Pages

13 Nisan 2016 Çarşamba

Kitap Güncellemeleri 2 - Kış Biterken...

Merhabalar!

Jane olmayı özledim. Hem de deli gibi! Saatlerce bilgisayar başında oturup, blog'a yazmayı özledim. Tam iki buçuk aydır blog'a bir şey yazmıyorum. Ama her şeyin takibindeyim. Blog 300.000+ tıklanma almış. Daha açılalı üç yıl olmadı ve siteyi ziyaret yapanların oranına bakın! Bunu apayrı değerlendireceğim. Ve bir sürprizim olacak ama her şeyin kesinleşmesini bekliyorum. Onay olur olmaz hem buradan hem Instagram'dan duyururum. Ve haftasonu başlayacak olan İzmir Kitap Fuarı'nda şimdiden eğlenceler ! Ben yine ve yine fuara katılamıyorum. Bu sene fuarsız geçireceğim. :(

Gelelim yokluğumda neler okudum. Şimdi bunlara uzun uzun yorum yapmak isterdim ama açıkçası detaylı konulara girecek kadar taze bilgilerim yok. Birçoğunu kütüphaneden alıp, okuduğum için kitaba açıp da bakamıyorum. O yüzden bende bıraktıkları etkilerden bahsedip, en taze kitap yorumlarına geçeceğim.

Çöküş ve Yükseliş / Leigh Bardugo: Bir seri daha bitti. Martı Yayınları'ndan çıkan Grisha serisine geçen sene başlamıştım. Aslında kurgusu çok sağlam ve alışık olduğumuz bir şey değil. Ama sanırım yazar biraz acemiliğe kaçmış. Kurgu iyi ama karakterler zayıftı. Seride favori karakterim Nikolai idi ve Karanlıklar Efendisi'ni de seviyordum nedense. Seri güzel bitti. Final kitabı fena da değildi ama seriye çok ümitlenerek başlamayın derim. 3/5 


Harry Potter ve Azkaban Tutsağı | Harry Potter ve Ateş Kadehi: Harry Potter serisinin kitaplarını da bitirmeye hazırım! Kütüphaneden aldığım Azkaban Tutsağı ve Ateş Kadehi kitaplarını arka arkaya okudum. Yemin ederim başım dönmüştü. :D O kadar müthiş geldi ki... Kitaplar bitince ben neredeyim ya, havasında oldum. Seriye devam etmek için sabırsızlanıyorum. Artık filmlerini izlerken, kitapları daha eğlenceliymiş demeye başladım. Kitaplar bambaşka arkadaşlar. Yazar adeta döktürmüş. Yaş 21 ama ruhum Harry Potter'a aşık. İstanbul sonrası kaldığım yerden devam edeceğim seriye. 5/5


Zac ve Mia - A.J. Betts: Gelelim Pano Yayınları'ndan çıkan Zac ve Mia'ya... Ya kitap çok açık kapı bırakarak bitti. Böyle tam kurgunun moduna girdim ve hoop kitap bitmişti. Ki ben böyle hastalıkla mücadele eden karakterleri olan kurgulara bayılırım. İşin içine aşk, bağlılık ve biraz felsefi düşünceler girince ayılıp bayılırım. O yüzden bu kitabı cidden sevdim. Çok akıcıydı ve sıkmayan bir kurgusu vardı. O karakterlerin güçlü olmaları, kendileriyle ve çevresindekilerle mutlu olma çabaları... Nasıl desem ? Tam anlatamadım da. Yazma yeteneğimi kaybediyorum sanırım. :D Siz okuyun, ne demek istediğimi anlayacaksınız. 4/5


Tatlı Hesaplaşma - Wendy Higgins: Go!Kitap'tan çıkan ve inanılmaz bir okuma kitlesine oluşan bu seriyi de bitirdim. Serinin geneli tam bir çerezlik. Böyle sıkmayan, sayfaları hızlıca okutturan bir dili var. Kurgusu da aslında çok iyi ama yazar tarafından 'çok etraflıca' işlenememiş. Bence. Seriyi bitirdim ama böyle nasıl desem içime sinmedi. Meeh, yani. Okuduğum için pişman da değilim ama bu seriden çok daha iyileri var. Onlara öncelik tanıyın. Ama karşınıza bu seri çıkarsa da şans verin. Belki siz daha çok seversiniz. Özellikle de genç fantastik serilerine yeni başlayanlara öneririm. 2/5



Devrimin Kızı - Amy Engel: Yabancı Yayınları'ndan çıkan ve bana adeta 'çerezim' diyen seriyi de bitirdim. (Ne çok seri bitirmişim!) Serinin kitapları cidden ince ve tam çerezlik. Böyle sabah başlayın, akşam biter. Kurucunun Kızı, hoşuma gitmişti. Ama kurgusu bir distopya için basit kalıyordu. Yine de bir distopya delisi olarak seriye devam ettim. Final kitabı 'ehh' derecesinde. Ne iyi ne kötü. Onaylamadığım yönleri de vardı onayladığım da... İlk defa distopya okuyacaklar varsa öneririm. Dili ağır değil ve iki kitaplık bir seri. 3/5

Daha iki kitap daha var ama onlara ayrı muamele yapacağım. :D Artık kış bitti. Sevdiğim mevsimlerden ilkbahar ve en sevdiğim aylardan olan nisan ayı geldi. Okunacak bir sürü müthiş kitap var elimde. Okumak için avuçlarım kaşınıyor. İzlenecek milyon dizi ve film var. Bir ara onlara da değineceğim. Sürprizler de gelir. Yani güzel günler bizi bekliyor. Jane'in tatili bitti ve artık hep buralardayım. Arada belli edin kendinizi.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

29 Ocak 2016 Cuma

Kitap Yorumu: Eleanor & Park - Rainbow Rowell


Merhabalarrr

Fırlatın beni 1980'lere. O zamanın aşkları, müzikleri, imkanları... Yazar kitaba öyle güzel yansıtmış ki... Walkman'le müzik dinlemeler. Pili bitti bitecek durumlar, iletişimin zorluğu ve daha neler neler. Aşkın en saf halini okuyacaksınız. Ama uyarmadı demeyin. Kitabın sonunda göğsünüze bir yumruk yemiş gibi olacaksınız. Devamı olsa mis gibi okunur valla.

Eleanor kızımız kızıl saçlı, tuhaf kıyafetler giyerek fazlalıklarını kapatmaya çalışan, zorlu bir aileden gelen ve kendi halinde takılan biri. En dikkat çekici özelliği zaten o kıvırcık kızıl saçları. Diğer kızlara göre daha toplu ve kıyafet seçimleriyle dikkat çekmesi.

Park ise tam tersine gayet normal biri. Arkadaş çevresi olan, çizgi romanlar okuyan, ailesi çok normal olan bir birey. Ve bu iki farklı insan bir araya geliyor.

Okula otobüsle giderken yan yana oturmalarıyla başlıyor macera. Arada pek konuşma yok. Eleanor'un gözü Park'ın okuduğu çizgi romanlara kayınca ortak yönlerde başlangıcı yapıyorlar. Sonrasında çok mu çok saf bir sevgi, arkadaşlık ve aşk başlıyor.

Böyle okurken eridim. Art niyet yok. İlişkilerinde saçma sapan olaylar yok. Yaşları gereği bir takım ergence şeyler olabiliyor ama kitap öyle pamuk gibi ki onlar göze batmıyor. 

Bu kitabı okuduktan sonra cidden eski zamanlarda aşk yaşanmalıymış dedim. O zamanlar evdeki telefonla idare ediyorlar. Aradı arayacak diye başında beklemeler. Ebeveyn gelince yakalanmamak için aniden telefonu kapatmalar... Şimdi öyle mi ? Bana bir isim verin tüm sosyal medya hesaplarını bulup, Sherlock'u sollarım. :D (Yapmışlığım var yani.) Yani eskisi gibi saf aşklar falan yok. Anca böyle kitaplarda okursunuz.

Bu kitabı çok sevdim. Böyle sımsıkı sarılasım geliyor. Okuyun, okutun. Ne diyeyim, Eleanor & Park efsane olacak karakter çiftlerden biri bence.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

27 Ocak 2016 Çarşamba

Dedikodu Diyarı: Diziler Alemi


 Merhabalar

Uzun zamandır izlediğim diziler hakkında bir yazı yayımlamıyordum. Hazır elimde işlenecek diziler var dedim, yaz Jane.


Konuya direk Ölümcül Oyuncaklar serisinin dizisi Shadowhunters'tan gireceğim. 2013 yılında serinin ilk kitabı Kemikler Şehri'nin filmi çıkmıştı. Sinemaya adeta uçarak gitmiştim. Oyuncu seçimlerini sevmememe rağmen... Ama şimdi diziyi izleyince dedim ki 'anaa film ekibi mismiş.'

Dizinin kadrosu oluşturulurken baya heyecanla takip ediyordum. Sonuçta dizi yani. Uzun süreli bir şey olacak. Kesin çok titiz davranacaklar. Karakterler tam kitaba göre olacak. Dedim. Ama demekle kaldım. Hatta Jace için Dominic Sherwood seçildiğinde mutluluk dansı yaptım. Nedense kafamdaki Jace'le uyuşmuştu. (Ayrıca bu yakışıklı şey Vampir Akademisi filminde Christian Ozera'yı oynamıştı.) 

Sonra dizinin ilk bölümünü izledim. Sıfır beklentiyle. Açılış sahnesi baya gaza getirdi. O arka fondaki müzik, karakterlerin ortaya çıkışı ve arkasından Clary'i görmemle pısss tüm hava kaçtı. Clary için o oyuncuyu çok mu aramışlar ? Ne oyunculuk var ne mimik ne doğallık... Ay resmen dalga geçmek için onu oraya koymuşlar. Tüm enerjimi emdi. Asık suratla izledim. Kurgunun içine etmişler giderek. Kitaptaki hava hiç yok. Karakterler öyle lay lay lom ki... Cassandra Clare'yi dürtmek istiyorum. Sen bu müthiş hayal dünyanı nasıl hiç edersin be kadın! 

Tabii dayanamadım ikinci bölümü de izledim. Daha da kusmak istedim. Benim sevdiğim Jace, iki dakikada Clary'i kanatlarının altına almaz. Sürekli gülme modunda olmaz. Ya da ne bileyim okuduğum enstitüde Jace, Alec, Izzy, Hodge dışında kimse yoktu. Dizideki enstitüyü görmeyin. Adeta FBI ofisi. O ne be öyle. Yanlış dizi izliyorum sandım. Gündeme ayak mı uydurmak istediler n'aptılar bilmiyorum ama her şey fos çıktı. Hodge demişken... Yemin ederim kitabı okumasam dizide direk Hodge'ı gözüme kestiririm. Bizim buruşuk, yaşlı erkek karakterimiz orada adeta Jace'in rakibi, rakipliğini geç adeta ışık saçan bir varlık. Of! 

Ay daha fazla konuşamayacağım çünkü sevmedim. Az önce üçüncü bölümün geldiğini gördüm. Yok, izlemem. İzlersem sinir krizlerine gireceğim. Geçelim bunu.


İzlediğim ve bitirdiğim diziler var. Mesela yıllar sonra How I Met Your Mother'ı bitirdim. Sonu beni tatmin etmedi ama seviyorum bu ekibi. Sanki hala izlenecek bölümler varmış gibime geliyor. -.- 
Mr. Robot yarım kaldı. Ona devam edeceğim. Değişik bir kurgusu var.
Teen Wolf'un yarı sezonu, The Originals, The Vampire Diaries, Once Upon A Time, Arrow, The Flash ve Supernatural'ın sezonların tamamlanmasını bekliyorum. Ben her hafta yeni bölüm beklersem çıldırırım. Hem de sezon tamamlandıktan sonra izleyince konu bütünlüğünü kavrıyorum. Bana öyle daha zevkli geliyor.
The Walking Dead ayrı ama. Her hafta bekler, izlerim. Son 26 gün mü ne kaldı. :(
American Horror Story: Hotel de bitti. Valla hiçbir şey anlamadım. Pek sevemedim de. Matt Bomer için izledim desem yeridir. Nerede o eski ekip, eski sağlam kurgular...

Şu an bir dizi izlemiyorum ama izlemek istediğim çok dizi var. Öyle böyle değil. Ve yeni çıkan tüm güncel dizileri de takibime aldım. Supergirl, Legends of Tomorrow, The X Files'ın yeni ekibiyle yeni sezonu gibi. 
Bilgisayarımda Sherlock'un tüm bölümleri ve Smallville'nin ilk sezonu var. Büyük ihtimalle onları ön plana alırım. Dizi önerileriniz varsa, şöyle Lost, Fridge, Merlin gibi ağzı tadımda kalacak diziler gibilerse şiddetle öneriniz. :D

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

26 Ocak 2016 Salı

Kitap Güncellemeleri 1 - Oradan Buradan Topladım Geldim


Merhabalarrr

Bir buçuk aydan fazladır buralarda yokum. Aslında varım da yokum. Kimler neleri okumuş, hangi yazılarım gün içerisinde çok okunmuş onun takibini yaptım ama yazı yayımlamadım. Arada bana geliyorlar. Blog'u geç insanlardan bile bıkıp, uzaklaşıyorum. Öyle bir dönemdeydim o yüzden okuduğum kitapları paylaşmadım ve hakkında dedikodular yapmadım. Şimdi yeni bir şey oluşturdum. Yine kesin bana aralarda böyle gelirler. Kitap Güncellemeleri başlığı altında kitapları toplu şekilde yorumlayacağım. Zaten eskisi gibi uzun uzun yorum yapmıyorum. İstisna kitaplar dışında. :D Eh, onlar da en özelleri olur büyük ihtimalle. 

İlk güncellemede beş kitap yazacağım. Şu an okuduğum kitap Eleanor & Park. Bitmek üzere ve cidden çok akıcı gidiyor. Belki ona apayrı bir yazı hazırlarım.

2015'in sonuna doğru iki kitap okudum. 2016'da ise üç kitabı arka arkaya yuvarladım. Goodreads'te meydan okuma etkinliğine katılmadım çünkü bu sene kaç kitap okuyacağım sürpriz olsun istiyorum. :D

Ruh Öküzüm - Lauren Morrill (Pegasus Yayınları): Bu kitap ilk çıktığından beri hep ilgi alanımdaydı. Çünkü adı çok fena ilgimi çekmişti. Ruh öküzüm... Allah'ım dedim, kesin benim kafadan bu kurgu. Ben de deli gibi ruh öküzümü arıyorum. Bu kitap kesin eğlenceli dedim. Evet, baya akıcıydı ve okutturdu kendini ama ergen yaşta karakterler beklemiyordum. Bazı hareketleri çocukça geldi. (Jane yaşlandı tabii) Ama bazı yerlerde güldüm, eğlendim. Süperötesi bir kitap değil ama çerezlik tadında. İki gencin çok zıt kutuplarda olup, nasıl birleştiğini anlatıyor. Kız karakterde kendimi görmedim desem yalan olur. Asosyal. Burnunu kitaplardan çıkarmayan. Hayatı lay lay lom yaşamak isteyip ama çok ciddiye alan bir tip. Ama durun bir dakika. Bu benim iki yıl önceki halimdi. :D Şaka bir yana. Romantik komedi ve çerezlik bir kitap arıyorsanız, öneririm. ( 3/5)

Gölgeler - Paula Weston (Yabancı Yayınları): Çok önceden sahaftan almıştım bu kitabı. Melek kurgulu serinin ilk kitabı. Ve sayın okuyucular, kesinlikle okuyun! Çok gizemli ve esrarengiz bir kitaptı. Böyle okurken cidden neler olacağını merak ettim. Erkek karakterimizle kız karakterimiz aslında düşmanlar. Ve kız karakter baya önemli biri ama bir hafıza kaybı sonucunda her şeyi bambaşka hatırlıyor. Taa ki Rafa gelip, her şeyi Gaby'e hatırlatana kadar. Hoş, hala hatırlamadığı şeyler  var ve cidden heyecanlı gidiyor. Seriye devam etmek için sabırsızlanıyorum ama üçüncü kitap çıkana kadar ikinci kitaba dokunmak yok. Ve elbette, okuyun. Okutun! (5/5)


Dublin Caddesi - Samantha Young (Dex Yayınları): Bakın bu kitabı okumak aklımda yoktu. Sonra aşırı derecede romantik bir şeyler okumak istedim. Kendimi bu kitapta buldum. E-kitap olarak okuduğum için sayfaların nasıl geçtiğini anlamadım ve bir günde bitti. Öyle aham şaham bir kurgusu yok. Romantiklik var ama dibi yok. Aşina olduğum sahneler, diyaloglar falan vardı ama severek okudum. Grey'in hafif haliydi. Çerezlik bir kitap. Bu türe alışkın değilseniz bu kitapla güzel bir başlangıç yapabilirsiniz. (4/5)



Olasılıksız - Adam Fawer (April Yayınları): Orta son sınıftayken bu kitap öyle ünlüydü ki... Otomatikman benim de okuma listeme girmişti. Ama taa o zamandan bu zamana okuma fırsatı bulamadım. Karşıma çıktığında da almayı düşünmedim hiç nedense. Sonra geçenlerde okulun kütüphanesinde kendimi kaybederken bunu ve Empati'yi gördüm. Düğmeye basılmış gibi ikisini kucağıma aldım ve eve getirdim. İkisini arka arkaya okudum. Ve evet, beynim adeta içmiş gibiydi. Özellikle Olasılıksız'a bayıldım. Ben böyle şans, kader, olasılık, felsefi karışımı şeyleri ve entrikalarını çok severim. Dershanedeki felsefe hocamın da etkisi var. Öyle şeyler anlatırdı ki ders çıkışında 'ben yaşıyor muyum ya' derdim. Dünyanın görülmeyen özelliklerine ayrı bir merakım var. Olasılıksız hem kurgusuyla hem de mantıklı açıklamalarıyla kafamdaki bazı soruları ortadan kaldırdı. Kurgu çok sağlam. Biraz ağır. Terimsel kelimeler var. Bazen felsefenin dibine vuruyor. Ama öyle güzel öyle baş döndürücü ki... Bu alana ilginiz varsa okuyun. Kitaplıkta durmalı bu kitap. Yazarı ayakta alkışladım. Karakterleri tanıtma süreci, hepsinin ayrı hikayesi ve nasıl bir araya geldiklerini anlatma süreci... Oh be dedim, kitaba doydum. :D Kısacası, aşık oldum. (5/5)

Empati - Adam Fawer (April Yayınları): Empati, Olasılıksız'ın daha da ağır hali ama genel hatları benzer. Bu sefer Empati yeteneği ön planda. Yazar bazı gerçekleri açıkça işlemiş kurgusunda. Ve sanki bilim kurgu filmi izliyormuş gibiydim. Kurguyu karışık ama öyle tatmin edici anlatmış ki... Detaylarda neler gizliymiş neler. Kitabın sonlarında her şey ortaya çıkınca böyle ağzım açık kaldı. Ondan sonra kafamı toparlayamadım. Kendimi dışarı attım birkaç gün üst üste. :D Bu kitapları çok sakin kafayla okuyun. Benden uyarması. (4/5)

İşte, buralarda yokken bu hayaller alemindeydim. Şimdi tatildeyim bakalım ilerleyen zamanlarda birkaç paylaşım yapabilirim. 
Hepinize iyi tatiller. Dedikodulardan eksik etmeyin beni de.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

8 Aralık 2015 Salı

Kitap Yorumu: Ateş Serisi 2 - Kan Ateşi / Karen Marie Moning


Merhabalar

Yine Barrons'ın sırlarını çözemediğim bir Ateş Serisi kitabı daha bitti. Ama bu seriyi seviyorum. Her ne kadar Kan Ateşi, ilk kitap Karanlık Ateş gibi aynı kurguya sahip olsa da hem eğlenerek hem de sıkılmadan okudum. İlk kitapta kurguya özel terimler birden çok gelmişti. Yeni bir dünya. Bilinmeyen kelimeler, yaratıklar falan. Ama bu kitapta çok aşina oluyorsunuz. Kurgu daha da oturdu şu an. Ve artık Barrons'u çözme zamanı!

Ama elbette bu kolay değil. Barrons insan mı Fae mi canavar mı... Ne acaba derken kafayı yememek elde değil. Tabii bu kitapta bir tık açılıyor. Hatta şaşırdım. "Aaa Barronscuğum sen yapar mıydın böyle şeyler ?"

Kan Ateşi'nde Mac & Barrons ikilisi yine Sinsar Dubh peşindeler. Başları yine beladan çıkmıyor. Mac, artık tamamen başka biridir. Tabii hala pembe delisi ama siyahlara bürünmüş durumda. Alina'nın katilini unutmuş değil. Ve gerçek ailesi hakkında bilgiler öğrenmeye başladı. Sidhe Kahinleriyle tanıştı ve onlar hakkında da bilgiler aldı. Özellikle 13 yaşındaki Dani'yi şimdiden sevdim. Serinin ilerleyen bölümlerinde daha çok göreceğimizi umuyorum. 

"Bir şey soracağım, IYCGM ve IYD kim?"
"Bayan Lane o numaraları yalnızca ölürken arayın, ölmek üzereyken aramanız gereken iki numaradır o. Ve sakın ölmeden aramayın yoksa ben gelip kendim sizi öldürürüm."

Ve bu kitapta Barrons biraz daha uysaldı sanki. Bayan Lane'lere devam etti ve etekleri tutuşunca hemen Mac'lere geri dönüyor kereta. :D Hmm ama kitapta bir bölüm var. Mac'in izni olmadan ona bir şey yapıyor. Harbi ben bile sinir oldum. Ama sonra da iyi ki yapmış diyeceksiniz. Dengesizleştiriyor bu adam yahu.

Bir de V'lane karakteri var. Kendisi bir prens ve Seks-Ölüm Fae'si. İlk başlarda Mac'i korkutuyordu ama sonrasında iş birliği bile yaptılar. Mac'in isteklerini yerine getirmeler falan. Kızı bir saatliğine almış ama tam bir ay ortada yok gözüküyordu. Mac geri döndüğünde Barrons'un yüz ifadesini bir hayal edin bence. Okurken kahkaha attım orada.

Bir anda ona bir yumruk attım, kafası arkaya doğru gidip geldi.
B-"Mutlu musun şimdi?"
M-"Canın acıdı mı?"
B-"Hayır."
M-"Tekrar vurabilir miyim?"
B-"Hayır git kendine bir kum torbası al."

Hmm. Bunların dışında hemen hemen her şey aynı. Barrons, buzlar prensi havasındaydı. Mac vikvik konuştu ve aklından delicesine sorular geçti. Kitabın sonlarına doğru Sinsar Dubh'u buluyor. Ama ne olduğunu biz henüz göremiyoruz. Sanırım üçüncü kitap bomba gibi bir kurguyla gelecek. 

Son olarak diyeceğim şu ki; hem özgün bir fantastik kurguya sahip olup hem de sırlarla dolu karakterler olmasına rağmen aralarındaki diyaloglar bu kadar komik ve eğlenceli olan bir seri okumadım sanırım. Galiba ?

Sonraki kitapta görüşmek üzere!

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

4 Aralık 2015 Cuma

Kitap Yorumu: Ölüm Serisi 4 - Mutlu Ölüm / Nora Roberts


Merhabalar

Bugün blog'a yorum yazma günü ilan ediyorum. Bu aralar zaten büyük bir açlıktan çıkmış gibi okuduğum kitapları yiyip, bitiriyorum. Zaten bu hafta iki kitap yorumu gireceğimi planlamıştım. Sanırım üçüncüsü de yolda olacak. Bunlardan biri de Nora Roberts'ın meşhur Ölüm Serisi'nin 4.kitabı Mutlu Ölüm. Beni biliyorsunuz. Bu seriyi zor buluyorum ve sanırım bu yüzden baya değerli gözümde. Ama 4.kitabı sevmedim. -.- Bana bir şeyler oluyor sanırım. Okuduğum kitaplarda illa bir kusur buluyorum. Bu ya çok hızlı okuduğum için ya da çok fazla kitap okuduğum için artık seçici olmaya başladım. En titizinden hem de...

Ki gerçekten Ölüm Serisi'ni çok seviyorum. Polisiye aşkımı tatmin ediyor. Ama Mutlu Ölüm bana o tadı vermedi. Böyle çok tahmin edilirdi. Daha ilk sayfalarda katili buldum ve Eve'nin nasıl bu kadar kör olduğunu algılayamadım. :D Ya da artık Roberts'ın dilini ve kurgusunu çözdüm. Kitabı okurken biraz sıkıldım ama bir şey aklıma takıldı. Bu Roarke neden bu kadar mükemmel ? Neden Eve'i bu kadar iyi tanıyor ve anlıyor ? Eve'e neden el bebek gül bebek bakıyor. Adam resmen çıtayı yükseltiyor. Kitabı okurken adeta şöyleydim: "Bundan ben de istiyorum. Adama bak ya. Ne! Gerçek kahvesi mi var ? Ben de istiyorum. Bu modelde birini istiyorum. Neden etrafta böyleleri yok ki..." diye diye kendimi yedim. Sonra Jane neden boş geziyor. Bu kitaplar yüzünden. Etrafımdakiler adeta cansız varlıklar. :D

Eheem, neyse. Konudan sapmayayım. Kitabın kurgusuna gelirsek. Aslında kurgusu zekice ve kitabın ismi cuk oturmuş. Katil, insanların beyinlerini ele geçiriyor. Ama teknoloji yoluyla. En basitinden müzik mesela. Hipnoz gibi bir şey. Sizin bilinçaltınızı ele geçiriyor. Ve bu durum yüzünden nedensiz yere intihar vakaları gerçekleşiyor. İntihar ederken hepsinin suratında huzura kavuşmuş gibi bir gülümseme var. Eve'nin elindeki tek ipucu bu işte. Olayı çözene kadar baya ölümden dönüyor. Cidden. Kitabın tek sevdiğim tarafı buydu. Eve'nin hayatta kalma mücadelesi ve kendine güveni...

Bunların dışında yeni evli oldukları için Roarke'la Eve'nin tavşanlar gibi sürekli çiftleşmesi canımı sıktı. Her o sahneye geldiğimde gözümü devirdim. 300 sayfalık kitap zaten. Az bi' uslu durun di mi ? Yok. Sürekli hoop yatak.

Neyse. En eğlendiğim sahneler de Peabody'nin olduğu bölümler. Kadın komedi. Eve'nin yardımcısı oldu artık ve cidden onunla başa çıkan da bir tek o. Aralarındaki diyalog okunmaya değer.

Bu kitap yorumu da böyle işte. Sıradaki kitap çok eğlenceli olacağa benziyor. Barrons & Mac ikilisine devam edeceğim. *-* 

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Kitap Yorumu: Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer 3 - Zümrüt Yeşil


Merhabalar

Bir serinin daha sonuna geldik. Ama hemen belirteyim. Sonu beni tatmin etmedi. Evet, şeker gibi bir seri. Süper akıcı. Çok severek ve gülerek okudum. Ama sonu böyle sanki devam edecekmiş gibi löp diye bitti. Yazar sonunu pek toparlamamış, kurguyu dağınık bırakmış. Neyse, elimizdekiyle idare edeceğiz.

Bu yorumu okuyorsanız zaten ilk iki kitabı okumuşsunuzdur. Son kitaptan çok beklentiniz olmasın. Beklentisiz okuyun. Ben çok heves yaparak okudum sonra çakıldım. :D Ama sevdiğim bir seri oldu. Favorim ya da en iyi serim diyemem. Ama iyi ki almışım dedim.

Serinin son kitabında Gwen ve Gideon yine bol bol zaman yolculuğu yaptı. Bazı soru işaretlerini kafamdan sildiler. Xemerius'un her sahnesine abartısız güldüm. Kesinlikle serideki tek favorim kendisidir. :D Sırf onun için seriyi okuyun diyeceğim valla. Bunların dışında çok şaşırtıcı bir bilgi ortaya çıktı. Tabii ben bunu biliyordum ama siz okurken baya şaşıracaksınız. :D Yazarın, seriyi okurken yaptığı en büyük ters köşe işlemi buydu sanırım. Çünkü serinin geneli pamuk şekeri gibi. Kusurlar yok, heyecan tavan yapmıyor, salya sümük ağlatmıyor. Ne bileyim, böyle mutluluk fışkırıyor. Seriyi şeker yapan bunlar.

Ama dediğim gibi kitabın sonunda açık kapı bırakmış. Belki ileride yazar sürprizler yapabilir. :D 

Son kitaba dair söylenecek pek bir şey yok şu an aklımda. Güzeldi, kahkaha atarak okudum. Karakterlerle aram da iyiydi. Gözüme batan ve beni rahatsız eden bir şey yoktu. Hayatımda okuduğum en sorunsuz seriydi sanırım. :D 

Kısa kitap yorumumu Xemerius'un bir sözü ile kapatmak istiyorum. Bu cümlesi, tüm gıcık olduğum insanlara gelsin ! (Hoş, göremeyecekler ama olsun. İçimde kalmasın.)

"Tanrım," diye inledi. "Eğer bir televizyon programı olsaydın, seni anında kapatırdım."

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Kocaman not: Serinin ilk kitabının filmleri internette mevcut. Seriyi okumayı bitirdiyseniz, izleyebilirsiniz. Mesela ben ilk fırsatta izleyeceğim. *-*