Pages

Vampir Akademisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vampir Akademisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2014 Cuma

Film Yorumu : Vampir Akademisi


Bir kitap kurdunun en acı verici olayı; kesinlikle, favori kitap serisinin, filme dönüştürülmesi ve her ne kadar sıfır umudu olsa da merakından kendini sinemaya sürükleyip, hayal kırıklığı ile geri dönmesidir. Aslında Kemikler Şehri'nden sonra ön yargılı olmamaya çalıştım kitaptan uyarlanan filmlere. Ateşi Yakalamak'a öyle gittim ve gayet de memnun kaldım. Ama Vampir Akademisi... Yapmayın, cidden. Daha ilk oyuncuların seçiminde hayranları hayal kırıklığına uğratan ve Mean Girls'in yönetmenin üstlendiği bir filmden bekletimin olması imkansızdı. 

VA kesinlikle favorilerimden. O serinin yeri bende çok ayrı. Feci hasta olduğumda bile elimden bırakmadığım bir seri ki karakterlerinin hepsine ayrı bir hayranlığım var. Team Ivashkov'um diye Belikov'u görmezlikten gelenlerden de değilim. O yüzden serimi mahveden filme burada rahat rahat sövebilirim. Benim işim bu. Ya filmi yükselteceğim ya da yerden yere vuracağım. Ve şeey, bu sefer yerden yere vurma zamanı.

Filmin konusundan bahsetmeyeceğim çünkü kitaba çok sadık kalınmış. Her sahne hemen hemen vardı. Hatta çoğu replik bile vardı. Ben izlerken "Heh evet şimdi bunu söyleyecek." diyordum. :D Her zaman dediğim gibi ; sanki senaryoyu önceden okumuş gibiydim. Amaaa bazı sahneler vardı ki "ciddi misiniz ?" dedim. Hani senaristler kurguya biraz yenilik katalım falan demişler ama resmen batırmışlar. 
Şunu itiraf edeyim ; dünden beri bir heyecan vardı içimde. Sonuçta VA'nın filmi ya ! Ben bu seriyi lise hayatım boyunca okudum. Resmen onunla beraber büyüdüm. Heyecanımın olmaması imkansızdı. Hatta filme, seriye başlamamı sağlayan en yakın arkadaşımla gittim. Sinemadaki o koltuklara oturunca bir heyecanlandık ki... Hem stres hem heyecan. Film başlarken biz çikolata kemirmeye başladık. :D 

Filmle ilgili diyecek çok şeyim var. Bir kere ben oyuncu seçimlerinde sadece Christian Ozera rolünü üstlenen Dominic Sherwood'u çok uygun bulmuştum. Onun yüzünden filmde Team Ozeracıyım. Diğer oyuncuları karakterlere yakıştıramadığım için bir türlü ısınamamıştım. Ama Rose'u oynayan Zoey Deutch'a haksızlık yapmışım. Fiziksel yönden olmasa da tipik bir Rose Hathaway olmuş. Filmdeki esprileri ve mimikleri çok hoşuma gitti. :D Lissa'yı oynayan kızı hiç mi hiç sevmedim. Kızın ses tonu bile itici. Daha sempatik, sevimli bir Lissa bulamamışlar mı ? Bayan Karp'ı oynayan kadına hayran kaldım. Ve onun Claire Foy olduğunu öğrenince ayrı bir şok yaşadım. Karaktere cuk oturmuş.  Dimitri Belikov'a gelirsek... Sanırım bu konuda acımasız olacağım. Seriye başladığımdan beri aklımda hep Belikov olarak Ben Barnes vardı. (Arkadaşım sağolsun.) Ama seçtikleri oyuncu, Danila Kozlovsky bir karakteri bu kadar mı berbat oynar ? Zaten adama uzun saç hiç yakışmıyor. (Kısa saç cidden yakışıyor.) Oradan kaybetti. Mimikler desen... Benim tanıdığım Dimitri çok sırıtan biri değildi. Sert yapılı ve soğuk tipli biriydi. Danila hiç spor salonuna gitmiş mi acaba ? Kol kasları tamam da, sırt kısmını n'apcaz ? Çok detaya girdim biliyorum ama kitapta Dimitri öyle bir anlatılıyor ki insan ister istemez Tanrı gibi bir adam bekliyor karşısında. Danila çok iri yarı kalmış. O iriliği kaslardan oluşsaydı çenemi kapalı tutardım, cidden. Ama ne yazık ki Danila karakterimizin içine etmiş. Ben Barnes olmadı ama daha uygun birini bulabilirlerdi. Yapımcılara, yazara ve yönetmene söylenecek çok söz var ama burada bitireceğim. :D

Filmde çok itici, alakasız ve 'sırıtan' sahneler vardı. Onları izlerken habire gözlerimi devirdim. Mean Girls yönetmeninden ne beklenebilir ki ? Oraya bir aksiyon veya fantastik yönetmeni koyulsaydı bambaşka bir film izliyor olurduk. 

Filmin ilk yarısında zaten habire içimden söylendim. "olmamış, ah hayır, bu böyle miydi, cidden itici..." Sonra ikinci yarıda dik oturmaya başladım. Çünkü cidden heyecanlı ve güzeldi. Bu sefer haklarını yiyemem. Son dakikalarda resmen bombaları patlatmışlar. Son sahnede kahkaha bile attım. Ve Zoey'i çok daha sever oldum. Rose'u bu kadar mı güzel oynar bir insan ya... Filmin sonunda zaten devam filmin geleceği bariz belirtilmiş.
Benim aklım hala son sahnelerde. Her ne kadar olayları bilsemde izlemesi çok farklı geldi. Asıl ironik olan ise ; ilk kitap benim için vasattı, baya okumamak için süründüm. Sonlara gelirken elimden bırakamamıştım ve serinin bağımlısı olmuştum. Aynı şeyi, farkında olmadan filmde de yaşadım. İlk yarısından sinirden delirecektim ama ikinci yarıda filme bağlandım. Ve son sahnede zaten olmuş gibi falan dedim. Umarım ilerleyen filmlerde toparlarlar ve kurgunun daha karanlık taraflarını görürüz. Çünkü cidden değeri hakkeden bir seri. Filmin geneli vasat olsa da dediğim gibi son sahne dengeleri değiştirdi. Hatta biterken falan "ııı biraz daha devam edebilirdi" bile dedim içimden. Tabii devam etmesi için diğer karakterlerin oyuncu seçimleri olacak. Ve ben Adrian Ivashkov'u filmde görmek istemiyorum ! Yapımcılar Belikov'u bu kadar berbat seçtilerse Adrian'da ne yaparlar... bilemiyorum ve görmek de istemiyorum.

Filmi çok mu yerden yere vurdum, bilemiyorum. Benim görüşlerim bunlar. Bir VA delisi olarak bunları söylemem hakkım. Hoş, zaten filmden beklentim yoktu. Tek sevdiğim sahneler Ozera'nınkilerdi. Onun rolünün hakkını vereceğini biliyordum ve beni hayal kırıklığına uğratmayan tek oydu. Ah, bu arada dövüş sahnelerine bayıldım. Rose'un hareketlerine aşık bile oldum diyebilirim. The best gurl !
 Filmde Team Ozera, kitapta Team Ivashkov. Sevdim bu işi. :D


Filmi bir daha izler miyim ? Valla, sinema koltuğunda otururken "bu filme nasıl para verdim ben, paramı geri istiyorum" diye mızmızlanıyordum ama çıktığımda "hmm internete düşsün de şu son sahneleri bir kere daha izleyeyim" dedim. Çok çelişkili bir durum. :D Umarım'lı bir yorum yapmayacağım. Her şeyi akışına bırakıyorum. Ben kitaplarımla mutluyum. Bir kitap kurdu, sevdiği kitabın filmine sıfır umutla da gidebiliyormuş. Bunu kanıtladım.

Şimdilik bu kadar. Adrian Ivashkov oyuncusu açıklanana kadar rahat rahat uyuyabilirim. :D

Sevgiler, öpücükler: Jane

6 Ağustos 2013 Salı

Kanbağı 3 - Mavi Büyü / Richelle Mead


    Kitabı bulup, alana kadar canım çıktı. Kitap bitince de canım çıktı. Bir kitap beni ancak bu kadar mahvedebilirdi. Richelle Mead kesinlikle benim azrailim. Kadın, Adrian Ivashkov karakteriyle beni yerle bir edebilir...
"Beni kandırma. Şeye dayanamadığımı biliyorsun..." "Bana mı ?" Dergiyi işaret ettim." Bulmacalara. "
Kanbağı serisinin 3.kitabı Mavi Büyü, yurtdışında Şubat ayında çıkmasına rağmen bizde ancak çıktı ve sonunda okudum. Kitabı okumadan önce yorumları okumuştum. "Eh, bu sefer ayvayı yedim." dedim. Ki daha bu başlangıçmış. Kanbağı'nın 4.kitabı, Vampir Akademisi'nin Kan Sözü kitabının etkilerini oluşturacak cinstenmiş. (Kan Sözü, tüm doğal afetlerden daha büyük yıkım getirmişti okuyuculara.)
"Sen onun kadar kayıp vaka değilsin. Yani Rose konusunda, onun Rus bir gardiyana olan destansı aşkını aşmak zorundaydım. Oysa seninle tek sorunumuz türlerimiz arasındaki birkaç yüzyıllık önyargılar. Benim için çocuk oyuncağı!"

Hazır aklımdayken kitabın konusundan bahsedeyim ; Mavi Büyü, Altın Zambak'ın devamı niteliğinde. Olaylar kaldığı yerden devam ediyor. Adrian, reddedilince Sydney'den uzak durmaya devam eder. Jill ise Adrian'la aralarında ruh bağı olduğu için olan bitenlerden haberi vardır ve o da Sydney'e karşı biraz tavırlıdır. Eddie ve Angeline ise ilişkilerine aynen devam ediyordur. Buraya kadar her şey normal.
" Biliyorsun normal şartlar altında beni yatak odasına davet etmen günümü aydınlatırdı."
Ama bir gece, Bayan Terwilliger (Sydney'in okuldaki tarih hocası ve aynı zaman da kadın büyücü/cadı) tarafından uyandırılan Sydney yepyeni bir olaya adım atar.  [Sydney bir simyacı fakat büyü de yapabiliyor. Bayan Terwilliger bunu öğrenince onun peşini bırakmamış ve Altın Zambak'ta iyice eğitmeye başlamıştı. Her ne kadar bu hoşuna gitmese de Sydney'de büyücülük eğitimine Adrian dışında herkesten gizleyerek yapmaya devam eder.] Bayan Terwilliger'ın aradığı gece ise bir yer belirleme büyüsü yapmıştır. Çünkü Bayan Terwilliger'ın kız kardeşi Veronica kötü işlerin peşindedir. Genç kalmak için genç büyücü kızların canını almaya devam ediyordur. Ama ilerleyen bölümlerde olayların daha karışık olduğu anlaşılır.
" Merak etme. " diye mırıldandı. " Elbise kalacak. " " Ah bu kararı sen mi vereceksin ?" " Evet." "... Bazen ,son noktaya ulaşmadan önce, yolda biraz oyalanmaya değer. "
Kitaptaki bir diğer entresan konu ise yine Altın Zambak'ta karşılaştığımız Işık Savaşçıları topluluğu. Bu Savaşçılar, Strigoileri öldürmeye çalışan bir gruptur. Hatta bu yüzden Sonya Karp'ın başı belaya girmişti. Simyacılar Sydney'i de işin içine katıp bir şekilde halletmeyi başarmıştı ama bu kitapta gördüğümüz gibi işler hiçte öyle gibi değildir. Savaşçılar sadece Strigoileri değil Moroileri de hedefleri haline getirmiştir. Sydney bu durumda eskiden simyacı olan ama şimdi kendi hayatını özgürce yaşayan Marcus'u bulmaya gider. Marcus, yanağındaki simyacı dövmeyi kırarak kendini özgür bırakmıştır. Yanaklarındaki o simyacı dövmeler bir tür mühür gibi bir şey. Sydney'de bir simyacı olmasına rağmen vampirleri benimsemiştir ve o da bu işin içine katılır. Sonrasında işler fena kızışıyor. Ki kitabın sonunda Richelle bombanın ipini çekmiş bile. Bizi 4.kitapta patlamaya hazır bir bombayla karşı karşıya bırakmış. :D
4.Kitabın Kapağı
Adrian hafifçe kıkırdayıp bileğimden yakaladı ve elimi çekip yatak örtüsüne yapıştırdı. " Seni yavaşlatanın ben olacağım aklımın ucundan geçmezdi. "
Bu heyecan dolu olaylar dışından gelelim Adrian'la Sydney durumuna... Yazar daha ilk sayfalar da öyle bir şey yapmış ki "Heyo, işte budur. Bayılıyorum bu kadına." dedim. Sonya Karp'ın düğününe giderken Adrian'la Sydney aynı uçakta karşılaşırlar.(Minik Not: Sonya'nın düğünü sayesinde kısacıkta olsa Rose ve Dimitri'yle karşılaşıyoruz. Ve Rose'un baş belası ve bir o kadar eğlenceli olan babası Abe'yi de gördük. Abe'in Türk olduğunu söylemiş miydim ?) Sonrasında konuşmamaları mümkün değil zaten. Adrian, Sydney'den sinyaller alınca hele hiç peşini bırakmaz. Ivashkov'u neden sevdiğimi bir kere daha anladım.:D Özellikle bu kitapta Adrian'ı sık sık görüyoruz. Sydney'le ayrılmaz ikili oluyorlar. Her konuda Sydney'e yardımcı olup, yanında bitiyor. Eh,bu da yakınlaşmalarını sağlıyor. Her ne kadar Sydney içinden "O bir vampir.Onunla birlikte olamam." deyip beni çıldırtsa da kızı da anlıyorum. Simyacılar, vampirlere karşı katı davranıyorlar. O da böyle görerek büyüdüğü için elinde olmadan uzak durmaya çalışıyor.Hadi ama... Kim Ivashkov'a karşı koyabilir ki ?!
" Seninle öpüşmekle yola gelmek sayılmaz. " Bana uzun ve imalı bir bakış attı. " Öpüşmekle kalmadığımızı hatırlatırım Bayan Hızlı Öğrenen. "
Hemde ne yakınlaşmalar... Okurken şekilden şekile girdim. :D Ah bir de bizimkiler başlarına ufak bir bela alıyorlar. Sydney, Bayan Terwilliger'ın yapmasını istediği büyüyü yapıyor ve karşısına küçük bir ejderha çıkıyor. Bir koruma büyüsü aslında. Bu ejderha gözlerini açar açmaz kimi görürse ona bağlı kalıyor. Ve bilin bakalım bu ejderha ilk kimleri gördü ? :D Evet, Adrian'la Sydney'i şuan anne-babası olarak görüyormuş. Kahkahalardan okuyamamıştım o bölümü.
" Dur bir dakika. Sen şimdi bana ilişkimizin kaderini on beş yaşındaki bir kızın tavsiyelerinin, tek gözlü bir Chihuahua eğitmenin palavralarını ve seni gümüş çatal bıçak takımlarının üzerinde öpmemin mi değiştirdiğini söylüyorsun ?" " Evet aynen öyle diyorum. " " Vay canına. Bende senin kalbini kazanmak zor sanırdım. "
Pekala, bu seriye ilk başladığım zamanlar Sydney'e gerçekten gıcık oluyordum. Özellikle Adrian'la yakın oldukları için. Fakat bu kitapta Sydney'i daha çok sevmeye başladım. Ki zaten onda da bazı değişiklikler vardı. Daha hareketli, cesaretli ve hırslıydı. Hatta okurken bazı yerlerde "Sydney'le ortak yönlerimiz varmış." bile dedim. O yüzden sinir krizine girmedim, kitabı duvara fırlatmadım, okurken somurtmadım. Tam tersi her seferinde sırıttım. :D  Eh kitabın sonlarına doğru birazcık somurtsam da kitap harikaydı ! Richelle'ye gidip sarılasım geldi, böyle bir seri yazdığı için. Kitap dolu doluydu. Hiçbir yerde sıkılmadım, tam tersine acaip eğlendim. Bitirmemek için her gün gıdım gıdım okumaya çalıştım ama elbette bitii. :(
" Palton hala bende. " "Sende kalsın. Başka paltolarımda var." "Palm Springste yün bir palto ne işime yarar ?" "Geceleri üzerine örter beni düşünürsün." "Bana romantik laflar etmemeye söz vermiştin." "Bunun neresi romantik ? Ben sadece bir öneride bulundum. O palto kalındır insanı sıcak tutar diye söyledim. Neden ağzımdan çıkan her lafta başka bir anlam arıyorsun ?" "Öyle bir şey yapmadığımı sen de biliyorsun. " "Inan bana Sage, bazen mahkemeden senin için uzaklaştırma emri çıkarttırmayı bile düşünüyorum. " "Adrian!"
Ve kitabın sonunda, her ne kadar inkar edip, aklındakileri dile getirmemeye çalışsa da Sydney'de Adrian'a karşılık verir. Bizimkiler mutlu mesut bir gün geçirdikten sonra Sydney, kaldığı yurda geri döndüğünde bir sürprizle karşılaşır. Bu sürpriz, Adrian'la olan ilişkisini, Simyacıların planını ortaya çıkarırken yaptığı yasak işleri ve büyücülükteki eğitimini tehlikeye sokabilir. Umarım, gelecek kitapta yazar öldürücü vuruşlar yapmaz. Yoksa bu sefer bana kalp dayanmaz. :D Kitap sonrasında Adrian Şarkısı olarak nitelendirdiğim Give Your Heart a Break ve In Real Life , Hold Up şarkılarını dinledim. Şarkıların sözleriyle Ivashkov uyumluluğu bu kadar olur. :D
" Emin misin ? Çünkü aklıma bir sürü sevgi sözcüğü geldi. Elmalı turtam. Çikolatalı pastam. Akide şekerim. " " Neden hepsi yüksek kalorili yiyecek isimlerinden oluşuyor ? Hem hiç romantik değiller. " "Ne dememi tercih edersin ? Kereviz sapım mı ? Doğrusu bu da bende sıcak duygular uyandırmıyor. "
Öhöm, evet şimdilik bu kadar. Kasım'a kadar Ivashkov'a elveda... o.o
Son bir alıntı ; Belki dolgulu sütyen de alabilirsin. " Çabucak göğüslerime baktı. " Aslında gerek yok. Ama mutlaka topuklu giy. "
" Adrian!"

Sevgiler, öpücükler ; Jane

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Seri İncelemesi : Vampir Akademisi / Richelle Mead


      Bu seriyi anlatmaya hiçbir zaman doymayacağım sanırım. Çünkü favori karakterimi bu seri sayesinde buldum. Richelle Mead'in mükemmel hayal gücüyle süperötesi karakterlerle ve heyecan dolu olaylarla tanıştım. "Eğer bir dilek hakkım olsaydı hafızamın kitap,müzik ve izlediğim her şeyin yer aldığı bölümün silinmesini isterdim. Böylece tekrardan o anların tadını büyük bir zevkle yaşardım." dediğim bir 'keşke' cümlesi VA serisi içinde geçerli. Seriyi ilk okuduğum zamanki heyecanla yine okumak isterdim. 

Serinin baş tanıtımı için ; VA

Bu yaz tatilim oldukça boş geçtiği için habire blog'a bi şeyler yazasım var. (Bu anların tadını çıkarmalıyım !) Blog'um da favorim olan her şeyi yazıcağıma kendime söz verdiğim için VA serisiyle yoluma aynen devam ediyorum. Umarım bu müthiş seriyi okursunuz. 2014-Mart'ta filmi de çıkacak ama öncelik kitabı okumak olmalı. O yüzden şimdi gömülün yazıma !

Rose : "O elbiseyi gördün mü?"
Dimitri : "Evet gördüm."
Rose : "Beğendin mi?" 
Dimitri cevap vermedi.
Rose : "Eğer dansta onu giyersem ünümü tehlikeye atar mıyım?"

Dimitri : "Okulu tehlikeye atarsın."



Buz Öpücük ; Serimizin ikinci kitabına nedense bayılıyorum. Çünkü şu favori karakterim diye sayıkladığım ayyaş ve keş geliyor. (Evet,yanlış duymadınız.) Kitabın konusunu boşverin. Adrian Ivashkov'la tanışın. Nerde kötü alışkanlık,Adrian orada. Sigarası, alkolü, kadınlara düşkünlüğü... Bu kitapta elbette bizim asi kızımız Rose'a takıntılı oluyor. İlk başta ciddiye almıyorsunuz ama Ivashkov feci halde takıntılı oluyor. Parfüm dolu kutular, iltifalar, habire karşısına çıkıp "küçük dampir" demeleri falan... Serseri, kendinden emin, Kraliçe'nin yeğeni olduğu için hafif şımarık olması, ona tutulmamam için bahaneler değil. Beyfendinin bir de ruh gücü var. Prenses Lissa gibi... Kitapta Adrian dışında pek eğlenceli bir şey yok :P Rose-Dimitri olağanüstü birbirlerine karşı çekimleri devam ediyor ama  Tasha (Christian Ozera'nın halası) ortaya çıkınca işler kızışıyor. Çünkü Dimitri'yle oldukça yakınlar. Mason ise Rose'a olan sevgisi giderek artıyor. Baş düşmanları Strigoiler ise yerlerinde durmuyorlar. Yani kısacası bu kitap felaketlerin sinyalini veriyor...

Ona sinsi bir bakış attım.”Bana Rusça küfür etmeyi öğretirsen ,dilinizi yeniden değerlendirebilirim.”
“Zaten çok fazla küfrediyorsun.”
“Sadece kendimi ifade etmeye çalışıyorum.” 


Gölge Öpücük ; Serinin dönüm noktası olan kitaba merhaba deyin ! Yazar, işlerin kızışacağını ve hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağını açık bir dille bu kitabın sonunda belli etmişti. Bu kitabı okurken feci hastaydım. Yorganın altından zorla kitabı okuyordum. Kitap bitince o hastalığa salya sümük ağlamak eklendi. Sonunda nedense ağladım. Duygusal anlarımdan biriydi sanırım. :D Rose'un mezuniyeti yaklaşmıştı fakat St. Vladimir Akademisi Strigoilerin saldırısına uğrayınca ortalık fena karıştı. Rose, hayatını değiştirecek bir yol ayrımına girmişti. Ya en yakın arkadaşının yanında kalacaktı ya da aşkının peşine düşecekti. Onu öldürmek için !  Ne kadar sancılı bir durum değil mi ? Kitap bitince zaten kendimi direk 4.kitabın kollarına attım....

Kalbim durdu. Dünyam durdu.
En çok değer verdiğin şeyi kaybedeceksin...
Rhonda'nın bahsettiği ben değildim. Dimitri'nin hayatı bile değildi.
En çok değer verdiğin şeyi.
Kaybettiği ruhu olmuştu.


Kan Sözü ; Kesinlikle serinin en "Ne yaptın yazar sen ya ?", "Olamaz.İşte şimdi ayvayı yediler.", "Yok canım daha neler ?", "Kitabı fırlatmak istiyorum.Şimdi ne olacak?" kitabıydı. Yazarda bu durumu kabullenmiş olacak ki "Okuyuculardan bir çok mesaj aldım. Kitabı fırlatanlar bile olmuş." demiş bilmiş bilmiş. (Yine de çok seviliyorsun Richelle Mead!) Rose'un korkulu rüyası gerçekleşmişti. İmkansız aşkı, Strigoi olmuştu ve onu avlaması gerekiyordu ama elbette yapamadı. Bunun sonucunda baya acı çektiği gerçeği var... Okurken bende Rose'la birlikte süründüm diyebilirim. Serinin patlama noktası olarak bu kitabı gösterebilirim. İyi yönleride vardı. Rose, Rusya'ya giderek Dimitri'nin ailesiyle tanışmış oldu. Ama Strigoi Belikov yerinde durmamaya yemin etmiş gibi. Kitabın sonunda Rose'a bir mektup yazmış ki... "Nerede 5.kitap, rahatsız etmeyin beni." dedirten cinstendi.

"İlk dersimi unutmuşsun: Tereddüt etme."

Ruh Bağı ; Bu kitapta heyecan aynen devam ediyor. Rose'un önünde iki seçenek vardı ; ya ölecekti ya da öldürecekti ama asi kızımız kalbinin sesini dinlediği için yanlışı seçti. Akademi'ye geri dönmüş olsa bile aklı hala Dimitri'deydi. Bu sefer kovalamaca tam tersine dönmüştü. Dimitri,Rose'un peşine düşmüştür. Ve bir de Adrian Ivaskov meselesi var... Gölge Öpücük'te Rose gitmeden önce Adrian'dan para almıştı ve bunun karşılığında ona bir şans vereceğine dair söz vermişti. Şimdi aklı Dimitri'de olsa bile Adrian'la bir ilişki yaşamaya başlamıştır. -Onların sahnesini okurken krizlere girdiğim gerçeği var elbette.-  Bu kitapta bir çok olay oluyor. Okurken resmen başım dönmüştü. Rose ve arkadaş grubu bir mucizenin peşine düşerler. Ve imkansız gibi görünen mucize gerçekleşir. Ama bu sefer Rose'un başı derttedir. Cinayetten suçlu bulunarak tutuklanır. Bakın şu işe... Dimitri'yle aralarındaki buzlar yetmiyormuş gibi hapishanenin parmakları arasında yer alıyor.

"Savaşırken çok güzel görünüyorsun," dedi Dimitri. "Cennetin adaletini dağıtmaya gelen bir intikam meleği gibisin."
"Komik," dedim, kazığı tutuşumu değiştirirken. "Zaten bu yüzden buradayım."
"Melekler de düşer, Rose."


Son Fedakarlık ; Serinin son kitabına merhaba deyin ! Okumaya kıyamıyorum diyordum kitap ne ara bitti bilmiyorum. Seriyle birlikte bende bittim. Yine macera ve aksiyon tavan yapmıştı. Aşk üçgenine hiç girmiyorum... Rose'un bir seçim yapması lazımdı ve seçimi sayesinde Adrian gibi benimde kalbim fena kırıldı. Aslında Dimitri'yi seçtiği için acaip mutlu oldum. Çünkü öyle olması gerekiyordu.Ama serseri, ayyaş, keş aşığımız kalbi kırılınca çok fena oluyormuş onu anladım... Her neyse. Rose seçim yapabildiğine göre katil suçlamasından kurtulmuş gibi görünüyor. Ama hiçbir şey görüntüğü gibi değildir. Katili öğrenince şoka girmiştim. Ve Rose suçsuz olduğunu kanıtlamak için arkadaşlarının hazırladığı kaçış planı sayesinde firardadır. Ne kadar mantıklı bir durum değil mi ? Suçsuz olduğunu kanıtlamak için kaçıyor. :D Gerçekten çok heyecanlı bir kitaptı. Son sayfaları okurken aklım başımda değildi zaten. Yazar seriyi dört dörtlük bir kitapla bitirmiş.

Adrian: ''Seni sevdim! Seni sevdim ve sen beni yok ettin. Kalbimi alıp parçaladın. Kazık saplasan daha iyiydi!''

Son kitapla beraber VA maceramda sona erdi. Seriyi okuduğum için acaip mutluyum. Adrian Ivashkov'u tanımakla, seri benim gözümde seviye atlayıp bir sürü artı puan kazandı zaten. :D Richelle Mead, her ne kadar her fırsatta Ivashkov'a acılar çektirse de favori karakteri olduğunu biliyorum !!!

Not: Serinin ilk 3 kitabının kapak görüntüleri gerçekten çok itici. Ama buna dayalı olarak seriden uzak durmayın. Dışı ne kadar kötüyse içi bir o kadar mükemmel. Serinin son 3 kitabının kapak görüntüsü için laf yok. Önemli olan VA'daki  sürükleyici olaylar ve karakterler.

Sevgiler,öpücükler ; Jane

21 Haziran 2013 Cuma

Kitap Önerisi : Vampir Akademisi / Richelle Mead

   
 Şu ana kadar blog'um da hep çok sevdiğim ve favori olan kitapları ve kitap serilerini önerdim,yorumladım. Bunlardan biri de Vampir Akademisi. Bu seriye tapabilirim,bayılabilirim ve kitapları için çıkarmayacağım cazgırlık olamaz. Çünkü seride aşırı çok sevdiğim,sanki gerçekmiş gibi kıskandığım,hayaller kurduğum bir karakter var.Ona daha sonra tekrar geleceğim.Şimdi seriyi tanıtıp,içimdekileri dökmem lazım.Anlat anlat doymam bu seriye.

Orijinal kapağı

   Etrafımda, vampir romanları okuduğum içinde dalga geçen benle uğraşan milyon insan var diyebilirim. Hatta normal konulu bir roman okuyunca şaşırıyorlar bile. Ama bilmiyorlar ki bu vampirler ne çekici, ne maceralı ne  feci ! Onlar bunlardan mahrum ola dursunlar ben favori serimi doyasıya anlatayım. Vampir konulu seriler denilince akla ilk Alacakaranlık, sonra Gece Evi ve sonra da Vampir Akademisi geliyor. Hem dünyada hem ülkemizde çok ses getiren, birbirinden nefis seriler zaten. Ama huyum kurusun bir seriye başladığımda ilk kitabında sıkıldığımda bir kaç ay ( 3-4 ay olabiliyor ) ara verip tekrardan şans vererek o seriye devam ederim ve bilin bakalım ne olur ? O seriye tutulmuşumdur. V.Akademi serisinde de aynen böyle oldu. İlk kitabı bitirmek bir işkenceydi zaten. Kapak fotoğrafları bile tiksindirici geliyordu.Ama sonra seriyi öneren arkadaşımın ısrarıyla devam ettim ve 2.kitaba başladım.Sonrasında bende ipler koptu. 5.kitaba kadar jet hızıyla okudum.O sırada 5.kitap yeni çıkmıştı fırlayıp,gidip onu okudum. Tam 1 sene işkenceli bir şekilde 6. ve son kitabı  bekledim ve sonunda onu da okuyarak kendimi boşluktan aşağı fırlattım. Sanırım duygularımı yeterince anlatabildim. Çünkü aynen öyle oldu. Seriyi okuduğum zamanlar aklıma geldikçe sarhoş gibi oluyorum. Vay be diyorum, nasıl okumuşum öyle. Sonrasında zaten karşıma biri çıkıp,vampir olmak ister misin diye sorsa boynumu uzatıp hadi  bitir şu işi bile diyebilirdim. O gün bugündür vampirler ve ben mutluyuz.Ayırmasınlar bizi. :D

Ülkemizde bu kapakla yayınlandı

2 seneye önce göre konusu çok dikkat çekiciydi. Bir akademi düşünün. İçinde farklı türlerden vampirler var. Moroi ( zengin , özel yetenekli ve değerli üst kademeli vampirler ) , Dampir ( Moroi ve insan birleşiminden doğan değişik bir tür ) , Strigoi ( Kötülük dolu,kırmızı gözlü,vahşi ve düşman vampirler ) gibi değişik isimlerden oluşan bir tür. Bir de gardiyanlar var.Bunlar Moroi'leri koruyan özel eğitimli Dampirler.Zaten akademinin amacıda bu. Dampirleri yetiştirmek ve Moroi'leri koruma altına almak. Serimizde,yerinde duramayan,en yakın arkadaşının gardiyanı olmak isteyen asi güzel Rose Hathaway ; Moroi olan ve Rose'un en yakın arkadaşı olan sarışın güzel Lissa Dragomir ; sert yapılı,çekici bir gardiyan olan Dimitri Belikov ve son olarak Moroi olan fakat alaycı bakışlara maruz kalan feci yakışıklı Christian Ozera gibi ilerde kendi arkadaşlarınızmış gibi benimseyeceğiniz mükemmel karakterler var.



Vampir Akademisi : İlk kitaptan olaylar genellikle bu dört karakter arasında geçiyor ama yan karakterlerde var elbette. Konusu kısaca şöyle ; Rose ve Lissa 2 yıl önce akademiden kaçmışlardır.Nedeni ise Lissa'nın bazı sorunları ve korkularının olması.Rose'da en yakın arkadaşını korumak için onunla beraber kaçıp,hayatını riske atmıştır.Çünkü Strigoiler her an karşılarına çıkabilirler. Ama buna gerek kalmadan Dimitri Belikov onları buluyor ve tekrardan Aziz Vladimir Akademisine geri dönüyorlar. Lissa, daha sıkı korunurken ve Christian Ozera ile yakınlaşmaya başlarken Rose'da kendisinden 7 yaş büyük Dimitri Belikov'dan özel dersler alıyor.Çünkü eğitiminde geri kalmıştır.Gardiyan olmak istiyorsa,acımasız Belikov'a katlanmak zorundadır. Bu sırada ona hayran olmamak ya da etkilenmemek mümkün değil. Rose onu "Tapılası Tanrı" olarak nitelendiriyor. Ama aşkları yasak. Bir öğretmen ve öğrenci ilişkisi olmamalı.Ve Lissa'yı korumaya odaklanmalılar.Ama işler iyi gitmiyor ve sürpriz olaylar oluyor...


İlk kitabı okurken sıkılmıştım çünkü bilmediğim yeni ve karmaşık terimler vardı. ( Yukarda açıkladığım Moroi,Strigoi ve Dampir gibi...) Ve bir serinin ilk kitabı her zaman riskli olur. Çünkü karakter tanıtımları, olayları anlatma şekli ve seriye alıştırma çabaları dikkat dağıtabiliyor.. Bazı yazarlar bunu çok sürükleyici yapıyor bazıları ise kendilerini daha sonraki kitaplarda belli ediyor. Richelle Mead'de öyle yapmış anlaşılan. Yine de müthiş bir hayal dünyası,gücü ve kurgusu. Karakterlerin kişisel özelliklerinden,isimlerinden tutun olayların değişim süreci ve şaşırtıcı olaylara kadar okuyucuyu şekilden şekle sokuyor. Ki bu daha ilk kitap. Sonraki kitapların yorumlarını yaptığımda kendimden geçebilirim.Onları da detaylı anlatmak için sabırsızlanıyorum. Ama şimdilik seriyi buraya kadar anlatıyorum. Yoksa tüm blog bu yazıyla dolabilir. :D

Serimizin biricik yazarı :)

Hayal dünyalarını kıskandığım yazarlardan biri olan Richelle Mead'in bu müthiş serisini gerçekten okuyun derim. Bu seriden mahrum kalmanızı istemem. Hem şanslısınız ki seri tamamlanmış ve hepsi ülkemizde yayınlanmış durumda. 6 kitaptan oluşuyor ve bir de yan serisi var. Yan serisi derken ; Vampir Akademisinde ilerleyen kitaplarda tanıyacağımız Adrian Ivashkov, Sdyney Sage ve bir kaç karakterin ağırlıklı olduğu bir seri. Ona daha sonra geleceğim.Kalbim yeterse tabii :P

Bu daha başlangıç, diğer kitapların yorumlarında benimle birlikte uçuşa geçebilirsiniz. Yaz tatilinizi iyi değerlendirin ve ilk kitabı kapın derim.

Not : Vampir Akademisi de film olan serilerden biri.Şu an henüz ilk filmi çekim aşamasında. 14 Şubat 2014'de vizyona girecek.Kitabı okumadan önce, karakterler için seçilen film oyuncularını görmeyin derim. Sizin hayalinizdeki karakter görünümleri daha önemli ve değerli. :D




Alıntılar

...Bizden daha yaşlıydı. Yirmili yaşlarının ortalarındaydı ve düşündüğüm kadar uzundu. En azından iki metreye yakındı. Farklı koşullar altında, mesela çaresiz kaçışımızı engel olmadığı bir durumda, oldukça çekici olduğunu kabul edebilirdim. Omuzlarına gelen kahverengi saçlarını atkuyruğu yapmıştı. Gözleri koyu kahverengiydi. Uzun,kahverengi bir pardösü giymişti, uzun bir elbiseyi andırıyordu.
(Rose'un Dimitri'yi ilk gördüğüm zaman, onu tarif edişi.)

***

...Keyfim yerine gelmiş gibi davranarak "Okuldan sonra programın var mı?"
    Yüzünden hayaletimsi bir gülümseme geçti. "Bu kadar piskotik olmasaydın, seninle vakit geçirmek eğlenceli olabilirdi."
"Bende senin için aynısını düşünüyordum." Başka bir şey söylemedi. Sadece gülümsedi ve gitti.
( Rose ile Christian Ozera arasında geçen bir konuşma.)

***

...Yutkunarak bir kere daha sordum. "Sence ben güzel miyim?"
   Beni her zamanki gibi büyük bir ciddiyetle izliyordu."Bence çok güzelsin.
"Güzel mi?"
"O kadar güzelsin ki bazen içim yanıyor."

( Rose ve Dimitri'den romantik anlar. :D )

Sevgiler,öpücükler ; Jane