gibi. XO, Pretty Hurts, Blue ve Flawless şarkılarını cidden çok sevdim. Özellikle XO şarkısını yedim bitirdim. Her şarkısına klipte çekmiş ! Nasıl bir efsane bu ? Boşuna Queen B demiyoruz. Kadın kesinlikle hakkını veriyor. Yılın son anlarında büyük bir şok etkisi yarattı. :D Çokta iyi yaptı. Sayesinde günlerimi müzikle kurtarıyorum. Bir "4" albümü gibi olmasa da Beyoncé albümünü dinlemenizi öneririm. Belki sizin favorileriniz farklı olur.

2013'te bıkına kadar dinlediğim ve içlerinde hala bıkmadan dinlediğim şarkılar ;


  • Imagine Dragons :  Radioactive | Demons
  • OneRepublic : Counting Stars 
  • Justin Timberlake : Mirrors
  • Rihanna : What Now | Lost In Paradise
  • Ellie Goulding : Burn
  • Jessie J : Magnetic
  • Demi Lovato Heart by Heart | Let It Go
  • Beyonce : I Care | I Was Here
  • Miley Cyrus : Wrecking Ball | Summertime Sadness (cover)
  • Avenged Sevenfold :  So Far Away
  • P!nk : Slut Like You | Run
  • Taylor Swift : Red | Enchanted
  • The Rasmus : Not Like The Other Girls
  • Cory Monteith : Can't Fight This Feeling
  • Kesha : Crazy Kids | Last Goodbye
  • Miranda Cosgrove : Sayonara | Face of Love
  • One Direction : I Want | Moments
  • LOL Filminden : Heart on Fire - Jonathan Clay
  • ABBA- Dancing Queen
  • Avril Lavigne : Give You What You Like | Get Over It
  • Borgore - Decisions
  • Bridgit Mendler :  City of Lights
  • Macklemore & Rylan Lewis : Can't Hold Us
  • Kat Graham : Power
  • Paramore : I Still Into You (Bu seneki en iyi Pop-Rock şarkısı, bence.)
Bu yılda böyle geçti, bitti. Bol bol yeni müzikler dinledim. Umarım gelecek sene de, bu sene olduğu gibi bir albüm patlaması yaşanır. :D 2014'te yepyeni albümlerle, şarkıcılarla ve bağımlılık yapan şarkılarla görüşmek üzere!

Sevgiler, öpücükler : Jane

3 Aralık 2013 Salı

Seri İncelemesi : Ölümcül Oyuncaklar 1-2


     Daha önce blog'da Kemikler Şehri'nden bahsedip, içimden geldiği gibi yorum yapmıştım. Ki kendi yazım olmasına rağmen nedense her okuduğumda eğleniyorum. Kitaplara, severek yorum yapmak bambaşka. :D Her neyse, bu yazımda ise Ölümcül Oyuncaklar serisindeki ilk iki kitabın özetçe anlatımını yapıyorum. (Daha sonra 3. ve 4. kitaplarında detaylı yorumları, kısaca özetleri gelecek. Az biraz zaman lazım bana.) Çünkü K.Şehri'nin filmi çıkmadan önce kitabı en baştan okudum. Ve o kadar hoşuma gitti ki bu durum, seriyi en baştan okumaya karar verdim. Zaten beşinci kitabı -Kayıp Ruhlar Şehri- okumadan önce seriye yeniden göz atmam gerekiyordu. Kitaplar çok uzun sürede çıktığı için unuttum. Hazır seriyi en baştan okuyorken kitapların tanıtımlarını, özetlerini ve yorumlarını blog'da yayınlayım dedim. Spoiler vermemeye çalışacağım ama kitapları anlatırken bilmediğiniz bir şey, yazıda geçiyor olabilir. Bu yüzden 'ek bilgi' almak istiyorsanız yazıyı okuyun. Ama seriyi tanımak için iyi bir fırsat. :D

- Kemikler Şehri -

 İlk kitapta baş karakterimiz Clary, en yakın arkadaşı Simon ile gittiği Pandemonium'da görmemesi gereken kişileri görür. Gölge Avcılarını. Enstitü'de yaşayan Jace, Alec ve Isabelle birer gölge avcılarıdır. Görevleri ise Aşağı Dünya'da yaşayan iblisleri avlamak. Tam iblisin işi bitirirlerken, Clary'in çığlığı ile donup kalırlar. Sıradan görünen bu genç kızın aslında onları görmemesi lazım. Hiçbir sıradan insan onları göremez. Ama Clary, sıradan bir insan değildir. Bu üç gölge avcısıyla karşılaştıktan sonra gerçekler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. Annesi, garip bir şekilde ortadan kaybolur. Jace ise tam zamanında Clary'nin hayatını kurtarır ve onu Enstitü'ye götürür. Üç gölge avcısının hocası olan Huge, Clary'nin kim olduğunu bulmak için Sessiz Kardeşleri çağırır. Bu kardeşler, dikili ağızlarıyla, gözlerinin olması gereken yerlerde siyah boşluk olan ve kukuleta giyen birer tuhaf yaratıklardır. Clary'nin aklına girerek, zihnindeki engeli kaldırmaya çalışırlar ama çok güçlü bir büyüyle yapıldığı için daha fazla ileri gidemezler. Yine de bir ipucu bulurlar. Clary'nin zihnini büyüleyen kişi, iblis efendisi Magnus Bane'den başkası değildir.

"Alaycılık, hayal gücü iflas edenin son sığınağıdır" - Clary Fray

Bu çılgın adamın, çılgın partisine katılarak gerçekleri öğrenmeye giderler. Elbette bu Clary için kolay olmaz çünkü hayatı sırlarla doludur. Annesi kayıptır, kendisi yabancıların içindedir ve zihni ona gerçekleri göstermemektedir. Bunlar yetmiyormuş gibi o çılgın partide Simon, bir sıçana dönüşür ve vampirler tarafından kaçırılır. (Bu sahne, kitapta favorimdir. :D) Jace ve Clary, Simon'ı bulmak için vampirlerin inine gitmek zorunda kalırlar ve sonrası... Çok karışık ve bol aksiyonlu bir eğlenceydi. Kim vampirlerin uçan motosikletine binmek istemez ki ? Bizimkiler sağsalim kurtulduktan sonra Enstitü'ye geri dönerler.
Başlarında bir de Valentine gibi bir düşman vardır. Bu adam, Gölge Avcıları dünyasında ilk başta dost olan daha sonra düşmana dönüşen biridir. Ve üç ölümcül oyuncaklardan biri olan kupayı ele geçirmek istemektedir. Kupanın yerini ise sadece Clary'nin annesi bilmektedir ve bu yüzden Valentine tarafından kaçırılmıştır. Clary, bir süre sonra bir yeteneğini keşfeder ve kupanın nerede olduğunu anlar. Kupayı bulmasıyla Enstitü'de hiç tahmin edemeyeceğiniz biri Valentine'in adamı çıkar ve işte o zaman işler çok karışır. Kitabın sonunda zaten büyük bir bomba patladı diyebilirim. Okuyunca oldukça şaşıracağınıza eminim. Ben okurken kitabı yere düşürecektim nerdeyse. :D Yazar, bildiğiniz sizi ters köşeye yatırıyor. Bol aksiyon, heyecanlı ve bir o kadar komik, romantik olan bu kitabı tekrar okumak çok hoşuma gitti. Bu anlattıklarım, kitabın daha onda biri. Okudukça ne kadar güzel olduğunu keşfedeceksiniz. Ve elbette, bol bol olmasa da romantik sahneleri göreceksiniz.

"Sevmek yok etmekti ve sevilmek, yok edilecek kişi olmaktı." -Jace

Son olarak şunu söyleyebilirim ki, Clary çok normal bir hayat yaşarken aslında ne kadar anormal bir dünyada yaşadığını farkeder. New York'un büyülü dünyasını artık görür. En yakınındaki insanlar bile olduğu kişiler değildir. Annesinin çok yakın arkadaşı olan ve küçüklüğünden beri Clary'nin yanında olan Luke'un bile sırları var. Clary, Jace'lerle karşılaştıktan sonra gerçek hayatını görür,tanır ve yeni başlangıçlar yapar.

- Küller Şehri -

Nasıl oluyor da senin üzerine hiç çamur bulaşmıyor ? 
Isabelle omuz silkti. "Kalbim temiz. Bu, pisliği geri püskürtüyor."

Serimizin ikinci kitabı yine çok hareketli, kitabı fırlatmalık, sinir kriz geçirmelik bir şekilde bitti. Hele sonunda ben bayılacaktım. Resmen kitabın içine dalıp, Jace'i sarsıp "Kendine gel, böyle diyemezsin!" demek istedim. Seriyi tekrar okuduğum halde yine çok heyecanlandım, merak ettim, öfkelendim, şaşırdım... Çünkü yaklaşık iki sene önce falan okuduğum için bu kitabı neredeyse hiç hatırlamıyordum. Tekrar okuyunca rahatladım ve şuan her şey tam yerine oturdu.

"Sevgi, insanın seçeneklerini elinden alır."

 Şimdi konudan bahsedeceğim ama ilk kitabı okumayanlar için çoğu şey spoiler olacak. O yüzden spoiler bilgi olduğu yerlere kutucuk koydum. Bakıp bakmamak size kalmış. Hadi bakalım başlıyorum ; İlk kitabın sonunda bazı şeyler öğrenmiştik.  Bu bomba etkisi yaratacak bilgi yüzünden Jace ve Clary birbirinden uzak durmaktadır.

"Hayatımdaki her şey değişiyor, oysa dünya aynı kalıyor." -Clary

Clary, Simon'la yakınlaşırken Jace ise Lightwood ailesiyle aralarındaki sorunu ortadan kaldırmaya çalışır. Çünkü Maryse Lightwood -Alec ve Isabell'in anneleri- Jace'e, Valentine konusunda inanmamaktadır. Ve tam bu sırada Enstitü'ye Sorgucu gelir. Sorgucu Imogen Herondale ( Bu isim size bir yerden tanıdık geliyor mu ? Cehennem Makineleri'nden Will Herondale desem ? Bingo ! Yazarımız aile ağacı merakımızı arttırmaya başlattı.) Merkez'e bağlı olan ve çok sert yapılı bir kadındır. Valentine konusunu iyice deşmek için Jace'i bir numaralı kurbanı olarak seçer. Çünkü Valentine yüzünden oğlu Stephen ve oğlunun sekiz aylık karısı Celine ölmüştür. İntikam almanın tam sırasıdır. Fakat bir sorun vardır. Jace'i sorgulaması için Ölümcül Kılıca ihtiyacı vardır. Kemikler Şehri'nde, Sessiz Kardeşlerin mekanında yer alan bu kılıç, kaybolur. Tahmin edin, kim çalar ? Valentine ! Sessiz Kardeşleri öldürmek için ise en kuvvetli ve en korkutucu iblis olan Agramon'u çağırır. Agramon, karşısındaki kişiye en korktuğu kişi gibi görünür ve korkutarak öldürür. Böylece Sessiz Kardeşleri de öldürür ve kılıcı ele geçirirler. Fakat Valentine, kılıcın güçlerini kullanabilmek için bir peri, bir kurtadam, bir iblis ve bir vampirin kanına ihtiyacı vardır. Peri ve iblis kanlarını elde eder. Geriye kurtadam ve vampir kanları kalır. İşte bu sırada bizimkilerin hayatı alt üst olur. Çünkü kurtadam kanı için Luke'un sürüsünde olan sevimli Maia ile Simon kaçırılır.  Clary ve diğer kalanlar yerlerinde durur mu hiç ? Hemen toplanırlar.

"Bazen tehlikeyi aramak zorunda kalmazsın, o seni bulur." -Isabelle

Valentine'in saklandığı yeri Jace bulur. Büyük bir siyah gemide, bir çok çeşit iblislerle saklanmaktadır. Tabii her şey yolunda gitmez. Sorgucu, Jace'i Enstitü'ye kitler. Etrafına bir pentagram çizerek dışarı çıkmamasını sağlar. Ama Jace yerinde durur mu ? Yeni farkettiği bir yeteneği sayesinde özgür kalır ve Clary'lerle birlikte gemiye doğru yol alırlar. Magnus Bane'de en büyük yardımcılarından biri olur. Alec sağolsun. :D Gerçekten çok büyük ve etkileyici bir savaş olur. Sorgucu da sonunda savaşa katılır. Hatta çok şaşırdığım bir şekilde yardım etti. Ve diğer kitapta patlayacak bir bombanın habercisi bile oldu diyebilirim. :D Savaşta Clary, yeni farkettiği mükemmel bir yeteneği sayesinde gemiyi öyle bir havaya uçurdu ki... Okurken hayal edince resmen büyülendim. Hatta o mükemmel yeteneğini kıskandım bile diyebilirim. Gri kitapta olmayan yeni mühürleri çizme gibi bir yeteneğe sahip artık.

"Ama en çok değer verdiğin insanlara gerçekleri söyleyemiyorsan zaman içinde kendine de gerçekleri söylemeyi bırakıyorsun." -Luke

Kitabın sonunda her şey bitmiş gibi duruyordur ama Valentine yine bir şekilde kaçmıştır ve başlarına bela olmaya kesin devam edecek. Clary ve Jace'in aralarındaki sorun çok daha karmaşık bir hale geldi. Alec ve Magnus ikilisinin durumu da vahim gibi. :D Bu kitapta en küçük Lightwood, Max'i de tanıdık. Çok sevimli bir çocuk. Sonracağıma, Luke'u nedense çok seviyorum ve her defasında eski anılarını anlattıkça içim gidiyor. Clary'nin annesine fena aşık bir adam. Ah bu arada ! Clary'nin annesi hala hastanede, ölü gibi uyumaktadır. Kitabın sonunda onunla ilgili bir gelişme oluyor. :D Baya sevinmiştim. Yani öyle işte. Yine dolu dolu bir Cassandra kitabıydı. Kitabın içine düştüm resmen. Bu kitapta en favori sahnem ise Isabell, Simon, Jace ve Clary'nin perilerin mekanına gidip Seelie Peri Kraliçesi'nin önüne çıkmasıydı. Bu kitapta periler, göründükleri gibi değiller ve zaten o sahneyi okuyunca anlayacaksınız. Baya zor durumda kaldılar ama ben baya sevdim. :D

"Küçük bir çocukken bir kelimeyi tekrar tekrar ve hızla söylediğinde, bir süre sonra anlamını kaybettiğini farketmiştim." -Jace

"Kaç kez söylediğinin önemi yok. Gerçekliğini değiştiremezsin." -Clary

Ve bu kitapta en dikkatimi çeken şey ise Jace'in ruh hali. Onu o kadar iyi anladım ki... Ve onun yaşadıklarını yaşasaydım, onun kadar güçlü olur muydum bilemiyorum... Beni etkileyen bir kitap oldu. Tekrar okumak cidden iyi geldi. Seriye gömülün, Cassandra'nın hayal gücüne dalış yapın, derim. :D Bir de son olarak bu kitapta Cassandra'nın betimlemelerine bayıldım. O kadar çok dikkatimi çekti ki bu cümleler, paylaşmadan edemedim ; Aralarındaki şey bir mum alevi kadar titrek, yumurta kabuğu kadar kırılgandı. / O öpücük vücudundaki bilinmeyen bir damarı açmak gibiydi.

Serinin Camlar Şehri ve Düşmüş Melekler Şehri kitaplarında görüşmek üzere ! Serinin diğer kitaplarını yeniden okumak için sabırsızlanıyorum. Final kitabı gelmeden önce Kayıp Ruhlar Şehri'nin de dedikodusunu yaparız. :D

Sevgiler, öpücükler ; Jane

1 Aralık 2013 Pazar

Film Önerileri : Pazar Gününe Özel Film Seçimleri !

 Merhaba :D

Uzun zamandır ne sinemada ne de evde film izleyebiliyordum. En sonunda geçen cuma Ateşi Yakalamak'ı izledim. Eh, ben film izlediysem diğerlerine de izlemeleri için önerilerde bulunayım dedim, yine. Umarım birilerine yardımcı olabiliyorumdur. 

Bu sefer ki film listesini, daha önce blog'da uzun uzun yorumladığım filmlerden oluşturdum. Hem detaylı bir şekilde filmden bilgi alırsınız hemde benim film zevkimi daha iyi anlarsınız diye umuyorum. Ve işte başlıyoruz !

The Host - Göçebe : (Bilim Kurgu, Macera, Romantik) Kitabını çok severek okuduğum bir serinin filmini, sinemada büyük bir heyecanla izler sonra hayal kırıklığına uğrarım. Ama bu Göçebe için geçerli değil. Tüm beklentimi karşıladı ve izlerken çok büyük bir zevk aldım. Tabii ki önerim kitabı okumadan filmi izlememeniz. Fakat, pazar gününüzü bu filmle şereflendirebilirsiniz. :D

Ghajini : (Aksiyon, Dram, Gizem) Blog'da en çok ilgi gören, açık ara farkla kesinlikle Ghajini. Blog'u ilk açtığım zamanlar yorum yazısını hazırlamıştım. En çok tıklanan yazım olmuş. :D Sanırım Hint film severler blog'umu keşfetti. Haftasonu, özellikle Pazar günü izlenebilecek bir film. Uzunluğu sizi korkutmasın. Filmin ne ara başlayıp ne ara bittiğini anlamıyorsunuz bile. Kesinlikle izleyin !

City of Bones - Kemikler Şehri : (Fantastik, Aksiyon, Macera) Bir diğer kitaptan uyarlama filmi. Blog'da resmen deprem etkisi yaratmıştım. :D Bugün ekstra bir zamanım olsaydı kesinlikle bu filmi izlerdim. Çünkü aksiyon tavan yapıyor ! Aksiyon ve macera severler, yumulun filme !

3 Idiots - 3 Ahmak : (Dram, Komedi, Romantik) Geçen yaz Aamir Khan filmlerine takıntılı olduğum için habire izleyip, yorum yazısı hazırlıyordum. Bu da onlardan biri. Ki benim en sevdiklerimden biri. Bu yaz 5 kere üst üste izledim. Ve izlerken hiç sıkılmadım. Eğer hem gülmek hem hüzünlenmek hemde "işte eğitimde anlatmak istediğim bu" demek istiyorsanız bu filmi izleyin, hemen !

Yes, Man - Bay Evet : (Komedi) Jim Carrey filmlerine aşığım. Bu da onlardan biri. Onu her zaman komedi filmlerinde izliyorum ama elbette bir ara diğer filmlerine de göz atmam lazım. Bugün bol bol eğlenmek istiyorsanız bir diğer film seçeneğiniz bu olsun.

Her Çocuk Özeldir : (Dram) Gerçekten bir dram filmi. Her izlediğimde gözlerim dolar, bir tuhaf olurum. Bugün duygusal anlar yaşıyorsanız filmi izleyin de rahatlayın derim. :D Çok güzel ve çok anlamlı bir film.

Özellikle Aamir Khan filmlerini benim yerime de izleyin. Uzun zaman oldu Hint filmi izlemeyeli. En kısa zamanda blog'da Hint filmi etkinliği yapacağım. :D Sizi de Aamir Khan ve Hint filmsever yapacağım. Vallahi bak. :D


Sevgiler, öpücükler ; Jane


31 Ağustos 2013 Cumartesi

Kemikler Şehri'ne Hoşgeldiniz !


Şu ön yargılarımı acilen ortadan kaldırmam lazım. Dün film için çok heyecanlanan ama çok beklentisi olmayan biriydim. Şuan ise "filmi bir an önce tekrar izlemek istiyorum" modundayım. Bunun sebebi ise Jace Wayland'ı oynayan Jamie Campbell Bower yüzünden. (İsmide baya uzun. Biz ona kısaca Jamie diyelim.) Jace rolü için ilk seçildiğinde yüzümü buruşturup, bu filmi izlemem demiştim. Çünkü seriyi çok sevmemi bırakın Jace karakterini acaip çok seviyorum. Hayalimdeki Alex Pettyfer'dı ama beyfendi rolü kabul etmemiş sanırım. Her neyse... Jamie yüzünden film çekilirken tüm ekibe anti olmuştum resmen. Tabii son bir hafta kala film için çok heyecanlandım. Sonuçta favori serimin ilk filmi... Twilight serisinden sonra ilk defa favori serimi sinema da izleyecektim. Artık Jamie'yi dert etmiyordum. Kitap ayrı film ayrı... Gelin görün ki filme tutuldum ! Bazı yerlerde hayal kırıklığına uğradım mı ? Elbette, her kitaptan uyarlanan filmlerde mutlaka bir değişiklik olur. Yapımcılar,senaristler ya da oyuncular her hayranı aynı şekilde memnun edemez. Ki Kemikler Şehri oldukça kalın bir kitap. (580 sayfa) Ve dolu dolu bir kitap. Baya olaylar oluyor. Eh, ekip hepsini bire bir filme aktarması... imkansızdı. Bazı minik detayları atlamışlar. İyi olmuş aslında ama filmde görmeyi beklediğim yerleri göremeyince bendeki hayal kırıklığını bir düşünün ! Neyse ki bunu da bir şekilde halletmişler. Filmin sonunda sırıtarak, sanki aksiyon sahnelerinde kendim yer almışım gibi sarsılarak çıktım. 
Yeni dönemin yeni müthiş serisine, Kemikler Şehri'ne Hoşgeldiniz ! 
Tabii ki yorumum burada bitmiyor. :D Bir kitap kurdundan, bu kadar kısa, film yorumu bekleyemezsiniz. Gerek övüp, gerek yerden yere vurma sırası. Şaka bir yana o kadar acımasız olamam. Çünkü filmin hakkını vermişler... Eğer kitabı okumayıp, ilk filmi izleseydim mükemmel bir film olduğunu söyleyebilirdim. Fakat kitabı okumuş biri olarak 'mükemmel' diyemem ama çok çok iyi olduğunu söyleyebilirim. Kitapla film karşılaştırılırsa ; kitaptaki minik detaylar filmde yer almamış. Mesela ; Hodge'un omzunda duran kuşu Hugo, Enstitü'deki haylaz kedi Church, Jace'in odası (şahsen merak ediyordum), Luke'un kurt adam olma hikayesi, Isabelle'nın mutfak macerası :D , vampirlerin motosikletleri... Gibi, kitapta geçen eğlenceli ve gizemli yerler yoktu. Filmde olmamaları gözüme çarptı ama yokluklarını aramadım.
Amma ! Filmde görmek istediğim sahneler olmayınca surat astığım gerçeği var elbette. En önemlisi Jace'le Clary'nin vampirlerin ininden kaçarlarken motosikletle uçmaları, Simon'ın sıçan hali... Bu iki sahne kitapta favori bölümlerimdi. Hele o uçan motosiklet sahnesini gerçekten görmek istedim. Fakat yoktu. Sanırım zorlayıcı bir sahne olucağını düşünüp, kaldırmışlar. Bende kendi hayal dünyama sakladım o sahneyi.Kitaptaki bazı önemli sahneler filmde farklı bir versiyonla yer almış. Açıkçası çok göze batmadı. Hoş durmuş hatta. Bkz ; Kitapta Clary ve Jace'in vampir inine sadece ikisi gidiyorlardı ama filmde Isabelle ve Alec'de vardı. Valentine ile yüzleşmek için Clary ve Luke eski ve terkedilmiş bir hastaneye gidiyorlardı ama yüzleşme ve savaş sahneleri Enstitü'de tüm ekiple gerçekleşmiş. Simon'da dahil. :D Sonracığıma... Valentine, Jace'i kaçırıyordu, Hodge Enstitü'den kaçıyordu. Ama bunlar filmde yoktu. Son sahneler komple Enstitü'de geçmiş. Ki bu değişiklik hoşuma gitti. Farklı bir hava yaratmış. Bunlar benim için sorun değildi. Ve kitapta yer almayan ama filme özel ek gelmiş sahnelerde vardı ki bunlar acaip hoşuma gitti. Hatta filmde favori sahnelerim oldu. Spoiler olmaması için burada yazmak istemiyorum ama kitabı okuyup, filmi izleyenler hemen farkı anlayacaklar. :D İpuçları ; Piyano ve Geçit.
Kitaptaki en 'romantik' sahne olan Sera bölümünü elbette filmde gördük. Açıkçası o sahneyi doğru düzgün izleyemedim. Tek suçlusu arka planda çalan Heart by Heart şarkısı yüzündendi ! Bir Lovatic (Demi Lovato hayranları) olarak şarkıyı dinleyerek,söylemekten Jace'le Clary'e odaklanamadım. Resmen şarkının büyüsüne kapıldım. :D Ama Sera sahnesi gerçekten tam hayal ettiğim gibiydi.
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki filmin ilk yarısı komple kitapla aynı, bir sonraki yarısı ise değişiklikler katılarak daha çok renk katmış filme.
Kitabı, filmden önce, yine okuduğum için tüm sahneler ve replikler aklımdaydı. Açıkçası bazı sahnelerde aklımda kalan replikleri görmek istedim. Ve görünce nasıl mutlu oldum anlatamam. Bu sanki senaryoyu herkesten önce okumuş hissi veriyor. :D Onun dışında... oyunculardan çok memnun kaldım. Tamam, hepsi hayalimdeki Ölümcül Oyuncaklar karakterleri asla olamaz. Özellikle Jamie. -.- Ama bunlar filmde gözüme battı mı ? Hayır. Jamie dışında. Pekala, adama gıcığım belki bu yüzden çok memnunyetsiz duruyorum ama rolünün hakkını vermiş, Jace'deki o muhteşem havayı ve espriyi hissettim. Çünkü kitapta Jace, gülmese bile söylediği sözler insanda bir gülümse yaratıyor. Bu sayede filmde oldukça güldük ve eğlendik. O havayı yarattığı için Jamie'i tebrik etmek lazım. Fiziksel bakımdan ise cıkss,olmamış. Belki kilo alıp, kas yaparsa ve saç şeklini düzeltirse bir sonraki filmde Jamie benden tam not alır. Senden ümidim var Bower !
Baştan sırasıyla ; Clary, Jace, Simon, Isabelle, Alec, Magnus, Valentine
Diğer karakterlerden zaten daha seçimler sırasında memnundum. Lily Collins'i daha Hollywood'da çok tanınmadan önce seviyordum. (Abduction filminden.) Clary karakterine cuk oturmuş, hakkıyla rolünü vermiş. Ayrıca kızıl saç, müthiş yakışmış. Rober Sheean'da Simon için seçildiği zaman çok sevinmiştim çünkü hayalimdeki Simon'la birebir diyebilirim. Özellikle Clary'e aşkını itiraf ettiğinde hayran kaldım. Beni fena etkiledi. Filmde Team Simon'cı olabilirim. :D Lena Headey, favori oyuncularımdan biri. Onu ilk Terminatör dizisinde izleyip, oyunculuğuna hayran kalmıştım. Clary'nin annesi Jocelyn'i canlandıracağını duyduğumda bu kadar mükemmel bir seçim olamaz demiştim. Ki beni hayal kırıklığına uğramadı. Jared Harris ! Adamım benim, tam Hodge karakteri için uyumlu. Kendilerini Fringe dizisinde izlemiştim. Orada da kötü adamdı burada da hafif kötü adam rolünde. :D Bunların dışında... Alec, Isabelle ve Magnus'u oynayan oyuncuları da sevdim. Gözüme batmadılar. Alec'i oynayan kişi bana çok yaşlı gelmişti ama cuk diye oturmuş role, Isabelle kitapta siyah saçlıydı filmde ise kahverengi saçlı ama oynayan kişi süperdi. Özellikle aksiyon sahnelerindeki performansı tam koltuğa yapışmalıktı. Magnus Bane ise... Kitapta çok farklıydı gözümde. Filmde biraz sönük kalmış gibi ama adamı nedense sempatik buldum. :D Valentine için diyeceğim ise... adam kitapta sarışın filmde esmer... Ama esmer halini daha çok sevdim sanırım. Piskopat bir karakteri ancak bu kadar güzel oynayabilir. :D Ah unutmadan.Luke'u oynayan adamı takdir ettim. Hayalimdekiyle aynıydı. Bayıldım ! Sessiz Kardeşlere gelirsek... Kitaptaki görünümleriyle tıpa tıp aynılardı. Korkunçlardı ! Bu da beni memnun etti.
Sanırım çok uzun bir yorum oldu. Ama ayda yılda bir böyle yorum yapıyorum. Ayrıca Ölümcül Oyuncaklar serisi benim için çok değerli.Elbette bir sürü detaylara girerim. :D 
Pekala, gerçekten son olarak... Filmdeki aksiyon sahnelerine aşık oldum. Sırf o sahneler için tekrar izlemeye sabırsızlanıyorum. Müthişti. Zaten aksiyon delisi bir insanım. İzlemesi ayrı bir zevk verdi. Film çıkışında oradan oraya uçmak falan istedim. Eğer bir gün oyuncu olup -ki bu kesinlikle olmayacak gibi- bir aksiyon filminde yer alırsam dublör kullanmam. Aksiyon gibisi yok !
Sevgili,sabırlı okuyucular. Yorumum buraya kadar. Filmi izleyin derim. Ama öncesinde kitabı okuyun derim.Ya da ne yapmak istiyorsanız onu yapın derim :D Jane'in çenesi çok düşmeden önce :
Kocaman sevgiler ve öpücükler ; Jane !

Sera sahnesinde çalan ve beni fena etkileyen şarkı ; Heart by Heart - Demi Lovato. Sadece bu şarkı da değil, filmin soundtrack'ını alt üst edin derim. Çünkü blog'dan çıkar çıkmaz yapacağım ilk iş o. Film müziklerine bayılıyorum !

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Kitap Önerisi : Ölümcül Oyuncaklar 1 - Kemikler Şehri | Cassandra Clare


Yaratıklarla dolu maceraya hazır olun. Bu kitap aklınızı başınızdan alacak. Baş karakterlerimizden Clary Fray, New York’ta annesi ve en yakın arkadaşı Simon ile sakin bir hayat yaşıyordu. Ta ki tuhaf dövmeli üç genç ortaya çıkana kadar. Gölge avcılarıyla tanışmaya hazır olun.  Bunlar dünyayı şeytanlardan kurtarmaya yemin etmiş gizli bir kabile !
Cassandra Clare’in kitaplarına başladığınız zaman kadının hayal dünyasına öyle bir giriş yapıyorsunuz ki…Mola vermek için kitabı kapattığınızda sanki bir dünyadan kovulmuş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Sonra dayanamayıp yine devam ettiğinizde o sayfaları nasıl çevirdiğinizi,olayları nasıl heyecanla okuyup kitabın nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Ve işte asıl darbeyi o zaman yiyorsunuz. Kitap bitmiş oluyor ve sanki sonsuzluğun içinde süzülüyorsunuz.
Ciddiyim, abartmıyorum. Bence kadının sihirli bir hayal gücü var. Zaten kitaptan normal şeylerde beklemeyin. Seride Gölge Avcılarıyla tanışıyorsunuz. Yanında ekstra olarak vampirler, kurt adamlar, periler (masallardaki gibi tatlı, sevimli peri değil bunlar) ile karşılaşıyorsunuz. Karakterlerin yaşlarından dolayı ilkten ön yargılı davranabilirsiniz ama onlar yaşlarından oldukça olgun davranıyorlar. Çünkü yaşamları, bizimkilerden çok değişik. Mühürler, dövüşler, aşklar, doğa üstü olaylar, ihanetler, şaşırtıcı aile bilgileri…Bunu söylemeden geçemeyeceğim eğer ilk defa Cassandra Clare kitabı okuyorsanız ilk işkencenize hazır olun. Kitapta öyle olaylar oluyor ki bir süre sonra ‘Yok artık bu da olamaz! Aman Tanrım şimdi ne olacak’ diyorsunuz. Ama merak etmeyin yazar şaşırtmayı çok seviyor.
Clary,baş karakterimiz çok saf ve bazen zeki biri. Bu kitaptaki her karakteri seviyorum. Ama Jace Wayland ( soyadı daha sonradan birden fazla değişime uğrayacak) ‘ı okuduğunuz zaman kitaba daha çok kaptıracaksınız kendinizi. Bu kitaptaki olaylar günümüzdeki  New York yerinde geçiyor. Yazar hayal gücüyle New York’u daha esrarengiz bir yer haline getirmiş. Bazen ‘gerçekten öyle bir yer var mı ‘ diye düşünmeden edemedim doğrusu.
Kitabı tam 1 sene önce okuduğum için her şeyi tam hatırlamam imkansız.Ama unutmakta imkansız.Kısacası bu sıcaklarda zaman geçirmek, gerçek, sıkıcı, boğucu dünyanızdan kopup macera, aksiyon, aşk ,mühürlerle dolu bir dünyada yer almak istiyorsanız Kemikler Şehri’ni elinize alıp, okumaya başlayın derim. Daha ilk sayfalarında kitap sizi içine çekiyor. Bu fırtınaya kapılmak hem çok eğlenceli hem çok etkileyici.
“Bütün olan bitenlerden sonra, sen hala şu Porsuk Suratlı’yı mı düşünüyorsun ?”
“Ona öyle deme. Porsuğa filan benzemiyor.”
“Haklı olabilirsin,” dedi Jace. “Ben de daha önce çekici bir-iki porsuk görmüştüm. O daha çok sıçana benziyor.”
-Bu inceleme yazısı daha önce http://onokumalar.com/olumcul-oyuncaklar-kemikler-sehri-inceleme 'de yayınlandı.
Koca bir not : Bu yazıyı yaklaşık 1 sene önce yazmıştım.Ve bir kaç ekleme yapma gereği duydum çünkü o zamandan bu yana baya gelişmeler oldu.Öncelikle yazdığım her şeye hala aynen katılıyorum.Okurken kendi yazımdan etkilendim resmen. :D Her neyse. Serinin ilk kitabın filmi çekildi ve tamamlandı.Bir kaç fragmanıda yayınlandı.

 [ THE MORTAL INSTRUMENTS: CITY OF BONES - Official Trailer ve The Mortal Instruments: City of Bones Official Trailer #2 (2013) - Lily Collins Movie HD buralardan izleyebilirsiniz. ]

             
    "Oo süper.Filmi çıkıyorsa kitabı okumaya gerek yok" sakın ha demeyin.En sinir olduğum bir konudur.Bence her zaman kitaplara öncelik verilmeli.Çünkü yapımcılar para kazanmak için kitabı alıp evirip çevirip bambaşka şeyler sunabiliyorlar bize.Ve şuana kadar okuduğum kitapların filmleri hemen hemen böyle oldu.O yüzden size şiddetle ilk kitabı okumanızı öneririm.Çünkü gerçekten okunmaya değer bir seri.Cassandra'yı neden çok sevdiğimi sanıyorsunuz ? :D Kadının hayal dünyası,hayal gücü beni çok etkiliyor.Ve aşırı kıskandığımda doğrudur.Ölümcül Oyuncaklar favori serilerimden biridir.Fantastik edebiyatı ile iç içeyseniz zaten seriye aşık olacaksınız.Ama yok ilk defa okuyacağım derseniz çok güzel bir başlangıç yapmış olursunuz.

Kemikler Şehri filminin fragmanından bir sahne.

       Son olarak seriden minik bilgiler veriyim.Yurtdışında ve ülkemizde toplam 5 kitabı mevcuttur.6. ve final kitabı Mart 2014'te yayınlanacak.O yüzden seriye başladığınızda yavaş yavaş okuyun ve benim gibi beklerken sürünmeyin derim. Kitap isimleri sırasıyla ; Kemikler Şehri,Küller Şehri,Camlar Şehri,Düşmüş Melekler Şehri,Kayıp Ruhlar Şehri.
   Birde bunun yan serisi var.Ona diyecek söz yok zaten.O seriye tapabilirim. İlerleyen zamanlarda inceleme yazısını yayınlayacağım.Detayları ordan görebilirsiniz.Evet,bilgiler şimdilik bu kadar.Umarım seriye başlarsınız.

Sevgiler,öpücükler ; Jane