Pages

3 Aralık 2013 Salı

Seri İncelemesi : Ölümcül Oyuncaklar 1-2


     Daha önce blog'da Kemikler Şehri'nden bahsedip, içimden geldiği gibi yorum yapmıştım. Ki kendi yazım olmasına rağmen nedense her okuduğumda eğleniyorum. Kitaplara, severek yorum yapmak bambaşka. :D Her neyse, bu yazımda ise Ölümcül Oyuncaklar serisindeki ilk iki kitabın özetçe anlatımını yapıyorum. (Daha sonra 3. ve 4. kitaplarında detaylı yorumları, kısaca özetleri gelecek. Az biraz zaman lazım bana.) Çünkü K.Şehri'nin filmi çıkmadan önce kitabı en baştan okudum. Ve o kadar hoşuma gitti ki bu durum, seriyi en baştan okumaya karar verdim. Zaten beşinci kitabı -Kayıp Ruhlar Şehri- okumadan önce seriye yeniden göz atmam gerekiyordu. Kitaplar çok uzun sürede çıktığı için unuttum. Hazır seriyi en baştan okuyorken kitapların tanıtımlarını, özetlerini ve yorumlarını blog'da yayınlayım dedim. Spoiler vermemeye çalışacağım ama kitapları anlatırken bilmediğiniz bir şey, yazıda geçiyor olabilir. Bu yüzden 'ek bilgi' almak istiyorsanız yazıyı okuyun. Ama seriyi tanımak için iyi bir fırsat. :D

- Kemikler Şehri -

 İlk kitapta baş karakterimiz Clary, en yakın arkadaşı Simon ile gittiği Pandemonium'da görmemesi gereken kişileri görür. Gölge Avcılarını. Enstitü'de yaşayan Jace, Alec ve Isabelle birer gölge avcılarıdır. Görevleri ise Aşağı Dünya'da yaşayan iblisleri avlamak. Tam iblisin işi bitirirlerken, Clary'in çığlığı ile donup kalırlar. Sıradan görünen bu genç kızın aslında onları görmemesi lazım. Hiçbir sıradan insan onları göremez. Ama Clary, sıradan bir insan değildir. Bu üç gölge avcısıyla karşılaştıktan sonra gerçekler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. Annesi, garip bir şekilde ortadan kaybolur. Jace ise tam zamanında Clary'nin hayatını kurtarır ve onu Enstitü'ye götürür. Üç gölge avcısının hocası olan Huge, Clary'nin kim olduğunu bulmak için Sessiz Kardeşleri çağırır. Bu kardeşler, dikili ağızlarıyla, gözlerinin olması gereken yerlerde siyah boşluk olan ve kukuleta giyen birer tuhaf yaratıklardır. Clary'nin aklına girerek, zihnindeki engeli kaldırmaya çalışırlar ama çok güçlü bir büyüyle yapıldığı için daha fazla ileri gidemezler. Yine de bir ipucu bulurlar. Clary'nin zihnini büyüleyen kişi, iblis efendisi Magnus Bane'den başkası değildir.

"Alaycılık, hayal gücü iflas edenin son sığınağıdır" - Clary Fray

Bu çılgın adamın, çılgın partisine katılarak gerçekleri öğrenmeye giderler. Elbette bu Clary için kolay olmaz çünkü hayatı sırlarla doludur. Annesi kayıptır, kendisi yabancıların içindedir ve zihni ona gerçekleri göstermemektedir. Bunlar yetmiyormuş gibi o çılgın partide Simon, bir sıçana dönüşür ve vampirler tarafından kaçırılır. (Bu sahne, kitapta favorimdir. :D) Jace ve Clary, Simon'ı bulmak için vampirlerin inine gitmek zorunda kalırlar ve sonrası... Çok karışık ve bol aksiyonlu bir eğlenceydi. Kim vampirlerin uçan motosikletine binmek istemez ki ? Bizimkiler sağsalim kurtulduktan sonra Enstitü'ye geri dönerler.
Başlarında bir de Valentine gibi bir düşman vardır. Bu adam, Gölge Avcıları dünyasında ilk başta dost olan daha sonra düşmana dönüşen biridir. Ve üç ölümcül oyuncaklardan biri olan kupayı ele geçirmek istemektedir. Kupanın yerini ise sadece Clary'nin annesi bilmektedir ve bu yüzden Valentine tarafından kaçırılmıştır. Clary, bir süre sonra bir yeteneğini keşfeder ve kupanın nerede olduğunu anlar. Kupayı bulmasıyla Enstitü'de hiç tahmin edemeyeceğiniz biri Valentine'in adamı çıkar ve işte o zaman işler çok karışır. Kitabın sonunda zaten büyük bir bomba patladı diyebilirim. Okuyunca oldukça şaşıracağınıza eminim. Ben okurken kitabı yere düşürecektim nerdeyse. :D Yazar, bildiğiniz sizi ters köşeye yatırıyor. Bol aksiyon, heyecanlı ve bir o kadar komik, romantik olan bu kitabı tekrar okumak çok hoşuma gitti. Bu anlattıklarım, kitabın daha onda biri. Okudukça ne kadar güzel olduğunu keşfedeceksiniz. Ve elbette, bol bol olmasa da romantik sahneleri göreceksiniz.

"Sevmek yok etmekti ve sevilmek, yok edilecek kişi olmaktı." -Jace

Son olarak şunu söyleyebilirim ki, Clary çok normal bir hayat yaşarken aslında ne kadar anormal bir dünyada yaşadığını farkeder. New York'un büyülü dünyasını artık görür. En yakınındaki insanlar bile olduğu kişiler değildir. Annesinin çok yakın arkadaşı olan ve küçüklüğünden beri Clary'nin yanında olan Luke'un bile sırları var. Clary, Jace'lerle karşılaştıktan sonra gerçek hayatını görür,tanır ve yeni başlangıçlar yapar.

- Küller Şehri -

Nasıl oluyor da senin üzerine hiç çamur bulaşmıyor ? 
Isabelle omuz silkti. "Kalbim temiz. Bu, pisliği geri püskürtüyor."

Serimizin ikinci kitabı yine çok hareketli, kitabı fırlatmalık, sinir kriz geçirmelik bir şekilde bitti. Hele sonunda ben bayılacaktım. Resmen kitabın içine dalıp, Jace'i sarsıp "Kendine gel, böyle diyemezsin!" demek istedim. Seriyi tekrar okuduğum halde yine çok heyecanlandım, merak ettim, öfkelendim, şaşırdım... Çünkü yaklaşık iki sene önce falan okuduğum için bu kitabı neredeyse hiç hatırlamıyordum. Tekrar okuyunca rahatladım ve şuan her şey tam yerine oturdu.

"Sevgi, insanın seçeneklerini elinden alır."

 Şimdi konudan bahsedeceğim ama ilk kitabı okumayanlar için çoğu şey spoiler olacak. O yüzden spoiler bilgi olduğu yerlere kutucuk koydum. Bakıp bakmamak size kalmış. Hadi bakalım başlıyorum ; İlk kitabın sonunda bazı şeyler öğrenmiştik.  Bu bomba etkisi yaratacak bilgi yüzünden Jace ve Clary birbirinden uzak durmaktadır.

"Hayatımdaki her şey değişiyor, oysa dünya aynı kalıyor." -Clary

Clary, Simon'la yakınlaşırken Jace ise Lightwood ailesiyle aralarındaki sorunu ortadan kaldırmaya çalışır. Çünkü Maryse Lightwood -Alec ve Isabell'in anneleri- Jace'e, Valentine konusunda inanmamaktadır. Ve tam bu sırada Enstitü'ye Sorgucu gelir. Sorgucu Imogen Herondale ( Bu isim size bir yerden tanıdık geliyor mu ? Cehennem Makineleri'nden Will Herondale desem ? Bingo ! Yazarımız aile ağacı merakımızı arttırmaya başlattı.) Merkez'e bağlı olan ve çok sert yapılı bir kadındır. Valentine konusunu iyice deşmek için Jace'i bir numaralı kurbanı olarak seçer. Çünkü Valentine yüzünden oğlu Stephen ve oğlunun sekiz aylık karısı Celine ölmüştür. İntikam almanın tam sırasıdır. Fakat bir sorun vardır. Jace'i sorgulaması için Ölümcül Kılıca ihtiyacı vardır. Kemikler Şehri'nde, Sessiz Kardeşlerin mekanında yer alan bu kılıç, kaybolur. Tahmin edin, kim çalar ? Valentine ! Sessiz Kardeşleri öldürmek için ise en kuvvetli ve en korkutucu iblis olan Agramon'u çağırır. Agramon, karşısındaki kişiye en korktuğu kişi gibi görünür ve korkutarak öldürür. Böylece Sessiz Kardeşleri de öldürür ve kılıcı ele geçirirler. Fakat Valentine, kılıcın güçlerini kullanabilmek için bir peri, bir kurtadam, bir iblis ve bir vampirin kanına ihtiyacı vardır. Peri ve iblis kanlarını elde eder. Geriye kurtadam ve vampir kanları kalır. İşte bu sırada bizimkilerin hayatı alt üst olur. Çünkü kurtadam kanı için Luke'un sürüsünde olan sevimli Maia ile Simon kaçırılır.  Clary ve diğer kalanlar yerlerinde durur mu hiç ? Hemen toplanırlar.

"Bazen tehlikeyi aramak zorunda kalmazsın, o seni bulur." -Isabelle

Valentine'in saklandığı yeri Jace bulur. Büyük bir siyah gemide, bir çok çeşit iblislerle saklanmaktadır. Tabii her şey yolunda gitmez. Sorgucu, Jace'i Enstitü'ye kitler. Etrafına bir pentagram çizerek dışarı çıkmamasını sağlar. Ama Jace yerinde durur mu ? Yeni farkettiği bir yeteneği sayesinde özgür kalır ve Clary'lerle birlikte gemiye doğru yol alırlar. Magnus Bane'de en büyük yardımcılarından biri olur. Alec sağolsun. :D Gerçekten çok büyük ve etkileyici bir savaş olur. Sorgucu da sonunda savaşa katılır. Hatta çok şaşırdığım bir şekilde yardım etti. Ve diğer kitapta patlayacak bir bombanın habercisi bile oldu diyebilirim. :D Savaşta Clary, yeni farkettiği mükemmel bir yeteneği sayesinde gemiyi öyle bir havaya uçurdu ki... Okurken hayal edince resmen büyülendim. Hatta o mükemmel yeteneğini kıskandım bile diyebilirim. Gri kitapta olmayan yeni mühürleri çizme gibi bir yeteneğe sahip artık.

"Ama en çok değer verdiğin insanlara gerçekleri söyleyemiyorsan zaman içinde kendine de gerçekleri söylemeyi bırakıyorsun." -Luke

Kitabın sonunda her şey bitmiş gibi duruyordur ama Valentine yine bir şekilde kaçmıştır ve başlarına bela olmaya kesin devam edecek. Clary ve Jace'in aralarındaki sorun çok daha karmaşık bir hale geldi. Alec ve Magnus ikilisinin durumu da vahim gibi. :D Bu kitapta en küçük Lightwood, Max'i de tanıdık. Çok sevimli bir çocuk. Sonracağıma, Luke'u nedense çok seviyorum ve her defasında eski anılarını anlattıkça içim gidiyor. Clary'nin annesine fena aşık bir adam. Ah bu arada ! Clary'nin annesi hala hastanede, ölü gibi uyumaktadır. Kitabın sonunda onunla ilgili bir gelişme oluyor. :D Baya sevinmiştim. Yani öyle işte. Yine dolu dolu bir Cassandra kitabıydı. Kitabın içine düştüm resmen. Bu kitapta en favori sahnem ise Isabell, Simon, Jace ve Clary'nin perilerin mekanına gidip Seelie Peri Kraliçesi'nin önüne çıkmasıydı. Bu kitapta periler, göründükleri gibi değiller ve zaten o sahneyi okuyunca anlayacaksınız. Baya zor durumda kaldılar ama ben baya sevdim. :D

"Küçük bir çocukken bir kelimeyi tekrar tekrar ve hızla söylediğinde, bir süre sonra anlamını kaybettiğini farketmiştim." -Jace

"Kaç kez söylediğinin önemi yok. Gerçekliğini değiştiremezsin." -Clary

Ve bu kitapta en dikkatimi çeken şey ise Jace'in ruh hali. Onu o kadar iyi anladım ki... Ve onun yaşadıklarını yaşasaydım, onun kadar güçlü olur muydum bilemiyorum... Beni etkileyen bir kitap oldu. Tekrar okumak cidden iyi geldi. Seriye gömülün, Cassandra'nın hayal gücüne dalış yapın, derim. :D Bir de son olarak bu kitapta Cassandra'nın betimlemelerine bayıldım. O kadar çok dikkatimi çekti ki bu cümleler, paylaşmadan edemedim ; Aralarındaki şey bir mum alevi kadar titrek, yumurta kabuğu kadar kırılgandı. / O öpücük vücudundaki bilinmeyen bir damarı açmak gibiydi.

Serinin Camlar Şehri ve Düşmüş Melekler Şehri kitaplarında görüşmek üzere ! Serinin diğer kitaplarını yeniden okumak için sabırsızlanıyorum. Final kitabı gelmeden önce Kayıp Ruhlar Şehri'nin de dedikodusunu yaparız. :D

Sevgiler, öpücükler ; Jane

1 Aralık 2013 Pazar

Film Önerileri : Pazar Gününe Özel Film Seçimleri !

 Merhaba :D

Uzun zamandır ne sinemada ne de evde film izleyebiliyordum. En sonunda geçen cuma Ateşi Yakalamak'ı izledim. Eh, ben film izlediysem diğerlerine de izlemeleri için önerilerde bulunayım dedim, yine. Umarım birilerine yardımcı olabiliyorumdur. 

Bu sefer ki film listesini, daha önce blog'da uzun uzun yorumladığım filmlerden oluşturdum. Hem detaylı bir şekilde filmden bilgi alırsınız hemde benim film zevkimi daha iyi anlarsınız diye umuyorum. Ve işte başlıyoruz !

The Host - Göçebe : (Bilim Kurgu, Macera, Romantik) Kitabını çok severek okuduğum bir serinin filmini, sinemada büyük bir heyecanla izler sonra hayal kırıklığına uğrarım. Ama bu Göçebe için geçerli değil. Tüm beklentimi karşıladı ve izlerken çok büyük bir zevk aldım. Tabii ki önerim kitabı okumadan filmi izlememeniz. Fakat, pazar gününüzü bu filmle şereflendirebilirsiniz. :D

Ghajini : (Aksiyon, Dram, Gizem) Blog'da en çok ilgi gören, açık ara farkla kesinlikle Ghajini. Blog'u ilk açtığım zamanlar yorum yazısını hazırlamıştım. En çok tıklanan yazım olmuş. :D Sanırım Hint film severler blog'umu keşfetti. Haftasonu, özellikle Pazar günü izlenebilecek bir film. Uzunluğu sizi korkutmasın. Filmin ne ara başlayıp ne ara bittiğini anlamıyorsunuz bile. Kesinlikle izleyin !

City of Bones - Kemikler Şehri : (Fantastik, Aksiyon, Macera) Bir diğer kitaptan uyarlama filmi. Blog'da resmen deprem etkisi yaratmıştım. :D Bugün ekstra bir zamanım olsaydı kesinlikle bu filmi izlerdim. Çünkü aksiyon tavan yapıyor ! Aksiyon ve macera severler, yumulun filme !

3 Idiots - 3 Ahmak : (Dram, Komedi, Romantik) Geçen yaz Aamir Khan filmlerine takıntılı olduğum için habire izleyip, yorum yazısı hazırlıyordum. Bu da onlardan biri. Ki benim en sevdiklerimden biri. Bu yaz 5 kere üst üste izledim. Ve izlerken hiç sıkılmadım. Eğer hem gülmek hem hüzünlenmek hemde "işte eğitimde anlatmak istediğim bu" demek istiyorsanız bu filmi izleyin, hemen !

Yes, Man - Bay Evet : (Komedi) Jim Carrey filmlerine aşığım. Bu da onlardan biri. Onu her zaman komedi filmlerinde izliyorum ama elbette bir ara diğer filmlerine de göz atmam lazım. Bugün bol bol eğlenmek istiyorsanız bir diğer film seçeneğiniz bu olsun.

Her Çocuk Özeldir : (Dram) Gerçekten bir dram filmi. Her izlediğimde gözlerim dolar, bir tuhaf olurum. Bugün duygusal anlar yaşıyorsanız filmi izleyin de rahatlayın derim. :D Çok güzel ve çok anlamlı bir film.

Özellikle Aamir Khan filmlerini benim yerime de izleyin. Uzun zaman oldu Hint filmi izlemeyeli. En kısa zamanda blog'da Hint filmi etkinliği yapacağım. :D Sizi de Aamir Khan ve Hint filmsever yapacağım. Vallahi bak. :D


Sevgiler, öpücükler ; Jane


29 Kasım 2013 Cuma

Film Yorumu - Önerisi : Ateşi Yakalamak !


Şimdi bu yazıyı görenler diyecekler ki "Yahu bu nedir ? Blog'da iki gündür bir Ateşi Yakalamak sevdası var. Hayırdır Jane ?"  
Yılda bir kere böyle olacak artık n'apalım. Bayılarak okuduğum kitapların filmleri çıkınca blog'da onlara ağırlık veriyorum. Neyse bu gereksiz sohbeti kısa tutup, çılgın film yorumuma geçmek istiyorum. Çok fena heyecanlıyım. Bir an önce yazıp, rahatlamam lazım !!!

Filmin konusu ve kitabına dair detaylar isteyenler için : Ateşi Yakalamak

Geçen sene "Ateşi Yakalamak'a gidecek misin ?" diye sorsalar "Bilmiyorum, belki..." derdim. Çünkü serinin ilk filmi Açlık Oyunları'nda büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım. Ama tabii yine dayanamadım ve bu filme büyük bir heyecan ve sabırsızlıkla gittim. Kitabı tekrardan okumam iyi olmuş, çünkü filmi daha iyi anladım ve değişiklikleri farkettim. (Bir de böyle kitaplarını okuyup, filmlerine gitmek bana sanki senaryoyu herkesten önce okumuş hissi verip mutlu olmamı sağlıyor. Deliyim ben!) :D En büyük hobimde zaten kitap ile film arasındaki farkları bulup, filme katkısı olan herkese laf söylemek. Ama bu sefer tüm ekibe övgüler yağdıracağım. Çünkü film mükemmeldi !!!

Cidden hiçbir beklentim olmadan gittim. Tamam çok heyecanlıydım ama her ihtimale karşı büyük ümitlerim yoktu. Oyuncalara da alıştım ama değişiklikler konusunda diken üstündeydim. Fakat ne var ki bu filmdeki değişiklikler hiç gözüme batmadı. Hatta mantıklı geldi. Heyecanla beklediğim tek bir sahne vardı ve o da filmde yoktu : Haymitch'in eski oyunlardaki macerasını anlatan bölüm. Aldığım kesin olmayan bilgilere göre o sahne çekilmiş fakat DVD'de yer alacakmış. Eğer doğruysa... Mutluluktan uçarım cidden. :D

Filmdeki yeni ve devam eden oyuncular kesinlikle mükemmeldi ! Bu filmde her şey yerine oturmuş gibiydi sanki. Çok rahat, sıkılmadan ve kafam karışmadan izledim. Hatta kitapta okuyup, pek anlayamadığım yerleri filmde izleyerek çok daha iyi anladığımı söyleyebilirim. İzlemek ve okumak çok farklı oluyor, bunu bir kere daha anladım. Bu yüzden filmi çok ama çok sevdim. Finnick karakterini Sam Claflin canlandırıyor. Ki kendisine cidden bayılıyorum ! Finnick rolüne pek yakıştırmayanlar bu filmde bence kararlarını değiştirecekler. Çünkü karakterine cuk diye oturmuş. Finnick'i izlerken aptal aptal sırıttım. Bi de kocaman ekranda, dibimdeymiş gibi görünüyordu. Böyle bakıştık, gülüştük onla falan... :D 

Katniss'i oynayan Jennifer Lawrence'ı zaten deli gibi seviyorum. Hayranım oyunculuğuna, kişiliğine... İlkten Katniss karakterine hiç uygun bulmadım. Ama özellikle bu filmde beni o kadar çok etkiledi ki... Yok yani Jennifer dışında kimse bu etkileyici karakteri oynayamaz dedim. Zaten bu filmde çok yoğun ve duygulu sahneler vardı. Jennifer hakkıyla oynamış. İzlerken tüylerim diken diken oldu, gözlerim doldu. Yerle bir oldum kısacası.

Bu filmde beni nerdeyse salya sümük ağlattıracak dört sahne vardı ; ( Dikkat, kitabı okumayanlar için spoiler olabilir !) Katniss'in Rue'nun Mıntıka'sında yaptığı konuşma ve orada ortaya çıkan isyan, Gale'in kırbaçla dövüldüğü sahne, Mags'in sislerin içine dalıp kendini ölümle yüz yüze bırakması ve Cinna'nın Katniss'in gözleri önünde öldürülmesi. Bu sahneleri izlerken kanım dondu. Mahvoldum. Hatta bir ara kendi kendime "Bu film benim psikolojimi bozacak." dedim. Çok etkilenerek ve içten izledim. Sanki olayların içindeymiş gibi. O yüzden çoğu sahnede bende ölücem falan sandım. Eh, beni bu kadar etkileyen bir filmi ben milyon kez izlerim artık.

Filmdeki kostümlere gelirsek... Tam hayal ettiğim gibi. Katniss'in giydiği kostümler tam kafamda tasarladığım gibiydi. Cidden çok etkileyiciydi. Katniss'i o kostümlerde görünce "İşte benim kızım, gurur duyuyorum seninle !" havalarına girdim resmen. :D 
Asıl etkileyici olan şey ise efektlerdi. Bayıldım ! Savaş sahneleri özellikle çok heyecan verici ve etkileyiciydi. İlk filmdekine göre büyük bir gelişim ve özen göstermişler. 

Bunların dışında... Oyun'un gerçekleştirildiği Arena çok güzel tasarlanmış ve filme yansıtılmış. Okurken bile o kadar etkileyici ve mükemmel hayal etmemiştim. İzlerken nefesim kesildi. İlk filme göre cidden süperötesiydi. Abartı yapmıyorum. Ah bir de güldüğüm baya sahne vardı. Genellikle Haymitch'in olduğu sahneler bunlar. :D Doğal olarak...

İşte böyle. Daha ne desem bilmiyorum. Filmi övecek kelime bulamıyorum artık hep aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorum. Çok sevdiğim biri seri olduğu içinde yalan yanlış abartı yapmıyorum. Ki zaten ilk filmi yerden yere vurmuştum. Çoğu kişiye izlemeyin bile demişliğim var. :D Ama bu filmi izleyin. Hemde hemen. Bir fırsat bulun ve ilk iki kitabı okuyun, ilk filmi izlemenize bile gerek yok. Direk sinemaya gidin ve filmi izleyin. Sinemada izlemek bambaşka... Özellikle dopdolu bir sinema salonu olunca çok daha heyecanlı oluyor. Salondakilerle beraber aynı anda güldük, şok olduk, sinirlenip öfkelendik, heyecanlandık ve filmin sonunda "Hayır, daha da istiyoruz ! Diğer filme tam bir sene var !" diye mızmızlandık. 
Evet, diğer filme tam bir sene var. Bekleyeceğim. Ama çok beklentim olmadan. Yoksa duvara toslamış gibi oluyorum. :D 

Son olarak ; filmi sinemada izlediğim için çok mutluyum. DVD çıkınca artık milyon defa izlerim. Ve her ne kadar bu yazımı hiçbir zaman okumayacak olsalarda tüm film ekibine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Mükemmel kitap serisini mükemmel bir şekilde film serisine çevirdikleri için. Umarım aynen böyle devam eder. Filmin sonundaki o son etkileyici görüntüyü her filmde istiyorum ! Çünkü bu seriye daha da aşık olmama sebep oldu.

Film delisi Jane'den ; sevgiler, öpücükler ! 

28 Kasım 2013 Perşembe

Kitap Yorumu / Önerisi : Ateşi Yakalamak


Efsanevi Açlık Oyunları serisinin ikinci kitabı Ateşi Yakalamak'ı az önce tekrardan, yine okumayı bitirdim. Tekrar okudum çünkü kitabın filmi vizyona girdi. İzlemeden önce kitabı okumak istedim çünkü bir çok şeyi hatırlamıyorum. Eh hatırlamamam normal. :D Yaklaşık 3 sene önce okudum. Ve okuduğuma öyle memnun kaldım ki... Neden bu seriyi çok sevdiğimi, filmlerine pek sıcak bakmasam da gitmek için neden can attığımı bir kez daha anladım. Çünkü ben Katniss'in Capitol'le olan savaşını, çabalayışını ve hüzün veren aşk hayatını okumayı feci bir şekilde çok seviyorum.
Serinin ilk kitabını okuyanlar için genel bir yorum yapacağım amma eğer seriye başlamadıysanız lütfen sizi şuraya alalım ; Açlık Oyunları 
Daha sonra da kitabı alın ve okuyun. Tabii serinin diğer kitapları da yanınızda bulunsun. Çünkü ilk kitap biter bitmez diğer kitaplar için çıldıracaksınız ! 

...dudakları dudaklarıma değene kadar, bu kadar sıcak olacaklarını tahmin etmemiştim. Ya da, en karmaşık kapanları bile ustalıkla kurabilen o ellerin beni kolayca esir alabileceğini...

Bu kitapta Katniss ve Peeta, Açlık Oyunları'nın efsanevi galipleri ve aşıkları olarak ön plandalar. Galipler Köyü'nde yeni hayatlarına devam ederlerken, Katniss bir yandan da Gale'yle zaman geçirmeye çalışmaktadır. Ama bu oldukça zordur artık. Başkan Snow, Katniss'i Gale'yle görüşmemesi için üstü kapalı bir şekilde tehdit eder. Çünkü Katniss, Peeta'yla oluşturdukları 'sahte aşıklar' rolüne devam etmek zorundadır. Bu durumda Gale'yle beraber görülmesi büyük bir karmaşaya sebep olur. Bu yüzden Gale'in Katniss'den uzak durup, tavır alması gayet normal bir durum...Tek sorun bu da değil. Bazı Mıntıkalar isyanlar çıkarmaya başlamıştır. En büyük desteği ise Oyunlar sırasında Katniss'den almışlardı. Yani Katniss'in başı büyük bir belada... Bu da yetmiyormuş gibi Katniss, avlanırken iki göçmen insanla karşılaşır. Mıntıkalarında çıkan isyandan kaçıp, yaşam izi artık görülmeyen 13.Mıntıka'ya doğru yol almaktadırlar. Ama 13.Mıntıka'da artık yaşam belirtisi yoktur. Yine de inatla var olduğuna inanan bu göçmenler, Katniss'in de kafasında bir "acaba?" sorusunu oluşturur.

Zafer Turu için Peeta'yla gittikleri Mıntıkalarda daha çok isyan hareketleri görülür. İnsanlar artık açık bir şekilde öldürülmeye başlanır. Bunun nasıl engelleneceğini ise Başkan Snow çoktan halletmiştir. Çeyrek Asır Oyunları için eski oyun galiplerini akıl hocalığı yapmaları yerine, Oyunlar'a bizzat kendilerinin katılacağını duyurur. Ve Galipler için kabus geri döner... Bundan sonrasında her şey çok hızlı gelişti. Katniss ve Peeta ne olduğunu anlamadan yine kendilerini  Capitol'de, Oyunlar'a hazırlanırken bulurlar. Diğer Mıntıkaların galipleri olan yeni karakterlerle de karşılaşıyoruz. Adını sıkça duyacağımız 4.Mıntıka'dan Finnick'i göz ardı edemeyiz. :D  Her neyse, şaşırtıcı röportajlardan ve hazırlıklardan sonra Çeyrek Asır Oyunları başlar ! Ve bu seferki cidden zorlayıcı ve ipuçlarını birleştirip, hayatta kalma mücadelesi gerektiren bir oyundu. Okurken nefes nefese kaldım. Enfesti ! Müthiş bir kurguydu. Ki zaten kitabın sonunda "Hadi canım!" diyerek arkama yaslandım. 

Bana göre, en kötü acı, her zaman için, o an hissedilen acıdır.

Serinin sonunu bilmeme rağmen cidden heyecanlandım. Bana tekrar tekrar heyecanı tattıran kitapları, bebeklerimmiş gibi severim, saklarım, gözüm gibi bakarım. Bu yüzden bu seri benim için çok değerli ve önemli. İlk okuyanlardan biri olduğum içinde şanslıyım. :D 

Şimdi... Kitap için içten yorumuma gelirsek. İlk kitap her zaman favorimdir. Fakat ne var ki Ateşi Yakalamak'ın , serinin dönüm noktasını yaratan bir etkisi olduğu için kurgusunu ve olayların gelişimini çok seviyorum. Yazarın hayal gücü cidden inanılmaz. *Distopya dünyasını çok ama çok seviyorum. Bu türü çok sevdiğim için Açlık Oyunları'nı sevmem çok normal bir şey. Eh bir de serideki karakterleri benimseyip, delice sevmem de bu seriye ne kadar önem verdiğimin bir kanıtı. Katniss zaten örnek alınması gereken bir karakter. Gale ve Peeta ise "Ah keşke hayatımda böyle biri olsa..." dedirten cinsten yakışıklı karakterler. Finnick'i gördüğünüz ilk zaman "Feci yakışıklı, bir o kadar ukala." diyebilirsiniz ama inanın bana çok alçak gönüllü biri ve sert görünümünün altında yumuşacık bir kalbi var. :D (Finnick'e falan sulanmıyorum. Ben Team Gale grubundayım :P) Haymitch'e gelirsek. Adamım diyorum başka da bi şey demiyorum. Ayyaşın teki ve hiçbir şeyi umursamıyormuş gibi görünebilir. Ama bu kitaptan sonra onu daha çok anlayıp, sevdim. Benim de akıl hocalığımı yapar mısın Haymitch ? 

...bazen insanların başına bazı şeyler gelebilir ve onlar da bu şeyleri kaldıracak donanıma sahip olmayabilirler.

Son olarak Cinna hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. Çünkü bu kitapta beni en çok etkileyen bir diğer karakter oydu. Hatırlamayanlar için ; Cinna, Katniss'in stilisti. Hem Oyunlar öncesi röportajları için hemde Zafer Turu için onun stilistliğini yaptı. Hatta ilk kitaptaki kostümü için Katniss'e "Alevler İçindeki Kız" lakabı bile takıldı. O kadar etkileyici kostümü vardı. Cinna, Katniss'in stilistliği yanı sıra ayrıca hem destekleyicisi hemde dostu. Bu kitapta bir çok konuda destekçisi oldu zaten. Özellikle Çeyrek Asır Oyunları öncesindeki röportajı için hazırladığı kostümüne bayıldım ! Çok etkileyiciydi. Filmde görmek için sabırsızlanıyorum. Cinna, cidden kayıtsız şartsız sevilecek biri. Bu kitapta beni salya sümük ağlatsa da onu çok seviyorum.

Size tek önereceğim şey ; bu kitabı okurken son kitabı yani Alaycı Kuş'u mutlaka yanınızda bulundurun. Kitap bittiği an bir şok içinde kalıp, merakınız ağır basıp diğer kitaba gömülmek isteyeceksiniz. Bende en kısa zamanda, yeni kitaplardan bir fırsat bulup, tekrar okuyacağım. Gelecek filmi bekleyemeyeceğim yani. :D 

Not : Bu seri hiç mi hiç abartılmıyor. 

Sevgiler, öpücükler ; Jane

17 Kasım 2013 Pazar

Dönüşüm Serisi 6 / Final Kitap - LİDER

Serimizin müthiş kitap isimleri ve kapak fotoğrafları. Bayılıyorum serinin kitap kapaklarına !

Severek ve soluksuz okuduğum seriler bitince -özellikle de hiç beklenmedik bir anda- terk edilmiş gibi hissediyorum. O serideki karakterleri benimsiyorum, bazılarını ailemden biriymiş gibi birilerini de sanki hayatımın aşkıymış gibi görüp, bağlanıyorum. Onlarla beraber kahkaha atıyorum, heyecanlanıyorum, öfkelenip acı çekiyorum ve mutlu sona ulaşıp yollarımızı ayırıyoruz. Bir kitap kurdunun acı dramı diyebilirsiniz bu giriş yazıma. Evet, şimdi vahşi görünümlü ve cimri kitap kurdu Jane'in eski haline geri dönüp kitabı hem yerden yere vurma hemde göklere taşıma zamanı ! :D

"Gerçekten bir fark yaratmak için doğru amaç için bazen yanlış şeyi yapman gerekir."

Uzun zamandır -Lise 2'den beri- severek okuduğum, takıntılı olduğum erkek karakterlerime bir yenisini daha ekleyen -Jace Hammond- ve bana aksiyonu bol bol yaşatan, son kitaplara doğru saç yoldurtan Dönüşüm Serisi, 6. ve final kitabı olan Lider'le beraber bitti. Bitti yani, bir daha Sanders ailesini ve Jace'i okumak yok. Buraya kadarmış. Şimdi doya doya ve açık sözlülüğümle yorum yapmak istiyorum ama konusundan bahsetmeden bu işe girişemem elbette.

O yüzden Lider'in konusundan anlatmaya devam ediyorum ; Eğer serinin bir okuyucusu iseniz önceki kitaplardaki baş düşman Malone'i ve adamlarını hatırlıyorsunuzdur. Ki kendileri bu kitapta resmen "En en en feci düşman" ödülünü hakkeden performanslar sergiledi. Gerçekten çok fena bir düşman Malone. Faythe ve ailesi, geçmişteki kayıplarını ve hırslarının acısını almak için yeni planlar kurarlar. Üstüne bir de Gurur Sürüsünde Baş Lider seçimleri gelince ortalık iyice karışır. Çünkü Faythe'nin babası Greg ile Malone rakiptir. Şuan ki duruma bakıldığında ise Malone'in daha avantajlı olduğu görülmektedir. Ya savaşacaklar ya da seçimlerin sonuçlarına katlanacaklardır. Ki Sanders ailesi tam bir savaşçı ruhuyla dolu. Başlarında böyle lanet bir düşman varken Faythe'de özel hayatında bir seçim yapmakla meşguldur. Marc'ı ya da Jace'i seçmesi ve hayatına ona göre devam etmesi gerekmektedir. Fakat bu seçim hiç de kolay değildir. Özellikle Malone ve adamları karşısında savaştıkları sırasında çok önemli adamlarını kaybettiklerinde her şey bir anda arap saçına döner. Çok heyecan ve hüzün verici bir sonla her şey sonuçlanır. Ve bir müthiş seri daha bitmiş oldu.

"Sana dokunmadan ne kadar uzun süre durabildiğimizden etkilenmen mi gerekiyor ? Çünkü oynadığımız oyun buysa sanırım kaybetmeyi yeğlerim."

Bu anlattığım şeyler kesinlikle hiçbir şey! Kitabı okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız. Yukarıda özetçe anlattığım şeyler resmi bir kitabın arka kapak yazısı gibi .Burada her şeyi detaylı anlatıp,rahatlamak isterdim ama spoiler vermeyi pek sevmiyorum ne yazık ki. :D Kitabın geneline bakarsak cidden müthişti ! Bir kere aksiyona doyuyorsunuz. Bu serinin o özelliğini çok seviyorum. Romantik konuların yanında çok güzel bir aksiyon, heyecan ve savaş sahneleri de yer alıyor. Okurken öyle hoşuma gidiyor ki bu bölümler. Tekrar tekrar okuyasım geliyor. Özellikle Faythe'in bir kadın olmasına rağmen hem düşük çenesiyle hemde becerikli savaş teknikleriyle karşısındaki düşmanı yerle bir ediyor. Ve kitapta da aynı bu yöntemleriyle hayatını bir çok defa kurtardı. Bu konuda Faythe'i çok seviyorum ve destekliyorum. Ama aşk konusunda cidden berbat ! Lider'de Marc ve Jace'in arasında o kadar çok kararsız kaldı ki cidden sinir oldum. Her ne kadar Jace Hammond delisi olsam da aldatılan Marc olduğu için onu haklı buldum. Ki bu aşk üçgeninde en büyük suçlu kesinlikle Faythe. Karşılık vermese Jace'le beraber olmazdı... Marc'ı da ne kadar haklı bulursam bulayım bu kitapta iki sahnede ona feci sinir oldum. Hani öyle böyle değil. Bir yandan "Ya adam aldatılmış, aldatıldığı halde hala Faythe'e yardım edip, Jace'le yan yana durabiliyor. Eh bir de erkeklik gururu var." diyorum bir yandan da "Yok artık ! Anladık sinirlisin, öfkelisin, haklısın ama bu kadarı da fazla" dedim. Yani kısacası bu kitaptaki aşk üçgeninde resmen sinir krizleri geçirdim. Yazar her ne kadar şaşırtmalı yazıp, "acaba?" diye bir soru belirtmemize neden olsa da kitabın sonunda Faythe'in kimi seçeceğini çok iyi biliyordum ve tahminim doğru çıktı. :D

"...bir uyuşturucu gibiydi. Düzenli ve gizli bir şekilde irademi devre dışı bırakıyordu."

Bir diğer konu ise cidden acı verici. Kitapta biri ölüyor. Şimdi kimin öldüğünü söylemeyeyim, okuyunca görüp şaşırın ve sizde acı çekin. :D Yazar öyle içten yazmış ki... resmen acıyı hissettim ve ben yaşamışım gibi hissettim. Bu yüzden Rachel Vincent'a bir kere daha hayran kaldım ve daha çok sevdim. 
Bu kitaptaki sinir bozucu bölümlere, acı verici ve ağlatan sahnelere rağmen serideki en sevdiğim kitap oldu. Kitaplığımdan sık sık elime alacağım bir kitap oldu diyebilirim. Ki zaten aksiyon ve heyecan verici sahneleri bile kitabın müthiş olmasına yeter. Okurken cidden çok heyecanlandığım yerler oldu. :D Hatta bir ara kitabın içine girip, o sahneleri kendimde yaşamak istedim fakat ne yazık ki cidden imkansız.

Ve son olarak, Dönüşüm serisini fantastik, aksiyon, romantik ve heyecanı seven tüm okuyuculara şiddetle öneriyorum. Hatta fantastik sevmeyenlere bile öneriyorum. Bu kitap sayesinde kesinlikle seveceksiniz ! Favori serilerimden biri ve diğerleri gibi Dönüşüm'ün yeri de bende çok ayrı. Çok farklı konusu, karakterleri ve anlatımı var. 
Rachel Vincent'ı bir gün görürsem, bu seri için teşekkür edip onunla bol bol sohbet etmek isterim. Özellikle biten bir seri olmasına rağmen karakterlerimizin şimdiki hallerini hayal edip etmediğini veya arada düşünüp düşünmediğini sormak isterdim. Jace Hammond bu tatlım, evlenip çocuk yapacak birine de benzemiyor ama ne yapcağı da belli olmaz. :D 

"Seni en çok kimin sevdiği ya da kimin sana en çok ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışarak konuyu karıştırma. İşin sonunda bu sadece tek bir şeye gelecek: Onsuz yaşamayacağın kişiyi seçmeye."

Bir sonraki Rachel Vincent kitabında görüşmek üzere. Seriye bir şans verin.

Minnacık not : Seride, yazarımız aralarda şarkı isimleri vermişti. Karakterlerimizin telefon zil sesleri gibi falan. Bende bir müzik delisi olarak hepsini dinledim. İçlerinden favorilerimi paylaşmak istiyorum. Dinleyin derim ;
U+Ur Hand , She Hates Me  , Tyrant

Not : Faythe Sanders, her ne kadar seri boyunca beni sinirlendirsen ve seni dövmek istememe sebep olsan da yaptıkların çok hoşuma gidiyor.Özellikle erkekleri alt etmene bayılıyorum ! :D Marc Ramos, ah adamım senle kimyalarımız pek uyuşmadı. Huyum kurusun ki aşırı korumacı, hırslı ve baskın erkekleri pek sevemiyorum.Sende beni az sinir etmedin ama umarım amacına ulaşmışsındır. :D Jace Hammond, lütfen çapkınlıklarına devam et. Seni evli ve çocuklu hayal edemiyorum.Hayır niye bu duruma bu kadar taktım bilmiyorum ama sanki sen ileride evlenecekmişsin gibi bir his var içimde. (Jane kafayı yedi.) Tapılası, değişik mavi tonlarındaki gözlerinden öpüyorum seni. Ethan Sanders, ah be oğlum sen niye ilk kitapta dikkatimi çekmedin ki! En yakın arkadaşın Jace'e gönlümü kaptırdım bir kere. Ve 4.kitapta, Tuzak'ta beni salya sümük ağlattığın için teşekkürler !

(Jane'in yani benim, karakterlere sanki okuyacaklarmış gibi yazdığım notları okuduğunuz ve katlandığınız için teşekkürler ! Karakterler konusunda bir deli olabilirim. Cidden.)

9 Kasım 2013 Cumartesi

Jane'den Bir Haftasonu Sohbeti : Jane, Kitap Fuarı'na Giderse...


  Herkese merhabalar... Yine ben ! :D Bu sefer size gerçekten eğlenceli ve bir o kadar mükemmel yazı hazırladım. (Egosu tavan yapmış Jane...)  Her ne kadar yorgunluktan ölsemde, kitaplarıma doya doya bakamasam da bu yazı yazmadan rahat edemeyecektim. Hazır her şey taze tazeyken, parmaklarım klavye üzerinde dansa başlasın dedim.
Yaklaşık bir haftadır herkes bir TÜYAP koşuşturmasında. Geleneksel İstanbul Kitap Fuarımız geçen hafta başlamıştı. Yarın son buluyor. Bende her ne kadar ilk gün gitmek istesemde son anda ayağımın tozuyla kendimi fuara fırlattım. İyi ki de bugün gitmişim dedim. Baya tanıdıkla karşılaştım. Hepsini anlatacağım, görsellerde var elimde. Umarım sizde okurken büyük bir keyif alırsınız. Amacım kesinlikle kıskandırmak değil, heyecanımı ve mutluluğumu sizinle paylaşmak. Hem fuar yarında devam ediyor. Hala büyük şansınız var demektir.

Geçen senede olduğu gibi bu sene de çok yakın arkadaşım ve çok sevdiğim ablasıyla yine uzun yola adım attık. Metrobüs'le fuara gitmekte çok eğlenceli Kesinlikle deneyin ! Şahsen benim bugün gülmekten çenem ağrıdı. :D Neyse, koştura koştura hemen fuara girdik. İlk durağımız Dex Yayınları oldu. Çünkü oradan alacağım baya şey vardı. Ama ilk olarak Daemon'ın kitaplarını (Opal ve Köken) aldım. Sırıta sırıta yolumuza devam ettik. Epsilon Yayınevi karşımıza çıktı. Eh hazır gelmişim dedim, bir Julia Quinn almadan duramazdım. Sonra jet hızıyla Pegasus Yayınevi'ne gittik. Onların standlarına aşığım zaten. Dönüşüm serisinin son kitabı Lider'i alabildim. Açıkçası çok indirim yoktu. Tek kitap almama rağmen bol bol ayraç ve John Green ile Jo Moyes'un kitap kapaklarının basılı olduğu küçük çantaları vardı, onları da aldım. ( John Green'in ve Jo Moyes'ın yeni çıkan kitapları resmen gözümde kaldı.) O konuda cidden çok bonkörlerdir. :D Sonrasında Ephesus Yayınevi'ne gittik. Aslında oradan bir şey almayı planlamıyordum ama çok tutulan bir fantastik serileri varmış. Ejder'in Aşkı. Yerimde durur muyum hiç ? Stand başındaki hanımefendi de güzel bir indirim yapınca hava da kaptım.
 Tam o sırada Türk yazarlarımızdan biri olan ve bu aralar çok popüler de olan Fatih Murat Arsal'ı (nam-ı değer FM Amca ve FMA) gördüm. İmza günü vardı zaten ama benim arkadaş hemen önden imzasını kaptı. :D FMA'nın üç kitabını okudum, o yüzden yazarımızı görünce baya sevindim ama imza almadım. (Evet, aptalım ben!) Neyse canım. :D Ve tam orada takılırken kitap sayfalarından tanıdığım Duygu P'yi gördüm! Tabii ilkten çekindim yanına gitsem mi falan diye. Yanımdaki arkadaşım hemen gitti, hatırlattı kendini. Beni gösterip "Jane Wampirob" dedi. Kızcağız şaşırdı, "Aaa sen misin Jane Wampirob ? Gerçek adın ne?" diye sorunca açıkçası mutlu oldum. Demek bu ismimle de ün yapmışım. :P Ve yine tam o sırada yanımıza birileri geldi. Duygu P bizi tanıştırınca çok şaşırdım. Kendileri, "ahh ahh nerede bende böyle bir şey" dedirten, dolu dolu kitaplıklarının fotoğraflarını çeken Eren Nadir A. imiş. Onunla da tanışınca mutlu oldum baya. Çok sempatik biriydi. :D 

Daemon Black, beni karşılarken... :D Dex Standı !
Sonrasında artık kendimi tutamadım ve Artemis Yayınevi'nin kollarına atladım. Bu fuarda sanki daha güler yüzlüler, daha yararlılardı. (Alttan alttan laf sokarım çünkü en gıcık olduğum yayınevi. Ve şansıma en favori serilerimi çıkaran da yayınevi!) Mekanik Prenses için uğramıştım ama kalmadığını öğrenince resmen çıldırdım ! Neyseki kısa bir sürede hemen getirmişler. O kalın ve kaliteli kitaba öyle güzel bir indirim yaptılar ki ağzım açık kaldı, şaka falan zannettim. Hayır yani Artemis bu... Ne bekleyebilirim ki ? 

Hadi geçeyeyim bunları. Ve elbette Travis Maddox'u yani Ayaklı Bela'yı aldım. Stand'da ayraç yok diye resmen isyan çıkardık ama güler yüzlü görevliler bizi İthaki Yayınevine yönlendirdiler, ayraçlarımızı alınca süt dökmüş kediye döndük. :D Ve İthaki Yayınevi stand'ın da tanıdık bir yüz gördüm. Facebook'taki Fantastik Kitap Serileri sayfasının adminlerinden Kubilay'ı gördük. Sayfadaki yazıları kadar gerçekte de çok sempatik biriydi. Ayak üstü sohbet edip, tekrar Dex'e geri döndük. Çünkü alacaklarım daha bitmemişti. :D Kitaplar dışında kartpostallar ve rozetler istedim ama ne yazık ki kalmamış. İlk günlerden resmen yağmalanmışlar. Orada çalışanlardan Fırat Bey'i baya zorladık ama adam her şeye rağmen bizimle güler yüzle ilgilendi. :D Ve Melez serisinden Safkan ve Tanrı'yı alabildim. Pek indirim olmadığı için Apollyon'u alamadım. :( Canım sağolsun, cınım. Bu kadar almam bile mucize ! 

Artık sonlara doğru Beyaz Balina Yayınları'na uğradım. Çünkü orada çok eski tanıdığım ve çook sevdiğim Nesrin Ablam vardı. Yeni yeni kitap okumaya başladığım sıralar o yayınevine dadanmıştım. Nesrin Ablamda sağolsun çok yardımcı olmuştu bana. Uzun bir süredir görüşemiyorduk. Yanına gidince baya sevindi. Artık o yayınevinden kitap okumuyordum ama yeni açtıkları Arkadya Yayınları'na yönlendirdi beni. Bütçe biraz daha fazla olsaydı bir kaç kitap alacaktım. Cidden çok güzel kapakları ve konuları olan kitaplar vardı. Sizde mutlaka göz atın. 
Büyük hali için üstüne tıklayın.
"Tamam artık, gidiyoruz" derken yanımızdan geçen birinde Açlık Oyunları'nın bez poşetini gördüm. Eh Jane bunu görürde Pegasus standına geri dönmez mi ? Ama elim boş döndüm. İlk arkadaşım gitti sordu, ona hemen verdiler. Ben gittiğimde ise "kalmadı" dediler ama varmış. Buradan kınıyorum sizi Pegasus ! Vallahi gözüm kaldı, gelecek sene alırım hıncımı. :D  Eller, kollar dolu bir şekilde sırıtarak fuardan çıktık. Metrobüs için karşıya geçiren köprüye geldik. Köprü o kadar kalabalıktı ki... Resmen insan trafiği vardı. Ve bir ara köprü sallandı zannettim. Yanımdakiler inanmadı tabii. Sonra daha şiddetli bir sallandı ki... "Ahaa, mutlu mesut kitaplarımı alıp, ölmekte varmış." dedim ama sağsalim köprüyü atlattık. :D Bu sene daha da kalabalıktı fuar sanki... Yine de çok eğlenceli, muhteşem ve bir o kadar yorucu bir gündü. Bu seneki fuarı da atlattım. Şimdiden gelecek sene için hazırlık yapmaya başladım. Hadi hayırlısı...

Fuara gidemedim, geç kaldım diye üzülmeyin. Yarın son gün. Son fırsatı değerlendirin derim. Kitap Fuarı'ndan kitap almakta bambaşka....

Son olarak ; her standda durup "bana ayraç verin, aa bunu da isterim, ehehe biraz da şundan alabilir miyim" diyerek aç gözlülük yapan beni yine de güler yüzlülükle karşılayan fuar görevlilerine, bu senede fuarda yanımda olan en en yakın arkadaşım ile sempatik ablasına bol kahkahalı,eğlenceli ve yorucu gün için ve kızının kitaplarına para yetiştiremeyen, her sene fuar zamanı etekleri tutaşan bana bu sene fazla para vererek beni çok ama çok mutlu eden, istediğim kitapları rahatlıkla alabilmeme olanak sağlayan ve muhtemelen çılgın kızının bu çılgın blog yazısını hiçbir zaman görmeyecek olan anneme sonsuz teşekkürler. Canlarım benim ya, bugün mutluluktan havaya uçuyorsam hep sizin sayenizde ! 

Iııı, Jane'in düşük çenesinin bir sonucu olan bu yazıyı büyük bir sabırla okuduğunuz içinde teşekkürler ! Seviliyorsunuz.

Sevgiler, öpücükler ; Jane 

6 Kasım 2013 Çarşamba

Film Önerileri : Jane'in Yerine de İzleyin !


 Uzun zamandır film önerisi yapmıyordum. Hazır boş zamanım var, bunu blog'da değerlendireyim dedim. :D Bu aralar kendime bile ayıracak zamanım olmadığı için ne bir şey okuyabiliyorum ne de izleyebiliyorum. (Supernatural ve The Walking Dead hariç tabii.) O yüzden size önereceğim filmleri benim yerime de izleyin, kahkaha atın, ağlayın, hüzünlenin, eğlenin ve gerilimi yaşayın. :D Film önerileri de bekliyorum. Bazen ne izleyeceğimi şaşırıyorum. İzlenecek milyon film var ! 

Charlie'nin Çikolata Fabrikası : Aile, Komedi, Macera / Sanırım bıkmadan izleyeceğim filmlerden biri. Ki eminim çoğu kişi izlemiştir ya da adını duymuştur. Romandan uyarlama olan film, hem öğretici hemde eğlenceli. Kesinlikle izlemenizi öneririm. Johnny Deep kaçmaz ! :D 

Magic Mike : Komedi / Bu film yakışıklılarla dolup taşıyor diyebilirim. Matt Bomer, Channing Tatum ve Alex Pettyfer var desem..? O yüzden filmin konusuna bakmadan direk balıklama atlamıştım. Imm, eh biraz "ateş" bastıran bir filmdi. Ona göre izleyin. Hatta ilk fragmanı izleyip, ona göre filme giriş yapın. :D Benim için sorun olmadı çünkü ben bu yakışıklıların mimiklerine bakmaktan filme odaklanamadım bile !

Brave : Animasyon, Fantastik, Macera, Komedi / Bir ara animasyon izleme krizlerim tutmuştu,yine. O sırada izlemiştim Brave'i. Ki çok memnun kalmıştım. Her animasyonda olduğu gibi bunda da ders verici bir yönü vardı. Disney'in yaptığı bir animasyon kötü olabilir mi ? Olmaz, elbette. Animasyon krizi tutanlara ilaç gibi gelecek.

Kızım ve Ben : Aile, Komedi / Yazın, annemle TV'de rastgele film ararken karşımıza bu çıkmıştı. Alman yapımı bir komedi filmi. O kadar güzeldi ki... Sonra bir kaç kere daha sıkılmadan izledim. Bir baba-kızın yaşamını izleyin. Küçük kız çocuklarının çılgınlıklarını ve ne yapacağını bilemeyen babaları izlemek ayrı bir keyif veriyor. :D 

Umut Işığım : Romantik, Komedi, Drama / Filmde Jennifer Lawrence ve Bradley Cooper var. Kaçırır mıyım hiç ? Kitabı olmasına rağmen ilk filmi izledim. Gerçekten "izleyen" bir kişi, filmi anlayacak ve çok etkilenecek eminim. Çok derin ve ağır bir konusu varmış gibi görünebilir ama hayır. Günlük yaşamda karşımıza çıkan bir olay olmadığı için garip gelebilir. Ama ben hem anladım hemde çok etkilendim. En kısa zamanda tekrar izleneceklerim arasında.

Up / Yukarı Bak : Animasyon, Dram / Bu filmi o kadar çok duymuştum ki, TV'de görünce tüm işlerimi bırakıp, izlemeye başladım. Tanrım ! Çok güzel ve anlamlı bir filmdi. Animasyon olmasına rağmen ağlatacaktı beni. İzlemenizi öneririm.

Repo Men / Hacizciler : Suç, Aksiyon /  Bu filmde, TV'de rastgele görüp, izlediğim çoğu filmlerden biri. Çok değişik ve etkileyici bir konusu, kurgusu ve sahneleri vardı. O yüzden baya etkilendim ve bayıldım ! Bir ara tekrardan izleyip, her şeyi yerine oturtmam lazım. :D Entrasan bir şeyler arıyorsanız, önerim bu filmdir.

Kelebeğin Rüyası : Biyografi, Dram / Çok uzun bir zamandan sonra, sinemada izlediğim bir Türk yapımı filmi. Ki eminim biliyorsunuzdur. Yakın zamanda da adı sıkça gündeme geldi. Oscar'da aday adayı olmuş ya da olacakmış sanırım. Bir edebiyat sever olarak ve konusu ilgimi çekti ve sinemada izledim. Çok güzeldi ya. Oyunculardan tutun, kurgusuna kadar her şey çok güzeldi. Kesinlikle izleyin derim. Edebiyatımızın değerini anlayın. :D

Sevgiler, öpücükler ; Jane