Pages

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Seri İncelemesi : Vampir Akademisi / Richelle Mead


      Bu seriyi anlatmaya hiçbir zaman doymayacağım sanırım. Çünkü favori karakterimi bu seri sayesinde buldum. Richelle Mead'in mükemmel hayal gücüyle süperötesi karakterlerle ve heyecan dolu olaylarla tanıştım. "Eğer bir dilek hakkım olsaydı hafızamın kitap,müzik ve izlediğim her şeyin yer aldığı bölümün silinmesini isterdim. Böylece tekrardan o anların tadını büyük bir zevkle yaşardım." dediğim bir 'keşke' cümlesi VA serisi içinde geçerli. Seriyi ilk okuduğum zamanki heyecanla yine okumak isterdim. 

Serinin baş tanıtımı için ; VA

Bu yaz tatilim oldukça boş geçtiği için habire blog'a bi şeyler yazasım var. (Bu anların tadını çıkarmalıyım !) Blog'um da favorim olan her şeyi yazıcağıma kendime söz verdiğim için VA serisiyle yoluma aynen devam ediyorum. Umarım bu müthiş seriyi okursunuz. 2014-Mart'ta filmi de çıkacak ama öncelik kitabı okumak olmalı. O yüzden şimdi gömülün yazıma !

Rose : "O elbiseyi gördün mü?"
Dimitri : "Evet gördüm."
Rose : "Beğendin mi?" 
Dimitri cevap vermedi.
Rose : "Eğer dansta onu giyersem ünümü tehlikeye atar mıyım?"

Dimitri : "Okulu tehlikeye atarsın."



Buz Öpücük ; Serimizin ikinci kitabına nedense bayılıyorum. Çünkü şu favori karakterim diye sayıkladığım ayyaş ve keş geliyor. (Evet,yanlış duymadınız.) Kitabın konusunu boşverin. Adrian Ivashkov'la tanışın. Nerde kötü alışkanlık,Adrian orada. Sigarası, alkolü, kadınlara düşkünlüğü... Bu kitapta elbette bizim asi kızımız Rose'a takıntılı oluyor. İlk başta ciddiye almıyorsunuz ama Ivashkov feci halde takıntılı oluyor. Parfüm dolu kutular, iltifalar, habire karşısına çıkıp "küçük dampir" demeleri falan... Serseri, kendinden emin, Kraliçe'nin yeğeni olduğu için hafif şımarık olması, ona tutulmamam için bahaneler değil. Beyfendinin bir de ruh gücü var. Prenses Lissa gibi... Kitapta Adrian dışında pek eğlenceli bir şey yok :P Rose-Dimitri olağanüstü birbirlerine karşı çekimleri devam ediyor ama  Tasha (Christian Ozera'nın halası) ortaya çıkınca işler kızışıyor. Çünkü Dimitri'yle oldukça yakınlar. Mason ise Rose'a olan sevgisi giderek artıyor. Baş düşmanları Strigoiler ise yerlerinde durmuyorlar. Yani kısacası bu kitap felaketlerin sinyalini veriyor...

Ona sinsi bir bakış attım.”Bana Rusça küfür etmeyi öğretirsen ,dilinizi yeniden değerlendirebilirim.”
“Zaten çok fazla küfrediyorsun.”
“Sadece kendimi ifade etmeye çalışıyorum.” 


Gölge Öpücük ; Serinin dönüm noktası olan kitaba merhaba deyin ! Yazar, işlerin kızışacağını ve hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağını açık bir dille bu kitabın sonunda belli etmişti. Bu kitabı okurken feci hastaydım. Yorganın altından zorla kitabı okuyordum. Kitap bitince o hastalığa salya sümük ağlamak eklendi. Sonunda nedense ağladım. Duygusal anlarımdan biriydi sanırım. :D Rose'un mezuniyeti yaklaşmıştı fakat St. Vladimir Akademisi Strigoilerin saldırısına uğrayınca ortalık fena karıştı. Rose, hayatını değiştirecek bir yol ayrımına girmişti. Ya en yakın arkadaşının yanında kalacaktı ya da aşkının peşine düşecekti. Onu öldürmek için !  Ne kadar sancılı bir durum değil mi ? Kitap bitince zaten kendimi direk 4.kitabın kollarına attım....

Kalbim durdu. Dünyam durdu.
En çok değer verdiğin şeyi kaybedeceksin...
Rhonda'nın bahsettiği ben değildim. Dimitri'nin hayatı bile değildi.
En çok değer verdiğin şeyi.
Kaybettiği ruhu olmuştu.


Kan Sözü ; Kesinlikle serinin en "Ne yaptın yazar sen ya ?", "Olamaz.İşte şimdi ayvayı yediler.", "Yok canım daha neler ?", "Kitabı fırlatmak istiyorum.Şimdi ne olacak?" kitabıydı. Yazarda bu durumu kabullenmiş olacak ki "Okuyuculardan bir çok mesaj aldım. Kitabı fırlatanlar bile olmuş." demiş bilmiş bilmiş. (Yine de çok seviliyorsun Richelle Mead!) Rose'un korkulu rüyası gerçekleşmişti. İmkansız aşkı, Strigoi olmuştu ve onu avlaması gerekiyordu ama elbette yapamadı. Bunun sonucunda baya acı çektiği gerçeği var... Okurken bende Rose'la birlikte süründüm diyebilirim. Serinin patlama noktası olarak bu kitabı gösterebilirim. İyi yönleride vardı. Rose, Rusya'ya giderek Dimitri'nin ailesiyle tanışmış oldu. Ama Strigoi Belikov yerinde durmamaya yemin etmiş gibi. Kitabın sonunda Rose'a bir mektup yazmış ki... "Nerede 5.kitap, rahatsız etmeyin beni." dedirten cinstendi.

"İlk dersimi unutmuşsun: Tereddüt etme."

Ruh Bağı ; Bu kitapta heyecan aynen devam ediyor. Rose'un önünde iki seçenek vardı ; ya ölecekti ya da öldürecekti ama asi kızımız kalbinin sesini dinlediği için yanlışı seçti. Akademi'ye geri dönmüş olsa bile aklı hala Dimitri'deydi. Bu sefer kovalamaca tam tersine dönmüştü. Dimitri,Rose'un peşine düşmüştür. Ve bir de Adrian Ivaskov meselesi var... Gölge Öpücük'te Rose gitmeden önce Adrian'dan para almıştı ve bunun karşılığında ona bir şans vereceğine dair söz vermişti. Şimdi aklı Dimitri'de olsa bile Adrian'la bir ilişki yaşamaya başlamıştır. -Onların sahnesini okurken krizlere girdiğim gerçeği var elbette.-  Bu kitapta bir çok olay oluyor. Okurken resmen başım dönmüştü. Rose ve arkadaş grubu bir mucizenin peşine düşerler. Ve imkansız gibi görünen mucize gerçekleşir. Ama bu sefer Rose'un başı derttedir. Cinayetten suçlu bulunarak tutuklanır. Bakın şu işe... Dimitri'yle aralarındaki buzlar yetmiyormuş gibi hapishanenin parmakları arasında yer alıyor.

"Savaşırken çok güzel görünüyorsun," dedi Dimitri. "Cennetin adaletini dağıtmaya gelen bir intikam meleği gibisin."
"Komik," dedim, kazığı tutuşumu değiştirirken. "Zaten bu yüzden buradayım."
"Melekler de düşer, Rose."


Son Fedakarlık ; Serinin son kitabına merhaba deyin ! Okumaya kıyamıyorum diyordum kitap ne ara bitti bilmiyorum. Seriyle birlikte bende bittim. Yine macera ve aksiyon tavan yapmıştı. Aşk üçgenine hiç girmiyorum... Rose'un bir seçim yapması lazımdı ve seçimi sayesinde Adrian gibi benimde kalbim fena kırıldı. Aslında Dimitri'yi seçtiği için acaip mutlu oldum. Çünkü öyle olması gerekiyordu.Ama serseri, ayyaş, keş aşığımız kalbi kırılınca çok fena oluyormuş onu anladım... Her neyse. Rose seçim yapabildiğine göre katil suçlamasından kurtulmuş gibi görünüyor. Ama hiçbir şey görüntüğü gibi değildir. Katili öğrenince şoka girmiştim. Ve Rose suçsuz olduğunu kanıtlamak için arkadaşlarının hazırladığı kaçış planı sayesinde firardadır. Ne kadar mantıklı bir durum değil mi ? Suçsuz olduğunu kanıtlamak için kaçıyor. :D Gerçekten çok heyecanlı bir kitaptı. Son sayfaları okurken aklım başımda değildi zaten. Yazar seriyi dört dörtlük bir kitapla bitirmiş.

Adrian: ''Seni sevdim! Seni sevdim ve sen beni yok ettin. Kalbimi alıp parçaladın. Kazık saplasan daha iyiydi!''

Son kitapla beraber VA maceramda sona erdi. Seriyi okuduğum için acaip mutluyum. Adrian Ivashkov'u tanımakla, seri benim gözümde seviye atlayıp bir sürü artı puan kazandı zaten. :D Richelle Mead, her ne kadar her fırsatta Ivashkov'a acılar çektirse de favori karakteri olduğunu biliyorum !!!

Not: Serinin ilk 3 kitabının kapak görüntüleri gerçekten çok itici. Ama buna dayalı olarak seriden uzak durmayın. Dışı ne kadar kötüyse içi bir o kadar mükemmel. Serinin son 3 kitabının kapak görüntüsü için laf yok. Önemli olan VA'daki  sürükleyici olaylar ve karakterler.

Sevgiler,öpücükler ; Jane

4 Ağustos 2013 Pazar

Seri İncelemesi / Kitap Önerisi : Mekanik Prens

     Serinin üçüncü kitabı çıkmadan önce Mekanik Prens'e bir göz atayım dedim... Demez olaydım. Hani çok önceden izlediğiniz dizi-film, dinlediğiniz şarkı ya da okuduğunuz bir kitap tekrar karşınıza çıkınca böyle tuhaf bir his yaşarsınız. O anlardaki havayı tekrar soluyormuş gibi içinizde bir kıpırtı belirir. ( Ya da bunları sadece ben yaşıyorum :P) İşte kitabı elime alınca aynen öyle oldu. Kitabı okuyalı bir yıldan fazla olmuştur. Ama hala  bazı yerleri çok net hatırlıyorum. Kalın ve çok yoğun bir kitap ama sizi öyle bir etkiliyor ki aklınızdan çıkması mümkün olmuyor.
Cassandra Clare'in hayal gücünü, anlatım biçimini gerçekten seviyorum. Bazı okuyucular hep aynı konu üzerine kitap yazdığı için söyleniyor ama ben halimden memnunum. Kitaplarını okurken ruh halim çok dengesiz oluyor.Bazen gülmekten kitabı elimden bırakıyorum. Bazen heyecandan ve meraktan tırnaklarımı kemirirken kitap elimden düşmüyor. Bazen de karakterler acı çekerken bende acı çekiyorum.Bu nasıl bir iş anlamış değilim. Okurken öyle etkileniyorum ki görende ben iblis kanı taşıyorum, ben savaşlara katılıyorum,ben aşk üçgeninde kalıyorum sanacak. :D İşte bir yazar bunları bana tattırıyorsa tüm kitaplarını gözüm kapalı alır, okurum. Cassandra beş sayfalık bir şey yazsa bile okumak için can atarım. O yüzden favori yazarlarımdan biri olduğuna söylememe gerek yok sanırım... :D 
İkinci kitap hakkında yorum yapmadan önce seriyi bilmeyenler için serinin ilk kitabının tanıtımını okusunlar : Mekanik Melek Bu Ölümcül Oyuncaklar'ın yan serisi. Yani direk alıp, okuyabilirsiniz ama o kadar çok yeni terimler var ki... Kafanız allak bullak olabilir.İlk Ölümcül Oyuncaklar 'ı okumak daha mantıklı ama seçim sizin elbette. ( Seriyi okumayanlar spoiler yememek için devamını okumasın,derim.)

Mekanik Prens hakkında ilk söylenecek şey ; dolu dolu bir kitaptı. Şurası çok saçmaydı, gereksizdi gibi bir bölüm kesinlikle yoktu. Okurken zaten gerçekten hayattan direk kopup, Cassandra'nın işkenceli ve bir o kadar cazibeli hayal dünyasına adım atıyorsunuz. :D 
Tessa ilk kitapta Will Herondale'dan ters tepki görünce Jem'le yakınlaşmaya devam eder. Ama her şey göründüğü gibi değildir. Will'in neden insanları kendinden uzak tuttuğunu ve nefret ettirecek kadar ağır laflar söylediğini anlıyoruz. Üstünde bir lanet vardır. Bu lanet sevdiği tüm insanları ölüme sürükleyebiliyor. Will, bu lanete o kadar inanmış ki dünya da tek kalmaya razı olmuş diyebiliriz. Yine de bu laneti bir an önce üstünden atmak istiyor. O yüzden çılgın karakterlerimizden biri olan Magnus Bane'den yardım almaya gider. Magnus bir iblis efendisidir. Fakat bu laneti kaldırmak o kadar kolay değildir. Ve Will'inde Tessa'dan uzak durması o kadar kolay değildir. Anlayacağınız işler fena halde karışır. 
Londra Enstitüsü'nü yöneten Charlotte ise elindeki gücü kaptırmamak için çabalamaktadır.Çünkü Konsey, yönetimi onun elinden alıp Benedict Lightwood'a vermek istiyordur. Bu durumu engellemek için Will,Tessa ve Jem  hem Enstitü'yü hem Charlotte'yı kurtarmak için Mortmain'in geçmişiyle ilgili sırları açığa çıkarmaya çalışırlar. Bunlar yetmiyormuş gibi Tessa, gölge avcısı olması ve iblis kanı taşımasıyla ilgili bilinmeyen şeyler öğrenir ki bunlar gerçekten hiç hoş şeyler değil. Aşk üçgeninde kaldığı yetmiyormuş gibi canavar'a dönüşmesine yardımcı olan Gölge Avcılarıyla da baş etmeye çalışır.
Bunlar sadece kitabın genel özeti. Her şeyi ballandıra banllandıra anlatmak isterdim ama spoilerden kitap okuyamazsınız. :D  Tek diyebileceğim : "Bu kitabı okuyunca ilk kitapta neymiş be!"
Gerçekten bu kitap beynimi sarstı. Hayatımda böyle dolu dolu, baş döndüren bir kitap daha okudum mu hatırlamıyorum. Kitabı elime alınca bile bazı sahneler gözümün önünde sahneleniyor. Will'in mutluluktan uçup, hayal kırıklığıyla koltuğa çöktüğü an ; bir partide Tessa'yla balkonda yakınlaşırlarken Magnus'un onları basması ve daha milyon şey. Jem'e gelirsek... Team Will'ciyim ama Jem'i ezemiyorum. Öyle bir karakter ki sarılıp, "her şey yoluna girecek" demek geliyor içimden. İkisininde Tessa'ya olan sevgisine kızamıyorum çünkü Tessa'yı da seviyorum. Eh, Tessa'ya da kızamıyorum aşk üçgeninde kaldı diye. Bir yanda Will diğer yanda Jem. Tek kızabildiğim kişi Cassandra Clare. Ortalığı karıştırıp, ateşe veren ve işkenceleriyle bizi hasta eden yazar o. Her türlü işkencesine rağmen şu kadına ahtapot gibi sarılıp, her kitabını okuyorum. Sonum hayrola...
Son söyleyeceğim şeyler ise... Sıkıcı, maraton hayatınızdan bir kaç günlüğüne kopmak ve bir kitaba sığınmak istiyorsanız Cassandra Clare alın, okuyun. Şanslı sizler yurtdışında çıkan kitapları ülkemizde çıkmış bulunuyor. Benim gibi sürünmeyeceksiniz "Nerde bunun devamı ?!" diye. :D 
Will Herondale'e not : Her şey yoluna girecek, Cassandra Clare'e rağmen. Kalpsiz bir cadı olamaz o kadın !

Sevgiler, öpücükler ; Jane

2 Ağustos 2013 Cuma

Düşmüş Melekler 4 - Final

 
Karakterinden -Patch- dolayı kitaplarına bayıldığım bir seri daha sona erdi. Seriyi hemen bitirmemek için kitabı alıp,kitaplığımda durmasına rağmen yaklaşık bir sene falan okumadım. Tabii bu süre içinde kitaba habire yan gözle bakıp "acaba hemen alıp okusam mı?" gibi düşünceler beynimi kemiriyordu. Artık yaz tatilinde dayanamadım ve kitabı ellerimin arasına aldım. Tahmin ettiğimden kısa bir süre içinde de bitti. 3 yıl aradan sonra Patch'e elveda dedim...
   Serinin son kitabının kurgusunu sevdim. Nedense yazarı Becca'ya bir gıcıklığım var. :D Tamam kitaplarına bayılarak okuyorum ama bunun nedeni kesinlikle yarattığı Patch karakteri yüzünden. Diğer yandan kitabı Nora'nın gözünden anlattığı için bazı yerlerde içim bayıldı ve çok basite kaçmış gibi geldi.O yüzden seri bittiği için mutlu oldum. Patch'i tekrar okuyamayacağım için ise hala üzüntü duyuyorum. (Nedense içimden bir ses bu kadın, parasının suyu çekilince bir yan seri ya da Patch'in gözünden anlatılan bir kitap çıkaracağını söylüyor.) 
Seriyi bilmeyenler için onları bu yazıma yönlendiriyorum. Düşmüş Melekler

Bu kitabın konusuna gelirsek ; Nora,Nefillerin yeni lideri olmuştur olmasına ama bir sorun vardır ; güvensizlik. Nefil halkı Hank'ın veliahtına hiç mi hiç güvenmiyordur. Ve direk Kovulmuş Meleklerle savaşa girmek istiyorlardır. İşin içine bir de Hank'ın en güvenilir adamı Dante girince ortalık iyice karışır. Nora'yı eğitmek için habire etrafında dolanır. Ki kitapta Dante okumaktan gına gelmişti. Son kitap diye insan daha fazla Patch yazar di mi ? Yok, resmen mumla Patch'i aradım kitapta. Adam bir görünüp, bir kayboluyordu. Neyse, Dante elbette göründüğü gibi biri değildir ama Nora bunu baya geç farkeder ve bu işin acısını Patch ve Scott çeker. Ah bir de şeytan hilesi olayı çıkar. İşte bu konuya bayılmıştım. Çünkü seriye bir yenilik gelmişti. -Sonunda- Şeytan hilesi ilk başlarda çok güçlendiren ve hızlı hareket edilmesini sağlayan bir sıvı. Fakat fazlası bağımlılık yapıyor ve Nora'yla Patch'in arasına kara kedi olarak girebiliyor. Kitabın tam yarısında bir şoka uğramıştım. Hatta Patch'in tepkisini aşırı merak etmiştim ama çok sakin karşıladı. Her neyse, bu kitapta bazı sırlarda ortaya çıkıyor. Yazar sanki artık seri bittiği için biraz heyecan katmak amacıyla böyle sürprizler yaptı diye düşünüyorum... Son kitapta birden fazla olay vardı. Bir ara kafam karıştı. Neler oluyor böyle diye... Sonunu iyi toparladı ama sanki aceleye getirmiş gibiydi. Bence üçüncü kitapta her şeyi tatlıya bağlayıp bitirebilirdi. Final, serinin uzantısı gibi olmuş. Pek fazla romantizim beklemeyin. Minnacık, tam tat alınamayacak kadar Nora-Patch sahneleri vardı. Onun dışında... iyi işte Becca !
Yazımı tekrardan okuyunca sanki kitabı sevmemişim gibi anlam katmış. O yüzden şöyle diyeyim ; kitap ilk çıktığında meraktan ölüyordum. O kadar çok beklenti içindeymişim ki okuyunca beklediğim hazzı alamadım. Bunun yanında hayal kırıklığı baş gösterdi elbette. O yüzden serinin en güzel kitabı diyemem. :D Yinede Patch'i okudum, rahatladım.
Serinin hayranlarına sonsuz saygım var ki bir zamanlar bende deli gibi bu serinin hayranıydım. Umarım yazar sizleri hayal kırıklığına uğratmaz. Patch'in bitimiyle içimde oluşan acıyı unutmak için Adrian Ivashkov'a geçiş yaptım. :D Kitap karakterlerinin acısını en iyi teselli eden şey yine kitap karakterleridir.

Not : Patch Cipriano, çok fazla özleneceksin. Beysbol şapkanı, her defasında simsiyah giyinmeni, cool motorsikletini ve özellikle siyah çarşaflarını özleyeceğimmm !






Kitabın bitiminde en iyi gelen şarkı ; Good Life

Sevgiler,öpücükler ; Jane

1 Ağustos 2013 Perşembe

Seri İncelemesi : Kanbağı - Richelle Mead

Yeni kitaplarının çıkmasını beklerken aşırı heyecanlandığım ve kitapları çıktığı zaman da okumaya kıyamadığım, işin içinde Adrian Ivashkov'un baş karakter olduğu Vampir Akademisi'nin yan serisi olan Kanbağı ile tanışmaya hazır mısınız ? Şahsen bu seriye bayılıyorum. En sevdigim kitap karakterini yakından tanıma şansı veren bu seriyi sevmemem imkansız. Sydney Sage'in başlardaki sıkıcı, uyuz anlatımına rağmen daha ilk kitaptan serinin bağımlısı oldum. Evet bu seri Vampir Akademisi'nin mükemmel yan serisi. (Yazının bundan sonrası şuan VA okuyan ya da okumamış olanlar için spoiler olabilir.)
Baş karakterlerimizde ilk Vampir Akademisi-Kan Sözü'nde tanıdığımız Simyacı Sydney Sage, Kraliyet ailesinden ve VA serisinde çok iyi tanıdığımız Adrian Ivashkov, yine VA'dan tanıdığımız gardiyanlardan biri olan Eddie ve Moroi olan Jill var. Serideki olaylar genel olarak bu dört karakter arasında yaşanıyor. Tabii elbette Sydney ve Adrian odak noktalarımız.
Richelle Mead, bu serisinde simyacıları ön planda tutmuş. Vampirlerden çoğu zaman uzak duran ve soğuk tipli olan bu simyacılar, vampirlerin arkalarını toplamakta da ünlüler. (Yani vampirlerin öldürdükleri kişileri ortadan kaldırabiliyorlar.) Sydney Sage'de vampirlere karşı çok katı olan bir ailede büyümüş bir simyacı. Kan Sözü'nde Rose'la karşılaştıklarında ne kadar mesafeli olduğunu görmüştük. İlk başta bu bana çok tuhaf gelmişti ama empati kurunca Sage'i anlayabildim. Yazarımız işte bu nokta da işleri karıştırmaya başlamış. Çünkü serimizde imkansız bir aşk daha doğmak üzere. Adrian Ivashkov bir Moroi (üst model vampir de denilebilir) ve Sydney ise Simyacılıkta ilerleyen bir genç. Eğer bir vampire tutulursa neler mi olur ? Seriyi okudukça felaketleri daha çok ciddiye almaya başlayacaksınız.


Kanbağı : Serinin ilk kitabında biraz durgunluk var gibi gözükse de oldukça akıcı bir kitaptı. Sydney, kardeşini simyacı dövmelerinden uzak tutmak için (simyacıların simgesi yanaklarına yapılan zambak şeklindeki ve altın rengi dövmeler) verilen görevi üstlenmeyi kabul eder. Görevi ise Moroi Jill'i (umarım VA serisini okuyanlar bu yazıyı okuyordur çünkü Jill, Lissa'nın sonradan ortaya çıkan kardeşi) Palm Springs'de güvenli bir şekilde koruması ve hayatına devam etmesini sağlamaktır. Yani korkulu rüyaları gerçek olmuştur : bir vampirle baş başa kalacaktır. Tabii Sage, Jill'le beraber Adrian Ivashkov'un geleceğini bilmiyordur. Ivashkov'la beraber işler daha çok eğlenceli ve karışık bir hal alır. Şahsen ben konusuna bayıldım. Tahmin ettiğim gibi de heyecanlı ve süper eğlenceliydi. Adrian Ivashkov'un olduğu bir kitapta eğlence sınır tanımıyor, bunu kesinlikle bilmelisiniz. Tabii kalbi kırık Adrian her ne kadar kendinden bir şeyler kaybetmediğini gösterse de içindeki fırtınaları Sage görebiliyordur. Bazen rahat tavır halleri Sydney Sage'i çıldırtsa da şimdiden süper ikili oldular diyebilirim. :D Ama kitapta sadece eğlence yoktu. Çözülmesi gereken sırlar ve korunması gereken bir Moroi kızı Jill vardır. Yazar bu seride işleri daha çok karıştırmış. Okudukça ağzım kapan gibi açılmıştı. 
Vampirlerle uğraşması gerekmiyormuş gibi meslektaşlarından birinin sırrını açığa çıkarması gerekiyordur. Çünkü el altından yasak işler yapıyordur. Elbette Simyacı kahramanımız Sydney bu olaya el atar. :D Ama durun. Kitabın son sayfasında çığlık atmanıza, bir sonraki kitaba geçmek için kendinizi parçalamanıza neden olacak bir karakter geliyordur. Dimitri Belikov'a yeniden merhaba deyin ! 









Altın Zambak : Sydney, büyüyle uğraşan, kendi halinde biriyken insanlar ve vampirler arasında bir köprü görevi görmeye başlamıştır. Üniversite hayallerini bir kenara bırakıp Moroi Jill'le Palm Springs'de yaşamak zorunda kalmıştır. Ayyaş ve beş parasız olan, her defasında peşine düşen Adrian'ı unutmamak lazım. Ivashkov ailesi Adrian'dan parayı kesince bizimki parasız kalır ve Sage'in başının etini yemeye başlar. Bu tatlı takılmalar, şakalara ciddileşmeye başlayınca... Evet sonrasını anladınız. Simyacı ve vampir aşkı. Yani imkansız bir aşk. Ama Sydney başkasıyla takılmaya başlayınca ortalıkta imkansız diye bir şey kalmıyor. Adrian, yeniden aşık olmaya başlıyor ve bu sefer kaybetmeye niyeti yok gibi. 
Şok edici bir sır tüm vampir dünyasını yerinden oynatmaya başlar.Dimitri Belikov'un neden geldiğini o zaman anlıyoruz. Beraberinde getirdiği Sonya Karp ve Angeline (Jill'in yeni oda arkadaşı) 'da kitabı daha eğlenceli hale getirdikleri kesin. Adrian ve Sydney dışında bir aşk üçgeni var ki... Gardiyan Eddie, Moroi Jill'e aşık ; Angeline ise Eddie'yi gözüne kestirmiştir. Tabii böyle saf gibi görünse de onların aşk üçgeni de daha sonra alev almaya başlıyor. :D 
Bu kitapta beni etkileyen bir çok sahne vardı. Özellikle Adrian'ın babasıyla Sydney'in tanıştığı bölüm. Mr.Ivashkov'a  ne kadar sinir olduysam Sydney'le bir o kadar gurur duydum. Bunun dışında Adrian'ın Sydney'le zaman geçirmek için yarattığı bahaneler ise okunmaya değer. :D Adrian Ivashkov, aşık olunca bambaşka biri oluyor bunu bir kere daha anladım.










Her ne kadar Sydney Sage'i sevmesem de (Ivashkov yüzünden) Adrian'ın çabalarını, aşk dolu sözlerini eriyerek okumamak mümkün değil. Rose'un yıkıcı etkisinden sonra Sage onu toparlayacaksa bu aşka onayım tamdır. Ama yazarımız işleri karıştırmaya meyillidir. Her fırsatta kazığı Adrian'ın kalbine sokmaya çalışıyor kadın resmen. Ne garezi var bu karaktere anlamış değilim. Eski sevgilisinden etkilenerek mi yazdı da şimdi tüm hıncını benim adamımdan alıyor ? Bir de "Yazmayı en sevdiğim karakter Ivashkov" diyor ama... Bu yaptığını cadılar bile yapmaz Mead ! 


Evet, her neyse. :D VA serisini okumadan da bu seri okunabilir ama anlayamayacağınız bir kaç yer olabilir. Bu yüzden ilk VA serisini okuyun. Anın tadını çıkarın ve yan seriye sonra gömülün. 


Sevgiler,öpücükler ; Jane

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Ding Ding Dizi Önerisi : Merlin


Bu aralar şiddetle önerdiğim tek dizi Merlin. Çünkü sonunda dizinin tüm sezonlarını izleyebildim. Elbette final bölümü de izledikten sonra kendime baya lanetler saydım. Ama olan olmuştu. Merlin bitmişti.
Lise 2'deyken rastgele CNBC-e' de diziyi keşfetmiştim. Hiç unutmuyorum. Her gün saat 19:00'da annemle TV kavgası yapardık. O haklı olarak haberleri izlemek istiyordu bizde kardeşimle Merlin izlemek istiyorduk. O zamanlar gidip internetten izleme gibi bir alışkanlığım yoktu. :D Zar zor 3 sezonu TV'de izledik. (Bu arada annemde bizimle beraber izleyip,sevdi.) Ondan sonra yeni sezonu unuttum ben. Üstünden 2 yıl geçti. Bir baktım ki Merlin 5.sezonla beraber bitmiş. Bunu duyan ben tatilde başladım yeniden diziye.İlk 4 sezonu türkçe dublaj izledim. Son sezonu alt yazılı izleyince bir tuhaf oldum. Sesler falan ilkten garip geldi ama sonra pişman oldum. Keşke en başından beri alt yazılı izleseydim diye. O yüzden diziye başlayanlara ilk uyarım kesinlikle alt yazılı izleyin. :D

5 sezonluk dizinin konusundan bahsetmek gerekirse ; Fantastik-drama bir İngiliz dizisi. Aslında konusu çok eski bir efsaneye dayalı diye biliniyor. Olay döngüsü Camelot'un Prensi (ve daha sonrasında Kral'ı) Arthur ve büyücü Merlin arasında geçiyor.
Camelot'u yöneten Kral Uther, ülkesinde büyüyü kesinlikle yasaklamıştır. Bunun nedeni ise büyü yüzünden eşini kaybettiğini sanmasıdır.Büyü kullananların cezası ölümdür. Bu yüzden Camelot'ta yıllar önce "Büyük Arınma" denilen bir iç savaşla tüm büyücüler -çocuk,kadın,erkek- ölüme terkedilmiştir. Büyük Arınma'yla birlikte Camelot bir çok düşman toplamıştır. Büyüceler her fırsatta Kral'a,halkına ve en önemlisi tek veliahtı olan oğlu Arthur'a sataşmaktadır. Şanslı Arthur, en önemli zamanında Merlin'le karşılaşır. Aslında ilk tanışmaları biraz çatışmalıydı. :D Birbirilerine hakaret sayarak tanıştılar diyebilirim. Merlin,Arthur'un hayatını kurtarınca ise uşağı olmuştur. Tabii kimse Merlin'in büyücü olduğunu bilmiyordur. Gaius dışında. Gauis,Camelot'un en iyi ve en büyük hekimlerinden biridir. Aynı zamanda Kral'ın dostudur. Her neyse, Merlin sıradan bir büyücü değildir. O dünyaya gelmiş geçmiş en güçlü ve en büyük büyücüsü olarak tanımlanır. Onu bazı büyücüler Emrys adıyla tanır. Merlin'in kaderinde yazı olan tek görev ise Arthur'u korumak. Ejderha'nın (Merlin'in dostlarından biri. Yol göstericisi ve aynı zamanda Kral'ın tutsağı olan güçlü büyücülerden biri.) dediğine göre Arthur, Camelot'un başına geçtiği zaman her şey daha farklı olacaktır. Bu yüzden Merlin, tek veliahtı koruma görevindedir. Büyü gücü sayesinde milyon defa Arthur'un poposunu kurtardığı söylenebilir. :D
İlk 2 sezon boyunca çok eğlenceli ve heyecanlı olaylarla geçiyor dizi. Merlin her zaman iş başında, Arthur'u hem kurtarıyor hemde kimliğini açığa çıkarmamaya çalışıyor. Arthur ise doğduğundan beri Kral olmak için eğitilmiş biri. Bir yandan Camelot şövalyelerini seçip, eğitirken bir yandan da tehlikeden tehlikeye atlıyor diyebiliriz. Ah bir de Morgana adından bir karakterimiz var ki... Melek görünümlü şeytan denilebilir. Pekala, ilk 2 sezon boyunca gerçekten çok sevdiğim bir karakterdi. Kendisi Kral'ın manevi kızı olarak biliniyordur. Sonradan asıl gerçekler ortaya çıkar. Morgana, Kral'ın öz kızıdır ve büyücüdür. Büyü güçlerini biri tarafından keşfeder ve karanlık tarafa geçer. Camelot'un meleği iken baş düşmanı olmayı başarıyor.
Gwen ise Morgana'nın sadık hizmetçisidir. Arthur'a fena halde aşıktır. Aşkının karşılığını daha sonra buluyor. :D Ama işler o kadar da kolay değil. Kral Uther, tek veliahtının bir hizmetçiyle evlenmesine kesinlikle karşıdır. Morgana'da kötü tarafa geçince Gwen oldukça yalnız kalır. Neyseki işler daha sonra eğlenceli hale geliyor. :D
Merlin'e bayılarak izliyordum çünkü Arthur-Merlin atışmalarını, şakalaşmalarını ve beraber atlattıkları tehlikeleri seviyorum, çünkü büyü konusu ilgimi çekiyor, çünkü Merlin eski zamanlarda geçiyor.Yani bir yerden bir yere giderken en az 2-3 gün yollarda geçiyor zaman. Hiçbir şey göründüğü gibi kolay değil ve insanlar daha çok çalışıyor. Nedense bunlar ilgimi çekiyor. Tarihi pek sevmesem de kurgulu tarih konulu kitapları okumayı ve filmleri-dizileri izlemeyi seviyorum. O zamanlar her şey daha saf ve güzelmiş. Her neyse, Merlin'i seviyorum çünkü her akşam izlemek için can attığım dizilerden biriydi. Son bölümü izlerken hem bittiğine üzüldüğüm için hemde sevdiklerimden bir kaçı öldüğü için (senaristlerden nefret ediyorum neden dizi bitiyor diye illa birilerini öldürüyorlar ki) azıcık göz yaşı döktüm. Zaten benim yerime kardeşim salya sümük ağladı. :D İçimden "neyse ki dizi bittiği için ağlayan bir tek ben değilim." dedim ama o kadar çok ağladı ki görende eşi öldü falan sanacak. :D


Camelot'un şövalyelerinden bahsetmemek olmazdı.Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi hepsi birbirinden 'çekici'. İçlerinden en çok Lancelot'u severdim. (Soldan üçüncü olan.)  Ama gerçekten hepsi süper kahraman gibiydiler,dizide. Arthur'un tatlı poposunu sadece Merlin kurtarmıyordu. :D Dizide ne kadar yakın ve birbirlerine bağlılarsa set dışında da çok yakın arkadaşlarmış. Biliyorsunuz bir ara Harlem Shake dansı ünlüydü. Bu dans, dizi setlerini de esiri altına almıştı. Merlin ekibi bunu kaçırır mı hiç ? Videoyu izlemenizi öneririm. :D




Dizi bitince kendimizi teselli etmek için Merlin'in kamera arkası videolarını da izledik. Benim gelenek haline getirdiğim bir olaydır. Jenarik müziğini habire dinler, kamera arkalarını sıkılmadan milyon defa izlerim. Karakterleri kadar oyuncalarda çok eğlenceli. Umarım bir gün Merlin izlersiniz. Çünkü gerçekten izlenilmesi gereken bir dizi.

Arthur: Onlar benim sosislerim mi? 
Merlin: Immm
Arthur: Sen mi aldın onları? 
Merlin: Sizi forma sokabilmek için.
Arthur: Şişman olduğumu mu söylüyorsun? 
Merlin: Hayııır. Henüz değilsiniz. 
Arthur: Ben şişman değilim! 
Merlin: Gördüğünüz gibi işe yarıyor! 
Arthur: ???
Merlin: Uygunsuz olur demiyorum. Kral olan sensin, 
ben değil,...şüphesiz ki bu senin seçimin.
Kral olmadığımdan benim seçimim olmazdı.
Ama bir şey söylemem gerektiğini hissediyorum...
çünkü bazı kıyafetler var ki...
Arthur: Merlin? 
Merlin: Evet, Lordum?
Arthur: Benim için bir şey yapar mısın?
Lütfen, çeneni kapatır mısın?
Merlin: Olur, bunu yapabilirim.
Tabii kapatabilirim. Sorun değil......
Arthur: Şimdi!!
Arthur:Senin bu konuda bir fikrin vardır muhakkak, değil mi Merlin?
Merlin: Beni dinlemek zorunda değilsin, biliyorum! 
Arthur:Aynı fikirde olmamıza sevindim.
Morgana:Sen benim hayal gücümsün.
Emrys:Sen ne dersen !
Morgana:Hayır sen gerçekte burada değilsin
Emrys:Sen burda yokmuşum gibi davran!


Sevgiler,öpücükler ; Jane 

30 Temmuz 2013 Salı

Ding Ding : Yazın İzlenilmesi Gereken Filmler !


   Bu yazıyı daha önce yazmalıydım diye kendi kendime söylenirken "hiçbir şey geç değildir" diyerek klavyenin üzerinde parmaklarım yine dans etmeye başladı. :D
Geçen sene yaz tatilimde filmlerle kafayı yemiştim. Gündüz Harry Potter, gece romantik komedi,aksiyon,korku filmi falan... Yeni giren filmlerden tutun çok eski filmlere kadar milyon tane film izlemişimdir. (Tabii sonra göz tansiyonum fırlayınca elveda filmler demek zorunda kaldım.)
Bir de önerilen şeyler daha çok dikkatimi çeker. O yüzden çevremde veya bloglarda önerilen her türlü filmi,kitabı,müziği dikkate alırım. Eh, ben bu öneri işinden hoşlanıyorsam benim gibiler de vardır diyerek bu yazıyı hazırlamaya koyuldum.
Ya burcumdan ya da kişiliğimden olsa gerek fazla takıntılı bir insanımdır. Her şeyi not ederim. (Yazı aşkım bambaşkadır.) İzlenilecek film ve okunacak kitap listelerim vardır. (Ki çoğu zaman o listeye uymam. Rastgele önüme ne gelirse artık.) Her neyse. İşte o listeden izlediğim bir kaç film isimleri ekliyorum. Bence yazın doya doya izlenilecek filmler. Film önerisi olan varsa hiç çekinmesin. :D


Beastly ( Fantastik-Romantik. Alex Pettyfer için izlenir.Kitaptan uyarlama.)


Spiderman Serisi (Aksiyon-Fantastik-Macera. Uçmaya hazırım derseniz, Tobey'le 3 filmlik bir yolculuğa çıkın derim. :D )


Erkekler Ne Söyler, Kadınlar Ne Anlar ( Romantik Komedi. Filmin oyuncularına hayran olduğum için izlemiştim.Film daha da güzeldi. :D )


Kadın Aklı, Erkek Aklı ( Romantik-Komedi. Gerçek bir komedi diyebilirim. Katherine Heigl ve Gerard Butler favori ikilim.)
Easy A - Adı Çıkmış ( Romantik-Komedi.Emma Stone var işin içinde. Bayılıyorum bu kadına.)


17 Again - 17 Yeniden (Fantastik,Romantik,Komedi,Macera. Ne ararsanız var filmde. Zac Efron ve Sterling Knight gibi Disney taş'ları da var. İzlenilmesi gerekir. )
İyi Günde Kötü Günde ( Romantik-Komedi. İşin içinde Kellan Lutz olunca direk filme dalmıştım. )
The Hangover - Felekten Bir Gece ( Komedi. Eğlencenin son durağı bu film. Bradley Cooper için izlemiştim.Serinin bağımlısı oldum.)


Bağlanmak Yok (Romantik-Komedi. Natalie Portman ve Ashton Kutcher'ı ekipte görünce direk izlemiştim. )


Ben Dört Numara (Fantastik,Bilim Kurgu,Macera,Aksiyon. Alex Pettyfer'a yeniden merhaba deyin. )
Kurt ve Kız (Fantastik,Macera,Romantik. Amanda Seyfried için izlemiştim. Film bitiminde Shiloh Fernandez hayranı olmuştum. İzlenilmesi gereken bir klasik daha. )
Ödül Peşinde (Komedi,Romantik,Macera. Gerard Butler ve Jennifer Aniston var diyorum. )
Başımıza Gelenler (Romantik Komedi. Katherine Heigl'in olduğu her filmi gözü kapalı izleyin derim. )
Aşk Mektupları (Romantik,Drama. Amanda Seyfried'i izlemek... )


Tangled-Karmakarışık (Animasyon. Favori filmlerinden biri. Disney harikası. İzlemedim diyeni görmek istemiyorum. :D )


Now Is Good - Aşk Şimdi (Romantik-Dram. Dakota Fanning varsa her filmi izlerim. Kız Oscar'lık. Filmde beni salya sümük ağlattığı için teşekkürler !)


Not : Bu daha başlangıç. Gelecek yazıda görüşmek üzere !

Sevgiler,öpücükler ; Jane