Pages

Mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2019 Çarşamba

Kitap Yorumu: Titan 1 - Geri Dönüş / Jennifer L. Armentrout


Merhabaaa

Yıllar sonra Jennifer L. Armentrout okumanın mutluluğu var üzerimde. Bir de yaşlandığımı fark ettim. :( Eskiden eleştirmeden, aptal aptal sırıtarak okurdum kitaplarını şimdi cikcikleyerek okudum. Bir yerlere not aldım, bunu blog'da yaz, eleştir!

Gel gelelim bu dünyayı özlemiş miyim? EVEEET! Seth'i hala seviyor muyum? LANET OLSUN EVET! Ee o zaman yorumlayalım bakalım neler oluyormuş bu yeni seride. 😍

Melez Sözleşmeleri'ni en son 2014'te okumuşum. Üşenmedim, blog'taki yazılarımı okudum. Sırıttım. Vay be dedim, zaman ne kadar hızlı geçiyor. Daha sanki dün okuyordum bu seriyi. Sonra öfkelendim. Yazarın Seth'i nasıl çiğ çiğ yediğini hatırladım. Sövdüm. Meh, biz Seth severleri avutmak için Titan serisini yazıyor ama yemezler. Aiden'la Alex sonsuza kadar mutlu olsun diye Seth'i kurban seçmişti. Çocuğum Apollyon olmamalıymış, asıl Apollyon Alex'miş. Tanrı Katili'ni durdurmak için Ares'e yem ettiler kuzumu. Sonra da vay efendim o artık düşmanımız, dediler! Hadi bir şans vermek için şimdi de Apollo'nun yemi olsun, ölünce de ruhu Hades'e ait olsun dediler. Dediler de dediler. Enerjimi emmişti Melez Sözleşmeleri'nin son kitabı... Gel zaman git zaman, yıllar sonra Seth'e kavuştum.

Bu kitabı okumamak için baya direndim. Eh, biraz geciktim. Yaş 24 oldu, olacak (öhhöm 14 Temmuz) ben daha yeni okuyorum. 19 yaşındaki Jane'le 24 yaşındaki Jane aynı olur mu? Olmaz. O yüzden kemerlerinizi bağlayın, eleştirilerime hazır olun. Ama önce şunu söyleyeyim: Seth canımdır. *-*

Kitap, Avcı'dan (MS - 5. ve final kitabı) hemen sonrasını anlatıyor. Tanrılar ne diyorsa onu yapan Seth, bir gün Apollo'dan farklı bir görev alır. Hiç tanımadığı bir kızı koruması ve Güney Dakota'daki Akit'e götürmesi gerekiyordur.
Josie Bethel. Yeni kız karakterimiz. Seth'in yeni kurbanı. Ve, eee, şey, umarım bu spoiler olmaz, Apollo'nun kızı. 😈 Bunu söylemem lazımdı çünkü olaylar bundan sonra şekilleniyor. Apollo'nun nasıl bir kızı olabilir derseniz mesele çok karışık. Okurken biraz esnemiş olabilirim. O yüzden detayları kitaptan alırsınız ama şunu söyleyeyim Josie bir yarı tanrı. Güçleri henüz gün yüzüne çıkmasa da ortalığı mahvedecek bir potansiyele sahip.

Tahmin edeceğiniz gibi Seth ve Josie arasında bir şeyler olacak... *Göz deviriyorum.*

Kitapta sevdiğim şeyler:

  • Seth'i çok özlemişim! Ukalalığını, komikliğini, çapkınlığını, özgüvenini, egosunu... Böyle ilk diyaloğundan son diyaloğuna kadar sırıttım. 
  • Seth ve Apollo sohbetlerine bayıldım! Kahkaha atmaktan durup, tavanı izledim. 
  • Aiden'ın kardeşi Deacon'ı görünce kalkıp oynadım. Mini Ivashkov olduğundan bahsetmiştim daha önce. Bu lafım hala geçerli. <3 
  • Yunan mitolojisinden minik bilgiler okumayı özlemişim. Jennifer bu konuda çok becerikli. İnsanı boğmadan ince ince işliyor konuyu. 
  • Kısacası, bu dünyayı ve karakterleri çoook özlemişim. *-*



Kitapta sevmediğim şeyler:

  • Josie'yi sevdim, şapşal biri. Beceriksiz ama deniyor, çabalıyor. Sadece sıradan hayatına aniden bu kadar değişiklik gelince hemen ayak uydurması gözüme battı. Hemen savaş moduna girdi. Hemen eğit beni Seth havalarına soktu kendini. Bebeğim, sen hayırdır? 
  • Seth'in, Josie'den hemen ama hemen etkilenmesi... Daha iki gün önce Alex diye bir yerlerini yırtıyordu. Şimdi kalkmış diyor ki Alex'e karşı hislerim gerçek değilmiş aslında. BOK! Alex'i sevmem ama onun için yaptıklarından sonra bu söylediklerin yavan geldi kuzum.
  • Josie'nin vücudundan çok etkilenmesi deli etti beni. Bir kalça, iki meme görünce kendinden geçti Seth. Burada feminist duygularım devreye girdi. Her şey kalça ve meme mi? Ya da dudak ısırma? Ruha da aşık olan yok mu yav?
  • Klişeler yok muydu, vardı. Artık onları görmezlikten geliyorum yoksa kitap çöp olur benim için.

Şaşırdığım tek şey, Alex ve Aiden'ı görmememiş olmam. Henüz. Elbet gelecekler ama aniden köşeden fırlayacaklarmış gibime geldi.

Neyse. Valla güzel okudum kitabı. Devamını da alacağım. Son kitap henüz bizde yayımlanmadı ama olsun. O çıkana kadar anca okurum seriyi. Seth ya, sövsem de çok seviyorum bu karakteri. <3

"Tanrı savar diye bir şeyin olup olmadığını ve onu nerede bulabileceğimi merak ettim." Zırt pırt ortaya çıkan Apollo için söylüyor Seth. :D

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

P.s. Bu blog yazısını 10 yıllık yoldaşım Harika'ma ithaf ediyorum. <3 Hem kitabı okumam hem de yorumunu hemen yapmam için başımın etini yedi. Canı sağ olsun. :D

18 Kasım 2014 Salı

Kitap Yorumu: Melez Sözleşmleri 5 - Avcı


Bir serinin daha sonuna geldik millet! Melez Sözleşmeleri serisinin 5. ve final kitabı Avcı çoktan bitti ama ancak yorum yapabiliyorum. Sebebini ilerleyen zamanlarda blog'da görebilirsiniz. :D

Melez Sözleşmeleri'ni okumama vesile olan kişi Yorumbazz'ın sahibi Büşra. İlk kitabı okumam için bana yollamıştı. Ben de o zamanlar ilk üniversite sınavıma hazırlanıyordum. Son sınav zamanı "artık yeter, çalışmayı bırakıyorum ve bu kitabı okuyorum" diyerek Melez'e başlamıştım. Herkes gibi bana da biraz Vampir Akademisi'ni hatırlatsa da yalayıp yutmuştum kitabı. Cidden çok akıcı bir dili vardı ilk kitabın. 
Sonrasında kitap fuarına gittiğimde devam kitaplarını aldım. Okudum. Allah'ım dedim. İlk üç kitap nasıl güzel gidiyor. Bir de şansıma ben bu serinin kitapları çıksın diye gün saymadım. Hep çıktıktan sonra okuma fırsatım oldu. O yüzden kafam da rahattı. Neyse. İlk üç kitapta cidden seriyle aşk yaşadım. Güldüm, eğlendim, şaşırdım, heyecanlandım falan derken geldik son iki kitaba. Apollyon ve Avcı. İsimleri bile ne güzel di mi? Serinin kitap kapaklarıyla ayrı bir aşk yaşıyorum zaten. Ama içerikleri mahvetti beni. Serinin son iki kitabı hayal kırıklığı. Zaten Apollyon yorumumda bahsettim. Sürünerek okudum. Sıkıcı, boğucu, gıdım gıdım ilerleyen bir kitaptı. Bitince bir oh çektim ve sonrasında kitap okuyamaz oldum. Hadi son kitap diye diye Avcı'ya başladım. Apollyon'da nerde kaldıysak, oradan devam etmiş yazar. Sabırla oku oku oku derken çattt Seth karakteri geldi. O an kitap çok hızlı bitti. Ve şunu anladım ki bu seriyi götüren, sevdiren karakter Seth imiş. O olmayınca kitap bomboş. Cidden. Durgun, ciddi, boğucu... Seth bir geldi kahkahalar havada uçuştu. Kitap da doğal olarak çabuk bitti.

Diyeceğim o ki seri ilk üç kitaptan sonra bozdu. Ama tabii siz sevebilirsiniz, sevmiş olabilirsiniz. :D Ben Seth'i çok sevdiğim için son iki kitabı sevemedim.

Avcı yorumuna gelirsek... Artık açık açık en büyük düşmandan, Ares'den bahsedebilirim. :D Apollyon'da Alex, Savaş Tanrısı Ares'den feci bir dayak yemişti. Bir ara öbür dünyaya gidip geldi resmen. Uyandığında ise cidden berbat bir haldeydi. Savaş başlamıştı ve bunu sonlandırmaları lazım. Alex, her zamanki inatçılığı ile "ben iyiyim millet, hadi savaşalım" modunda olup savaşa hazırlanmaya başladılar ama bir sorun vardı. Ares'i kimse yenemez. Adam Savaş Tanrısı! Ve ufak tefek olan Alex ona baş kaldırmayı planlıyor. Komik olma, Alex dedim okurken. O da bunu anlamış gibi Hades'den yardım almaya gidiyor.
 Ama ondan önce Seth'e değinmek istiyorum. Seth kitabın ortalarına doğru geri dönüyor. Herkes şaşırmış durumdaydı. Çünkü Alex ve Seth'in yanyana gelmesi demek dünyanın sonu demek. :D Ama bir şey olmuyor. Aiden tarafından biraz hırpalanıyor ama Alex ona inanıyor ve Seth artık doğru yolda! 
Bu süper üçlü (?) Hades'in yanına gidip, büyük bir yardım istiyorlar. Titan Perseus'u serbest bırakmasını istiyorlar. Mitolojiye ilginiz varsa ne kadar büyük bir iyilik istediklerini anlayacaksınız. :D Ve Hades de bir söz karşılığında Perseus'u serbest bırakır.
Bundan sonrasını şöyle anlatayım; savaş başlamadan önce Perseus'la olan sahneler çok komikti. Apollo ve Seth kadar eğlenceli ve bir o kadar güçlü bir karakter. Bizimkilere şaşırtıcı derecede yardım ediyor. Savaş başlıyor, bitiyor falan ama sonu şaşırıtıcıydı. Kitabı okumadan önce bazı yorumlarda hep "of sonu çok fenaydı, Seth'in fedakarlığı mahvetti beni" falan demeler... Sabırla okudum. Kitabın son sayfasını okuyup da bitirdiğimde "Oh bitti. Nefret ediyorum senden Jenn" dedim. Seth'in fedakarlığına gıcık oldum. Bu fedakarlık sayesinde tüm karakterler musmutlu zaten. Ama tek iyi bir yanı var. Jenn, Seth'in baş karakter olduğu bir seri yazıyor. Avcı'nın sonundaki olay, bu yeni seriye konu oluyor. O yüzden biraz olsun içim rahat. Full Seth okumak istiyorum. :D

Serinin ilk üç kitabını habire okurum ama son iki kitap gözüme görünmesin. Hatta bence yazar Tanrı (3.kitap) kitabıyla seride zirve yapmıştı ama sonra düşüşe geçti. Yan seri olmasa Jenn'i daha da okumazdım. 

Serideki favori karakterimi biliyorsunuz. Seth. Ondan sonra Apollo ve Daecon favorim. :D Aiden ve Alex görmek istemiyorum artık. Ki Alex'i başlarda seviyordum, sonra bilmiş karakterlerden biri oldu, çıktı. Aiden da kafamı karıştırıyordu ama yok yok, bu kadar korumacı, dediğim dedik karakteri sevemem. :D 

Yan seri: Seth!

Bunların dışında... Bu seride yazar çok durduk yere ölümler gerçekleştirmişti. Caleb'in ölmesi falan... Her kitapta kadın birini öldürüyor ama kitaba bir hüzün ya da heyecan katmıyor. Boşa yazıyor o ölümleri. Aynı şey Avcı'da da geçerli. Bir karakteri daha öldürdü. Ben de tepki yok. :D 

Son olarak, seriyi okuduğuma kesinlikle pişman değilim. Yeni okuyacaklar için ilk üç kitabın değerini bilin derim. Aiden sever biri olursanız zaten seriye aşık olacaksınız. Benim gibi Seth'i severseniz ise son iki kitapta sürünüp, yan seri için sevineceksiniz. :D

Yan seri çıkana kadar görüşmek üzere!

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

25 Ekim 2014 Cumartesi

Kitap Yorumu: Percy Jackson 1- Şimşek Hırsızı


Selam Millet !

Müthiş bir kitapla geri döneceğimi söylemiştim. Aslında kitabı çok yanlış bir zamanda okudum diyebilirim. Yeni bir şehir, yeni ortamlar ve yeni okul derken kitap elimde çok süründü. Oda arkadaşıma her geçen gün "Bak bugün kitap bitecek" dedikçe bana sırıttı ve ben kitabı biterene kadar kendisi iki kitap bitirdi. Kendisini buradan kınıyorum. :D

Kitaptan bahsetmeden önce genel olarak Percy Jackson'dan konuşmak istiyorum. Harry Potter gibi çok ünlü bir fantastik seri. Ki eminim adını duymayan yoktur. :D Huyum kurusun ki böyle serileri okumak daha yeni aklıma geliyor. Öncesinde pek ilgimi çekmediler. Hele Percy Jackson hiç mi hiç ilgimi çekmiyordu. En azından Harry Potter'ın filmlerini izledim. Percy'nin değil filmlerini, film fragmanlarını bile izlemedim. Ama sonra durdum ve dedim ki ölmeden önce şu serileri okumam lazım. İlk Harry Potter okuyacaktım ama filmlerini izlediğim için şuan konuları biliyorum. O yüzden ilk Percy'den başladım. Çocuk kitabı falan diyorlar ama bence kurgusu çok sağlam. Yunan Mitolojisiyle dolu bir seri! Cennete geldim sanırım. :D Mitolojiyle bu kadar bağlantılı olması zaten çok ilgimi çekti. Ki yazar kesinlikle hakkını vermiş!

Gelelim ilk kitaba... Açıkçası nasıl bir beklentim vardı bilmiyorum ama hayal ettiğimden daha farklı bir macera okudum. Hem de aksiyonun hiç bitmediği bir aksiyon!

    Percy Jackson, henüz 12 yaşında olmasına rağmen başı beladan kurtulmayan hiperaktif, okuma yazmada sorun yaşayan ve her sene farklı bir okulda okuyan bir çocuk. Yancy Akademisi'nde hayat normal devam ediyordu. Taa ki bir okul gezisinde öğretmenlerinden biri canavara dönüşene kadar. Bu olaydan sonra olağanüstü olaylar Percy'nin yakasını bırakmaz. New York'a, eve dönerken en yakın arkadaşı Kıvırcık'ın aslında bir insan değil de bir Satir olduğunu öğrenir. Babasının bir Tanrı, kendisinin bir yarı-tanrı ve okulda onunla çok ilgilenen hocasının bir Kheiron olduğunu öğrenmesi onun kafasını iyice karıştırır. Ve Melez Kampı'nda bulunmaya başlar. Yaşamına devam etmesi için ve ortalığı karıştıran sorunu ortadan kaldırması için Kamp'da kalması gerekir. Melezler Kampı'na hoşgeldiniz!

    Burada asıl kimliğini ve birçok gerçeği öğrenir. Babasının aslında bir Deniz Tanrısı olduğunu fark ederler. Babası Poseidon, yeraltı Tanrısı Hades ve yeryüzü Tanrısı Zeus arasında bir savaş başlamak üzeredir. Çünkü Zeus'un ilk şimşeği kayıptır ve bunu çalan kişinin Percy olduğu düşünülmektedir. Bunun üzerine Percy, ilk görevine başlar. Kıvırcık ve Melez Kampı'ndan Annabeth de onunla beraber bu maceraya adım atarlar.

Annabeth ismini görünce kitapta romantik sahnelerin olucağını sanmayın. Kitapta hiç mi hiç aşk yok. Açıkçası benim için farklı bir deneyim oldu. Kitap sırf macera dolu. :D O yüzden biraz donuk okudum diyebilirim.

Macera da nasıl bir macera. Okurken başınız dönebilir. Her gittikleri yerde karşılarına insan görünümlü canavarlar çıkıyor. Hatta bazen Tanrılar bile çıkıyor. Olimpos'a gidene kadar baya baya ölümden dönüyorlar. Sonrasındaki olayları anlatmıyorum. Ama şöyle diyebilirim ki Mit karakterler çok güzel yansıtılmış. Hades'le Zeus'un tüyler ürperten görünümleri ve davranışları, Ares'i küstahlığı ve iticiliği hepsi çok güzel yansıtılmış. Yunan Mitolojisine merakınız varsa müthiş bir kitap sizi bekliyor diyebilirim.


Olaylar zaten hiç ara verilmeden arka arkaya işlenilmiş. Bir bölüm okuyup, bırakıyorsunuz ama aklınız diğer bölümlerde kalıyor. O yüzden ben neler yaşadım. :D Ve sonunda bitirdim. Kitabın sonu bile heyecan verici ve şaşırtıcıydı. Tamam, belki sonundaki olayı tahmin ettim ama yine de heyecan vericiydi.

Bir sonraki kitabı ne zaman okurum bilemiyorum. Şuan bende olmadığı için ne zaman alırım onu da bilmiyorum. Ama tahmin edin ne yapacağım ? İlk filmin fragmanına göz atıp, hemen ilk filme gömüleceğim. Açıkçası filmini çok merak ediyorum. :D Logan Lerman oynuyor arkadaşım. Merak etmemek mümkün değil.


Şimdilik bu kadar. Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

27 Eylül 2014 Cumartesi

Kitap Yorumları: Ara Kitap - İksir / Melez Sözleşmeleri 4 - Apollyon

Selam Millet !

Bu blog yazımda iki kitap baş konuğum olacak. Neden mi ? Çünkü biri ara kitap. Yani çerezlik tadında. Okunması gereken bir kitap. Zaten ara kitabımız İksir, Melez Sözleşmeleri serisinin dördüncü kitabı Apollyon'la beraber yayınlandı. Dex'e kocaman teşekkürler. :D

Uzun zamandır bu seriyi okumuyordum. Dönüşümüm muhteşem oldu. Ara kitap, resmen sırıtmamı sağladı. Ve işte kitaba dair bilgiler... (Merak etmeyin spoiler verme gibi bir durum olmayacak.)

İKSİR

Olayları Aiden'ın gözünden okuyoruz. Yakışıklı Safkanımızı gerçekten acı çekerken görmek mümkün. Tanrı'da Alex'in Uyanış'ına şahit olmuştuk. Artık Seth'e tamamen bağlı olmak istiyordu. Bambaşka birine dönüşünü bu kitapta açıkça görüyoruz. Yine hırçın, asi ve dediğim dedik biri ama bu sefer sevdiklerine karşı saldırılarda bulunuyor. Seth'e ulaşmak için gerçekten çok fena şeyler yapıyor. Bu durumdan dolayı Aiden ve dayısı Marcus çareyi Apollo'da buluyor. Apollo (Tanrı kitabında, Aiden'ın hem iş arkadaşı hem de dostu olan Leon'ın aslında bir Tanrı olduğunu yani Apollo olduğunu öğrenmiştik.) bazı güçleri sayesinde Alex'i tutabilecekleri bir eve götürüyorlar. Ve Seth'in onun yerini bulmasını engelliyorlar. Ama ne yazık ki Alex, etrafındaki insanları kıracak sözler bularak daha kötüye gider.

"Beni buradan çıkartmazsan, erkek kardeşinin kaburgalarını söker, taç niyetine giyerim."

Aiden ne yapacağını bilemez durumdadır. Bu yüzden çaresizdir. Kendi Alex'ine ulaşmaya çalışır ama bu neredeyse imkansızdır. Ya sonuna kadar mücadele edecekler ya da onu Seth'e teslim edeceklerdir ki bu resmen büyük bir olay olur. İki Apollyo'nun yan yana gelmesi demek... Tanrı'ları bile feci tedirgin ediyor. O yüzden buna bir çözüm bulmaya çalışırlar ve tek yolu İksir'dir. Bu İksir, genellikle Melez'lere köle olmaları için veriliyor. Biliyorsunuz, Melezler ya savaşçı oluyor ya köle... Ki köle olmak Alex'in en büyük korkularından biri. Ama onu kontrol altına alabilecek tek çözüm bu. 
Şunu söylemeden geçemeyeceğim. Alex'i İksir altındayken okumak... Tanrım! Resmen dehşetti. Öyle sakin, uyuşuk ve bambaşka biri oldu ki... Kimse ona emir vermediği sürece bir şey yapmıyor. Öyle aciz ki... Yazar çok güzel yansıtmış bu değişimi. Tüylerim diken diken oldu. Rahatlıkla söyleyebilirim ki bu kitapta karakterlerin duygularını iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Çok gerçekçiydi.
Aiden'ı bu kitapta çok daha iyi tanıyacaksınız. Onu daha çok seviceksiniz. Çoğu zaman üzülüp, acıyacaksınız. Ara kitap, gerçekten müthiş bir mola kıvamında. Olayları daha rahat anlayabilirsiniz.

İksir'in sonunda zaten büyük bir savaşa adım attıklarını göreceksiniz. Diğer detayları, gelişmeleri aşağıdaki Apollyon'un yorumunda bulabilirsiniz.


APOLLYON

"Eheeem. Biri Seth mi dedi ?" Bu cümleyi kitaba başlamadan önce blog'da "Hangi Hayal Dünyasındayım" başlığı altında yazmıştım. Lafımı geri alıyorum. Millet, kitapta Seth falan yok. Var da yok. Alex'in zihin konuşmaları dışında Seth'i görmek mümkün değil. Sırf bu yüzden bile kitap şuan gözümde sönük kaldı. Ki yorumu yaptığım sırada daha hırçın olabilirim. Kusura bakma Jenn, bu sefer olmamış!

Aslında her şey iyi gidiyordu. Kitabı yine Alex'in gözünden okuyoruz. İksir'in sonunda nasıl bir ruh halindeyse, bu ruh hali aynen devam ediyor. Seth'e ulaşmaya çalışıyor, etrafındakilere kötü davranıyor ve hapsedildiği yerden kaçmaya çalışıyor. Hatta bir ara o kadar çok "Seth'im" dedi ki ay yeter artık kusacağım dedim.
Aiden, zavallım yine çabalıyor falan ama Alex iç sesiyle Seth'le konuşmaya devam ediyor ve birkaç yeni şey öğrenip şok oluyor. Bunun sonucunda ve Aiden'ın baskısı sayesinde eski Alex geri geliyor. Buraya kadar gerçekten etkileyici sahneler vardı. Fakat sonra bir şey oldu, kitap bunaltıcı gelmeye başladı. Sanki yazar dönüp, dolaşıp hep aynı konuya parmak basıyormuş gibiydi. Seth, Alex'in yerini bulmamalı. Diğer Tanrılardan da Alex'i korumalıyız. Plan yapmalıyız. Güçlenmeliyiz. Apollo'yu çağıralım. Aiden ve Alex'in mıcık mıcık sahneleri. Döngü resmen buydu. Buna rağmen komik ve eğlenceli bulduğum sahneler vardı. Özellikle Apollo ve Daecon'ın sahnelerine bayıldım. Adamlar hem komik hem eğlenceli hem de ayrı bir çekim alanları var. :D

Sonrasın artık ay dayanamıyorum çok sıkıcı ilerliyor derken, yazar çok zayıf noktama koca bir atış yaptı. Alex ve Aiden, Seth'i nasıl durduracaklarını öğrenmek adına Solaris'i bulmaya Olympus'a gidiyorlar. Yemin ederim Olympus'a gideceklerini kararlaştırdıkları zaman 32 diş sırıttım. Mitolojiyi çok seviyorum. Bu seri de mitolojiyi çok güzel yansıtıyor. Eh bir de en merak ettiğim yere, Yeraltı Dünyasına, Olympus'a gitmeleri... Dönüm noktam oldu. O an Seth'i bile unuttum. :D Tek canımı sıkan nokta, Olympus'a giden tek gizli geçit Stull Mezarlığıymış. Supernatural delisi olanlar bu mezarlığı duyunca elbette hatırlayacaklar. Winchester'ların efsanevi sezon finalindeki mezarlık. Yazar da bunu dile getirmiş ama sanki şey gibi olmuş "Bakın, burada bir özentilik, çalıntılık yapıyorum ama bu kusurumu kapatmak için kitabımda Supernatural'dan bahsediyorum." havasındaydı. Yemesin beni. Gözümden iyice düştü Jennifer. Yine de okumaya devam ettim. :D (Vurun beni)

Neyse. Alex ve Aiden zorlu bir mücadaleden sonra Olympus'a varırlar. Çok heyecanlı ve etkileyici sahneler vardı. Özellikle örümceklerle boğuştukları sahneye bayıldım. :D Hani, yazar orada hayal gücünü konuşturmuş resmen. Okurken mest oldum. Sonrasındaki olaylar zaten... otur, oku, aşk yaşa misali...
Bunlar Caleb'i bulmak adına Hades'in sarayına doğru giderler ve sonunda Caleb'le karşılaşırlar. Fakat Muhafızlar tarafından yakalanırlar. *Burası spoiler değil kesinlikle* Ve en sevdiğim Tanrıçalardan birine götürülürler. Persephone'ye merhaba deyin ! Müthişti ya. Müthiş. O bölümü özel bir şekilde ayırdım ve canım sıkıldıkça okuyorum. O derece güzel. Persephone ile Caleb'in dostluğu hem şaşırttı hem güldürdü. Çok güzel hayal edilmiş. Yazara buradan bir puan verebiliriz. :D

Olympus sahneleri dehşet güzeldi. Sonra bunlar gerçek hayata geri dönünce yine aynı döngüde buldum kendimi. Sıkıcı, bunaltıcı sahneler falan filan. Bir ara baya hareketlenmeler oldu. Şaşırtıcı bir Tanrı karşımıza çıktı ve Alex'le büyük bir mücadeleye girdiler. Öyle böyle değil. Alex'i felç etti resmen. O.O Ben olsam bin kere ölmüştüm.

Şimdi, sadede geleyim. Kitabın geneli sıkıcıydı. Dediğim gibi Daecon, Apollo, Caleb ve Olympus sahneler dışında bir hiçti kitap. Alex'in şımarık ve sinir bozucu halleri, Aiden'la her fırsatta yatağa atlamaları... Ya seriye yakışmayan bir kitap olmuş. Çok umutluydum, çünkü seriye bayılıyorum. Ama serinin en vasat kitabı olmuş.
Belki çok yerden yere vurdum. Jenn'i eleştirecek bir insan da değilim ama yazarı ve hayal dünyalarını seviyorum. Hayal kırıklığına uğratınca birden patladım. Bu kitapta Alex ayrı bir gıcıktı. Ya hep "Benim için ölümü göze almayın. Bunu hakketmiyorum." havasındaydı ya da "Bunu başarabilirim. Onlar için ölebilirim. Ben Alex'im. Bir Tanrı'ya kafa tutabilirim." havasındaydı. Yapmayın allasen, biraz abartıya kaçmış bu halleri.

Son olarak... Seth'i bir numaralı düşman yapan, Alex'i acayip yükselten Jenn'e diyecek pek sözüm yok. Serinin bitmesine bir kitap kaldı. Ne zaman okurum bilemiyorum ama sırf bu kitap yüzünden seriden soğuyacak halim yok. :D Serilerde illa ki kötü bir kitap olur. Ki bu kitap için bile geneli sıkıcıydı diyorum, hepten berbattı demiyorum.

Şimdilik bu kadar. Kocaman öpücükler, sevgiler: Jane

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Jane: Aksiyon mu? Bayılırım !



Uzun bir süredir doya doya film önerisi yapamıyordum. Çünkü çok sık film izlemiyordum. Bu aralar ise neredeyse her gün film izliyorum. Arada bana öyle geliyorlar, habire filmler falan... :D Şansıma hep de müthiş filmler karşıma çıkıyor. Ben de bunları derleyip, blog'da paylaşmak istedim. Hadi bakalım, başlayalım.

Wanted - Aranıyor (Aksiyon, Macera, Suç): Yazıya ilk olarak mükemmel bir filmle başlamak istiyorum. Filmi Jamie McAvoy sayesinde izledim. Bu aralar McAvoy'a fena taktım. Eh bir de aksiyon dolu film istiyordum. Bu film karşıma çıkınca direk izledim. Ve iyi ki izlemişim dedim. Gerçekten müthiş bir film. Bir kere aksiyona cidden doyuyorsunuz. Ve filmin sonunda aslında çok güzel düşünülmüş bir kurgu olduğunu fark ediyorsunuz. Şahsen ben bayıldım. Çok anlamlı bir filmdi. Son sahneyi milyon kez izlemişimdir. :D Sürpriz bir isim olarak da Angelina Jolie var. Ne diyebilirim ki ? Harikaydı, mutlaka izleyin !!!

The Legend of Hercules - Herkül (Aksiyon, Fantastik): Aylar öncesinde sinemada izlediğim bir filmdi. Açıkçası filmi sırf Kellan Lutz var diye izlemiştim. Ama cidden çok etkileyici bir yapıt olmuş. Mitolojiyle alakalı ve konusu çok eskilere dayanan bir mit filmi. Bol bol kaslı adamlar görmek mümkün. :D Hem aksiyon hem romantizim ön plandaydı. Savaş sahneleri izlenmeli !!!

300 Spartalı (Aksiyon, Savaş, Tarih): Herkül'ün ardından bu filmin adını vermek istedim. Aslında farklı yapımlara aitler ama konu bakımından ortak yönleri var. Herkül, bu filmdeki Sparta Kralı Leonidas'ın kökenlerinden biri. Bu yüzden filmler birbirine benzer. Yine de her ikisi hem etkileyici hem de kurgu bakımından çok iyi. Bu filmi de Gerard Butler için izledim. :D Adama bir kez daha aşık oldum !

Takers - Hırsızlar (Aksiyon, Gerilim, Suç): Aksiyonlu filmlere aynen devam. Bu filmin kadrosu çok ilgimi çekti. Paul Walker, Hayden Christensen, Chris Brown ve Zoe Saldana filmde yer alıyor. Filmin adından da anlaşılacağı gibi konu; hırsızlar ve peşine düştükleri yüklü miktardaki banka parası. Aksiyon yine tavan yapıyor. Bol şaşırtmalı bir filmdi. Son sahnelere doğru şaşkınlıktan baygınlık geçirecektim. Spoiler vermek istemiyorum o yüzden burada bitiriyorum. Ama izleyin yani. :D

Mars Needs Moms - Marslılar, Annem ve Ben (Animasyon, Komedi, Macera): Şimdi bu aksiyon filmlerin arasına bir animasyon koymamak olmazdı. :D Hoş, aslında bu animasyonda da az biraz aksiyon var. Bir Disney filmi olan ve Marslıları konu edinen bu filmi şans eseri TV'de izledim. Hem de sabah sabah. O kadar hoşuma gitti ki baya sevdim. Ve gerçekten anlamlı bir filmdi. Ayrıca çok da eğlenceli. :D Kahkaha attıran cinsten bir filmdi. Disney filmi olunca zaten gözüm kapalı izlerim. Animasyon severlere duyrulur !

Hitch - Aşk Doktoru (Romantik, Komedi): Bu aralar her ne kadar aksiyon delisi olsam da Romantik-Komedi ikilisinden kopamıyorum. İşin içinde Will Smith olunca izlemeden duramadım. Tam beklediğim gibi bir filmdi. Bol kahkaha, eğlence ve "Ayyy çoook güzel yaa" dedirten bir filmdi. Cıvık cıvık bir aşk yoktu ki bu iyi bir şey. Artık öyle bir şey izlemek istemiyorum. :D 

Due Date- Git Başımdan (Dram, Komedi, Aksiyon) : Filmin adını yazarken bile sırıtıyorum. :D O kadar eğlenceli bir filmdi. Robert Downey için izledim. Ama filmde Jamie Foxx ve Zach Galifianakis'i görünce daha da mutlu oldum. Bu üç isme bayılıyorum ve bu filmde cidden müthiş bir iş çıkarmışlar. Gülmekten öleceğimi zannettiğim sahneler bile vardı. Bol bol kahkaha attım. Bazı sahneler göz yaşartan cinstendi. Ama gerçekten tam eğlenmelik bir film. :D Her zaman izlenilecekler listeme eklendi bile !

Bundan sonraki üç filmde Marvel yapıtlarıdır. Marvel severler, dikkat!

Captain America: First Avenger - Kaptan Amerika: İlk Yenilmez (Bilim Kurgu, Macera): Şu sıralar her fırsatta, izlemediğim Marvel filmlerini izliyorum. Bunlardan biri de Kaptan Amerika. İlk çıktığı zamanı hatırlıyorum da pek ilgimi çekmemişti. Hatta "amaaan erkek filmidir bu" demiştim. Evet, o anki kafamı şuan ezmek istiyorum. Ne erkek filmi be! Bildiğin süper bir film. Bayılarak izledim. Bir de kahramanın nasıl Kaptan Amerika olduğunu anlatan bir film olduğu için eski zamanlarda geçiyor. Adamlar resmen döktürmüş. Filmin sonunda şok geçirdim. Yok daha neler havasına giriyorsunuz. Marvel işini cidden iyi biliyor. İyi ki yeni izlemişim dedim. Hazır ikinci filmi de çıktı hemen gömülürüm ona. :D Aşık olduğum kahramanlar arasına elbette Steve Rogers da eklendi.

Filmi izlerken çok güldüğüm sahnelerden biri :D
The Avengers - Yenilmezler (Aksiyon, Macera, Bilim Kurgu): Bu film benim için çok başka! Hem çekildiği zaman fotoğraflarını incelemiştim hem vizyona girdiğinde meraklanmıştım hem de mükemmel isimler yer alıyor bu filmde ! Marvel'in gelmiş geçmiş en iyi filmlerinden biri ! Bayıldığımız kahramanları bir filmde toplamış. Yukarıda anlattığım Kaptan Amerika, benim aşık olduğum Iron Man, karizmasına hayran olduğum Thor&Loki, yeşil devimiz Hulk, kendine hayran bıraktıran güzelliği ile Black Widow ve daha nice isimler !
Konusu zaten müthiş. Bu kahramanları bir araya getiren düşman, Loki. Thor'un asi kardeşi bu kahramanların başına büyük bir iş açıyor ve farklı yerlerde olan kahramanlar bir araya gelip, harbiden yenilmezler oluyorlar. :D Ağzım açık izledim. Aksiyon sahnelerine delicesine aşık oldum. Kurgusuna laf yok zaten. Efektler... Beni benden alıyor. Evet, filme aşık olabilirsiniz. Serinin devam filmi 2015'te! Beklerken çürümem inşallah. :D

X-Men Days of Future Past - X-Men Geçmiş Günler Gelecek (Aksiyon, Macera, Bilim Kurgu, Fantastik): Yeni vizyona giren bir Marvel elması daha. Şimdi film hakkında ne yazsam yetmeyecek. Marvel, giderek sınırları zorluyor. Hayal güçlerini artık kıskanamıyorum. İzlerken mest oluyorum. Bir süre sonra "Off bunu nasıl düşünmüşler, mükemmel bir şey" diyemiyorsunuz çünkü o an hipnoz oluyorsunuz. Şahsen ben filmi izlerken öyle oldum. Filmin adı bile öyle uyumlu olmuş ki... X-Men'deki tüm karakterleri bir arada görmek mümkün. Ve bazı karakterlerimizin hem genç hem yaşlı hallerini bir arada görüyoruz. Jennifer Lawrence'in oynadığı karakter Mystique ön planda. Zaten her şeyin sorumlusu o. Geçmişteki bir hatası yüzünden tüm gelecek etkilenmiştir. Wolverine, Xavier ve Magneto bu hatayı düzeltmek için uğraşırlar.
Filmin sonu hem şaşırtıcıydı hem de mutlu ediyor. :D Zaten film bitince Marvel'in en iyi yapıtı olduğunu anlayacaksınız. Gerek kurgusu gerek oyuncular gerek efektler... Müthiş ! Jamie McAvoy'i, Jennifer Lawrence'ı ve Hugh Jackman'ı ayakta alkışlıyorum. Mükemmel oyuncular ve bu karakterlere cuk uyuyorlar. 

İşte böyle. :D Aradan geçen zamanda bunları izledim. Ve hala da film izlemeye devam ediyorum. Artık gelecek yazımda görebilirsiniz. Bu paylaşımımda aksiyon ön plandaydı ama bu sene zaten aksiyon-polisiye izleyeceğimi söylemiştim. :D Bir aksiyon delisinden başka bir şey beklememelisiniz...

Bir sonraki film paylaşımıma kadar: Kocaman sevgiler ve öpücükler: Jane 

1 Kasım 2013 Cuma

Kitap Yorumu : Tanrıça - Aimee Carter


   Bu aralar Mitoloji'ye o kadar çok takıntı oldum ki o tür kitaplara gömüldüm resmen. Özellikle de Hades'i çok sevdiğim için onun hikayelerini okumaya bayılıyorum. PC Cast'ın Bahar Tanrıça'sındaki Hades'ten sonra Aimee Carter'ın Tanrıça kitabındaki Hades -Henry- iyi geldi bana baya. 
Hades ve Persephone'nin değişik kurgularını oluşturan kitapları okumayı sevdiğim için bu seriye de el attım. Ki cidden çok farklı, etkileyici ve biraz da sinir bozucu bir kurgusu var. 
Bu seride mitolojiyi hem sevmek hemde daha iyi anlamak mümkün. Yazarın anlatımı sade, sürükleyici ve rahat bir tarzı vardı. O yüzden hiç sıkılmadan hem hayal kurup hemde bir şeyler öğrenebiliyorsunuz. Yarattığı ana karakter Kate, 18 yaşındadır ve ölmek üzere olan annesiyle, onun eskiden yaşadığı yere Eden'a gelir. Annesi ölmeden önce burada biraz vakit geçirmek ister. Kate'de bu isteğini geri çeviremez ve yepyeni bir hayata başlar. Eden'da, gittiği okulda bir dost -James- ve baş belası bir arkadaş -Ava- edinir.  Ava, Kate'e bir uyarı vermek için onu gecenin bir yarısı nehir kenarına getirir. Ve yaptığı bir hata yüzünden boğularak, ölür. Kate ise bu olanlara inanamaz ve istemsizce onu hayata geri getirmeye çalışır. Tam o sırada esrarengiz bir şekilde siyah, bir insan şekli belirlenir. Henry. Kate'e bir teklifte bulunur. Hem Ava'yı yeniden hayata döndürür hemde annesini bir süre daha yaşatacağını söyler fakat kendisinin de kış boyunca, Eden Köşk'ünde kalmasını ister. Kate ne yapacağını bilemez ama bu teklifi kabul eder. 

"... ancak bazen hoşça kal demenin, elimizden gelen tek şey olduğu anlar vardır." -James

Henry, Ölüler Diyarı'nın Tanrısıdır. Yani kendileri meşhur Hadesdir. Tanrı konumunu koruması için bir eşe ihtiyacı vardır. Efsanelerde anlatılan Persephone, bir ölümlüye aşık olarak Hades'i terketmiştir. Konseydekiler ise Hades'in şimdiki konumunu koruması için bir eş seçmesini ister. Fakat bu eş adayı, yedi sınavdan geçmek zorundadır. Herhangi bir hata yaptığında Hades'te sonsuzluğa uğurlanacaktır. Geçmişteki on bir kız sınavı geçememiştir , tek ve son aday olan Kate ise çok zorlu bir sınavdan geçmeye hazırlanır. 

Kitabı okumadan önce az biraz spoiler yemiştim. O yüzden kitabın sonundaki bazı şaşırtıcı olaylarda şoklara uğramadım ama içlerindeki düşmanın kim olduğunu öğrenince ağzım açık kaldı. Ki zaten kitabın sonunda asıl bombalar patlıyor ve çok şaşırtıcı şeyler ortaya çıkıyor. Buna hazır olun !


"Beni sevmiş de olabilir, ancak bu asla onun kendi seçimi değildi. Gitmesine izin vermek... Bu ona son hediyemdi." -Hades / Henry

 Kitabın geneli çok iyiydi. Yazarın yayınladığı ilk kitabı olmasına rağmen kurgusunu, sürükleyici olmasını çok sevdim. Ve bol bol güldüm diyebilirim. :D Özellikle Ava'nın hareketlerine ve Kate'in yardımcılarına. Çok eğlenceli sahneler vardı. Ve elbette çok 'anlamlı' sahnelerde vardı. Kitabın geneli  aynı zamanda durgundu. Hani şöyle heyecanlı, merak uyandırıcı pek bir şey yoktu. Bu biraz beni sıktı ama kitabın sonundaki sahneyle beraber bu açığı kapattım. Son sahneler cidden enfesti. Yazar, kitabın sonunu çok güzel bir şekilde toparlamış ve baya hayal gücünü eklemiş. Çok değişik bir Mitoloji konulu kitaptı. O yüzden etkilendim baya. :D 

Gülümsedi. "Belki de bazı şeyler gerçekten imkansızdır." -Hades / Henry

Karakterlere gelirsek... Bu kitapta James karakterine bayıldım. Her ne kadar pek görünmese de en çok o beni etkiledi. Hades yani Henry ise bana feci soğuk görünümlü bir karakter geldi. Korumacı ve soğuk görünümlü karakterlerle arama her zaman mesafe koyarım. Ama Hades'i genel olarak sevdiğim için bu durumu göz ardı ettim. Belki serinin ilerleyen kitaplarında çok daha farklı biri olarak göreceğimdir. Kate ise benim tarzım bir karakter değil ama olayları iyi idare etti yinede. Tek sorunu ; tepki vermesi yerlerde durgun olup, aşırı tepki vermemesi gereken yerlerde çıldırması beni sinir etti. Dengesiz bir karakter mi ne, anlamadım. :D Ama kitabı çok sevdim ya. Kesinlikle devam edeceğim. Zaten seri tamamlanmış, bırakır mıyım hiç ? 
Yunan Mitolojisine merakı olanlar ya da Mitolojiyi anlayamamaktan yakınanlar kesinlikle bu kitabı okusun. Her şey daha net ve daha yerine oturuyor. Açıkçası bu kitap sayesinde Mitoloji sevgim arttı ve daha çok bilgilendim.

Bir sonraki Mitoloji konulu kitabımda görüşmek üzere ! :D

Sevgiler, öpücükeler ; Jane

Not : Coğrafya dersinde gördüğümüz şu karışık Ekinoks konusunu bu kitap sayesinde daha iyi anladım yahu. :D Bu kitap benim için mucize gibi bir şey oldu. Çünkü hem Ekinoks konusunda hemde felsefe dersim de baya yardımcı oldu. Şimdi bu kitap sevilmez mi ??? 

25 Ekim 2013 Cuma

Kitap Yorumu / Önerisi : Tanrıça Serisi 5 - Aşk Tanrıçası


"Sadece aşkla yaşanmayacağını söyleyen her kimse çok fena yanılmış."
Venüs zarafetle burnunu çekti. "Ben olsam asla böyle saygısızca bir laf etmezdim."
Sanırım Tanrıça Serisinin en komik, en eğlenceli ve en akıcı kitabıydı, Aşk Tanrıçası. PC Cast'in hayal gücüne bayılıyorum zaten. Özellikle Mitolojik kavramları kendi hayal gücüyle harmanlayıp, süsleyip bunları kitaplarına yansıtmasına hayranım. Tanrıça Serisini gerçekten severek okuyorum. Çünkü Mitoloji zaten ilgimi çeken bir şey. Seri de bu yüzden ilgi alanımda. Deniz ve Işık Tanrıçası kitapları dışında diğer kitaplarında öyle çok büyük tatlar alamamıştım. Özellikle Gül Tanrıçası kitabından. Ama, Aşk Tanrıçası'yla arayı öyle bir kapattı ki... Mitoloji aşkım debreşti, yine !

"... Aşk'ın belki duyarsız gibi göründüğünü ama bunun çoğunlukla onu tatmayanlar için geçerli olduğunu söylemekte tam yetkiliyim."

Bu seferki Tanrıça kitabında olaylar cidden hem çok eğlenceli hemde karışık. Bu yüzden okurken baya zevk aldım. Resmen kitap bitmesin diye gıdım gıdım okudum. (Eh, birazda derslerin yoğunluğundan olabilir.)  Venüs'ün değişik küfürleri ve kendinden emin halleri beni benden aldı. Ah bir de Venüs'le Vulcanus'un bizim dünyamızdaki bazı şeylere alışmaları ve şaşırmaları baya komik ve oldukça eğlenceliydi. Özellikle sonlara doğru artık kahkaha atmaktan kitabı doğru düzgün okuyamadım. :D Bazı yerleri o kadar çok tekrar okudum ki "Bu kitap elimde kalacak." diye söylendim bile. Ama bunlara değdi mi ? Kesinlikle değdi !

Pea, Tulsa'da yaşayan ve kendine pek bakmayan bir kadındır. Seksi itfaiyeci Griffin'e karşı da bir şeyler hissetmektedir. Fakat onu etkilemek için birinden yardım alması gerekmektedir. Çünkü kendisi içine kapanık, panikli ve kendine güveni olmayan biridir. Pea, kitapevinde rastgele aldığı bir kitap sayesinde Aşk Tanrıçası Venüs'ü yardımına çağırır. 
Aşk Tanrıçası Venüs, Olimpos'da sıradan bir gün geçirmektedir. Ateş Tanrısı Vulcanus ile sahte bir evlilik içerisindedir. Bu evliliğin amacı ; Venüs'ü diğer erkeklerin ilgisinden uzak tutmak ve Vulcanus'un Olimpos'da aşağılayıcı bakışlara maruz kalmamasını sağlamaktır. Ateş Tanrısı'nın minik bir kusuru vardır. Topal olması. Yürürken belli belirsiz topallıyor ve bu Olimpos'daki diğer Tanrılar gözünde aşağılayıcı bir durum haline gelmiştir. 

"Dış görünüşler yanıltıcı olabilir."

Vulcanus, Aşk Tanrıçası Venüs'le evli olduğu için daha çok iyi davranışlarla karşılaşır. Fakat bu iki mükemmel varlık arasında sadece dostluk vardır. Ne yazık ki aşkı tatamamaktadırlar.
Bahar Tanrıçası Persephone ile Venüs, Tulsa'ya alışveriş için gelirler. Ve Pea'nin çağrısıyla artık Venüs, modern dünyaya tıkılı kalmıştır. Pea'ya, gerçek aşkını bulmasında yardım etmeden Olimpos'a geri dönemeyecektir. Bu sırada Vulcanus'da onları Olimpos'dan izlemektedir. Pea'yi öyle dikkatli izler ki en sonunda kendinde onu görür ve tutulur. Venüs ise farkında olmadan Griffin'e karşı bir şeyler hissetmektedir. Fakat Pea da Griffin'den hoşlanmaktadır. Olayların nasıl bir karışık hal aldığını görebiliyorsunuz değil mi ? :D Bu duruma bayıldım. Ve gerçekten çok eğlenceli şeyler oluyor. Konunun bundan sonrasını anlatmayacağım. Merak edenler hemen alıp, okusunlar. Okuduklarına pişman olmayacaklar. Çünkü cidden çok eğlenceli ve anlamlı bir kitaptı.

"Peki ne gördün ?" 
"Sende kendimi gördüm."

PC Cast, bu kitabında gerçek aşkı, ruh ikizleri ve bedenle ruh arasında o ince farkı ortaya koymuş. O yüzden kitap beni oldukça etkiledi. Kitaplığımdan elime sık sık alıp, okuyacağım bir kitabım daha oldu !

Gerçek aşk güzel saçlarda, doğru giysilerde, makyajda ya da ayakkabılarda olmazdı. Gerçek aşk tıpkı bilgelik ve şefkat gibi ruhta yer alırdı.

Ayrıca bu kitap sayesinde çok şaşırtıcı ve büyük bir bilgi öğrendim. Aşk Tanrıçası; İtalya'da Venüs, Yunanistan'da ise Afrodit olarak isimlendirilmiş. Yani Afrodit ve Venüs aynı kişi aslında. :D Sadece Aşk Tanrıçımıza farklı bölgelerde farklı isimler takılmış. Okurken baya şaşırdım ve bunu öğrendiğim iyi oldu.
Bu kitapta Ateş Tanrısı Vulcanus'la tanışmam da çok iyi oldu. Kendilerine bayıldım !!! Bende bir Ateş Tanrısı istiyorum. Çok mu şey istiyorum yoksa ? :D 

Bir sonraki Tanrıça kitabında görüşmek üzere. Umarım Tanrı'nızı / Tanrıça'nızı bir gün bulursunuz.

"Aşkın zaman çizgelgesi yoktur. Aşkı belirleyen zaman değil, aşıklardır canım." -Venüs

Sevgiler, öpücükler ; Jane 

18 Eylül 2013 Çarşamba

Kitap Yorumu : Gül Tanrıçası - PC Cast


    Uzun zamandır Tanrıça serisini okumuyordum. Yeni çıkan kitapları elimde ama nedense bir türlü okuyasım yoktu. Ve en sonunda Gül Tanrıça'sını okudum. PC Cast okumayı özlemişim dedim.
Gül Tanrıçası, bana biraz Bahar Tanrıçası'nı hatırlattı. Kurgu ve konu hemen hemen aynı diyebilirim. Tabii farklılıklar da vardı ama sanırım Gül Tanrıçası biraz daha ağır işledi. Bu da biraz sıkılmama neden oldu ama en azından kitabı bitirdim. :D Eğlendiğim yerler oldu mu ? Elbette. PC Cast bu ! İnce bir espri anlayışı var yazarımızda.

"Bir dengenin kurulması gerek, Mikado. Işığa karşı karanlık, iyiye karşı kötülük, yaşam karşı ölüm. Denge olmazsa hayat döngüsü iflas eder."

Ve bu kitap bana çok fazla bir şekilde Gece Evi serisini anımsattı. Ritüeller ve dört ana element ; ateş, su, toprak ve hava, kitapta yer alınca "yanlış kitabı mı okuyorum yoksa" diye şüphelenmeme sebep oldu. Serilerin yazarları aynı olunca benzerlik kaçınılmaz oluyor.
Bu seferki Tanrıça'mızın konusu ise ; Mikki -Mikado- Empusai, hastanede çalışan genç bir kadındır. Fakat tuhaf rüyalar görmektedir. Rüyalarındaki adam ise pek normal biri değildir.Boynuzları olan, sert yapılı biridir. Canavar-erkek karışımı. En yakın ve psikolog olan arkadaşı Nelly'e bundan bahseder ama arkadaşı bunu bilinç altı oyunu olduğunu söyler. Fakat Mikki, diğerleri gibi sıradan biri değildir. Anne tarafından gelenek haline gelen gül yetiştirme işinde çok ustadır. Bazı zamanlar kanıyla gülleri besler. Bir gün yanlışlıkla bir ritüel yapar ve kendini Gül Diyar'ında bulur. Gül Diyarı, yıllardır bir lanete mahkum kalmıştır. Çünkü Tanrıça Hekate, diyarın Koruyucu Asterius'u Gül Diyarı'nın Empusa'sı ile yakalayınca herkesi lanetler. Ve bu laneti ancak başka nesildeki Empusa kaldırabilecektir. Şansa bakın ki bu kişi Mikki Empusai'dir. 
Yeni bir dünya, yeni bir ortam ve yeni kişiler elbette Mikki için zor bir durum olur. Nedimeleri olan Ateş, Su, Toprak ve Hava temsilcileri sayesinde ortama ayak uydurur ve Gül Diyarı'ndaki, lanetten dolayı solmuş olan gülleri yeniden canladırmaya çalışır. Bir gün Koruyucu Asterius ile karşılaşır. Ve bilin bakalım bu Asterius aslında kimmiş ? Mikki'nin "tuhaf" rüyalarını süsleyen, boynuzlu ve canavarımsı yaratık olan adamdır. 

"Tek bir sözle ruhuma dokunabiliyorsun, Mikado."

Aralarındaki çekim, kitapta bariz hissediliyor ama Koruyucu bu sefer Diyarın Empusa'sından uzak durmaya yeminli. Mikki ise yıllardır aradığı aşkı, onda bulduğu için onu bırakmamaya kararlıdır. Eh, artık bu imkansız ve çekim gücü fazla olan aşkı siz düşünün.

Mikki karakterini sevdim çünkü ; ruhsal olarak çok güçlü ve cesur biri. Edebiyat bilgileri açısından da hayran kaldım. Çok iyi bir okuyucu. :D 

"Ve işte sana son dakika haberi : O beş para etmez dediğin romantik kitaplar diğer türlerdeki bütün kitaplardan çok daha fazla satılıyor. İhtiraslı ve güçlü kadınlarla birlikte onurlu, kahraman erkeklerin olduğu dünyalar yaratıyorlar. Onları okumayı denemelisin. Bu hor gördüğün kadın yazarlar, sana gerçek bir erkek olmak için nelere ihtiyaç duyduğunu rahatlıkla öğretebilirler."

Ayrıca, canavar-erkek ve korkutucu,sert görünümüyle Koruyucu'ya aşık olması onun ne kadar ön yargısız olduğunu da göstermiş oldu. 
Koruyucu karakterini sevdim mi ? Evet, çünkü çok anlayışlı biri. Etrafındaki herkes ona tiksindirici ve küçükseyici bakışlar atsa da o dimdik ayakta durup, görevini gerçekleştirdi.

Bir kadının dokunuşu... Aslında ne kadar da küçük ve basit bir şeydi. Evet, sıradan bir şeydi... Eğer yasaklanmış değilse.

Kitabı sevdim mi ? Diğer Tanrıça kitaplarına göre biraz sönük ve sıkıcı olmuş. İlk 200 sayfa neler oldu, neler geçti pek anlamadım. Sonrasındaki olaylar güzeldi. Özellikle Diyar'daki bazı kadınların, dünyadaki insanların rüyalarını, hayallerini ve dileklerini gerçekleştirme biçimleri çok hoşuma gitti. Yazar bu konuda hayal gücünü sonuna kadar kullanmış ve bana da çok mantıklı geldi. Bir fırsatım olsa rüya ya da hayal gerçekleştirme işlemini yapabilirdim. :D (Milyon kere, rüyalarımın gerçekleşmesini dilemişimdir. O yüzden bu işe çok özendim.) Bunun dışında... yazarın hayal gücüyle, mitolojiyi harmanlaması sonucunda ortaya çıkan bu kitabı sevdim. :D 
Bir sonraki Tanrıça kitabında -Aşk Tanrıçası- görüşmek üzere !

Sevgiler, öpücükler ; Jane


11 Ağustos 2013 Pazar

Seri İncelemesi / Kitap Önerisi : Tanrıça Serisi - PC Cast

Bundan 3 yıl önce PC Cast'ın Gece Evi serisini okurken, Tanrıça serinin ilk kitabı Deniz Tanrıçası çıktığında kitaba balıklama atlamıştım. Ne konusuna bakmış ne de okuyucuların yorumlarına. Neyse ki kitap beklediğimden de iyiydi. PC Cast sayesinde Yunan Mitolojisiyle tanışmış oldum. Sonrasında zaten Tanrıça serisine gömüldüm.
   Günlük hayatımızda mutlaka Yunan Mitolojisiyle ilgili bir konuyla karşılaşmışızdır.Eğer mitolojiye karşı bir ilginiz yoksa bunların ne anlama geldiğini bilemezsiniz. İşte bu konuda PC Cast, Tanrıça serisi sayesinde bir fırsat sunmuş. Serinin ana konusu mitoloji. Ama yazar işin içine kendi,mükemmel hayal gücünü katınca müthiş bir seri ortaya çıkmış. Okurken bir yandan bilgileniyorsunuz bir yandan da zevk alıyorsunuz. O yüzden bu seriyi gerçekten çok seviyorum.
İlk Deniz Tanrıçası'nı okuduğumda ne olduğunu anlamadım ve açıkçası sıkılmıştım. Ama ana konuyu kavrayıp, kitabın ortalarına geldiğinde jeton yeni düştü ve kitaba aşık oldum. Seriden şuana kadar 3 kitap okudum ama hala Deniz Tanrıçası favorimdir. Okuduktan sonra baya etkisinde kalmıştım. :D 
Serideki kitapları sırasıyla okumak zorunda değilsiniz. Konuları birbirinden farklı fakat önceki kitapta ön planda olan karakterler sonraki kitapta karşımıza çıkabiliyor. "Bunlarda kim, nereden çıktılar" dememeniz için kitapları sırasıyla okumanızı tavsiye ederim.

Deniz Tanrıçası - Kitaptaki ilk olay günümüz zamanında başlıyor. Baş karakterimiz CC, hava kuvvetlerinde çalışan bir kadındır.25. yaş gününde bir dilek diler ; hayatında biraz sihir olmasını... Alkolün etkisiyle bir çılgınlık yapıp tanrıça çağırma ritüeli yapar.Tabii bu sıradan büyünün gerçekleşeceğini sanmamıştır. Bir gün iş sırasındayken uçakta kaza geçirirler. Ve tam ölmek üzereyken mitolojik varlık olan deniz kızı Undine ile yer değiştirirler. Yani CC artık bir deniz kızıdır. Bundan sonra olaylar çok heyecanlı bir hale geliyor. Tabii başı beladan da kurtulamıyor. Deniz kızının takıntılı ve sapkın bir ağabeyi Sarpedon var. Daha sonra CC'yi nişanlısı sanan Andras ve bu sinir bozucu adamın yardımcıları... Resmen okurken deli etmişlerdi beni. Ama en güzeli ise CC'nin denizde yaşayan Dylan ile olan ilişkisiydi. Yazar kitabın sonunda çok çok güzel bir mutlu son yazmış zaten. En çok ona bayılmıştım. :D Hem komik hem romantik dolu hem hüzünlü hemde heyecanlı bir kitaptı. Yazarın hayal gücüne aşık olmuştum. Mitolojiyle kendi hayal gücü müthiş bir patlama yaratmış seride.

Bahar Tanrıçası - Bu kitabı okuduktan sonra PC Cast'a olan bağlılığım iyice arttı. Kadın gerçekten bu işi yapmasını çok iyi biliyor. Mitolojiyi bir güzel harmanlayıp romantizim ve heyecan dolu bir şekilde önümüze seriyor. Bu kitabın konusu ise fırın işletmekte olan ve maddi zorluk çeken Lina, çaresizliğini gidermek için sihirli bir yemek kitabına rastlamasıyla olaylar başlıyor. Ritüel'i hazırlarken talimatları biraz saçma bulsa da ritüeli devam ettirir ve Hasat Tanrıçası Demeter ile karşılaşır.Kızıyla başı dertte olan Demeter, Lina ile kızının yer değiştirmesini önerir. Kızı Persephone'nin yer değiştirme sayesinde daha çok olgunlaşacağını düşünür.Tabii her şeyin bir karşılığı vardır. Persephone, Lina'nın yerine geçip 6 ay ölümlü dünyada yaşayıp, maddi durumunu düzeltirken, Lina'da Ölüler Diyarı'ndaki ruhlarla ilgilenip, onları sakinleştirecektir. Fakat işin içine Hades girince olaylar bambaşka bir boyuta taşınır. :D Hader yeraltında yaşayıp kendini ölümsüzlerden uzaklaştırmıştır. Bunun sebebi ise kendini farklı olduğunu düşünmesidir. Yani Hades kibirli veya egosu tavan yapmış biri değildir. :D Hades'in kendini ölümsüzlerden uzak tutmasının bir diğer nedeni ise gerçek aşkı bulmak istemesidir. Çünkü ölümsüzler arasında aşk diye bir şey yoktur. ( Herkes rastgele takılıyor. :D ) Ve Karanlıklar Lordu Hades, şımarık olarak gördüğü Persephone'yi bu sefer çok farklı olarak karşısında bulur. Çünkü aslında karşısındaki Persephone görünümlü Lina'dır. :D Hades'le beraber yeraltındaki tüm varlıklar da Tanrıça'ya hayran kalınca yeni bir aşk doğar. Fakat bir sorun vardır. Lina bu dünya da sadece 6 ay kalacaktır. Zamanı bittiğinde ne olacaktır ? Hades, yeni yeni kendine gelmişken aşkı onu terkederse ne olur ?  Biraz pembe dizi havası verdim sanırım. :D Sonunu merak ediyorsanız, okuyun arkadaşım. Yine müthiş bir kurguydu. Hades'i yakından tanımış oldum. Karanlıklar Lordu isteyince melek gibi bir adam oluyormuş. Bayılıyorum yazarın bu serisine..!

Işık Tanrıçası - Tanrıça serisi yine aynı maratonda mı gidecek diye beklerken yazar bizi ters köşeye yatırdı. Ve bilin bakalım ne oldu ? PC Cast favori yazarlarımdan biri oldu. Her kitapta beni kendisine daha çok bağlamaya başladı. :D Bu kitap farklıydı. Çünkü bu sefer Mitolojik varlıklarımız o harikalar diyarından kopup sefil dünyamıza gelmişlerdir. İlk iki kitapta ölümlü insanlar,beden değiştirip harikalar diyarına giderken, bu kitapta Altın Kardeşler ; Işık Tanrısı Apollon ve bencil,kibirli Asma Tanrıçası olan ikiz kardeşi Artemis ile tüm güçlerinden arındırılmış bir şekilde dünyada kalırlar. Zeus, hafta sonları Tanrı ve Tanrıçaların Las Vegas'a gidebilmeleri için bir kapı açar. Ama ikizler, kapının kapanış saatini kaçırdıkları için Las Vegas'da kalırlar. Tam o sırada aşk hayatından bir şey elde edememiş olan ve Las Vegas'a iş için gelmiş olan Pamela Gray bir dilek diler. Artık tanrı gibi birine aşık olmak istiyordur. Ve bu dileğini isterken farkında olmadan çağırdığı Tanrıça Artemis ise onun için çok farklı planlar yapar. Artemis bu dileği gerçekleştirmek için kardeşi Apollon'dan yardım ister ve Pamela'nın yanına yollar. Planlarda ufak bir değişiklik olur. Apollon ve Pamela gerçekten birbirlerine aşık olurlar. :D Tabii sonrasında Pamela, gerçek bir tanrı olduğunu öğrendiğinde işler karışır. Ah bir de kötü adamımız var... Kilolu ve kel olan Şarap Tanrısı göründüğünden beter bir adamdır. :D 
Kitabın sonunda gözlerim dolmuştu. Çünkü Apollon ve Pamela aşkları için bir bedel ödemek zorundaydı. Bu bedel sayesinde kırmızı gözlerle kitabı bitirmiştim. :D Yine de yazarı tebrik etmek lazım. Çok güzel bir kurgu oluşturmuş. Özellikle kitaptaki bir sahneye bayıldım. Apollon, kendi diyarında hiç tıraş olmamış ve hiçbir yeri kanamamıştır. Dünyada yaşadığı zaman tıraş olmaya kalkışır ve yanağını keser. Kanı görünce hem o hem Artemis resmen çıldırır. :D Gülmekten okuyamadım o sahneyi. Tepkileri çok hoşuma gitmişti. Pamela'nın bu ikiz kardeşlerden neler çektiklerini birde siz okuyun, görün.

Orijinal fantastik, mitoloji dolu ve aynı zamanda romantizmle renklendirilmiş bir seri istiyorsanız Tanrıça serisini okuyun derim. Gerçekten çok değişik ve bağımlayıcı bir seri.Uzun lafın kısası, piyasada çok az bulunan mitolojik romanlardan oluşan bu seriye bir şans verin derim. Ki zaten Yunan Mitolojisi'ne bir takıntılığınız varsa kitaplığınızda mutlaka bulunmalı. :D 
Not : Şuan 6 tane Tanrıça kitabı ülkemizde satışta. 7. ve son kitabın ise gecikmeyeceğini düşünüyorum. :D Diğer Tanrıça kitaplarında görüşmek üzere !

Sevgiler, öpücükler ; Jane