Pages

Epsilon Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Epsilon Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2016 Pazartesi

Kitap Yorumu: Ölüm Serisi 5 - Büyülü Ölüm / Nora Roberts


Merhabalar


Enfes bir kitap daha okudum. Nora Roberts okudukça mutlu oluyorum. Çünkü bu yazarın kitaplarını bulmak zor. (Giderek daha da zorlaşıyor. Epsilon yeni basım yapmadığı için, sağolsun!) O yüzden sahaflarda karşıma Nora Roberts kitapları çıkınca -özellikle Ölüm Serisi kitapları- adeta elmas bulmuş gibi atlıyorum. Ölüm Serisinin şu ana kadar beş kitabını buldum. Zaten en son da beşinci kitabı, Büyülü Ölüm'ü okudum. Daha fazlasını istiyorum!


Roberts'ın Ölüm Serisi cidden çok güzel ve etkileyici. Sıkmayan, boğmayan bir polisiye kurgusu var. Özellikle karakterleri çok sağlam ve bağımlılık yapıyorlar. Serinin her bir kitabında farklı cinayetlere tanık olup, Eve Dallas ve ekibinin olayı çözmesini ve aşamalarını okuyoruz. Büyülü Ölüm'de de durum böyle. Fakat sanki yazar çıtayı bir tık düşürmüş. Neden mi?


  • Önceki kitaplara göre bu kitapta katilin kim olduğu bariz belli. Yani açık açık o kişinin cinayetleri işlediğini biliyorsunuz. Ama yeterli delil olmadığından Dallas, oradan oraya savruluyor. 
  • Kitabın sonu ve davanın kapanması çok basite kaçmış. Son on sayfaya her şeyi sıkıştırmış yazar. Oldu, bitti. Böyle 'ha' diye kalıyorsunuz. Sonu beni tatmin etmedi.
  • Ama bu kitabın diyalogları kalp ben derim. Diğer kitaplara oranla Büyülü Ölüm'de daha çok sohbet ve polisiye dışı bir diyalog vardı. Eve ve Roarke çiftine artık baya alışmış oluyorsunuz. Roarke'ın yaptıklarını böyle içiniz eriye eriye okuyorsunuz. Yok mu bize de bir İrlandalı serseri ama aslında süper zeki biri? Eve o kadar şanslı ki... Bazen sarsmak istiyorum. Şu adama değer verdiğini daha fazla göster diye. Neyse ki bu kitapta daha renkli bir çift olmuşlar.
  • Bir de geçici yeni bir karakter vardı. Jamie. Adeta Roarke'ın ergen hali ve çok fena bir karakterdi. Hem komik hem zeki hem de Roarke'a kafa tutmayı cesaret eden biriydi. Sırf şu ikisinin komik diyalogları için bile seriye başlayıp, bu kitabı okuyun derim. En favori sahnelerim onlara ait.

Kitabın diğer karakterleriyle de tam gaz devam. Eve'nin çılgın arkadaşı Mavis; iş ortağı ve dostu Feeney; cinayetlerden gelişmeler alıp, haber yapmaya çalışan Nadine ve en bir sevdiğim karakter ise Eve'nin yardımcısı Peabody. Kitapta her karşıma çıktığında 'go my girl' diye bağırasım geliyor nedense. :D

Ve bir şaşkınlığımı dile getireyim. Nora Roberts bu seriyi yazmaya 1995 yılında (doğum yılım) yazmaya başlamış. Tuhaf olan seri 2058 yılında geçiyor. Ve yazarın inanılmaz bir hayal gücü var. Taa 1995 yılında droidleri, uçan arabaları, robotları, ileri teknolojiyi ve lazerli silahları düşünüp, kurguyu bunun üzerine kurmuş. Zaten seriyi bu kadar ilgili çekici yapan da yazarın farklı düşünmesi. Kim 90'larda droid'leri düşünür ki? Hatta hala dönemimizde olmayan uçan arabaları? Gerçekten ilginç. Kitaplarını okudukça arada sırada, "nereden aklına geldi acaba yoksa kadın cidden geleceği mi görüyor" diye mırıldanıyorum.

Okuduğum tek polisiye serisi. Okuyun, okutun. Nora Roberts candır.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

8 Aralık 2015 Salı

Kitap Yorumu: Ateş Serisi 2 - Kan Ateşi / Karen Marie Moning


Merhabalar

Yine Barrons'ın sırlarını çözemediğim bir Ateş Serisi kitabı daha bitti. Ama bu seriyi seviyorum. Her ne kadar Kan Ateşi, ilk kitap Karanlık Ateş gibi aynı kurguya sahip olsa da hem eğlenerek hem de sıkılmadan okudum. İlk kitapta kurguya özel terimler birden çok gelmişti. Yeni bir dünya. Bilinmeyen kelimeler, yaratıklar falan. Ama bu kitapta çok aşina oluyorsunuz. Kurgu daha da oturdu şu an. Ve artık Barrons'u çözme zamanı!

Ama elbette bu kolay değil. Barrons insan mı Fae mi canavar mı... Ne acaba derken kafayı yememek elde değil. Tabii bu kitapta bir tık açılıyor. Hatta şaşırdım. "Aaa Barronscuğum sen yapar mıydın böyle şeyler ?"

Kan Ateşi'nde Mac & Barrons ikilisi yine Sinsar Dubh peşindeler. Başları yine beladan çıkmıyor. Mac, artık tamamen başka biridir. Tabii hala pembe delisi ama siyahlara bürünmüş durumda. Alina'nın katilini unutmuş değil. Ve gerçek ailesi hakkında bilgiler öğrenmeye başladı. Sidhe Kahinleriyle tanıştı ve onlar hakkında da bilgiler aldı. Özellikle 13 yaşındaki Dani'yi şimdiden sevdim. Serinin ilerleyen bölümlerinde daha çok göreceğimizi umuyorum. 

"Bir şey soracağım, IYCGM ve IYD kim?"
"Bayan Lane o numaraları yalnızca ölürken arayın, ölmek üzereyken aramanız gereken iki numaradır o. Ve sakın ölmeden aramayın yoksa ben gelip kendim sizi öldürürüm."

Ve bu kitapta Barrons biraz daha uysaldı sanki. Bayan Lane'lere devam etti ve etekleri tutuşunca hemen Mac'lere geri dönüyor kereta. :D Hmm ama kitapta bir bölüm var. Mac'in izni olmadan ona bir şey yapıyor. Harbi ben bile sinir oldum. Ama sonra da iyi ki yapmış diyeceksiniz. Dengesizleştiriyor bu adam yahu.

Bir de V'lane karakteri var. Kendisi bir prens ve Seks-Ölüm Fae'si. İlk başlarda Mac'i korkutuyordu ama sonrasında iş birliği bile yaptılar. Mac'in isteklerini yerine getirmeler falan. Kızı bir saatliğine almış ama tam bir ay ortada yok gözüküyordu. Mac geri döndüğünde Barrons'un yüz ifadesini bir hayal edin bence. Okurken kahkaha attım orada.

Bir anda ona bir yumruk attım, kafası arkaya doğru gidip geldi.
B-"Mutlu musun şimdi?"
M-"Canın acıdı mı?"
B-"Hayır."
M-"Tekrar vurabilir miyim?"
B-"Hayır git kendine bir kum torbası al."

Hmm. Bunların dışında hemen hemen her şey aynı. Barrons, buzlar prensi havasındaydı. Mac vikvik konuştu ve aklından delicesine sorular geçti. Kitabın sonlarına doğru Sinsar Dubh'u buluyor. Ama ne olduğunu biz henüz göremiyoruz. Sanırım üçüncü kitap bomba gibi bir kurguyla gelecek. 

Son olarak diyeceğim şu ki; hem özgün bir fantastik kurguya sahip olup hem de sırlarla dolu karakterler olmasına rağmen aralarındaki diyaloglar bu kadar komik ve eğlenceli olan bir seri okumadım sanırım. Galiba ?

Sonraki kitapta görüşmek üzere!

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

26 Ekim 2015 Pazartesi

2015 Goodreads Challenge - Meydan Okuma


Merhabaa

Bu aralar Goodreads'teki Challenge'ımı tamamlama rahatlığını yaşıyorum. Nedense orada ne zaman 'meydan okumalara' katılsam hep tedirginim. Ay bitiremeyeceğim, ay başaramayacağım. O yüzden bundan sonra bu etkinliğe katılmamaya karar verdim. Yoksa yine haram bana geceler... :D

Goodreads'teki Challenge etkinliği, her yeni yıla girdiğimizde size o yılda kaç kitap okumayı hedeflediğinizi belirtmenizi istiyor. Ben 2014'te 64 dedim, yapamadım. 2015'te 50 dedim. Valla bu sefer tutturdum. Hatta şuan 10 kitap ilerideymişim bile. Ama yine de sanki kitap okumaya zorlayan bir etkinlik gibi gelmeye başladı bana. Bırakıyorum arkadaş. Ama tabii isteyenler katılsın. Bazen zevkli olabiliyor.

Gelelim ben hangi 50 kitabı okumuşum. Genel bir tekrar olacak blog'ta. Umarım okuma listenize bir katkısı olur.

2015 - Ocak ile başladığım kitap ve devamındaki liste; (Goodreads'te verdiğim puanlarla birlikte)

Harry Potter ve Felsefe Taşı (5/5) -İlk HP okuduğum zamanlar. Hey gidi hey!
Hiçliğin Kıyısında (4/5)
Tatlı Şeytan (4/5)
Sookie Stackhouse - Cadı Ölüsü (3/5)
Kanbağı 5 - Gümüş Gölgeler (5/5)
Duman ve Kemiğin Kızı (5/5)
Bridgerton 4 - Rüyalar Gerçek Olsa (3/5)
Lux 5 - Direniş (5/5)
Tersyüz (5/5)
Uyumsuz Koleksiyonu - Dört (4/5)
Kıyamet Sonrası - Susan Ee (2/5)
Fırsatçı (3/5)
Kan ve Yıldız Işığı Günleri (5/5)
Maddox 1 - Tatlı Sır (3/5)
Gölge ve Kemik (4/5)
Kurtlara Söyle Eve Döndüm (3/5)
Kuşatma ve Fırtına (3/5)
Cam Şato (3/5)
Karanlık Zihinler (5/5)
Tehlikeli Kızıl (4/5)
Cinder (5/5)
Tatlı Tehlike (2/5)
Küçük Prenses (5/5) *İngilizce ödevi içindi
Kızıl Yükseliş (4/5)
Hırsız (5/5)
Evrenin Ötesinde (4/5)
PuCCa 5 - O Adam Buraya Gelecek (4/5)
Beni Seç (4/5)
Sadece Bir Gece (5/5)
Sadece Bir Yıl (5/5) *Kesinlikle bu yılın en favori kitabım. İlk kitabı Sadece Bir Gün.
Bir Milyon Güneş (3/5)
Siyah Damar (4/5)
Karanlık Taç (5/5)
İki Hayat Arasında (5/5)
Yakut Çember (5/5)
Görkemli Ölüm (5/5)
Mezardan Uyanan (4/5)
Kayıp Dük (2/5)
Dünyanın Gölgesi (2/5)
Sınırları Zorlamak (4/5)
Sookie S. 5 - Ölüler Ölüsü (3/5)
Ben Ölmeden Önce (4/5)
Yabancı (4/5)
Kördüğüm (4/5)
Harry Potter ve Sırlar Odası (4/5)
Ölümsüz Ölüm (4/5)
Zehir Ustası (5/5)
Tatlı Yalan (4/5)
Karanlık Ateş (4/5)
Kurucunun Kızı (3/5)

İşte benim listem böyle. Tatlı Tehlike dışında iki puan verdiğim kitaplara burada yorum yapmadım. Ve Goodreads'te puanlama yapmamın sebebi ben bu kitabı sevdim mi, tekrar okur muyum, biri öneri istese ön plana alır mıyım düşüncelerime yardımcı olsun diyedir. Yani yazarları ölçüp, biçmiyorum. Eleştirilerimi buradan yapıyorum zaten. :D Listeye şöyle bir göz attım da cidden güzel kitaplar okumuşum. Toplasan beş kitabı falan sevmemişimdir. Onların dışında geneli cidden güzeldi. Özellikle yukarıda da açıkladığım gibi Sadece Bir Yıl benim favorim. Her an aklıma gelen nadir kitaplardan biridir.

Goodreads maceram böyleydi. Küçük bir haber vereyim. Bu seneki İstanbul Kitap Fuar'ına gelemiyorum. Sınav tarihlerimle öyle müthiş çakışıyorlar ki... Sanki bana özel hazırlanmış bu tarihler. :P İçim kan ağlıyor, bakmayın öyle güldüğüme. Bu sene çok mu çok gelmek istedim. Bir güncük bile. Ama ne yazık ki yokum. Artık siz gezip, dedikoduları siz bana verirsiniz. Seviliyorsunuz.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

18 Ekim 2015 Pazar

Kitap Yorumu: Ateş Serisi 1 - Karanlık Ateş / Karen Marie Moning


Merhabaaa

Size müthiş kitaplarla döneceğim demiştim. İlki geliyor şimdi. Ve bu blog'taki 200.yazım olacak. Ne ara o kadar yazı yazdım, ben de bilmiyorum. :D Ama nedense içim kıpır kıpır. Kaldığımız yerden devam edelim.

Uzun bir zamandır Ateş serisine başlamak istiyordum. İlk üç kitabı Epsilon Yayınevi'nden çıktı. Sonraki kitapları Artemis Yayınevi üstlendi. Şuana kadar beş kitap yayınlandı. Fakat ilk iki kitabın basımları tükendi. Ya benim gibi pdf bulup, okuyacaksınız ya da yine benim gibi sahaf sahaf gezip kitapları bulacaksanız. (İkinci kitabı buldum sadece.)

İlk kitabı pdf olarak okumama rağmen iki gün içinde bitirdim. Ki cidden e-book formatında okumayı sevmiyorum. Ama bu seri için katlandım. Valla ne olduğunu anlamadan kitabı bitirmiştim. Tamam, itiraf ediyorum bazen sıkıldım. Çünkü yazar kendi dünyasını yaratmış. Yani bilinmeyen isimler, terimler, yeni türler falan derken okurken odaklanmam zor oldu ama kitabın sonlarına doğru her şeyi olmasa da kavrıyorsunuz kurguyu. O yüzden kitabı yorumlarken bazı şeyleri atlayacağım. Nasıl açıklayacağımı bilmiyorum. Tek net anladığım Fae adı verilen değişik yaratıkların olduğu. Farklı türleri var. Ve bu yaratıkları görebilen, baş edebilen bir baş kadın karakterimiz var: Mac. Kendileri çok renkli, geveze ve inatçı bir karakter. Pembe rengine takıntısı var. Süslenmeyi seviyor, vücudundan memnun. Kendi kendine çok konuşuyor. Belaları üstüne çekmekte bir numara. Ben kitabı okuduktan sonra şu sonucu çıkardım: Sookie x 4 + pembe = Mac olmuş yani. O yüzden kadın karakteri baya sevdim. :D Jericho Barrons adında esrarengiz bir de erkek karakterimiz var. Yazar bu erkek karakter üzerinde çok mu çok çalışmış. Öyle ki hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Nedir, kimdir, kimlerdendir, neyi sever, nerelidir falan hiçbir özel bilgisi bilinmiyor. Mac'e kitap boyunca Bayan Lane diyor. (Sadece bir kere Mac dedi onda da...neyse spoiler) Ona öyle hitap etmesi beni deli etti. Çünkü o 'Bayan' kelimesi aralarına kalın bir sınır çiziyormuş gibi. 

Dış görünüş olarak Mac cidden alımlı ve güzel bir kadın. Yeşil gözlü, sarışındı şimdi esmer oldu gibi, hatlı falan. Barrons ise nasıl desem... Uzun siyah palto ve kırmızı gömlekler giyen, çekici bir suratı olan, gece rengindeki gözleri... Bazı hareketlerini yazar öyle bir tasvir etmiş ki Sercan'ın dediği gibi "Mahsun Kırmızıgül, İsmail Yk" aklınıza geliyor. :D Ama bazı sahnelerde adeta Matrix gibi. Bir hava bir hava... Alev buralar hep.

Serinin ilk kitabı olmasına rağmen severek okudum. Aklımı baya karıştırdı. (Ölümcül Oyuncaklar'da da öyle olmuştu şimdi bağımlısıyım.) Yazar cidden başka yerde okumadığınız bir dünya yaratmış. Hayal gücüne hayran kaldım. Eminim ki diğer kitaplarda daha da uçuşa geçecek.

Kitabın genel konusu ise şu; Mac, Dublin'de okuyan kardeşi Alina'nın esrarengiz ölümünü araştırmak üzere Dublin'e gidiyor. Ne yapacağını, nereden başlayacağını bilmeden öylece dolanırken bir kitapevine girer ve kardeşinin telefonda ona sesli mesajla bıraktığı ve anlamını bilmediği kelimenin anlamını orada çalışan bir bayana sorar. Bu soru sonrasında tamamen hayatı değişir. Girdiği kitapevi Barrons'a aittir. Yanında çalıştırdığı kadın Fiona hemen Barrons'u çağırır ve sonrasında olaylar tamamen karışır. Mac, aslında kim olduğunu, kardeşinin katilinin kim olduğunu ve daha önce keşfetmediği, fark etmediği yeni dünyayı tanır. Eli kana bulaşır, başına bir sürü bela gelir, Barrons'la didişir. Ve en sonda da gerçekten şaşırtıcı bir şey öğreniyor. Söylemeyeceğim. Nokta. :D

Olaylar hep arka arkaya sıralandı. Yazar dikkatinizin dağılmasına izin vermeden kurguyu ilmik ilmik işlemiş. Yarattığı özel kurgu dışında çok komik diyaloglar da yazmış. Öyle ki kitabı bitirdim ama hala o sahneler aklıma geldikçe kahkaha atıyorum. Özellikle bir tanesinde nedense kendimden geçtim.

Neyse ki, Sidhe-kahini içgüdülerim harekete geçmiş ve yaratık beni havalandırdığı anda iki elimle birden göğsüne vurabilmiştim. Ama maalesef, aynen o şekilde donmuştu; eli saçımda ve ben havada sallanır vaziyetteyken.
''Barrons,'' diye çaresizce seslendim. ''Neredesin?''
''İnanılmaz,'' dedi tam tepemden gelen aksi bir ses. ''Tasarladığım bütün olası senaryoları düşünüyorum da, bu hiç aklıma gelmemişti.''

Mac ve macerları diyeceğim bu alıntılara. :D Cidden çok komik ikili oldular. Barrons ne kadar ciddiyse Mac o kadar umursamaz ve çocuk gibi. Kitabın sonu da zaten 'sırt sırta verdik, bu yola baş koyduk' tarzında bitti. İkinci kitabı okumak için çok beklemeyeceğim. Siz de bu seriyi okumak için çok beklemeyin canlarım. Pdf bulamayanlar ulaşsın bana ben ikisini de yollarım. *-*

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

4 Ekim 2015 Pazar

Kitap Yorumu: Ölüm Serisi 3 - Ölümsüz Ölüm / Nora Roberts


Merhabaaa

Okullar başladı mı?  Benimki süper hızla başladı. Bünye alışık olmadığı için ilk birkaç gün sudan çıkmış balık gibiydim. Amaa Harry Potter 2'yi ve Ölümsüz Ölüm'ü arka arkaya okudum. Tekrar suya dalmış gibi ayıldım. *-*

HP'nin yorumunu yapmayacağım. Kaç yıllık seri yani. Bilmeyen yoktur. (Kesin vardır ama yorum yapmaya tırstım.) Tek diyebileceğim hem filmleri hem kitapları müthiş olan bir seri yani. Üstüme Hogwarts'ı yapın.

Spot ışıklarını Ölümsüz Ölüm'e alalım. Nora Roberts'ın Ölüm Serisi'ni göz önünden ayırmıyorum. Her gittiğim sahafta didik didik serinin kitaplarını arıyorum ve illa ki biri karşıma çıkıyor. Ölümsüz Ölüm'ü de öyle bulmuştum ve 3 günde yuttum elemanı. Ay yine müthişti. Büyük bir zevkle okuyorum seriyi.

Giderek de güzelleşiyor. Ama bu sefer katili daha sahneye adım atar atmaz anladım. Karakteri okuyorum böyle... Bir itici bir ukala geldi ki sormayın. Hemen katil etiketini üstüne yapıştırdım ve son bölümde o olduğunu öğrenince 'hıh demiştim' dedim kendi kendime. Ama yine de kitap süper akıcıydı.

"Neredeyse dilini yutacaksın, Peabody. Bir erkek, şeytan gibi bir yüze ve tanrı gibi bir bedene sahip olduğunda niçin kadınların gözleri cam gibi oluveriyor?" -Feeney

Bu sefer cinayet suçuna Eve'nin yakın arkadaşı Mavis bulaşıyor. Tabii suçun onun işleyip işlemediği belli değil ama tüm kanıtlar onu gösteriyor. Eve cidden süper iki şey arasında kalıyor. En iyi arkadaşlık görevi mi mesleği mi? Ve bir yandan da evlilik hazırlıklarıyla baş etmeye çalışıyor. :D Ya çok komiklerdi. Hele Roarke... Adamdaki o hava... Yazar çok keskin ve sağlam karakterler yaratmış. Eve'nin ekibine ayrı bayılıyorum. Özellikle bu kitapta Feeney ve Peabody baya ön plandaydı ve onları okurken sırıtmamak imkansız. Eve'i hem çıldırtıyorlar hem de süper destek oluyorlar. Bir de Eve'nin geçmişiyle ilgili baya bir bilgi öğrendim. Önceki kitaplarda sadece söz ediyordu ama şimdi Dr.Mira ve Roarke sayesinde geçmişiyle ilgili baya şeyi dile getirdi. Fenaydı. Ya kitap miss gibiydi. Polisiye türünü daha çok sever oldum. Yazar bazı terimleri öyle basitçe anlatmış ki sıkılmıyorsunuz. Detaylar yerinde. Romantiklik doğru oranda. Karakterler arasındaki bağ deseniz en bi' sevdiğim şey. Okuyun bu seriyi. İlk 10 kitabını bulmak çok zor. Basımları tükendi ve yayınevi tekrar basmayı düşünmüyormuş. Ya sahaflarda arayacaksınız ya da internette pdf'leri var onları indireceksiniz. Elimde olmayan kitapları indirdim mesela.

Şimdilik böyle. Yine görüşmek üzere.
Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

18 Ağustos 2015 Salı

Kitap Yorumu: Ölüm Serisi 2 - Görkemli Ölüm / Nora Roberts


Merhabaaa

Biri bana dur desin yoksa kitapsız kalacağım. Normalde ayda kaç kitap okuduğumu hesaplamam ya da 'şu kadar okumam lazım yea' demem. Sonuçta kitap okumak bir hobi, iş değil. Hatta Goodreads'teki 'yılda bu kadar kitap okucam' meydan okumasına katıldığım için lanet okuyorum. Sanki 50 kitabı okumazsam bir daha hiç kitap yüzü görmeyecekmişim gibi hissediyordum. O yüzden bazı kitapları zorlamaymış gibi okuyordum. Falan filan. Neyse ki yazın bu durumu toparladım. Zevk için okuyorum. Bir daha Goodreads'te öyle bir etkinliğe katılmam. Lanet gibi resmen. -.- 

Atarlanmam bitti. Konu buraya nasıl geldi bilmiyorum. Her neyse. Bu aralar kitaplara doyamıyormuşum gibi jet hızıyla okuyorum. Biraz da göt korkusu var. Eylül ayından sonra zorlu bir döneme gireceğim kesin. Bölümün zorluğunu bilmiyorum ama başımda Rusça gibi bir tatlı bela olacak. O yüzden yaz tatilimi iyi değerlendirmeye çalışıyorum. Ve ayın 6.kitabını da bitirdim. Resmen benim için rekor!

Ay ama bıdı bıdı'larım bir yana, Nora Roberts okumayı o kadar çoook özlemişim ki... Bu yazarı bi ayrı seviyorum. Nedense Ölüm Serisi'ne de fena bağımlıyım. Ki daha 2.kitabı bitirdim. Gören de serinin yeni kitabını bekliyor falan diyecek. (Şaka maka yurt dışında 40 küsürüncü kitabı çıkmış serinin.) Ama yine de çok seviyorum seriyi. Sanırım farklı olduğundan ve ülkemizde bulunmadığındandır. Evet, bu seriye başlayanları bir uyarayım. Serinin ilk 7 kitabını çoook zor bulursunuz. Aktif satışı yok. Sahaf sahaf gezip bulmalısınız. Olmadı pdf dosyasını bulup, indirin. İlk kitabı öyle okumuştum. Şimdi 2.kitabı normal okudum. Şans eseri bulup, almıştım. Ve acı haber; yayınevi -Epsilon- yeni basım yapmayı düşünmüyor. Ne diyeyim. Aynen devam. -.-

Neyse. Yine de bu seriden kopamam. Eve Dallas'ın sert karakterini okumayı özlemişim. Gizemli olayları çözerken ki halleri öldürüyor beni. Kadın adeta kitap dünyasının Kraliçesi. Eh, Roarke'ın hakkını yiyemem. Eve gibi zorlu bir kadını elde etti de sonunda mutlular. Aslında bu kadar hızlı giden çiftleri pek sevmem ama bunlar o kadar doğal ve normaller ki... Cıvık cıvık aşk yok. Aşk üçgeni yok. (Roarke'ın eskileri karşılarına çıkıyor ama tepki alacak kadar değil.) İkisi de yaralı ve birbirlerini iyileştiriyorlar. Roberts'ı alkışlıyorum. Süper bir çift yaratmış.

"Ona... meşgul olduğumu söyledim. O sıralarda başka birine aşık olmak üzereydim."

Ama Görkemli Ölüm'de işler biraz karışık. Eve, işine aşık bir kadın ve hayatına değer vereceği biri girdiğinde ne yapacağını şaşırıyor. Hem Eve'nin hem de Roarke'ın eski yaşamlarını merak ediyorum. Umarım ilerleyen kitaplarda görürüz. Çünkü bu kitapta baya çelişki yaşadılar. Eh bir de yine cinayet olayları vardı. İki ünlü kadın aynı şekilde öldürülüyor ve ikisini de yakından tanıyan yine Roarke. Eve artık kafayı yiyecek sanırım. İlk kitapta da buna benzer olay vardı. Ama Roarke n'apsın. Adam zengin, çevrisi geniş, İrlandalı, yakışıklı, zevk düşkünü... Eheem, konuyu saptırmayayım. 

Bu kitap da gizemli olayları içeren bir polisiye kitabıydı ve öyle güzel okutturdu ki kendini... Eve'nin ekibini çok seviyorum. Partneri Feeney'i sevdiğimi söylemiştim zaten. Bi de Şef Tibble ile acemi polis memuru Peabody ortaya çıktı. Bu ikisini daha çok görmek istiyorum! Ve Eve'nin ilginç bir karaktere sahip olan arkadaşı Mavis'i çok sevdim. Bu kitapta ekip daha eğlenceliydi. Aralarındaki diyalog beni yedi bitirdi. :D

Hmmm. Bunların dışında, valla seriyi özlemişim. Bir daha bu kadar ara vermeyeceğim. Sağlam bir polisiye serisi istiyorsanız, Nora'ya yapışın derim.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

6 Mart 2015 Cuma

Kitap Yorumu: Rüyalar Gerçek Olsa - Julia Quinn


Merhabalar...

Ya, resmen blog'a yazmak için zaman kolluyorum. En sonunda dayanamadım ve oturdum bugün, başladım yazmaya. Şubat ayında hiç yok gibiydim. Başka şeylerle uğraşıyordum ama yok, blog gibisi olmuyor maalesef. :D O yüzden Mart ayında baya verimli olmaya çalışacağım ki gerçekten enfes yazılar arka arkaya gelecek. Eski formuma kavuşuyorum, a dostlar!

Blog'a girmediğim zamanlar iki kitap bitirdim. Yeni bir tanesine de bugün başlayacağım ama ilk önce okuduklarımı bir ballandıra ballandıra anlatayım, sonra yeni maceralara atılırım dedim. Umarım zevkle okursunuz...

Bir kadının hayatında, kalbinin göğsünden fırlayacağını hissettiği, dünyanın birdenbire pembe ve mükemmel göründüğü, kapı zilinin bir melodi gibi duyulduğu anlar vardır.

Beni bilenler bilir, Julia Quinn'in Bridgerton serisine aşığım. Hem de baya seviyorum. İlk okuduğum tarihi aşk romanı olmasa da beni bu türe bağlayan bir seri diyebilirim. Kısaca seriye nasıl başladığımı da anlatayım. Çünkü sonunu bu kitaba bağlayacağım. :D
Lise son sınıftayken sanırım, en yakın kitap kurdu arkadaşımı hep sıkıştırıyordum bana tarihi aşk öner diye. Çünkü kendisi bu türe deli gibi sarmıştı. İlk önerdiği iki kitabı okumuştum ama daha farklı bir şeyler arıyordum ve bana Colin diye bir karakterden bahsetti... Yeşil gözlü, yapılı, komik ve tam senin sevdiğin erkek karakterlerden dedi. O an zaten hiç konusuna bakmaksızın bu kitabı alacaktım ama beni engelledi ve Colin'in olduğu kitabın 4.sırada yer aldığını ve ondan önceki kitapları mutlaka okumam gerektiğini söyledi. İşte o günden beri sabırla ilk üç kitabı okudum ki hepsi enfesti. Sonunda Colin'i okudum ve açıkçası beklediğim gibi değildi. 

Kısaca konusundan bahsedeyim. Bridgerton'un kocaman bir aile olduğunu ve Colin'in 3.sırada yer aldığını biliyorsunuzdur. Bir Bridgerton geleneği olarak, her sene kardeşlerden biri evlilik için zorlanır. Lady Bridgteron -anneleri- bu sefer gözünü Colin'e takmıştır. Çünkü oğlu artık 33 yaşındadır ve ona göre acil evlendirilmesi lazımdır. Colin ise hiç böyle düşünmüyor. O hala tüm dünyayı gezmek, görmek ve bekar hayatı yaşamak istiyor. Çünkü hiçbir zaman kendine göre bir kadın bulacağını sanmaz. Ah bir de şöyle bir şey var. Uzaktan Colin Bridgerton her ne kadar sağlam, güvenilir ve kendinden emin gibi görünse de onun da zayıf noktaları ve kendince sorunları vardır. İşte bunları gören ve ona destek çıkan kadın ise hayatının aşkı olacaktır.

...Colin'in durumunda insanlık tarihinin en güzel yeşil gözleri bu adamdaydı. Bunlar bir genç kızın hayallerini süsleyecek gözlerdi.


Kim bu şanslı kadın derseniz -ki burası kesinlikle spoiler değil- ise oldukça şaşıracağınız biri. Seriyi okuyanlar şaşıracak tabii. :D Partilerin en rüküş kızı  Penelope Featherington, yıllardır gizliden gizliye Colin'e aşıktır. Onu her gördüğünde, onunla her konuştuğunda kendinden geçmekte ama bunu hep kendine saklamıştır. Zaten bir önceki kitapta Colin, yanlışlıkla onun kalbini feci kırmıştı. Bu yüzden Penelope, kaderine razı gelip onu uzaktan sevmeye devam etmektedir. Taa ki sırları ortaya çıkana kadar. Penelope, yıllardır sakladığı sırrı Colin öğrenince aralarındaki sıradan ilişki bambaşka bir boyuta geçti ama bunun süreci öyle komik ve eğlenceliydi ki... Yani aslında şöyle bir düşününce Colin'in başrol olduğu bir kitap elbette komik olur. Çünkü diğer kitaplarda da çok gözükmese de oldukça güldüren sahneleri vardı. Bu kitapta size ciddi ciddi kahkaha attıracak. Güvenin bana.

"Hayatında ilgilendiğin bir şey olması iyidir. Tatmin edici bir şey... Saatlerini anlamlı kılacak bir hedefinin olması. Tembel bir hayatın güzelliklerini hiç anlamamışımdır." -Penelope

Penelope'nin sırrını elbette söylemeyeceğim. Ama yazar çok güzel düşünmüş. Penelope'nin sırrı, Colin'in gizli yeteneği ortak bir yola dönüşmüş. Bu yüzden güzel bir tarihi aşk okuyabileceksiniz. 
Benim hayal kırıklığına uğradığım yerler ise... Bilemiyorum aslında. Belki de Colin'i çok sevdiğim için ve bu kitaptan beklentim çok yüksek olduğu için bazı şeyler hoşuma gitmedi. Olabilir. Ama genel olarak sevdim ve bu çifti onaylıyorum!

Bunun yanı sıra diğer karakterleri de gördük elbette. Anthony ve Daphne de aralarda gözüktüler ki Daphne'nin olduğu sahne çok anlamlıydı. Kitapta geçen her karakteri sevdim ve gülerek okudum. Hatta partilerde hiç istenmeyen kişi huysuz ve yaşlı Lady Danbury bile beni baya güldürdü. Penelople ile resmen kanka oldular. :D Onların sahnesi ayrı komediydi. Ya, cidden okuyun bu seriyi. Stres atıyor insan.

"Kimse bana bakmıyordu, kimse benimle konuşmuyordu. Ben sadece orada durdum, dinledim ve kimse bunu fark etmedi." -Lady Whistledown 

Kitaptaki bir diğer eğlenceli konu ise Lady Danbury'nin ilginç teklifi. Hatırlar mısınız bilmiyorum ama serinin kitaplarında her bölümün başında bir gazete haberi oluyor. Lady Whistledown adındaki birinin dedikodu yazıları. Heh, işte o kişiyi bulana para vereceğini iddia ediyor Lady Danbury ve ortalık karışıyor. Herkes birbirinden şüpheleniyor. Hatta Colin, Eloise'i bile Lady Whistledown olduğunu ciddi ciddi düşünüyor. Bu eğlenceli çekişmeyi okumalısınız!!!

Bunların dışında Colin'in kardeşlerinden biri olan Eloise'e bayıldım! Gelecek kitap zaten ona ait ve yazar resmen bu kitapta karakterin tanıtımını yapmış. O da Colin gibi çok eğlenceli, bilmiş ve tuttuğunu koparan bir kız. Onun sahnelerini okurken çok eğlendim. Bu kitabı okurken gerçekten baya kahkaha attım. :D Sizi sıkmayan, boğmayan ve eğlendiren bir tarihi aşk romanı istiyorsanız işte alın bu seriyi baş ucunuza koyun. En iyilerim dediklerimdendir. 

Son olarak... Penelope'in açık sözlülüğünü ve dobralığını çok sevdim. Colin'i bu yüzden tam tamamlıyor. :D Kitabı okurken bazen onların yanına gidip, sarılasım geldi. Birbirlerini çok güzel betimlemişler. İmrendim vallahi.

Şimdilik bu kadar. Dolu dolu bir tarihi aşk romanı okudum. Bir daha ne zaman seriye devam ederim bilemiyorum ama Eloise'yi şimdiden çok sevdim. :D

Kocaman öpücükler, sevgiler; Jane

21 Kasım 2014 Cuma

Bir Fuar Daha Geldi, Geçti


Selam Millet !

Bu aralar blog'da paylaşılacak yazılar arttı ve ben de zaman bulup, hepsini yayınlamaya çalışıyorum. :D O yüzden en son okuduğum Avcı kitabı yorumu geç geldi. Peh, zaten benim için çok güzeldi diyemem. Neyse. Yeni kitaplara geçiş yapıyorum.

Her sene olduğu gibi bu senede kitap fuarı için aşırı heyecan yaptım. Her fırsatta listeye yeni kitaplar ekledim. Alamayacağımı bilsem bile onlarla bir liste yapmak bile eğlenceliydi. :D Eh bir de bu sene fuara gelip, gelemeyeceğim kesin değildi. Üniversiteyi istediğim bir şekilde kazanınca kendimi Safranbolu'nda buldum. İstanbul'la arası pek yok aslında. Zaten fuar içinde baya para biriktirmiştim. Sonra tam fuar zamanı araya başka bir plan girdi. (Konser. Onun yazısı da gelecek.) Ona para yatırınca bir baktım elimde para kalmamış. Fuara gidebilecek miyim falan diye kara kara düşünürken artık dayanamadım ve fuarın son günü kendimi Tüyap'a fırlattım.

Fuara gitmek bile eğlenceli. O metrobüste yer kapmalar, köprüden geçerken insanlara çarpmak falan... Fuarın içine girince kalbim tekledi. :D Neden bu kadar heyecan yapıyorum, bilmiyorum. Belki de bir arada o kadar kitap görünce kendimi kaybediyorumdur. Gezilecek çok yer vardı ama ilk Dex standına uğradım. Müthiş indirimleri olduğundan değil, bir kenara 9TL'lik bazı kitapları koymuşlar. Orada Meleğin Düşüşü vardı. Onu aldım bir tek. Lux serisinin son kitabı Direniş bana masum masum baktı ama %20 indirimle o kitabı alamazdım. Dalga geçer gibi. :D Yani Dex'de hiç güzel indirim yoktu. Arka planlarına aşık oldum. Onun fotoğrafını çekip, oradan uzaklaştım.

Sonra Go! Kitap'ı gördüm. O standa zaten gidecektim. Çünkü yıllardır tanıdığım biri vardı. Beyaz Balina yayınlarından Nesrin ablam. Daha 11-12 yaşlarındayken Beyaz Balina'yı keşfetmiştim. Sonra internetten forumlarına katılmıştım. İlk kitabımı onlardan kazanmıştım. Hatta Nesrin abla ile o kadar çok konuşuyordum ki hem benim hem de kardeşimin doğum gününde kitap yollamıştı. Beni o kadar etkilemiş ki hala unutamıyorum o anları. :D Yani Beyaz Balina ve Nesrin abla benim için çok ayrı. Her sene fuara gittiğimde yanına mutlaka uğrarım. Bu sene de gittim ve çok güzel haberlerini aldım. Beyaz Balina, çocuklara ağırlık veren bir yayınevi. Geçen sene de Arkadya yayınevini açmışlardı. Arkadya da yetişkinler için bir yayınevi. Asıl bomba ise bu sene! Go!Kitap tam biz gençler için. Zaten daha ilk kitaplarında adlarını duyurdular. The 100 kitabını duymayan var mı ? Türkiye'de bir ilk yaparak kitap kapaklarını mıknatıslı yaptılar. Bir ara baya gündemdeydi kitap. Aslında hala öyle. Instragram'da falan hep kitabın fotoğraflarını görüyorum. Ben de hemen onu istedim. İlk basımı bitmek üzereymiş, sona kalanlardan verdi. Ve bir de yeni çıkardıkları Yabancı var. Onu da aldım. Daha çıkaracak çok güzel kitapları varmış. Bu müthiş haberleri alınca daha da mutlu oldum. :D The 100'ün her çeşit ayracını ve iki çeşit posterini de aldım. Ah o posterler... Başıma bela olacaklardı. (Gelecek yazımda anlatacağım.) Oradan musmutlu bir şekilde ayrıldım. :D

Sonra Martı yayınlarına gittim. Adamlar her sene fuarda müthiş ötesi indirimler yapıyorlar. Hepsini alasım geldi ama param yoktu, o yüzden uzaktan bakmakla yetindim. Asıl şokumu Artemis standında yaşadım. Öylesine gideyim dedim, yeni çıkan kitaplar gelmemiştir diye düşündüm. Ki Kanbağı serisinin 5.kitabı gelmemişti. Amaaa Cassandra Clare'in Gölge Avcısı El Kitabı gelmiş ! Hem de ciltliydi. Kalp krizi geçirecektim. Param yok ya hep böyle anlara denk gelirler. Bir de o an nasıl bir heyecan yaptıysam, Artemis'in Ilgın ablası orada oturmuş, bana gülümsüyordu. 32 diş sırıttım, Cennet Ateşi Şehri'nin ayracını aldım ve oradan ayrıldım. :D

Pegasus'un üç ayrı standı vardı. Hepsini tek tek gezip, Ölümcül Kaçış'ın fiyatını sordum. Belki farklı bir fiyat söylerler de alma şansım olur diye. Yok anam, hepsi 19TLcik dedi. Kitabı elime almamla bırakmam bir oldu hep. Ama bir ara Pegasus standında baya takıldım. Çünkü tanıdık bir yüz gördüm. Kitap sayfalarından tanıdığım Duygu da oradaydı. Pegasus standında görevde olduğunu biliyordum. Hemen gittik, sohbet muhabbet falan. Baya sohbet ettik cidden. Gece Evi serisini çekiştirdik. Yeni yaptırdığı kitaplığına olan aşkımdan söz ettim. :D Cidden çok güzel bir kitaplık yaptırmış. Kitaplar hakkında, fuardaki indirimler hakkında falan konuştuk. Baya baya takıldık. Saklama Kabı blog'unun sahibi de oradaydı. Vlog'larından söz ettik. Güzel sürprizleri olacakmış, takipte kalın. 

Sonra Doğan Egomant'a koştum. Normalde o yayınevinden bir kitap almazdım. Ama hem Percy Jackson'a başladım hem de benim çok ama çok merak ettiğim bir kitabı onlar çıkarmış. Cassandra Clare ve Holly Black'in ortak çalışması olan Demir Yıl, orijinal kapakla ülkemizde ilk kez fuarda yayınlandı. Ben bunu duyarım da yerimde durur muyum ? Kitabı aldım. Yazı boyutu büyük olsa da Cassandra bu, boru mu ? :D Aşık oldum kitaba. Daha okumadım. Birkaç olumsuz yorum da gördüm ama büyük bir zevkle başlayacağım o kitaba.


Epsilon, Ephesus, Pena, Yabancı gibi bazı yayınevlerine hiç bakmadan geçtim. Hem istediğim türde kitaplar yoktu hem de fiyatlarda pek bir değişiklik yoktu. 

Hmmm. Aklıma başka fuar anısı geliyor mu ? Tanıdık yüzlerle tanıştım. Kitap sayfaları sağolsun birçok kitapkurduyla tanışmış oldum. Liseden beri arkadaş olduğum, sempatik insan dediğim biricik dostumla karşılaştım. :D O gün o kadar çok insanı görüp, tanıştım ki bir ara başım döndü. Her geçen sene fuar daha da eğlenceli olmaya başladı. Ama bu sene çok fazla takılamadım. Zamanım kısıtlıydı. Ön Okumalar'dan Buket'le karşılaşmak çok istedim. Çünkü onunla tanışmayı çok istiyorum. Blog hayatında örnek aldığım nadir insanlardan biri. :D Fuarda görüşemedik ama telefonda baya konuştuk, en kısa zamanda onunla da buluşacağım.

İşte böyle. İyi kötü geçti. Çok heyecanlandığım gibi mükemmel değildi ama eğlenceli ve etkileyici insanlarla tanıştım, karşılaştım ve sohbet ettim. Bunlar bile benim için yeterli. :D Bazı şeylerde hayal kırıklığına uğramadım değil ama olacak o kadar. Yayınevlerinin indirimlerine diyecek lafım yok. Cimriler. :D İnternetten kitap almaya devam... Sahafları gezemedim diye üzüldüm. Fuarın en gizli hazineleri onlar. Artık gelecek sene iki günümü fuara ayırıp, sahafları alt üst edeceğim.

Şimdilik bu kadar. Umarım gelecek sene fuarda görüşürüz.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

2 Kasım 2014 Pazar

Kitap Yorumu: Son Söz Aşkın - Julia Quinn


Umut bile edemeyeceğin şeyleri dilersen yalnızca hayal kırıklığı yaşarsın.

Biri beni zaman makinesine bağlasın ve 1800'lü İngiltere'sine yollasın. Buna çok mu çok ihtiyacım var.

Tarihi aşk romanları okumayı özlemişim. Cidden. Özellikle Percy Jackson'dan sonra romantik bir şeyler istiyorum diye resmen dört döndüm. :D Ve kendimi Julia Quinn'in Bridgerton serisinde buldum. Ki bu seriyi çok seviyorum. İlk iki kitap çok güzeldi. Büyük bir aileden oluşan (4 kız ve 4 erkek olmak üzere 8 tane Bridgerton kardeş ve Dul Lady Bridgerton) Bridgerton serisinin 3.kitabında ise Benedict başrolde. Anthony ve Daphne'nin kitaplarında Benedict'i okurken açıkçası pek ilgimi çekmiyordu. Sessiz, sakin, kendi halinde bir karakterdi. Ama inanın bana, hiç de göründüğü gibi biri değil.

Tam bir peri masalı tadında roman bekliyor sizi. Julia, gerçekten gitmiş Kül Kedisi masalını almış ve kendi hayal gücü ile harmanlayıp, iç çektiren bir tarihi aşk romanı yazmış. Böyle okurken eridim, romantik sahneler hiç mi hiç sıkmadı. Tam tersine, okudukça aşık olasım geldi. Yok mu bana da bir Bridgerton ?

Kız bir adım ileri attı ve Benedict, o zaman hayatının sonsuza dek değiştiğini anladı. 

Kitaptan bahsedeceğim ama nasıl anlatsam bilemedim. Benedict'i çok farklı şekilde göreceksiniz. Hem de öyle böyle değil. Nasıl desem, feci aşık, korumacı, bambaşka bir Bridgerton erkeği. Kabul ediyorum, bazen çok sinir etti beni. Eski yıllarda sosyete hayatı nasıldı ya da evlilik süreçleri nasıl gelişiyordu bilmiyorum ama bazı konularda Benedict'i boğazlayasım geldi. :D

Şanslı kızımız ise Sophie Beckett. Aslında pek şanslı biri değil. Annesi, doğum sırasında ölüyor ve Sophie, Kont olan babasına gönderiliyor. Fakat Kont, asla onu kızı olarak kabul etmiyor. Herkese evlatlığım diyerek bu sırrı gizliyor. Sophie, kabul edilmemesi dışında belli bir süre çok güzel hayat geçiriyor. Ama bir süre sonra Kont, başkasıyla evleniyor ve Sophie o günden sonra hizmetçi gibi görülüyor. Üvey annesi Araminta, tam dayaklık bir kadındı. Okudukça dövesim geldi kadını. :D Okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Benedict ile Sophie'nin yolları nasıl kesişiyor diye soruyorsanız, üstün körü anlatacağım. Bir gün Lady Bridgerton, evinde maskeli balo düzenliyor. Sophie de gizli saklı bu baloya katılıyor ve şans eseri Benedict'le bir araya geliyorlar. Aralarında inanılmaz bir bağ oluşuyor ama Sophie sonra ortadan kayboluyor. Bir hizmetçi, Bridgerton'la beraber olamaz ! Bu anlayışı yüzünden iki yıl hiç görüşmüyorlar. Benedict'in aklı onda kalıyor ama kim olduğunu bilmediği için arayıp, bulamıyor. Gel zaman, geç zaman tekrar karşılaşırlar ama Benedict, Sophie'yi gördüğünde onun maskeli balodaki kadın olduğunu bilmez. Karşısındaki sıradan, yardıma muhtaç bir hizmetçidir. Ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir.

Bir gün bir yabancıyken ertesi gün hava, su kadar vazgeçilmez olmuştu.

Bundan sonrasını anlatamam. Okumanız lazım. Öyle çelişkili ve heyecanlı bir ilişkileri var ki okurken hem sinir krizlerine girdim hem de mest oldum. :D Bir yandan Sophie'ye kızıyorum, maskeli balodaki kadın olduğunu söylesin diye... Bir yandan Benedict'e sinir oluyorum nasıl tanımazsın diye... Bu düşünceler sayesinde kitap çok akıcı oldu. Elimden hiç bırakasım yoktu. Okula gitme vaktim gelmiş, ben hala oturup, "Ah bir bölüm daha okuyacağım" modundaydım. Ve bitirirken hızımı alamadım, tüm gün oturdum ve doyasıya okudum. :D

Çok güzel aşk yaşıyorlar be! Benedict, resmen Sophie için ölecek. Hem birbirlerine belli etmemeye çalışıyorlar. Hem de kaçamak bakışlarla birbirlerini gözetliyorlar. Özellikle Benedict, hiç umulmadık zamanlarda ortaya çıkıyordu. Ama en favori bölümüm, Sophie'yi hatırladığı yerdi. Yazar öyle mantıklı ve etkileyici düşünmüş ki o sahneyi, tekrar tekrar okudum.

Bir erkeğin kendini sevdiği kadına sadece bir kere ifade etme şansı olurdu ve bunu mahvetmek istemiyordu.

İşte böyle. Tarihi aşk romanların değişik havasını, kıskandıracak cinsten olan aşklarını seviyorum. Elbette gerçek olamayacak kadar mükemmel oluyorlar ama okumaktan kendimi alamıyorum. Tarihi aşk sevmeyen ya da hiç okumamış birileri varsa başlangıç olarak bu seriyi öneriyorum. Julia Quinn'i gözü kapalı okuyabilirsiniz. Sıkmıyor, baş ağrıtmıyor. Tam tersine tarihi aşk'ları sevdiriyor.

Sıradaki tarihi aşk romanım elbette yine Julia olacak. Serinin dördüncü kitabında Colin Bridgerton yer alıyor. Yıllardır bu anı bekliyorum diyebilirim. En merak ettiğim ve en favori Bridgerton karakterim o. :D İstanbul'a döndüğümde bavula atılacak ilk kitap o.

Şimdilik bu kadar. Yakında Safranbolu maceralarımı anlatan minik bir yazı yazabilirim. Ve elbette yaklaşan İstanbul Kitap Fuarı hakkında da yazı yazacağım. Fuarda birilerini görsem fena olmaz. :D

Kocaman öpücükler, sevgiler: Jane

9 Ekim 2014 Perşembe

Kitap Yorumu: Umutsuz - Colleen Hoover


Selam Millet !

Şu aralar hem yoğunum hem de bir enerji patlaması yaşıyorum ki sormayın. :D O yüzden bugün blog'da yazı yazasım geldi. Ki boş yazılar değil. Emin olun.
Uzun zamandır merak ettiğim, artık kurguyu kendimce hayal etmeye başladığım ve sonra dayanamayıp indirimden de yararlanarak aldığım kitaptan, Umutsuz'dan bahsedeceğim.

Kitabı geçen sene ilk defa kitap fuarında görmüştüm. Millet sanki bedavaymış gibi alıyordu. Merak ettim ve araştırmaya başladım. Blogger'lar kitabı övmekten erimiş, Goodreads'deki puanlar tavan yapmış. Len, n'oluyor?, dedim. Ben de geri durur muyum, hemen okunacaklar rafıma ekledim. Zavallım orada baya bekledi. Bir de bilerek yorumların tamamını okumadım. Spoiler yememek için. Ama konuyu cidden doğru düzgün bilmiyordum. Zaten kitabın arka kapak yazısını ve iç tarafındaki kısa yorumu okursanız kitap hakkında pek bilgi verilmediğini göreceksiniz. Yani kitap sırlarla dolu.
Öyle ki artık kendim kurgulamaya başladım. "Kesin çocuk bu kızı çok sevecek. Sonra bir şey olacak ve ölecek. Kız perişan falan... Yok ya da çocuk ilk defa delicesine birine aşık olacak. Şansına kız ya onu bırakıp gidecek ya da kız ölecek. Çocuk perişan, salya sümük... Ya da bilmiyorum." dedim ve hayal gücüm artık iflas edince okumaya karar verdim. Her şey buraya kadar normaldi, değil mi ? Eh sonrasında psikolojim bozulacak. Çünkü hiç hayal etmediğim ve cidden okumayı istemeyeceğim türden bir kurguyla karşılaştım. Kocaman bir lanet okuma seansı.... 

Kitabın konusundan genel olarak bahsedeceğim ama bu kısa olabilir. Çünkü küçük bir detay size anında spoiler olarak dönebilir. Çok bağlantılı bir şey. Yazar resmen sizi bir labirente sokuyor ve çözdürene kadar canınızı çıkartıyor. Yemin ederim, okurken beynim alev aldı, boğazıma taşlar dizildi ve çoğu zaman okurken nefes alamaz oldum. Köşeye sıkışmış gibi daraldım, ben yaşıyormuşum gibi hissedip, boğulacağım falan zannettim. Elbette bunları bana yaşatan kurgudan bahsetmeyeceğim. Kitabın 'süprüzü' ve şaşırtan, kızdıran, hüzünlendiren olayı o. 

Linden Sky Davis, 18 yaşına basmak üzere olan, üvey evlatlık bir genç kızdır. 5 yaşındayken üvey annesi Karen tarafından evlat edilir. Ve çok farklı bir hayat yaşar. Evde eğitim görür. Et ve şekerli şeyler yemek yasaktır. Teknolojiden uzak dururlar. Ne telefon ne televizyon ne de internet kullanırlar. Ve Sky, cidden sıradan bir kızdır. Koşmayı sever, karşı evde oturan en yakın arkadaşı Six'le gizli saklı eğlenceler yaparlar. Erkeklerle öylesine takılırlar. Buraya kadar her şey sıradan.
Sky, bir gün markete gider. Kasadayken, omuzlarının üstünden arkasına bakar ve çok ama çok yakışıklı birini görür. Masmavi gözlü, koyu kumral saçlar veeee sıkı durun ! Gamzeleri var! Öyle yakışıklı ki Sky, gözlerini ondan alamaz. Ve şu işe bakın ki karşısındaki gamzeli yakışıklı da ona bir an bakar. Sonra arkasından seslenir: "Hey! Seni tanıyor muyum ? Adın ne ?"

Buraya kadar okurken eminim aklınızdan "Çok sıradan bir kurgu. Klasik tanışma sahnesi. Ergenler topluluğu. Amaan bu ne ki." gibi düşünceler geçmiş olabilir. Emin olun ben neler düşündüm. :D Kitabı okurken habire "Ay bayılacağım, çok güzel ilerliyor, çocuk fena yakışıklı ama bunlar bildiğimiz şeyler." modundaydım. Sonra söylediklerimi yalayıp, yuttum.

Bu gamzeli ve gizemli kişi Dean Holder. Onu tanıdıktan sonra habire karşımıza çıkıyor. Sky'la beraber koşuyor. Her fırsatta dibinde bitiyor. Seksi bakışlar, eriten gülüşler falan derken bunlar yakınlaşmaya başlıyor. Ama çocuk arada dengesizce davranıyor. Mesela, Sky bir gün bileklik takıyor. Holder bunu görünce bi an donup kalıyor ve onu sana kim aldı, söyle bana diye çıldırıyor resmen. İlk okuduğum da ay daha neler dedim. Saçmalıktı. Ama sonrasında aslında bu kadar dengesiz davranmasının nedenini anladım. Hem de çok fena bir şekilde...

Bir de Sky'ın tuhaf durumu var. Evlat edinilmeden önce gizemli şeyler yaşamış. Ve bunları hatırlamıyor. Bazen sanki dejavu yaşamış gibi hissediyor. O yüzden tuhaf davranışları var. Mesela, erkeklerle öpüşüyor falan ama hiçbir şey hissetmiyor. Hissetmemeyi sevdiği için de erkeklerle öylesine takılıyor. Ama karşısına Holder çıkınca her şey bambaşka oluyor. :D

Çok özgün konulu bir kitaptı. Zaten sonlara doğru o kadar çok şey oluyor ki beynimin alev aldığını düşündüm cidden. Sky, o kadar kötü şeylerle karşılaşıyor ki... Holder olmasa cidden kaldıramazdı. Gelmiş geçmiş en anlayışlı, en destekçi ve en inanılmaz erkek arkadaşı ilan ediyorum onu. :D Gerçekten bulunamayacak biri.
Bir de kitabın ismi öyle anlamlı ki... Umutsuz ismini fiilen düşünebilirsiniz ama yazar çok güzel bir anlam katmış. Elbette söylemeyeceğim. Okuyunca görün. Benim çok hoşuma gitti.

Komik ve eğlenceli sahneler yok muydu ? Of, doyasıya vardı. Çoğu sahnede güldüm. Tekrar tekrar okuyup güldüm hem de. :D Holder hem komik hem korumacı hem doğal hem çekici... Yok yok yani. Sky'la hem uğraşıyor hem çok değer veriyor. Kıskandıran cinsten bir bağları vardı. Ben de istiyorum Holder !

Ve Holder, sıradan bir şekilde seni seviyorum demek yerine seni yaşıyorum diyor. Alın size en büyük farkı. :D Çok güzel bir cümle be! Seni yaşıyorum. Anlama bak. Onu söylerken ortaya çıkan gamzelerini hayal edin... Durun, eridim. Toparlanmam lazım.

Bunların dışında... Kitap hakkında söylenecek çok şey yok. Sky'ı da Holder'ı da çok sevdim. Kitabın sonundaki şaşırtıcı olay cidden iğrençti. Kitabı elime alıp bir daha okur muyum bilmiyorum ama üstünden biraz zaman geçsin, olayların Holder gözünden anlatan kitabı, Yeni Bir Umut'u kesinlikle okuyacağım.

Dramla aşkı bir arada seven kitap severler okusun diyorum. Cidden güzeldi. Holder'ı tanımak isteyeceksiniz. :D

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

12 Nisan 2014 Cumartesi

Kitap Yorumu: En Çok Beni Sev - Julia QUINN


Bridgerton Ailesi'ni özlediniz mi? Açıkçası ben çok özlemişim ama farkında değilmişim. İkinci kitabı elime alana kadar bu aileyi çok sevdiğimi unutmuşum bile. Bu kadar ara verdiğim için bile kendime söylendim. Resmen bu hafta hayatıma renk kattılar. Bu kadar eğlenceli, komik ve bazen hüzünlü bir aile yok. Bridgerton olmak isterdim. Bridgerton... Şu asiliğe bakın yahu! 

Bir tarihi aşk meraklısı olarak iyi ki bu seriye başlamışım dedim. Çok doğru bir seçim yapmışım. :D İlk kitapta Daphne&Simon çiftini ve Bridgerton ailesini tanımıştım. Her kitapta hemen her kardeşi görmek mümkün ama onların tek tek ön planda oldukları kitapları okumak bambaşka. Mesela ilk kitapta Anthony pek ilgimi çekmemişti. Kız kardeşini aşırı koruyan, serseri ve en büyük kardeş olduğu için biraz soğuk tipli biri olarak görmüşüm. Bu kitapta ise... Hem beni çok sinir etti hemde baya güldürdü. Ama ne yazık ki Anthony'i de kaptırdık.

Yakışıklı bir adam eğlenceli bir şeydir, iyi görünümlü bir adam da dikkate değer birisidir ama onurlu bir adam, ahh sevgili okuyucu, işte o tüm kadınların etrafına üşüştüğü asıl kişidir.

Bu kitapta Bridgertonların en büyüğü ve ailenin reisi Anthony başrolde. Kendisi artık 30'lu yaşlara gelmiş, mantık evliliği yapmayı planlayan, biraz küstah ve çapkın biri. En azından Kate Sheffield böyle düşünüyor. Kız kardeşini bu heriften uzak tutmak için elinden gelen her şeyi yapar. Çünkü Anthony, hiçbir zaman aşık olmayacağı birini aramakta ve bu kişi Kate'in küçük kız kardeşi Edwina'dır. Bir baloda kızı gözüne kestirir. Fakat karşısına ablası Kate çıkınca işler karışır. Çünkü Kate, inatçı, zeki ve dediğim dedik biridir. Anthony'i yerle bir etmeye hazırdır. Anthony ise ablasını ikna etmek yerine daha çok zıtlaşır. Ve ortaya çok eğlenceli, komik, kahkaha attıran sahneler çıkar. :D 

Olaylar tam böyle ilerlerken Anthony'nin annesi Lady Bridgerton, bir Kır Partisi düzenler. Eşit sayıda erkekleri ve kızları davet eder. Amacı oğullarından birini -özellikle Anthony'i- evlendirmek ve yeni çiftler oluşturmak. Davetliler listesinde elbette Sheffiel kardeşler de vardır. Kate, üvey kız kardeşine göre daha arka planda kalan biridir. Evlenme yaşı gelmiş hatta geçiyordur. Fakat onun önceliği hep kardeşi olmuştur. Onu üvey olarak görmüyor zaten. Üvey annesi Marry'i de öyle... Bu yüzden kardeşinin taliplerine karşı hep sert bir tavır sergilemektedir. Anthony'i de Lady Whistledown'ın gazete yazılarından ne kadar çapkın ve küstah biri olduğunu biliyor. Bu yüzden onu, kardeşinden uzak tutmayı kendini görev bilir.
Fakat ne var ki bu partide Anthony'le işler umduğu gibi gitmez. Hala zıtlaşırlar fakat bir yanlış anlaşılma yüzünden evlenmek zorunda kalır. Bundan sonrası ise hem eğlenceli hem sinir bozucu hemde iç çektiren sahnelerle dolu.

Her bir dakikanı ömrünün son anıymış gibi yaşamalısın. Ve her gününü hiç ölmeyecek gibi geçirmelisin.

Kitapta çok eğlenerek okuyacağınız birçok sahne var. Zaten yazar olayları öyle güzel anlatıyor ki, ben film izliyormuşum gibi hissettim. Bölüm başlarındaki Lady Whistledown'ın komik yazıları beni benden aldı. Bu aslında takma ismi. Kimliği bilinmiyor. Fakat ben kim olduğunu öğrendim. :D Hem şok oldum hemde öğrendiğimden beri onun yazılarını daha zevkle okur oldum. Elbette bu spoileri vermeyeceğim. İlerleyen kitaplarda kim olduğunu öğreneceğiz...
Gelelim Anthony ve Kate çiftinin durumuna... Bu kadar komik bir çift daha olamaz. Nedense ilkten zıtlaşan çiftlere karşı ayrı bir ilgim var. Çünkü çok komik oluyorlar. Kitapta bunu bol bol görmeniz mümkün. Yazar birçok yerde kahkaha attıran sahneler yazmış. Birbirlerinin ayaklarını, ellerini ezmeler mi dersiniz, laf atışmaları mı... Daha neler neler. Özellikle bir sahne çok hoşuma gitti. Habire açıp orayı okudum. :D 

Bazen... bazen korkularımızın açıklayamadığımız sebepleri olur. Bazen bu sadece iliklerimize kadar hissettiğimiz bir şeydir ama dile getirdiğinizde insanlara aptalca gelir.

Tabii sadece eğlence yok. İkisinin de farklı korkuları ve sorunları var. Anthony genç yaşta, çok sevdiği ve örnek aldığı babasının ölümüne şahit olunca kendisinin de genç yaşta öleceğini düşünmektedir. Ve asla onun gibi mükemmel biri olamayacağına inanır. Bu yüzden evlenene kadar gününü gün eder. Evlilikte ise sadece mantık ön planda olmalı der. Bunun sonucunda Kate'e aşık olmamak için direnir. Evlenmeden önce açıkça bunu da belirtir. Elbette bu sahnelerde sinir krizine girdim. 
Kate ise çok küçük yaşta annesini kaybetmiş. Buna rağmen üvey annesi Marry ona öz annesini aratmayacak şekilde bakmış. Fakat Kate'in de farkında olmadığı bazı korkuları var. Bu korkusunu Anthony'le beraber yeniyor hatta. Bu durum çok hoşuma gitti.

Bunların dışında... Diğer Bridgerton kardeşlerden Colin de ön plandaydı. Ki kendisi, en merak ettiğim kardeşlerden biri. Onun kitabını okumak için sabırsızlanıyorummm. :D Bu kitapta da baya komikti. Ailenin sempatik çocuğu diyebilirim. Yani genel olarak kitap çok iyiydi. Okumaya doymadım. Seriye devam etmek için sabırsızlanıyorum. 

 Bir tarihi aşk romanı okumak istiyorsanız kesinlikle ilk bu seriyi öneririm. Keşke birileri beni 1800'lü Londra'sına fırlatsa. Kendimi Bridgerton Malikanesi'nde bulsam. :D

Sevgiler, öpücükler: Jane

9 Ocak 2014 Perşembe

Kitap Yorumu: Çıplak Ölüm - Nora Roberts


Aslında kitap okumaya kısa bir ara verecektim. Kafam rahatlasın, az biraz beynim karakterlerden ve çılgın yazarların stres oluşturan romanlarından uzak dursun diye böyle bir şey düşünmüştüm. Ama taa ki telefonumda bir e-kitap karşıma çıkana kadar. Yani resmen "durmadan oku, yakanı bırakmayacağız" diye gözüme gözüme sokuyorlar kitapları. Normalde e-kitap okuyamam ve sevmem de. Bir kaç yıl önce internet üzerinden bir hikayeyi öyle okudum. Sonrasında gözlerim iflas etmişti. O günden beri e-kitap okumaya karşıydım. Ama Nora Roberts'ın Ölüm Serisi'nin ilk kitabı karşıma çıkınca kendime engel olamadım ve her gece yorganın altına girip, ne kadar yorgun olursam olayım okumaya başladım. Aslında çok kısa bir kitaptı ama her gece gıdım gıdım okuyunca yeni bir rekor daha kırmış oldum. 

Bu yıl zaten bol bol polisiye okumak ve izlemek istiyordum. Bir yandan White Collar izlerken diğer yandan Çıplak Ölüm'ü okudum. Resmen kendimi FBI ajanı ya da Teğmen gibi hissettim. Ki, dedektifliğe bir ara kafayı takmış bir insanım ben. Bu polisiye aşkımın debreşmesi normal. 
2014 yılının ilk kitabı olarak Nora Roberts'la başladım. Umarım aynı performansla devam ederim. :D

Ölüm Serisi'nin ilk kitabı Çıplak Ölüm'den bahsetmeye gelirsek... Baş karakterimiz Eve Dallas, bir Teğmendir. Hemde iyi eğitimli bir Teğmen. New York Polis Departmanın'da , tüm suçların işlendiği yerde görevini yapmaktadır. Serimiz, 2050'li yılların New York'unda geçmektedir. Yazar, polisiye türüne bir farklılık katmak istemiş sanırım. Ve günümüzden çok ilerideki bir dünyayı kendi hayal gücü ile ele almış ve süslemiş. Ki bence çok iyi düşünmüş. Geleceğe dair hayal dünyalarını okumayalı baya olmuştu. 2050'li yıllarında dünyada bir çok değişiklikler var. Bir kere, teknoloji o kadar gelişmiş ki okurken "cidden bunlar mı olacak" diye sormadan edemedim. En çok dikkatimi çeken gelişme ise silah kullanımı yasak fakat ondan daha tehlikeli ve hızlı olan lazerler mevcut. Polisler için bir avantaj iken suçlular için aslında bir dezavantaj. Bunların dışında, teknolojide ne kadar gelişim gösterilebilir ki diye soruyorsanız, cidden büyük gelişmeler var. Kitabı okurken daha rahat keşfedersiniz.

Kitap, Eve'nin bir kabustan uyanması ile başlıyor. Kabus görmesinin sebebi ise uyumadan önce görev gereği suçluyu vurup, öldürmesi ve çaresiz bir çocuğu kurtaramamanın verdiği vicdan azabı. Normalde, birini öldüren polis hemen psikolog tarafından tedavi edilmesi lazımdır. Ama Eve bunu kabul etmemiştir. Ve kabustan uyanır uyanmaz yeni bir göreve çağrılır. Sharon DeBlass, bir fahişedir ve aynı zamanda Amerika Senatör'ün torunudur. Kaldığı evde ölü bir şekilde bulunur. Eve, bu çılgın cinayeti araştırmak üzere görevin başına geçer. İşte bundan sonra başı beladan çıkmaz. Çünkü cinayeti işleyen katil, cesetle beraber bir not ve eski model bir silah bırakmıştır. Notta "Altının biri" yazmaktadır. Bu demek oluyor ki katil oyun oynamak istiyor. Dallas, soruşturma için iş arkadaşı ve yardımcısı Feeney ile işe koyulur.

Soruşturma sırasında elbette Sharon'un en son görüştüğü kişiler ön planda olur. Ve böylece serimizdeki ilk yakışıklı, göz alıcı bir erkek karakter ortaya çıkar.  Roarke'a merhaba deyin ! Kendisi Eve'nin gözünde bir numaralı şüpheli olarak gözükebilir ama çok çekici biri. İrlandalı, mavi gözlü, siyah saçlı ve boylu poslu. Sonunda bir İrlandalı karakter buldum diye sevinmedim değil. Karakteri okudukça aklıma Christian Grey geldi. Baya benzerlikleri var. Roarke, aşırı zengin, hakkında pek bilgi yok, çok ünlü ve her imkana sahip diyebilirim. Ve çapkın gibi. Eve ile karşılaştıktan sonra peşini bırakmaz. Her fırsatta dibindeydi. Ayrılmaz ikili oldular resmen. Eve, geçmişi yüzünden çevresine duvarlar örmüş genç bir kadın olduğu için ilkten Roarke'ı görmezlikten gelmeye çalıştı. Ama bir yere kadar... Kim İrlandalıya karşı koyabilir ki ? Cidden çok eğlenceli, komik ve romantik sahneleri vardı. Bende bir Roarke alabilir miyim ?

Kitabın sonlarına doğru her polisiye türünde olduğu gibi katil bulundu. Ama cidden okurken tahmin etmiştim ve hiç şaşırmadım. Bu konuda yazarı zayıf buldum diyemem çünkü bu türle çok içli dışlı olduğum için tahminimin doğru olması bir ihtimaldi. Artık her polisiye okurken ya da izlerken hiç katil olmayacak kişileri gözüme kestirmeye başladım. Ve o kişiler çoğunlukla katil oluyor. :D Yinede okurken çok zevk aldım. Uzun zamandır polisiye okumuyordum. (En son Millenium serisini okudum.) Nora Roberts da okumayı özlemişim. Kadın döktürmüş yine. Polisiye tarzında da çok iyi gerçekten.

İyi kurgulanmış bir kitaptı ama ilerleyen kitaplardan daha çok şey bekliyorum. Umudum yüksek. Roarke'ı tanıdığıma göre artık o da listeme eklendi. Fakat ne yazık ki hakkında çok bilgi  yok. Umarım ilerleyen kitaplarda bol bol bilgi öğrenirim. Ve Eve de çok içe kapanık bir karakter. Güçlü ve zeki ama geçmişindeki olaylar yüzünden savunmasız. Yazar cidden gizemli karakterler yaratmış...

Seri baya eski olduğu için ilk kitabı, kitapevlerinde bulamadım. Fuarda yayınevine yeni basımı sordum fakat şuan için yeni basım yok. Yani Çıplak Ölüm'ün baskısı tükenmiş durumda. E-kitap indirip, okuyabilirsiniz. Ve sanırım e-kitap okumaya alıştım. Seriyi böyle okumaya devam edebilirim. :D

Bir sonraki Nora Roberts kitabında görüşmek üzere !

Sevgiler, öpücükler : Jane

Not: Ülkemizde şuana kadar seriden 14 kitap yayımlandı. Yurtdışında ise yazarımız 37 kitap yayımlamış. Şubat ayında ise 38.kitap çıkıyor. Seriye başlamadan önce bunları bilmek istersiniz diye düşündüm. :D Serilerin uzun olmasını seven ben, biraz gözüm tırstı ama seri cidden akıcı ve 400 sayfayı geçen kitabı yok sanırım.

Not 2 : Kitabı okurken habire aklıma Fringe geldi. Hem polisiye olması hemde gelişmiş teknolojisi ile Fringe'ı hatırlatıp, özlemimi arttırdı. :(

27 Aralık 2013 Cuma

Jane : Kitapsız Bir Yıl, Bomboş Bir Hayat Demek


Bu sene, yeni kitaplar yönünden çok bol bir yıldı. Bu benim içim müthiş bir şey. Ama bir o kadar da kötü bir şeydi. Çünkü doya doya kitap okuyamadım. Taa ki yaz tatiline kadar. O zamandan beri aralıksız kitap okuyorum. Öncesinde resmen üniversite sınavıyla boğuştum. Hoş bir işe de yaramadı. :D Yine aynı döngü içindeyim ama bu sefer dengemi sağladım. Hem inekleyebiliyorum hemde doyasıya kitap okuyorum. Eh biraz canım çıkıyor ama buna değiyor mu ? Kesinlikle !

Bazen bir kitap kurdu olmak çok zararlı bir şey. Kitap okumaktan başka şeylere odaklanamıyorsunuz. Resmen sizi kötü yönde etkiliyor. Ama dengeyi sağlarsanız, işte bu hayattan doyasıya tat alırsınız. Bende yazdan beri bu dengeyi koruyorum ve cidden ilaç almış da ruh dengesini bulmuş biri gibiyim. 

Her ne kadar bu sene çok kitap okuyamasam da okuduklarımla yetindim. Neyseki okuduklarım arasında sadece iki kitabı hiç beğenmedim. Birazdan hepsini yazacağım. Bende gizli saklı yok. Beğenmediğim kitap illa olacak. Hiçbir şey mükemmel değil ki. 

Bu sene Pegasus Yayınları'ndan o kadar çok kitap okudum ki kitaplığım resmen Pegasus'la dolu. Gören de beni orada çalışıyor falan sanacak. N'apayım, adamlar miss gibi kitaplar çıkarıyor. Almazsam olmaz. Bu seneki "En iyileri" Pegasus çıkardı. Aynı Yıldızın Altında ve Senden Önce Ben kitaplarını duymayan kaldı mı ? Yazın, sıcağın ortasında beni salya sümük ağlatan iki kitap ! Hala kitaplığımdan alıp alıp, bazı yerleri okuyorum. Böyle resmen hayatıma yön veriyorlar. Bu sene şükretmeyi, o kitaplar sayesinde daha da iyi anladım. Yaşadığınız hayattan memnun olmayabilirsiniz ama sizden daha beter yaşamlara sahip olup yine de hayatı gülümseyerek yaşayanlar var. Bu iki kitabı o yüzden okuyun derim. 
Pegasus'dan Düşmüş Melekler serisinin son kitabı Final'i ve Gece Evi serisinin 10.kitabı Kader'i baya gecikmeli okudum. Ve açıkçası pek memnun kalmadım. Yine de sonuna kadar okudum. İşin içinde Patch ve Rephaim var, bırakır mıyım hiç ? 
Ayrıca bu yıl Pegasus, Dönüşüm serisinin son iki kitabını (Dönüşüm ve Lider) peşpeşe çıkarması beni acaip mutlu etti. Elbette seri bittiği için çok üzüldüm, o ayrı konu. Ama kısa aralıklarla seriyi okumak beni mutlu mesut etti. Sıkı bir fantastik kitap serisi istiyorsanız Dönüşüm serisine gömülün derim !
2014'te Pegasus'dan bol bol John Green, Kristin Hannah, Jojo Moyes ve PC Cast okumak istiyorum !


Yorumbazz (milyon kez teşekkürler) sayesinde Epsilon Yayınları'ndan çıkan Nora Roberts'ın Gelin Serisini okudum. O kadar eğlenceli ve güzel bir seriydi ki... En kısa zamanda kitapları koleksiyonuma eklemeliyim. Çok eğlenceli dört yakın arkadaşın hayat hikayesini anlatan bir seri. Ama cidden  dolu dolu zaman geçirmenizi sağlayan bir seri. Hatta dört kitabı arka arkaya okuyunca ve kitaplar bitince kendimi yalnız hissetmiştim. Mac, Emma, Laurel ve Parker'a baya alışmıştım. Ve bu seriden sonra kendime not ettim : Nora Roberts'ın çıkan serilerini topla ve oku ! Umarım 2014 yılında Ölüm Serisini okurum. Polisiye sever ben, bu seriye bulaşmalıyım. :D Bir diğer okuduğum yazar ise Julia Quinn. Tarihi Aşk romanlarının Kraliçe'si diyorlar ki bencede öyle. Yeni yılda bol bol Tarihi Aşk okumak istiyorum. Hedefim de bu.


Artemis Yayınları da bu sene yüzümü güldürenlerden. Delicesine tutkun olduğum Adrian Ivashkov'un baş karakterlerden biri olduğu Kanbağı serisinin 3.kitabı Mavi Büyü'yü yazın okudum. Kitabın peşinden baya koştum. Sonunda bulup, okudum. Tam okudum mu bilmiyorum. Sırıtmaktan ve erimekten kitaba odaklanamadım. :D Richelle Mead'i kesinlikle keşfedin ve okuyun. Ama Adrian benimdir ! :D Şaka bir yana bu sene Sookie Stackhouse'u yeniden okumaya karar verdim ve ilk üç kitabı okudum. Ki hala delicesine seriye devam etmek istiyorum. 2014'te bol bol Sookie-Eric okumayı planlıyorum.



Kitaplığımın bu yıl ki göz bebeği kesinlikle DEX Yayınları ! Fuarda da zaten en çok oradan kitap aldım. Yılın ilk saatinde ikizim Lux serisinin ilk kitabı Obsidiyen'i hediye etmişti. Daha o andan 2013'ün Dex'li bir yıl olacağını biliyordum. :D (Ve ikizime kocaman teşekkürler, sevgiler. İlk Daemon kitabını alıp, beni şaşkına uğrattığın için.) Ki hala Dex okuyorum. Lux serisi ve Melez serisi bu seneki göz bebeklerim. Kesinlikle okuyun derim. Çok kafa dağıtan ve çerez gibi görünüp aslında dolu dolu olan seriler. Jennifer L. Armentrout'un hayal dünyasına balıklama atlayın ! 2014'te bol bol Dex okuyacağıma eminim. :D


Bu sene yeni keşfettiğim bir yayınevi olan Yabancı Yayınları sayesinde Travis Maddox'la tanıştım. Kendilerini Tatlı Bela ve Ayaklı Bela kitaplarında okuyabilirsiniz. :D Henüz ben Ayaklı Bela'yı okumadım. Kitap elimin altında ama okumaya kıyamıyorum, o derece değerli bir karakter benim için Travis. Kitapların dili çok basit, konusu yavan gözükebilir ama Travis gibi sağlam bir karakter olduğu için o iki kitap benim gözümde elmas ! Bir deprem sırasında çantaya atılacaklar listesinde diyeyim, anlayın beni. :D 2014'ün ilk günlerinde Travis mi okusam ? Tüm yılım dövmeli, kaslı ve sahiplenici bebeklerle geçsin. :D


Ve son olarak okuyup da sevmediğim kitaplara gelelim. Her iki kitabı da büyük bir hevesle aldım. Çünkü baya ilgi görüyorlardı. Ama okuduktan sonra yere çakıldım ve hemen sahafta değiş tokuş yaptım. Yürüyen Ölüler'i izlemek daha keyifliymiş, okumaktan. Evet bunu diyeceğim hiç aklıma gelmezdi. Geçen sene fuarda ciltli kitabı 10 TL'ye görünce resmen üstüne atlamıştım. (Hatta arkadaşımın elini bile incitmiştim. O derece bir atlama...) Ama ne yazıkki ciltli bebek, sıkıcı ve boğucu çıktı. Yine de inat ettim okudum ve bana göre olmadığını anladım. Dizisi daha sürükleyici ve güzel geldi. Ama en kısa zamanda çizgi romanlarına göz atacağım. Onlar daha heyecanlıymış !
Bir diğer kitabı ise çekilişte kazanmıştım. Çok övülen bir seriydi. Ki okuyucularına sonsuz saygım var. Ama Sana Soyundum kitabı hiçte bana göre değilmiş. Okurken resmen kusacaktım. Sanırım Elli Ton serisinden sonra o tür kitaplar okuyamaz oldum. Bi de elimde olmadan iki seriyi hep karşılaştırdım. Aa bu sahnenin benzeri Elli Ton'da da var gibi yorumlarda bulundum ve incecik kitap baya elimde kaldı. Bitince resmen nefes aldığımı hissettim. Bana göre değilmiş, n'apalım. Bu seneyi de sevilmeyen iki kitap sayesinde yırttım. Daha beterleri de olabilirdi. :D
2013 yılım bu kitaplarla geçti. Aralarda bir kaç tane daha var ama onları blog'tan detaylı bir şekilde bakabilirsiniz. Bunların dışında Ölümcül Oyuncaklar ve Açlık Oyunları serilerini yeniden okudum ve okumaya devam ediyorum. 2014 benim için dolu dolu geçecek gibi. Çünkü elimde okunmayı bekleyen bir sürü kitap var ve hepsi de çok sevdiğim serilerin kitapları. :D Yeni yıl içinde yeni yayınevleri, yazarlar, seriler, aşık olunası karakterler keşfetmek istiyorum. Bu yıl bir çok sevdiğim seri bitti. 2014'te de öyle olacak gibi. O yüzden yeni seri kitapları önerilerine açığım. 

Yeni yılda, bol bol kitaplara sahip olun, okurken sırıtın, karakterlere aşık olun, yayınevlerine yeni kitaplar çıkarın diye baskın yapın. Ve en önemlisi, kitaplara zam gelmesin. Gerekirse fiyat bile düşürsünler. Öğrenciyiz biz ! :D Ve kesinlikle size kitap hediye eden arkadaşlar edinin. Kitap alarak nasıl mutlu ediyorlar insanı...

Kocaman sevgiler, öpücükler : Jane