Pages

22 Temmuz 2014 Salı

Jane: "Sohbet, Muhabbet"

Merhaba !

Delicesine yazmak istediğim için kendimi blog'da buldum. Aslında yazacak birkaç şey fark ettim. :D Değişik bir yazı olabilir. Eren'deki (SaklamaKabı) cesaret bende de olsa Vlog (Video) yapar yayınlardım ama hayır, henüz ona hazır değilim. :D

Öncelikle, blog'a bu aralar çok olumlu yorumlar geliyor. İnanın bana 32 diş sırıtarak tek tek yorumları ve notlarınızı okuyorum. İyi ki Ask.fm açmışım dedim. Oraya baya ilgi var. Hatta buradan link vereceğim. Hücum edin, aklınıza ne geliyorsa sorun. Gerçekten eğlenerek cevap veriyorum. Link: JaneWampirob

Ask.fm'e bu aralar en çok Ölümcül Oyuncaklar ve Cehennem Makineleri serileri hakkında sorular geliyor. Bu ilgimi çekmedi değil. Ve açıkçası mutlu da oluyorum. Favori iki serimdir. :D Sorulara gelince... Aslında oradan elimden geldiğince açıklamaya çalışıyorum fakat burada detaya girip, akıllardaki sorulara cevap vermek istedim. Sorular genellikle, ilk önce hangi seriyi okumalıyım oluyor. Ben ilk Cehennem Makineleri'nin kitabını okumuştum ama hiçbir şey anlamamıştım. Sanırım o dönem "anlayamama" sorunum vardı. :D Daha sonra Ölümcül Oyuncakları okuyunca her şey yerine oturmuştu. Ama şimdi şöyle söyleyeyim, bence ilk Cehennem Makineleri'ni okuyun. Seri zaten 1800'lü yıllarda geçiyor. Yani Ölümcül Oyuncaklar'daki karakterlerin ataları diyebilirim. O yüzden ilk o seriyi okuyun. Zaten oradaki bazı karakterler *spoiler olmasın diye fazla detaya girmiyorum* Ölümcül Oyuncaklar'ın final kitabında da yer alacakmış. (Camlar Şehri'nde ve Kayıp Ruhlar Şehri'nde de görünüyorlar.) Artık rahatlıkla Cehennem Makineleri'ni okuyun diyebilirim. :D Serilerin müthişliğinden, akıcılığından ve aşık olunası karakterlerinden bahsetmiyorum bile. Blog'u alt üst edin ve serilere olan bağımlılığımı fark edin. :D


Bir diğer konu ise favori kitap serilerim. Zaten bir kitap blogger'ı olmanın en büyük zorluğu bu tip sorulara cevap vermektir. :D Yani ben sayamadığım kadar seri okuyorum. İçlerinden favorin hangisi, sorusu gelince löp diye kalıyorum. Evlat ayrımı nasıl yapayım ki ? :D Öhööm, elbette gözdelerim var. ( Resmen döneklik yaptım. Yapılacak bir şey yok. :D) Şiddetle, mutlaka, kesinkes okuyun dediğim serileri gözüm kapalı sayarım.

Cehennem Makineleri ve Ölümcül Oyuncaklar - Cassandra Clare: Genç Fantastik/ Romantik/ Aksiyon

Vampir Akademisi ve Kanbağı - Richelle Mead: Genç Fantastik/ Romantik/ Aksiyon

Lux ve Melez - Jennifer L. Armentrout: Genç Fantastik/ Romantik/ Aksiyon

Dönüşüm - Rachel Vincent: Fantastik/ Romantik/ Aksiyon

Sookie Stackhouse - Charlaine Harris: Fantastik/ Aksiyon/ Romantik

Düşmüş Melekler - Becca Fiztpatrick: Genç Fantastik/ Romantik (Final kitabı baya kötü.)

Açlık Oyunları - Suzanne Collins: Distopya/ Aksiyon/ Romantik

Travis Maddox ( Tatlı ve Ayaklı Bela kitapları) - Jamie McGuire: Gerçek Hayat/ Romantik

Bridgerton - Julia Quinn: Tarihi Aşk Roman

Kocaman bir not: Bu söylediğim serilerin hepsinde komik ve eğlenceli sahneler mevcut. Çoğu zaman kahkaha atararak okumuşumdur. Kahkaha attırmayan kitapları sevmem zaten. Ve elbette salya sümük de ağlayabilirsiniz. :D

Şuanki listem bu. Elbette daha okuduğum seriler var ama "favorim" olması için henüz o sınıra gelemedim. :D

Sıradaki konum ise müzik ve film önerilerim. Açıkçası bu aralar önerecek ne film ne müzik listem var. Bayadır film izleyemiyorum. Ki bu yaz film-dizi konusunda uçmayı düşünüyordum. Artık üniversite yaşamına kaldı. :D Müzik desen... eskileri dinlemekten kusacağım yakında. Yeni şarkı önerileri alabilirim her zaman.


Bir de "şu kitabı okudun mu" sorularında bazen takılıp kalıyorum. Çünkü okumamış oluyorum. Eğer okuyup da soruyorsanız lütfen bilgi verin ve almam gerekiyorsa "Janeeee kesinlikle al" deyin ki ben sıradaki maaşımı yine kitaplara yatırayım. :D

D&R da bazılarınızın ilgisini çekmiş. :D Çekmemesi tuhaf olurdu. Her gün aşk yaşıyorum resmen. Yeni kitap, albüm ve DVD konusunda yardımcı olabilirim. Her gün elime neler geçiyor bir bilseniz... :D

Bunların dışında... Beni merak edenler oluyormuş. Eskiden olsa hiçbir yerde fotoğrafımı göremezdiniz ama şimdi çat çat çekiyorum. Instagram'a birkaç tane koydum. Oradan bakabilirsiniz. Ayrıca Instagram hesabımdan okuduğum kitapları ya da aldığım yeni kitapların fotoğraflarını naklen orada canlı yayın yapıyorum resmen. :D


Son olarak okuyacaklar listemi ve şuan okuduğum kitapların fotoğrafını çektim. Yaz bitmeden bitireceğim inşallah. Ve bu ay cidden baya kitap aldım. Parayı bulunca gözüm döndü. Ki gelecek ay da böyle olacak gibi. :D Kitap önerileriniz falan varsa beklerim. Listem ne hikmetse küçülmeye başladı. :O

Şimdilik bu kadar. Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Not: Müthiş serilerle ve kitaplarla döneceğim. En kısa zamanda. Cooooming soooon!

17 Temmuz 2014 Perşembe

Kanbağı 4 - Ateşli Kalp / Richelle Mead


Bazen kusurlar göze daha sevimli görünür.

Hmm. Nereden başlasam acaba ? Öncelikle, neredeyse bir aydır blog'a hiçbir şey yazmadım. Eğer uzun bir yazı olursa mağdur görün beni. Resmen yazmak için gün sayıyordum. Blog'a yazmaya aç kaldım. :D Bir diğer mevzu ise yorum yapacağım kitap çok fena! Zaten hem yazarına hem serisine hayran olduğum bir kitap... Eh biraz tuhaf bir yazı olacak. Benden söylemesi.

Kanbağı serisini en son geçen yaz okumuştum. Yayınevimiz sağolsun serinin yeni kitabını baya geç çıkardı ve ben de bazı nedenlerden dolayı geç alıp, okudum. İyi ki geç okumuşum! Yoksa yeni kitabı beklerken şekilden şekile girebilirdim. (Yeni kitap bu ay sonunda yurt dışında çıkıyor. Biz de herhalde yeni yılda çıkar!) 

Öncelikle, eğer bu seriyi okumayan varsa direk gidip ilk kitabı alsın. Okumaya kıyamadığım, okudukça elimden bırakamadığım bir seri. Adrian Ivashkov'un başrolde olması zaten gözü kapalı okumama sebep oluyor. Eh bir de Richelle Mead'in müthiş hayal gücü ve komik yazım tarzı da işin içinde. Ama bu kitapta her şey daha farklı. Kitabın geneli karanlık sahnelerden ve romantik dolu sürprizlerden oluşuyor.

Aşk her zaman bir imzaya bağlı olmuyor. Bence seks, değer verdiğin biriyle yapılmalı. Boş ve anlamsız bir şey olmamalı.

Bir önceki kitapta en sevdiğimiz Simyacı Sydney Sage, Simyacılara karşı çıkan bir grupla karşılaşmıştı. Ve onlara destek olmasının en büyük etkini elbette Adrian. Bu kitapta ilişkileri dolu dolu diyebilirim. Okurken kıskançlık krizlerine girdim ama eli mahkum okudum. Hem sevimliler hem uyuzlar... Ne biliyim kızamadım da çok sevinemedim de. :D Hepsi Ivashkov'un suçu ! Onu bir tek kıza bağlı görmek tuhaf oluyor. Neyse, bu kitapta Sydney iyice Simyacılar'ı yerle bir etmenin yolunu bulma çabasındaydı. Bir yandan dibinden ayrılmayan kardeşi Zoe'ya bir şeyler çaktırmamaya çalışıyordu. Diğer yandan arada kaçamaklar yapıp, Adrian'la buluşuyorlardı. Hep bir döngü içerisindeydi. Yeni bir dövme buldu ve uygulamalara başladı. Kız gerçekten zeki ve dediğim dedik biri. Açıkçası bu kitapta Sydney'e hayran kaldım. :D

Adrian'a gelirsek... Beyefendi mutluluktan havaya uçacak durumda. Bir tek kanatları eksik. O kadar mutlu ki artık alkol ya da sigara kullanmıyor. Sydney'le anlaşmaları bu. Ama bunları kullanmaması onda kötü bir etki yapmaya başlar. Biliyorsunuz, her Moroi'nin özel bir gücü olur. Adrian'ın ise ruh gücü var. Ruh'u kullanmak basitmiş gibi görünse de büyük bir sorumluluğu var. Vampir Akademisi serisinde bu yan etkileri görmüştük. Lissa, Ruh'a dayanamayıp kendini kesiyordu. Sonya ise delirmek üzereydi. Bu kitapta ise Ruh'un yan etkilerini Adrian'ın üzerinde görüyoruz. Uyuyamıyor, ölen teyzesinin sesini duyuyor, bitkin düşüyor... Resmen dengesizleşiyor ve karanlık bölüme daha da yaklaşıyor. Açıkçası bu sahneleri okumak dehşete düşürdü beni. Uzaktan Adrian'ı serseri tipli, çapkın, ayyaş ve umursamaz biri gibi görebilirsiniz. Ama onun gözünden okuyunca aslında her şeyin çok farklı olduğunu ve neden böyle yaptığını anlıyorsunuz. Richelle Mead, Adrian'ın gözünden olayları çok güzel bir şekilde aktarmış. Tam hayal ettiğim gibi. O yüzden hiç hayal kırıklığına uğramadım. Tam tersine kitabı sırıtarak okudum.

Kendimi birine bağlayıp dünyadaki bütün kadınları hayal kırıklığına mı uğratacağım ? Ben bu kadar zalim biri miyim?

Elbette olaylar bunlardan ibaret değil. Kitapta baya şeyler oluyor. Ruh'la ilgili de gelişmeler oluyor. Hatta bunun sonucunda Sydney ve Adrian saraya gidiyor. Saraydaki sahneleri okumak, beni eskiye götürdü diyebilirim. VA serisini okuyalı baya oldu ama eski karakterleri görmek, okumak... Ne bileyim sanki eski dostlara kavuşmak gibiydi. Biraz saçma bir cümle oldu ama benim için öyle. Rose, Dimitri, Christian hatta Lissa bile özlediğim karakterlerden biri. :D Bu kitapta onları kısa bir şekilde de olsa gördük ve içim ısındı. 
Kitap fantastik olmasına rağmen macera ya da aksiyon sahneleri yoktu. Şöyle söyleyeyim, son sahnelere doğru heyecan tavan yaptı ve birkaç aksiyon sahnesi vardı. Ki yazar öyle bir hayal gücü kurmuş ki "Eh biraz çıldırın ve sonrasında daha sabırsız olun" mesajını vermiş. Ben çok şaşırmadım son sahneye ya da "çıldırmalık" olaya... Richelle bu. İlla bir dönüm noktası yaratıyor serilerinde. O yüzden merakla yeni kitabı bekliyorum. :D

Sydney'i yüzüne ve saçlarına vuran ışıkta izlerken, insanların güneş için yaratıldığından bir kez daha emin oluyordum.

Bunların dışında... Spoiler vermemek için Sydney'in neler çevirdiğini ya da planlarını anlatmayacağım. Ama Adrian'la yaşadıkları romantik anlardan bahsedebilirim. (Bana işkence gibi gelse de...) 
Serinin başında hatta daha VA serisinde Sydney, bizimkilerden yani Moroi ve Dhampir topluluğundan olabildiğince uzak duruyordu. Daha sonra Adrian'la ve diğerleriyle dip dibe kalınca bu duruma giderek alıştı. Özellikle bu kitapta Sydney'de büyük değişiklikler olduğunu fark edebilirsiniz. Adrian'la geçirdikleri zamanlar cidden çok güzel. Ne çok detaya girip, boğuyor ne de kısa geçiyor. Okurken mest olabilirsiniz. Açıkçası Adrian'ın gözünden böyle romantik sahneler okumak daha da hoşuma gitti. Yazar cidden cuk diye oturtmuş seriyi. Ve bu ikilinin birbirleri için çabaladıkları gözler önündeydi. Sydney her zaman Adrian'ın iyiliğini ve sağlığını düşünüp, durdu. Adrian ise habire "Acaba Sydney'i nasıl mutlu edebilirim?" çabalarındaydı. Hoş, Sydney sadece Adrian'ın varlığı ile mutlu olabilen biri. :D Yani kısacası hem sevimli hemde örnek verici bir çift olmuşlar.

Aşk, karanlıkta bir ateştir. Bir kış gecesi ılık bir nefestir. Sana evinin yolunu gösteren bir yıldızdır.

Kitap elbette Sydney ve Adrian'dan oluşmuyor. Yan karakterlerden kısaca bahsedersem; bu kitapta yan karakter olarak Angeline favorimdi. Kızın anormal hareketleri, davranışları... ne bileyim diyalogları bile komiğime gitti. Gerçekten çok doğal bir karakterdi. Trey'le aralarındaki sorunu bi an önce halledip, beraber olsunlar istiyorum. :D Jill ve Eddie çiftine gelirsek... Son ana kadar birbirlerinden çok uzaklardı ama yazar son sahnede gülümseten bir kurgu yazmış. Artık şu Eddie'nin de yüzü gülsün! :D

Hayal gücümü asla dönemeyeceği bir yere gönderdiğin için teşekkürler.

Son olarak tek söyleyebileceğim şey; muhteşem diyaloglarla dolu dolu olan ve inanılmaz kurgusuyla baş döndüren bu seriye sıkıca bağlanın, sevin, bırakmayın. Favorilerimden biri ve kesinlikle okunmaya değer bir seri. :D

Sevgiler, öpücükler: Jane

Not: Bu kitapta Sydney'in en sevdiği tatlının baklava olduğunu öğrendim. Adrian sırf baklava için Yunan lokantasına gidiyor. Açıkçası o sırada Abe'nin oraya basıp, "Baklava bir Türk tatlısıdır!" demesini bekledim bile. :D

Not2: Bu kitapta Adrian'daki değişiklikleri fark edebilirsiniz. Mesela eskisi gibi zevk düşkünü ya da elmaslar yağdıran bir adam değil. Maddiyattan önce maneviyatın geldiğini düşünmeye başladı.

18 Haziran 2014 Çarşamba

Ding Dong: Yaz Planları & Ivır Zıvırlar


Merhaba Merhaba !

Blog'a yazı yazmayı delicesine özledim. Fakat ne yazık ki bu aralar yazma fırsatı bulamıyorum. Iııı şey, D&R'da çalışmaya başladım. :D İş, tüm günümü, zamanımı ve haftamı alıyor. Yine de memnunum. Tek sorun blog'a zaman ayıramamak. Ama pazar günkü son sınavımdan sonra özgürüm ve sonrasında her boş zamanımda ya kitap okuyacağım ya film-dizi izleyeceğim ya da bir şeyler yazacağım.

Bu yaz, planlamadığım halde yoğun ve güzel geçiyor. Umarım sizlerinde tatiliniz istediğiniz gibi geçiyordur. :D Ben her sene, yaz tatilinde mutlaka yeni bir diziye başlarım ve onu bitirene kadar bırakmam. Bu sene de böyle bir planım var. :D Hatta birkaç planım var. Blog'da yazacak bir şeyim yok diyordum ya bugün aklıma bir fikir geldi ve "yaz Jane, içinde kalmasın" dedim. 

Ayıptır söylemesi ayın başında ilk defa doğru düzgün bir maaş alacağım. :D Bunun şerefine elbette delicesine kitap alışverişi yapacağım. Ve birkaç yıl önce kendime verdiğim sözü yerine getireceğim. (Bu bir sır aslında. Alınca gözünüze sokarım merak etmeyin. :D) Kitap listeme gelirsek... Yeni çıkan ve bu aralar çok okunan serilere sardım. Siz de fikirlerinizi benimle paylaşabilirsiniz.

-Ateşli Kalp: Kanbağı'nın 4.kitabı sonunda çıktı. Adrian'ı okumak için cidden sabırsızlanıyorum. Çalışırken kitap hep gözüme takılıyor fakat ne yazık ki okuyamıyorum. Sadece elime alıp, okşayıp yerine koyuyorum. :D 

-Güçlü Kal - 365 Gün Hayata Tutun: Sanırım bu kitap benim hayat felsefem olacak. İdolüm dediğim Demi Lovato'nun müthiş örnek verici kitabını almazsam olmaz. Ki kitabı zaten çalışırken yiyip, bitirdim. Her gün gidip o günün tarihindeki yazıyı okuyorum. Nasıl ilham veriyor... Mutlaka göz atın.

-Uyumsuz: Bu seriyi delicesine merak ediyorum. Filmi çıktı. Okuyucuları izledi ve bayıldılar. Kitabı okumadan izlemem dedim. :D Resmen seri beni al diyor. Umarım bu kadar beklentiden sonra bende hayal kırıklığı yaratmaz.

-Karanlık Ateş: Çok sevilen bir seri daha... Hazır elimdeki bazı seriler bitiyorken yeni serilere sarayım dedim. Ateş Serisinin okuyucularına güvenerek listeme ekledim. :D

-Cadı Ölüsü: Eh, artık Sookie'ye dönme zamanı. 4.kitabı okumak için sabırsızlanıyorum! Eric'i çok özledim be!

-Belalı Düğün: Veee son olarak Travis Maddox! Aslında bu ek bir kitap. O yüzden oldukça ince ama tekrardan Maddox'u okumak... Paha biçilemez. Spoiler vermeden burada bitereyim. :D

Kitap listeme "mutlaka eklemelisin" dediğiniz şeyler varsa, beklerim. :D

Yabancı dizilere gelirsek... Öncelikle yarım kalan dizilerimi bitirmek istiyorum.

-White Collar'ı bir ara delicesine izliyordum. Sonra ara verdim falan. 4.sezon fena bir şekilde bitiyor. 5.sezonu yiyip, bitirmemek için zor tutuyorum kendimi. Bu arada 6.sezon çekimleri başladı ve son sezonmuş. :( Evlat acısı gibi geldi.

-Supernatural'a devam etmemem çok anormal bir şey. Beni bilenler bilir, SPN delisiyim. İzlemeden duramazdım. Ama son sezonlara doğru... bilemiyorum durgunlaştı. Son sezondan kocaman spoiler de yedim. Ama devam edeceğim. :D

- The Vampire Diaries ve The Originals da yarım kalanlar arasında. Her hafta hiç kaçırmadan izliyordum sonra bıktım. Elena'nın mıymıylarını çekmek zor be arkadaş. Ama Klaus ve Salvatore'ler için yola devam!

-Once Upon A Time, resmen üvey evlat muamelesi görüyor benden. İlk sezonu feci sevmiştim. Ama 3.sezon bana göre çok iyi değildi. Ama elbette yarım bırakmam. Peter Pan ve Rumple için! :D

-How I Met Your Mother, yahu bu diziyi izlemeye başlayınca sezonlar nasıl bitiyor anlamış değilim. En son 5.sezon sonlarındaydım. Sonra ara verdim ve öyle kaldı. Her ne kadar final bölümünden bir sürü spoiler yiyerek, izlemiş kadar olsam da kesinkes diziye devam edeceğim. O ekibe aşığım ya!

Dizilerdeki durumum da böyle. Baya izlenecekler varmış. Ayvayı yedim. :D Bunlar bittikten sonra (ki muhtelemen 2 haftamı alır) yeni diziye başlayacağım. Aklımda birçok dizi var. Mesela: Arrow, Teen Wolf, Game of Thrones ve Alias. Aslında GoT'ın kitaplarını okumak istiyorum. O yüzden diziye başlamadım. Önerileriniz varsa, seve seve beklerim. :D

Ve son olarak filmlere gelirsek... İzlenecekler listem var. Eh bir de çalışırken gözüme çarpan filmler oldukça not alıyorum. Iıı bir de öyle bir dost edindim ki müthiş film önerileri yapıyor. :D Geçen gün bir film önerdi. Yarın onu izleyeceğim. Artık her sıkıştığımda onun başının etini yiyeceğim. Ama film önerilerine de açığım. :D

Bana şans dileyin. Bütün iyi şanslar da sizden yana olsun! Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Not: Anita Blake'e yeniden başladım. Hem seriyi yeniden okumak ve anlamak için hem de blog'da detaylı yorum yapabilmek için. Tabii kitap şuan elimde sürünüyor ama dönüşümüm muhteşem olacak! 

1 Haziran 2014 Pazar

Kitap Yorumu / Önerisi: Ejderin Aşkı - G. A. Aiken


Uzuuun bir süreden sonra yeni bir fantastik seriye başladım. Daha ilk kitaptan çok sevdim, çok güldüm ve bayıldım ! Bakalım, siz seri hakkında ne düşüneceksiniz. :D

Her zaman yeni bir seriye başlarken tedirgin olurum ve açıkçası ön yargılı yaklaşırım. İnternetten bloglardan ve Goodreads'deki yorumlardan birkaç bilgi edinirim. Kafamda bir taslak oluşur. Sonra hiçbir beklentim olmadan okumaya başlarım. Artık şöyle de bir şey var ki; geçmiş zamanda müthiş kitaplar okumuş olursunuz ve yeni başladığınız kitaplar size yetmeyebilir ya da "hmm bu biraz klasik olmuş, yeni bir şeyler katabilirdi" gibi düşünceler aklınızdan geçebilir. Bu durum ne yazık ki bende var. O yüzden sıfır beklentiyle kitaba başlıyorum.
Bunları neden mi yazdım ? Bu kitap hiç aklımda yoktu. Fuar zamanı çok yakın bir arkadaşımın isteği üzerine aldım ve aylardır okunmayı bekliyordu. Eh, artık elimde kitap kalmayınca başlayayım dedim. Başlamadan önce de bloglardan yorumlara baktım ama ilgimi çeken bir şey olmadı. Bu kadar güzel bir seriyi doya doya anlatan birilerini bulamadım. Ya da vardır ama ben gözden kaçırmışımdır. Bilemiyorum ama bu yüzden seriyi sıkı bir şekilde tanıtmaya hazırım. :D

Fantastik Dünyalar'da; vampirleri, kurtadamları, dönüşüm geçirenleri, gölge avcılarını, ruhları, uzaylıları, melekleri... yani kısacası hemen hemen her şeyi okudum, okumaya devam ediyorum. Ama bu seferki karakterimiz başka bir yaratık. Bir Ejderha ! Bu durum ürkütücü, hayal etmesi zor gelebilir ama inanın bana bir Ejderha'ya aşık olmaya hazır olun.

Kitapta iki hikaye geçmektedir. İkisini de açıklayıcı bir şekilde anlatacağım. Eminim ki ikisine de bayılacaksınız. :D

Ejderha Ailesi

Ejderhaların yaşadığı bir dönemi düşünün. Çok, çok eski zamanlar. Hani bir savaş yapıldığında aylar süren, bir yere ulaşırken at üzerinde günler geçirilen bir dönem... İşte o eski zamanlarda Kanlı Annwyl adında çılgın savaşçı bir kız hayal edin. Kanlı Annwyl denmesinin sebebi ise; despot ağabeyi Lurcan'ı öldürmek için önüne çıkan her adamının kellesini alması. Bu hayattaki tek amacı Lurcan'ı öldürmek ve daha da özgür olmak. Bu yüzden onun yanından kaçıp, iki yıldır köylerde isyan çıkartarak kaçmayı başarır. Lurcan'ın yolladığı adamları ise bir güzel öldürür. Elbette tek değildir. Yanında çok güvendiği iki asker vardır: Danelin ve Brastias.
Annwyl, bir gün Kara Ovalar'da yine birden fazla düşmanla savaşırken yaralanır. O sırada, mağarasında kendi halinde takılan vahşi görünümlü, güçlü bir Ejderha bu savaşın gürültüsünden rahatsız olur ve dışarı çıkar. Karşısındaki savaşçıları bir ateş püskürüğü ile yerle bir eder. Yerde yatan ve kendinden geçmek üzere olan küçük insanı alır ve mağarasında bakmaya başlar.
Annwyl çok yaralıdır ama Ejderha Fearghus'ın kız kardeşi Morfyd, aynı zamanda bir büyücü olduğu için kızı kısa zamanda iyileştirir. Sonrasında ise asi kız, korkutucu ve vahşi görünümlü Ejderha'dan korkmak yerine ona meydan okur ve giderek dost olmaya başlarlar. Fearghus, geceleri kızla ejderha şeklinde dost olarak takılırken gündüzleri ise bir şövalye olarak onu eğitmeye başlar. İnsan biçimindeki halini kıza söylemez. Yani gizli bir oyuna başlamış olur. Annwyl ise hem ejderhanın dostluğundan çok hoşlanır hem de kendisini eğiten şövalyeye karşı yoğun bir şeyler hisseder. Eh sonrasındaki bol romantzim sahneleri sizin okumanız lazım. :D

İlk hikaye bol kahkahalı, eğlenceli, aksiyonlu ve kanlı, romantik ve dolu doluydu. Okurken ben çok güldüm. Bu ikilinin laf atışmaları çok komikti. Bazı sahneleri ağır kaçabilir. O yüzden kitabı herkese önermiyorum. Ki savaş sahneleri de çok vahşice anlatılmış. Bu anlatış biçimini ben sevdim, betimlemesi 'sert' olan savaş sahnelerine rastlamak zordur. :D O yüzden kitabı herkes okusun demiyorum, merak edenler göz atsınlar.
Ve kitabı okurken, PC Cast'ın Deniz Tanrıçası'ndan; S.S.Atıcı'nın Av hikayesinden; Merlin'den birkaç sahne aklıma geldi. Onların tarzında, ortaya karışık bir hikaye oluşmuş gibi. Cidden güzeldi. :D

Kitaptaki diğer karakterlerden de bahsetmek istiyorum. Özellikle Fearghus'un erkek kardeşleri çok komiğime gitti. :D Hepsi birbirinden sevimli, komik ve fenalar. Sanırım serinin diğer kitaplarında onlar başrolde olacakmış. Sabırsızlıkla bekliyorum. :D

Ateşler ve Zincirler

Bu hikayede ise Fearghus'ın annesi ile babasının tanışma hikayesi anlatılmış. Açıkçası ilk hikayede annesi ve babası çok sinir bozucuydu. Özellikle babası beni baya sinir edip, nefretimi kazanmıştı. Ama bu kitapta onları okurken sanki onlar değilmiş gibi hissettim. Sanırım gençken daha çekici oluyorlar. Bilemiyorum. :D Bu hikayede de bol bol "fena" sahneler vardı. Birbirleriyle zıtlaşan Bercelak ve Rhiannon, birçok kez didişirler, inatlaşırlar ama sonunda vahşi bir şekilde beraber olurlar. Ve mutlu son... Kısa bir hikaye idi zaten.

Kitabın geneline bakarsak gerçekten iyiydi. Eksik tarafları da vardı ama onlar göze çok çarpmıyor. Daha çok akıcı olduğu için bazı sahneler bile çirkin gelmiyor gözünüze. O yüzden baya sevdim ben. Her iki hikayede de hırçın, elde edilmesi zor ve özgürlüğüne düşkün iki kadın vardı. Ve bu asi kadınlara ayak uyduran, onları dizginleyen, çabalayarak elde eden iki inatçı, güçlü ve seksi adamlar vardı. :D Ejderhaların hem insan biçimlerini hemde kendi doğal hallerini çok sevdim. Sanırım aşık olduğum kitap karakterleri arasına bir ejderha da eklenmiş oldu. :D

Bir sonraki kitapta görüşmek üzere...
Sevgiler, öpücükler: Jane

29 Mayıs 2014 Perşembe

Kitap Yorumu: Lux 4 - Köken / Jennifer L. Armentrout


Bir şeyi kendini kaptırdığında, yapman gerekeni yapmaz, söylemen gerekeni söylemezsin. Ancak iş işten geçtikten sonra şunu yapsaydım,bunu söyleseydim diye yanarsın. -Daemon

Nereden başlasam acaba ? Lux serisinin güzelliğinden mi, her kitapta heyecanın daha da arttığından mı, yazarın hayal gücünün giderek uçtuğundan mı yoksa bu kitabın nasıl bir tatlı dehşet olduğundan mı ? Hepsine değineceğim. Bu yazıda bol bol içimi dökeceğim. Çünkü bu seriye giderek daha da aşık oluyorum !

Öncelikle, bu yazıyı okumadan önce eğer Lux serisini okumayan biriysen hemen git, ilk kitabı kap. Sonrasında hayattan kopacaksın zaten. Zamanını burada boşuna harcama. :D 

Yazı makinesi gibi olan yazarımız, serimizin bir önceki kitabın sonunu gerçekten şok edici bir şekilde bitirmişti. Hatta o şaşırtıcı son için "resmen uzaylı bir film izliyormuşum gibi hissettim" demiştim. Bu kitabın sonu için ise "Cidden bilim kurgu bir filminin sonu gibi! Gözümün önünde o anı yaşamış gibi canlandırdım!" diyebilirim. 

Bazen ucuzluyordu sözcükler. Yeri geldiğinde çok kudretli olabiliyorlardı ama bunun gibi nadir durumlarda, sözcükler değersizdi. -Daemon

Yazarımızın kitapları bana her ne kadar ince gibi gelse de (400 sayfadan aşağı kitabı da yok ki) her yapıtı dolu dolu. Heyecan hiç durmuyor, habire sizi diğer sayfaya sürükleyen cinsten kitaplar yazıyor. Açıkçası bu kitabı okurken ilk yarısı biraz maraton gelmişti. Hep böyle mi devam edecek derken aksiyon hiç durmadı. Ki o ilk yarısı da aslında çok iyi düşünülmüş ama ben sonradan değerini anladım. :D Sanırım en yorgun zamanlarımda okudum o bölümleri. Neyse.

Kitabın içeriğine gelirsek... Bir önceki kitabın sonunda bizim çılgın grubumuz, Blake tarafından tuzağa düşürülüp, Daidalos'a yem oluyorlardı. Yol ikiye ayrılıp, Katy, Daidalos tarafından ele geçirilmişti. Bu kitapta ise her şey kaldığı yerden devam ediyor. Bu sefer hem Daemon'ın hem de Katy'nin gözünden olayları okuyoruz. Daemon, delicesine aşık olduğu Katy'i kurtarmak için yerinde duramaz. Ailesi tarafından kilitlendiği kulübeden bile kaçar ve soluğu Luc'un yanında alır. Luc, ona bir şekilde yol gösterir. Ve asıl macera başlar.

Onda, daha önce gerçek hayatta hiç görmediğim, ancak sevdiğim kitaplarda okuduğum türden, erkeksi bir güzelliği vardı. -Katy

Katy ise Daidalos'un acımasız ellerindedir. Bir Luxen tarafından Melez'e çevrildiği için ilgi odağı olmuştur ve üstünde birçok deney yapmaya başlarlar. İşkence dolu, can acıtı sahneler vardı. Katy bu kitapta gerçekten çok acı çekiyor ve her şeye rağmen akıl sağlığını koruyor.  Bunların sonucunda zaten asi ve daha güçlü bir Melez haline geliyor.

Kitabın genelinde hem heyecan verici hem de aksiyon dolu sahneler vardı. Ve yazar bu kitapta birçok bilinmeyini ortaya çıkarmış. Yepyeni şeyler öğrenmek mümkün. Ve bu yeni bilgiler gerçekten hayret verici. Ben baya etkilendim. Kitabın isminin de nereden gelmiş olduğunu anlayacaksınız. :D

Kitaptaki bazı karakterler ölüyor. Ben çok üzülmedim ama okurken suratım asılmadı değil. Yine de boşuna ölmediler. Birilerini korurlarken öldüler...

Bunların dışında... Kitapta yeni karakterler görmek mümkün. Archer, Daidalos'da yer alan bir asker. Ama göründüğü gibi biri olmadığını tahmin etmiştim. Çok eğlenceli, ağzı laf yapan ve insanların akıllarını okuyan bir yakışıklı. :D Luc'dan sonra yan karakter olarak Archer'ı çok sevdim. Gelecek final kitabında bolca yer alacağını düşünüyorum. Çünkü aslında o çok önemli biri. Bu kadar bilgi yeter. :D

Archer ve Dee'nin ilk tanışma sahnesinden;
-Ben Dee Black. Daemon diye bilinen öküzün kız kardeşiyim. Ama muhtemelen biliyorsundur zaten."
"Onun öküzlüğünü mü, kardeşin olduğunu mu?" diye masum bir şekilde sordu Archer. "İkisinin de yanıtı evet."
Daemon'dan etrafa buram buram ısı yayılıyordu. "Kız kardeşimin elini bırakmazsan ağzını burnunu kıracak bir ağabey ben miyim? O sorunun yanıtı da evet."

Kitabın geneline bakarsak... Tahmin ettiğim birçok sahne vardı. Yine de bu kitabın heyecanını bozmadı. Bol bol Daemon & Katy ikilisini okumak mümkün. Romantizmi dolu dolu yani. :D Aksiyonun yanında komedi de eksik kalmamış. Birçok sahnede kahkaha attım. Ve bu kitapta cidden şaşırmaya hazır olun. İhanet edenler mi dersin, ölen kişilerin şoku mu dersin yoksa "aow, şimdi ayvayı yediler" mi dersin... Neler yok ki.

Kitabın sonu ise ayrı bir olaydı. Şimdi doya doya anlatmak isterdim ama cidden gidip, okumak lazım. Final kitabında neler olacağını bilemiyorum. Bu yazarın neler yapacağı belli olmaz. Ama müthiş bir kurguya sahip olacağına inanıyorum. Çünkü hayal dünyasında kullanacak birçok malzeme var. Ben bile yazabilirim şimdi. :D Ahaha, şaka bir yana cidden final kitabında her şeye hazırlıklı olmalıyız.

İşte böyle. Final kitabı yurt dışında Ağustos'da çıkıyor. Bizde de hemen hemen o zamanlarda çıkar diye düşünüyorum. Dex Yayınları, o konuda hızlılar. Aslında final kitabına kadar Köken'i okumayacaktım ama artık dayanamadım. Artık 3 ay Daemonnnnn diye sürünürüm. :D

Sevgiler, öpücükler: Jane

Not 1: Daemon'ın gözünden okumak hem çok değişik hem de çok eğlenceliydi. Gerçekten korumacı ve delicesine aşık bir karakter. :D 

Not 2: Yazarın "Saplantı" kitabındaki Hunter karakterini Köken'de çok kısa bir şekilde görebilirsiniz. Güzel bir uyum sağlamış yazar.

Not 3: Kitabın ismi kadar kapak fotoğrafı da kitabın içeriğiyle cuk oturuyor. Olayların bir kısmı Las Vegas'da geçiyor ve o sahnelerden biri resmen kitabın kapağına yansıtılmış. Ayakta alkışlıyorum!

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Jane: Aksiyon mu? Bayılırım !



Uzun bir süredir doya doya film önerisi yapamıyordum. Çünkü çok sık film izlemiyordum. Bu aralar ise neredeyse her gün film izliyorum. Arada bana öyle geliyorlar, habire filmler falan... :D Şansıma hep de müthiş filmler karşıma çıkıyor. Ben de bunları derleyip, blog'da paylaşmak istedim. Hadi bakalım, başlayalım.

Wanted - Aranıyor (Aksiyon, Macera, Suç): Yazıya ilk olarak mükemmel bir filmle başlamak istiyorum. Filmi Jamie McAvoy sayesinde izledim. Bu aralar McAvoy'a fena taktım. Eh bir de aksiyon dolu film istiyordum. Bu film karşıma çıkınca direk izledim. Ve iyi ki izlemişim dedim. Gerçekten müthiş bir film. Bir kere aksiyona cidden doyuyorsunuz. Ve filmin sonunda aslında çok güzel düşünülmüş bir kurgu olduğunu fark ediyorsunuz. Şahsen ben bayıldım. Çok anlamlı bir filmdi. Son sahneyi milyon kez izlemişimdir. :D Sürpriz bir isim olarak da Angelina Jolie var. Ne diyebilirim ki ? Harikaydı, mutlaka izleyin !!!

The Legend of Hercules - Herkül (Aksiyon, Fantastik): Aylar öncesinde sinemada izlediğim bir filmdi. Açıkçası filmi sırf Kellan Lutz var diye izlemiştim. Ama cidden çok etkileyici bir yapıt olmuş. Mitolojiyle alakalı ve konusu çok eskilere dayanan bir mit filmi. Bol bol kaslı adamlar görmek mümkün. :D Hem aksiyon hem romantizim ön plandaydı. Savaş sahneleri izlenmeli !!!

300 Spartalı (Aksiyon, Savaş, Tarih): Herkül'ün ardından bu filmin adını vermek istedim. Aslında farklı yapımlara aitler ama konu bakımından ortak yönleri var. Herkül, bu filmdeki Sparta Kralı Leonidas'ın kökenlerinden biri. Bu yüzden filmler birbirine benzer. Yine de her ikisi hem etkileyici hem de kurgu bakımından çok iyi. Bu filmi de Gerard Butler için izledim. :D Adama bir kez daha aşık oldum !

Takers - Hırsızlar (Aksiyon, Gerilim, Suç): Aksiyonlu filmlere aynen devam. Bu filmin kadrosu çok ilgimi çekti. Paul Walker, Hayden Christensen, Chris Brown ve Zoe Saldana filmde yer alıyor. Filmin adından da anlaşılacağı gibi konu; hırsızlar ve peşine düştükleri yüklü miktardaki banka parası. Aksiyon yine tavan yapıyor. Bol şaşırtmalı bir filmdi. Son sahnelere doğru şaşkınlıktan baygınlık geçirecektim. Spoiler vermek istemiyorum o yüzden burada bitiriyorum. Ama izleyin yani. :D

Mars Needs Moms - Marslılar, Annem ve Ben (Animasyon, Komedi, Macera): Şimdi bu aksiyon filmlerin arasına bir animasyon koymamak olmazdı. :D Hoş, aslında bu animasyonda da az biraz aksiyon var. Bir Disney filmi olan ve Marslıları konu edinen bu filmi şans eseri TV'de izledim. Hem de sabah sabah. O kadar hoşuma gitti ki baya sevdim. Ve gerçekten anlamlı bir filmdi. Ayrıca çok da eğlenceli. :D Kahkaha attıran cinsten bir filmdi. Disney filmi olunca zaten gözüm kapalı izlerim. Animasyon severlere duyrulur !

Hitch - Aşk Doktoru (Romantik, Komedi): Bu aralar her ne kadar aksiyon delisi olsam da Romantik-Komedi ikilisinden kopamıyorum. İşin içinde Will Smith olunca izlemeden duramadım. Tam beklediğim gibi bir filmdi. Bol kahkaha, eğlence ve "Ayyy çoook güzel yaa" dedirten bir filmdi. Cıvık cıvık bir aşk yoktu ki bu iyi bir şey. Artık öyle bir şey izlemek istemiyorum. :D 

Due Date- Git Başımdan (Dram, Komedi, Aksiyon) : Filmin adını yazarken bile sırıtıyorum. :D O kadar eğlenceli bir filmdi. Robert Downey için izledim. Ama filmde Jamie Foxx ve Zach Galifianakis'i görünce daha da mutlu oldum. Bu üç isme bayılıyorum ve bu filmde cidden müthiş bir iş çıkarmışlar. Gülmekten öleceğimi zannettiğim sahneler bile vardı. Bol bol kahkaha attım. Bazı sahneler göz yaşartan cinstendi. Ama gerçekten tam eğlenmelik bir film. :D Her zaman izlenilecekler listeme eklendi bile !

Bundan sonraki üç filmde Marvel yapıtlarıdır. Marvel severler, dikkat!

Captain America: First Avenger - Kaptan Amerika: İlk Yenilmez (Bilim Kurgu, Macera): Şu sıralar her fırsatta, izlemediğim Marvel filmlerini izliyorum. Bunlardan biri de Kaptan Amerika. İlk çıktığı zamanı hatırlıyorum da pek ilgimi çekmemişti. Hatta "amaaan erkek filmidir bu" demiştim. Evet, o anki kafamı şuan ezmek istiyorum. Ne erkek filmi be! Bildiğin süper bir film. Bayılarak izledim. Bir de kahramanın nasıl Kaptan Amerika olduğunu anlatan bir film olduğu için eski zamanlarda geçiyor. Adamlar resmen döktürmüş. Filmin sonunda şok geçirdim. Yok daha neler havasına giriyorsunuz. Marvel işini cidden iyi biliyor. İyi ki yeni izlemişim dedim. Hazır ikinci filmi de çıktı hemen gömülürüm ona. :D Aşık olduğum kahramanlar arasına elbette Steve Rogers da eklendi.

Filmi izlerken çok güldüğüm sahnelerden biri :D
The Avengers - Yenilmezler (Aksiyon, Macera, Bilim Kurgu): Bu film benim için çok başka! Hem çekildiği zaman fotoğraflarını incelemiştim hem vizyona girdiğinde meraklanmıştım hem de mükemmel isimler yer alıyor bu filmde ! Marvel'in gelmiş geçmiş en iyi filmlerinden biri ! Bayıldığımız kahramanları bir filmde toplamış. Yukarıda anlattığım Kaptan Amerika, benim aşık olduğum Iron Man, karizmasına hayran olduğum Thor&Loki, yeşil devimiz Hulk, kendine hayran bıraktıran güzelliği ile Black Widow ve daha nice isimler !
Konusu zaten müthiş. Bu kahramanları bir araya getiren düşman, Loki. Thor'un asi kardeşi bu kahramanların başına büyük bir iş açıyor ve farklı yerlerde olan kahramanlar bir araya gelip, harbiden yenilmezler oluyorlar. :D Ağzım açık izledim. Aksiyon sahnelerine delicesine aşık oldum. Kurgusuna laf yok zaten. Efektler... Beni benden alıyor. Evet, filme aşık olabilirsiniz. Serinin devam filmi 2015'te! Beklerken çürümem inşallah. :D

X-Men Days of Future Past - X-Men Geçmiş Günler Gelecek (Aksiyon, Macera, Bilim Kurgu, Fantastik): Yeni vizyona giren bir Marvel elması daha. Şimdi film hakkında ne yazsam yetmeyecek. Marvel, giderek sınırları zorluyor. Hayal güçlerini artık kıskanamıyorum. İzlerken mest oluyorum. Bir süre sonra "Off bunu nasıl düşünmüşler, mükemmel bir şey" diyemiyorsunuz çünkü o an hipnoz oluyorsunuz. Şahsen ben filmi izlerken öyle oldum. Filmin adı bile öyle uyumlu olmuş ki... X-Men'deki tüm karakterleri bir arada görmek mümkün. Ve bazı karakterlerimizin hem genç hem yaşlı hallerini bir arada görüyoruz. Jennifer Lawrence'in oynadığı karakter Mystique ön planda. Zaten her şeyin sorumlusu o. Geçmişteki bir hatası yüzünden tüm gelecek etkilenmiştir. Wolverine, Xavier ve Magneto bu hatayı düzeltmek için uğraşırlar.
Filmin sonu hem şaşırtıcıydı hem de mutlu ediyor. :D Zaten film bitince Marvel'in en iyi yapıtı olduğunu anlayacaksınız. Gerek kurgusu gerek oyuncular gerek efektler... Müthiş ! Jamie McAvoy'i, Jennifer Lawrence'ı ve Hugh Jackman'ı ayakta alkışlıyorum. Mükemmel oyuncular ve bu karakterlere cuk uyuyorlar. 

İşte böyle. :D Aradan geçen zamanda bunları izledim. Ve hala da film izlemeye devam ediyorum. Artık gelecek yazımda görebilirsiniz. Bu paylaşımımda aksiyon ön plandaydı ama bu sene zaten aksiyon-polisiye izleyeceğimi söylemiştim. :D Bir aksiyon delisinden başka bir şey beklememelisiniz...

Bir sonraki film paylaşımıma kadar: Kocaman sevgiler ve öpücükler: Jane 

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Jane: Zamanın Gücü Aşkına! Mutlu Yıllar J.W.

Merhabalar...

Şu an 32 diş sırıtarak yazıyorum. Çünkü blog'umun 1.yılı ! :D Koca bir yıl geçti. Vay be. Normalde böyle bir yazı yazmayacaktım. Sonra blog'da yazdığım ilk yazıyı okudum. Bana yine ilham gelince, durma Jane dök içini dedim. Ve şimdi buradayım.

Geçen sene sınav bunalımından kurtulmak için kendime bir uğraş oluşturdum. Cidden, 2013 benim için felaketti. Sanırım en berbat yılımdı. Blog sayesinde hayatıma biraz renk kattım. Ve benim kurtarıcım oldu. :D Kendimi yazıyla daha iyi ifade ettiğim için blog terapi gibi geldi bana. Umarım birilerine de yardımcı oluyorumdur.

Hala bir sınav bunalımı içindeyim ama bu sene her şey daha farklı. Mesela geçen sene cidden asosyaldim. Kafamı camdan dışarı bile çıkarmazdım. Şimdi kafamı evin içine zor sokuyorum. :D Dersane, orası burası derken hayatıma daha fazla renk geldi. Eh bir de ilk defa iş deneyimi yaşadım. Yani bu sene her şey daha farklı. Bunu blog'da yansıtıyor muyum, bilmiyorum. Elbette bu "renklerin" dezavantajları da var. Doya doya kitap okuyamıyorum, sezon sezon dizi izleyemiyorum. Sadece full müzik dinleyip, kafama estikçe film izliyorum. Asosyal hayatımı özlemiyor değilim...

Ama bazen yeni şeyler yaşamak lazım, değil mi ? Bir de sanki bu sene daha olgunum. :D Her şeye olumlu bakıp, anlayışlı oluyorum. Başıma taş yağacak. Neyse, blog konusuna geri dönersek. Aslında bir sürprizim vardı. Çok heyecanlanmıştım. Fakat "ne yazık ki" yayınevinden cevap gelmediği için bu sürprizimi gerçekleştiremedim. Ama söz; doğru düzgün ilk maaşımla mikemmel bir sürpriz hazırlayacağım. :D 

Bunu söylemeden geçemeyeceğim, o kadar blog arasına atılıp bu kadar gelişmeyi ve tanınmayı beklemiyordum. Cidden çok iyi bloglar var. Habire çekiliş yapan mı dersin, blog turları düzenleyen mi dersin... Onların arasında bu kadar gelişmek beni baya sevindirdi. :D O yüzden ilk günkü gibi blog aşkım devam ediyor. Hoş, bazen kendi kendime takılıyormuşum gibi hissediyorum ama dediğim gibi bana terapi gibi geliyor. Ki zaten blog'u daha çok deneyim kazanmak için açmıştım. Cidden işe yarıyor. Her geçen gün kendimdeki farklılığı hissediyorum. Her bir yazım daha farklı ve olgun oluyor. Yani ben öyle düşünüyorum.

Ve blog'da en sevdiğim şey ise yeni kişilerle tanışmak. :D Gerçekten bu iletişime bayılıyorum. Birkaç kişi e-mail attı, oradan baya konuştuk. Bazıları Twitter'dan bana ulaşıp, iletişime geçtik. Bazıları da Ask.fm'den anonim olarak sorular sorup, beni yakından tanıdı. Böyle iletişime bayılıyorum. Oturduğum yerden çok uzaktaki, benle ortak yönleri olan insanlara ulaşmak ve sohbet etmek... Muhteşem bir şey. İsimlerini vermiyorum ama çok teşekkür ederim. :D Nasıl sırıtıp duruyorum, bilemezsiniz.

Ayrıca geçen seneden bu yana da zevklerim pek değişmedi. Aynı yazarları seviyorum, bahsettiğim film tarzlarını ve dizileri izliyorum, yeni müzikler keşfedip kendimce seviniyorum. 

Ah, bir de şuana kadar hiç olumsuz bir yorumla karşılaşmadım. Bu hem şaşırtıcı hemde sevindirici. Tamam, güzel bir şey ama olumsuz yorumlarda bekliyorum. Mükemmel bir insan değilim. Arada dürtün beni. :D Yoksa tepelerde uçarım.

Klasik, resmi yazılar yazmayı sevmediğim için içimden geldiği gibi yazıyorum. Şu an ki heyecanımla aklıma bunlar geldi. Koca bir yıl geçti, blog'um gelişti, tıklanma sayısı her geçen gün gözlerimi pörtletiyor, takipçi blogger arkadaşlarımı gördükçe seviniyorum, yorumlar zaten en bayıldığım kısım. Ne diyebilirim ki her şey çok iyi gidiyor. 


Biliyorum, çok bilmişlik yapacağım ama son bir senede yaşadığım deneyimlerimden yola çıkarak son olarak birkaç şey yazacağım: Yaşınız kaç olursa olsun hayalleriniz ve hedefleriniz olsun. Onlar olmadan yaşam bir hiç. Belli bir amacınız olsun. Günlerinizi dolu dolu geçirin. Her olumsuz bir şeyde zayıf düşmeyin, yeniden ayaklanın. Güçlü olun ve güçlü kalın. Kayıplarınız, acılarınız, hayal kırıklarınız olacak. Bunları hayatın kötülüğü olarak görmeyin. Tam tersine bir deneyim olarak görün ve avantaja çevirin. Daha çok hırslanın, çalışın ve pes etmeyin. İnanın bana herkes çok kötü zamanlar geçirir. Hayatınızdan nefret ettiğiniz günler elbet olur. Ama şunu da bilin ki nefret ettiğiniz, istemediğiniz hayat bir başkasının hayali olabilir. Her şeye rağmen sahip olduklarınızın değerini bilin. Ne olacağı belli olmaz. Kaybedebilirsiniz. Her an her şey olabilir. Zaman kaybetmeyin. Hayatta her şeyi yaşayın. Yaşamaktan korkmayın. Sevin, okuyun, aşık olun, hayal kırıklığı yaşayın, kahkaha atın, dinleyin... Hepsinin ayrı bir tadı var. Hepsinin insandaki etkisi bambaşka. 
Ben yaşamayı bu sene daha çok anlar oldum. Hiçbir şeyden geri kalmamaya çalışıyorum. Eğitim sistemine sövüyorum ama yine de ayak uyduruyorum. Yine de inadına hayatı dolu dolu yaşıyorum. Utanmayın, çekinmeyin ve kendiniz olun. İnanın bana bir başkası olmak için zaman yok. Sadece yaşayın.


Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane