Pages

Bones Crispin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bones Crispin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2015 Cuma

Kitap Yorumu: Gece Avcısı 7 (Son Kitap) - Mezardan Uyanan


Merhabaaa

Ya, bu aralar eski karakterlere elveda diyorum. Hem pişmanlık duyuyorum hem de ben sanki evladı en iyi üniversiteyi kazanmış anneler gibi gururlanıp, "bu kereta da bitti, neler yaşadık be" diyorum. Sıcaklardan olsa gerek...

Ama cidden Bones'a veda etmek hem eğlenceliydi hem de beklediğimden daha fazla üzüldüm ya. Çünkü serinin son kitaplarına doğru artık isyan ediyordum, "bitsin, yazar hep aynı maratonda devam ediyor" diye söyleniyordum. Hatta bu son kitabı da seri bir an önce bitsin diye aldım. Ama bitince de bir tuhaf oldum. Bones bu ya. İlk okuduğum zaman lise 2'deydim. İlk kitabı o kadar çok sevmiştim ki ikinci kitap için bir öğle yemeğini atlatıp, aç bir halde parayı kitaba yatırmıştım. :D Pişman mıyım ? Yoo, serinin ilk iki kitabı hala benim için favorim. O yüzden söylensem de bu seriyi seviyorum. Favorilerim arasında. Bones&Cat çiftine bayılıyorum. Hala Ian konusunda yan seri ya da kitap istiyorum. Frost, duy beni. Para bitince n'apcaksın annem ?

Tamam şimdi biraz ciddi olayım. Serinin bir önceki kitabında Madigan'ın büyük bir bela olacağını tahmin etmiştim. Tahminler doğru millet. Öyle böyle değil. Sanırım en büyük düşmanlarından biriydi Madigan. (Bu kötü karakter, Cat'in amcası Don'ın eski iş ortağıydı.) Mezardan Uyanan, cidden hem kitabın adını yansıtmış hem de serinin final kitabına yakışır bir kurgu olmuş. Yazar sanki durmuş durmuş son anda hünerlerini göstermiş. Yerim bu kadını.

"Beni özledin mi, Kedici?"
Bu sorunun kulağa ahlaksızca gelmesini nasıl sağladığını bilmiyordum, ama bunu yapabiliyordu.

Madigan ile ilgili bir sürü şey öğreneceksiniz. Bunları öğrenirken ve bunlarla mücadele ederken Bones ve Cat tüm dostlarından hatta eski düşmanlarından bile yardım alıyorlar. Tyler (aşırı komik ve eşcinsel medyum), Marie (Cat'le Bones'u önceki kitaplarda fena uğraştıran Vudu Kraliçesi), Bones'un dostları; Ian (ya yerim bu adamı, favori yan karakterim), Spade&Denise (bu çifti seriyi okuyanlar çok iyi bilir), Vlad (minnacık gözüküyor bizim modern Dracula), Mencheres&Kira (en kıl olduğum çift herhalde) ve Cat'in tuhaf dostları; Tate (Bones'un bir numaralı düşmanı), Dave, Cooper ve Juan. Yani seride gördüğümüz hemen hemen tüm karakterleri final kitabında göreceksiniz. O yüzden bu kitabı cidden çok sevdim. Zaten 1.5 günde okudum. Gerisini siz düşünün...

Şimdi kitaptaki olaylardan bahsedeceğim ama ne anlatırsam anlatayım okurken şok olmanıza engel olamayacak. Yazar bu kitapta sizi iki kere üst üste şaşırtacak. Ve hazırlıksız olacaksınız. Okurken resmen diken üstündeydim. Ve açıkçası birazcık Şafak Vakti'ni (Alacakaranlık'ın final kitabı) hatırlattı bana. Yani siz ne düşünürsünüz bilmiyorum ama okurken aklıma o kitap geldiyse, demek ki biraz benzerlik vardır. Neyse. Olaylar dediğim gibi Madigan'ın sırları açığa çıktığında durdurulamaz bir hal alır. Bones ve Cat hiç mi hiç yerlerinde durmazlar. Okurken başım döndü. Aksiyon tavandı. Romantizim elbette vardı. Kahkaha işi Ian'a verilmiş. Her zamanki gibi. Özellikle bir cümlesi beni gerçek anlamda kırdı geçirdi.

Ian tepemizdeki haça alaycı bir şekilde baktı.
"Dua et de birileri dinliyor olsun, kanka, yoksa Charles geldiğinde hepimizi si-"
Ian'a kötü kötü bakarak, "Sinirli olduğunu göreceğiz." diye araya girdim.

Kitabın sonu da tam istediğim gibi bitti. Yazar zaten Cat'le Bones'u tekrar göreceğimizin sinyalini vermiş. Çok özlemeyeceğiz sanırım. Ama bir şey canımı sıktı. Bunu ne yazık ki söyleyemem, spoiler olur. Cat ve Bones'la ilgili. Aman, okuyun işte. :D

Gece Avcısı da bitti iyi mi! Onlarla beraber yaşlandım resmen. Cat, nereden nereye geldi. Vampir avlarken vampir olan asi kadın. Bones da sert kabuğunu birazcık kırdı. Karakterlerin gelişimini böyle heyecanla, aksiyonla okumak... Ne bileyim duygulandım şimdi. Ama bana 'hangi seri bol aksiyonlu' diye sorsanız bu seriyi söylerim. Yok böyle bir aksiyon.

Daha fazla duygusallığa bağlamadan kaçar ben. Bones, Cat'le beraber olduğuna göre Ian'ı sahiplenebilirim. *-*

Sevgiler, öpücükler: Jane

21 Aralık 2013 Cumartesi

Jane'den Bir Haftasonu Sohbeti : "Sorun Bende Mi ?"


Siz de benim gibi kitap, film ve dizi karakterlerine ciddi ciddi aşık oluyor musunuz ? Bu soru geçen gün aklıma takıldı. Deli miyim ben ? Yoksa sorun bende mi, dedim. Gerçekten hayali karakterlere karşı bir ilgim var. Öyle böyle değil. Tabii delilik sınırını geçmiyorum. O kadar psikopat değilim arkadaşlar. :D Ama bu aralar, bu takıntım kafama takılmıyor değil. Sanırım dert edecek başka bir şey bulamadım.
Mesela geçen gün dershaneden eve suratım asık geldim. Günüm berbat geçmiş, hava kötü, sırılsıklam falan olmuşum. Odama girdim. Çantamı bırakıp, kafamı kaldırınca okunmayı bekleyen kitaplarımı gördüm. Şöyle kafamı biraz yana eğdim. Favori yazarlarımın kitapları bana oradan göz kırpıyor sanki. Sonra omuz silktim. "Amaaaan. Ne surat asıp, kendimi mahvediyorum. Benim okuyacak milyon kitabım var. Hayatımda Daemon Black, Jace Wayland, Seth, Travis Maddox falan varken dertler yanıma bile yaklaşamaz." dedim ve inanın bana o dakikada ruh halim değişti. Sanki suratı asık eve giren ben değilimde öteki evrenden gelen ikizim falan... :D  Bir sevgilim olsa bu kadar moralimi düzeltemezdi yani. Karakterlerin gücü aşkına !


Sonra tabii bu gerçek kafama dank etti. "Ey Jane, kendine gel. Kitap karakterleri ruh halini sanki bir düğmeye basmış gibi değiştiriyor. Sence de bu biraz garip değil mi ?" dedim. Ama biliyor musunuz ? Çok zararsız bir şey ve müthiş mutluluk veriyor. Adı üstünde hayali karakter. Gerçek hayattaki bir erkek (veya kız) kalbinizi paramparça edebilir ve üstünde tepinebilir, sizi yerle bir edebilir, istediğiniz gibi davranmaz ve sizi mahvedebilir. Ama hayali karakterlerimiz... Kafamızda nasıl şekillendirmek istiyorsak öyle hayal ediyoruz. Kukla gibi istediğimiz şekle sokuyoruz. Bir gün Travis'le Paris'te yemek yerken diğer gün Patch'le sırt sırta vermiş meleklerle dövüşürken bir kaç saat sonra Jace'le ördekleri kovuluyor olabilirim. (Hayal gücüm çok pis uçuktur. Ciddiyim.)

Yani, ben karakterlerimle mutluyum. Belki biraz çılgınca. Hatta "Bu kız kafayı mı yemiş, yalnızlıktan dibe vurmuş" falan diyebilirsiniz. (Ki öyleyim, :D) Ama bana iyi geliyor mu, geliyor. Hemde nasıl iyi geliyor. Benim çok dönek bir ruhum var. Bir dakika önce gülüp, "ahaha evet gideriz yaa" deyip beş dakika sonra surat asıp "o gün ne olur bilmiyorum ki, gelemeyebilirim." modunda oluyorum. Bu ruh halimden çıkmamı sağlayan etkenlerden biri de karakterlerim. Bunu keşfedince ilaç gibi kullanmaya başladım. Moralim bozuk mu ? Hooop, hemen otur ya bir şeyler izle ya da acilen bir şeyler oku ! Ve evet, son model Jane karşınızda oluyor. Hatta, çok sevdiğim bir karakteri okuyorken yanıma gelip bir şey isterseniz anında yapabilirim. O derece ikna edilecek bir modda oluyorum. (Şuan çok pis bir açığımı ele verdim. Hadi kullanın.) 

Karakterlerimi benimseyen arkadaşlarımda var. Onlarla sanki karakterler gerçekten varmışçasına sohbet ediyorum. Özellikle ikizimle oturup saatlerce kitap ve karakterleri hakkında konuşmuşluğumuzu bilirim. En ince detayına kadar gireriz. :D Artık biz işi nasıl ilerlettiysek... Yazarlar, kafalarında oluşturuyor, biz geliştiriyoruz resmen. Patch olsa şunu yapar, Adrian olsa böyle söylerdi, Jace bu durumda şu mimiği yapardına kadar hayal gücümüzün sınırlarını zorluyoruz. Ve bu cidden rahatlatıcı bir şey. Hayal etmek, düşünmek, oluşturmak... İnanılmaz. Yaşamak lazım. :D

Mesela geçen gün çok yakın arkadaşlarımdan biri olan M'le konuşuyoruz. Sohbet de erkekler konusuna geldi. O da "Ah tabii sen Adrian Ivashkov gibi birini istiyorsun, bekliyorsun." dedi. Gülerek evet dedim. Sonra durdum, düşündüm. (Hep bu anlık düşünceler yüzünden kafayı yiyeceğim.) Harbiden de öyle. Bir de şu gerçek var ki Adrian gibi biri gelmeyecek. Ve ben yaşlanıp, buruşup öleceğim. Ya da "Amaaan, salla ya onu mu bekleyeceğim." deyip gerzek birine aşık olup hayatımı mahvedeceğim. Ve evet ben beklemeyi tercih ederim. Sanırım en büyük hatam da bu olacak. Çünkü hiçbir zaman kitap karakterleri gibi biri olmayacak gerçek hayatta. Fiziksel benzerlikleri geçtim, aynı "karakter" özellikleri olan birini bile bulmak mucize olur. 

Bir diğer sorun şu ki birden fazla karaktere aşığım. Saymakla bitmez. Film karakterlerinden Batman'e delicesine tutkunum zaten. :D O maskeyi biri takıp, karşıma evlenme teklifiyle çıksa direk üstüne atlarım.Güzel hayaldi ama öyle yapmam tabii. Deli miyim ben ? O maskenin altından bir seri katil çıkarsa ? Neyse, ah bir de Dean Winchester var ! Adama öyle böyle değil, çok fena aşığım. Bir saatliğine bana verseler n'olurdu ? Kitap karakterlerine hiç bulaşmıyorum bile... Listem çok kabarık. :D Adrian Ivashkov her zaman önceliğim tabii. Adam boru değil, Ivashkov yani !


Kısacası sorun bende sanırım. Bir insan bu kadar karakterlere tutulmamalı. Yolda yalnız yürürken bile "Ah şimdi ... olsaydı neler yapardık" diyorum. O dereceye geldim. Yalnızlığın dibine resmen vurmuşum. Bunları yazdım çünkü anlatıp, rahatlamak istedim. Umarım içinizden birileri de "Bende öyleyim Janeeee." diye mesajlar atar. Yoksa tırsıp, kendim Bakırköy'e gideceğim. :D

Son olarak, hep erkek karakterlerden bahsettim. Ama kız karakterlerden öyle biri var ki resmen kayıp ikizim. Lux serisinden Katy Swartz'la çok ortak yönümüz var. Hemde baya. :D Bu blog'u da aslında bir bakıma onun sayesinde açtım. Kitapta habire blog'udan bahsediyor, yok yeni kitap kargosu gelmiş hemen okuyup blog'un da videolu yorum hazırlayacakmış falan. Bende bir blogger'ım. Ara vermiştim ve yeniden blog açmamı sağladı. Bildiğin canım çekti. :D Ve sonucunda karşınızda ben varım. 

Şimdilik bu kadar. Böyle çılgın anılarınız varsa yollayın bana da kendimi teselli edeyim. 

Sevgiler, öpücükler : Jane

3 Ekim 2013 Perşembe

Kitap Yorumu : Gece Avcısı 6 - Şimdi Mezar Zamanı

    Gelmiş geçmiş en uzun sürede okuduğum kitap olarak rekorumu Şimdi Mezar Zamanı'yla kırdım. :D Daha önce Gece Evi serisinin Kader kitabını 10 günde falan okumuştum. Bu kitabı ise yaklaşık iki hafta da falan okudum. Bunun nedeni, yine üniversiteye hazırlık sınav çalışmalarımdan dolayı günde iki bölüm falan okuyordum kitabı. Eh, öyle olunca kitap beni baydı ve uzun sürede bitti. O yüzden ben eski yöntemimi devam ettiriyim.
Bunlar boş laftı. Gelelim Cat&Bones ikilisinin 6.kitaptaki macerasına. (Aslında yan serideki kitapları da sayarsam 8. kitap oluyor.) Bu kitapta bol bol romantizm ya da Bones'un süper çekici yanlarını beklemeyin. Yazarımız olayın macerasına, heyecanına falan odaklanmış. Çiftimizin samimi sahneleri azdı ve açıkçası Bones'un eski hallerini özledim. Bu kitapta aşırı korumacı, sert ve soğuk gibiydi. Ian olmasa kitapta gülünecek bir sahne bile yoktu. O yüzden bu kitabın yıldızını Ian olarak ilan ediyorum. :D

Bones :"Duyduğum tek şey 'şu sarımsakları sarımsaklasak da mı saklasak' tekerlemesiydi. O kadar çok tekrar etti ki kendime kalbime kazık saplamak istedim."

Önceki kitapta Cat, Vuudu Kraliçesi Marie'den bazı güçler alarak, hayaletleri birer mıknatıs gibi kendisine çekmişti. Hayalet dostu Fabian'da bunlardan biriydi. Sorun şu ki Cat nereye giderse gitsin hayaletler peşinde ve yeri geldiğinde ona itaat bile ediyorlar. Bu kitapta, aslında bu güç işe yaradı bile diyebilirim.
Kana susamış bir hayalet olan Kramer, asırlar önce yaşamış bir cadı avcısıdır. Ve her Cadılar Bayramı'nda masum kadınları kurbanları olarak seçip, bir çok işkence ile akıllarını, ruhlarını ve kalplerini mahvedip bundan zevk almaktadır. Bunları yaparken elbette hayalet cisminde olmuyor. Cadılar Bayramı'na özel ete kemiğe bürünebiliyor. Masum kadınları korumak için Cat ve Bones, onu sonsuza kadar öbür tarafa göndermek için bir çok mücadele vermek zorunda kaldı. 

"Beni asıl endişelendiren, son dört saldırısından üçünün öncelikle sana yönelik olmasıydı."
"Ne diyebilirim ki ? Karşı konulamaz biriyim."

Kramer'in izini, Fabian'ın hayalet arkadaşı Elizabeth sayesinde kolayca bulabiliyorlar. Çünkü Elizabeth, o cadı avcısı yüzünden ölmüştür ve intikam almak istemektedir. Hayaleti çağırabilmek için Spade'in önerisiyle bir medyum olan Tyler'a giderler. Adam bildiğiniz eş cinsel ve resmen Bones'a sulandı. :D O sahnelerde sırıtmamak imkansız. Her neyse, ama Kramer o kadar güçlü ki Tyler'ı bile alt etti. Bu yüzden Cat ve Bones başka bir çözüm yolu aramaya başlarlar. Doğaüstü varlıklarla ilgili araştırma yapan bir grubu bulurlar ve nasıl tuzak kuracaklarını öğrenirler. Fakat her şey bu kadar kolay değildir. Kramer'in izini sürebilmek için bu cadılar bayramındaki kurbanlarının izlerini sürerler. Eh, bunları yazmak kolay. Okuması daha çok zordu. Bones ve Cat bu olaya o kadar çok odaklandılar ki birbirlerine vakit ayıramadılar. O yüzden okurken baya bunaldım. Amma, sonlara doğru heyecan, hareketlilik olunca bende de bir okuma isteği arttı ve bir baktım ki kitap bitti.

Bones'un benim için ne anlama geldiğini ifade edebilecek sözcükler vardı ama bin yıl boyunca, şimdiye kadar konuşulmuş bütün dilleri öğrensem de bu hissi tanımlayacak kelimeleri bulamazdım.

Kramer dışında bir de Madigan diye bir adam var ki... Kesin son kitapta başlarına büyük bir bela olucak. Madigan, Cat'in amcasının şirketinin başına gelen yeni yönetici. Ve acaip sinir bozucu, kıl bir adam. Okurken, kitabın içine dalıp Bones'un yapamadığı işlemi yapıp, Madigan'ın boynunu kırasım geldi. O derece sinir etti beni. 
Bunların dışında Ian kesinlikle kitapta en komik, eğlenceli, kafa dağıtan karakterdi. Son sayfalarda hele kitabı bırakıp resmen adamın sözlerine kahkaha attım. :D Beni çok eğlendirdi. O yüzden kitap bitmesin bile istedim bir an. Yazar kesinlikle Ian'a daha çok ağırlık vermeli. Hatta ona bir tane kitap bile yazabilir ama şöyle bol eğlenceli, komik, kahkaha dolu bir kitap olucaksa yazsın.
Kitabın sonunda elbette bizimkiler galip çıkıyor. Gülümseyerek kitabı bıraktım. Artık Gece Avcısı serisinde okunacak son bir kitap kaldı. O da artık taa ne zaman çıkar kim bilir ? (Artemis Yayınevine gönderme yapıyorum. Yurt dışı tarihinden bir altı ay sonra çıkarırlarsa hiç şaşırmam.)

Ian yere inerken toprakta oluşturduğum uzun ize dik dik bakarak, "Şahane iniş," dedi. "Biz dikkat çekmemeye çalışıyoruz, sense buraya meteor çarpmış gibi görünmesine yol açıyorsun."
"Daha ölmeyene dönüşeli iki yıl oluyor, şimdiden uçabiliyorum. Senin kanatlarını bulman ne kadar sürdü güzel çocuk ?"

Her ne kadar bu kitapta Cat&Bones çiftini pek anlamayıp, sevemesem de onlar benim canım ya. Seri bitince yokluklarını çok arayacağım kesin. Umarım son kitapta eski Bones'u okuruz. Yaramaz, yerinde duramayan, esprili ve yeri geldiğinde korumacı olan Bones'u... Cat bu kitapta aynı Cat'di. Cesurca savaşan, hareketli ve alaycı cümleleriyle beni memnun etti. Özellikle mücadele ettiği sahneler muhteşemdi. Okurken "vay be Cat, bu kez kendini aştın" bile dedim ama sanki bir şeyler eksikti... (Jane'de hiçbir şeyden memnun olmuyor di mi ? Çok kitap okumanın dezavantajları işte. :D)
Sevgili Frost, bir sonraki kitabında görüşmek üzere !

"Tanrım Azrail! Kel kafan ve üzerindeki islerle, birinin ateş silahıyla saldırdığı bir mankene benziyorsun."
"Ian, bu pisliği tutuyor olmasaydım şimdi yerde olurdun." dedi Bones, dişlerinin arasından.
"Ben kimseyi tutmuyorum," diyen Spade, Ian'a adamın yalpalamasına sebep olacak kadar sertçe vurdu.

Not: Kitapta bazı yerlerde aklıma Supernatural geldi. Onlar takıntılı ruhlar için tuz kullanırken bizimkiler ada çayı kullandı. Bir hayaletin peşine düşmeleri falan aklıma Winchester kardeşlerini getirdi. :D Paranormal seven bir kızın dramı işte.

Sevgiler, öpücükler ; Jane

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Aşık Olunacak Kitap Karakterleri Vol 1


Bir insan kitaptaki erkek karakterlere takıntılı olabilir mi ? Sanki gerçeklermiş gibi onlar hakkında konuşup,onları savunabilir mi? Eğer bu kişi kitap kurduysa evet, böyle bir şey olması mümkün. Ben ki fena takıntılı,kıskanç ve korumacı insan, konu sevdiğim karakterlere gelince vahşi bir kediye dönüşebiliyorum. Gerçekten de hayatımda normal birilermiş gibi davranabiliyorum. ( Delilik derecesinde değil elbette) " x kişi nasıl biridir?" diye sorarsanız onu yaratan kişiden -yazarı- daha çok anlatabilirim.

Bu yazıyı hazırlarken tek tek en sevdiğim karakterlerin hayatlarına şöyle bir göz attım. Vay be dedim,liste giderek kabarıyor. Ki bunlar daha başlangıç. Okunacak milyon kitap var... Bu demek oluyor ki milyon erkek karakterde listeye eklenecek gibi. Şimdilik bu 'haremle' mutluyum. :D

İlk okuduğum ve çok sevdiğim karakter Edward Cullen'dı. Ki eminim çoğu kişinin de ilk gözde karakteri Edward'dı. Ama sonradan onu sevgili Bella Swan'a teslim ettim. Zaten benim için çoook yaşlıydı :P (Kıskançlık krizi geçiriyor hala...) Sonrasında kısmetim açıldı zaten. :D Artık isimleri karıştırmamaya çalışıyorum. Tabii her önüme gelen karaktere yapışmıyorum.Bir de şöyle bir durum var artık gençlik romanlarında aşk üçgeni var. Masum kızımız iki çekici erkek arasında kalıyor. Ben genellikle terkedilen,avutulmaya ihtiyaç duyan karaktere vuruluyorum ama karakterlerde beni çeken özellik sadece bu değil. Aşağıdaki isimlere detaylı baktığınız zaman hepsinin bazı ortak yönlerini görmüş olacaksınız. (Christian Grey dışında. O bir istisna.) Genellikle vurulduğum karakterler ; serseri tipli,esprili,kendinden emin,hayatı umursamıyor gibi görünselerde aslında en çok takıntılı olan ve yeri geldiğinde korumacı olan, isteyince fena romantik olan ve enerjileri yüksek olan karakterler.

Adrian Ivashkov (Vampir Akademisi / Richelle Mead) : Ivashkov,en çok değer verdiğim karakter diyebilirim. Yazar yüzünden Ivashkov'la beraber üzüldüm,terkedildim,mahvoldum ama kahkaha attığım zamanlarda oldu. :D Zümrüt yeşili gözleri ve koyu kahverengi saçlarıyla serseri tipli biri. Sigarası,alkolü her türlü pisliği var ama adam çekici n'apalım. Yaramaz,muzur bir çocuk gibi görünebilir. Ama kalbini kırdığınızda  bambaşka bir delikanlı olabiliyor. O deli dolu kalbini gören biri olduğum için şanslıyım. Bir dilek hakkım olsaydı Adrian Ivashkov'u gerçek hayatta,yanımda olmasını dileyebilirdim. Anlayın ne kadar çok sevdiğimi. :D

Patch Cipriano (Düşmüş Melekler / Becca Fitzpatrick) : Ivashkov'un bir numaralı rakibi olabilir. Patch olmasa Düşmüş Melekler serisi bir hiç olurdu zaten. Esmer,beysbol şapkasıyla ünlü ve yine serseri tipli biri. Patch gerçekten serseri gibi... Giyinişi,hareketleri... Ama adamın korumacı tarafı işte insanı çekiyor.Kendinden emin halleriyle,çarpıcı sözleriyle insanı dondurabilir.Ve binbir parçaya ayırabilir. Etkisi ne kadar yüksek siz düşünün... Eh bir de adam melek...İntikam veya Koruyucu meleği ne farkeder ! İkinci bir dilek hakkım olsaydı şu an Patch yanımda,blog'umla uğraşmaktansa onunla takılabilirdim. :D

Jace Wayland (Ölümcül Oyuncaklar / Cassandra Clare) : Cassandra'nın efsanevi karakterlerinden biri daha... Kitaptaki Jace Wayland'a bayılıyorum. ( Filmdeki Jace'i görmeyin derim.Kusabilirsiniz.) Sarışın,mavi gözlü diye klasik biri gibi görünebilir. Ama hayır,kesinlikle fena biri. Dünya kendi etrafında dönüyormuş gibi davranıyor olabilir ama birine bağlanınca içindeki bambaşka Jace ortaya çıkıyor. Kitap karakterlerin en önemli özelliklerinden biri de bu. Sevdiklerine karşı umursamazmış gibi davransalarda içten içe korumak ve hep yanlarında olmak için yanıp tutuşuyorlar. Bu özellikleri zayıf noktalarıymış gibi saklamayı tercih ediyorlar. Kısacası Jace Wayland'ı kapın derim. Yoksa Cassandra bizim oğlanı kurban edecek...

Will Herondale (Cehennem Makineleri / Cassandra Clare) : Sizi içine çeken bir çift mavi göz, gece karanlığı kadar siyah olan saçlar,özel oyulmuş gibi mükkemel bir yüz düşünün... Yazarken ben bile eridim. Cassandra'nın bir diğer başka 'fena' karakteri. Herondale sayesinde resmen kitabı okurken kanser oldum. Zaten bu seriyi okurken hayattan kopuyorum.Cassandra'nın hayal dünyasına altın bilet almıış gibi oluyorum. Will,hayatı umursamıyormuş gibi görünüyor ama içinde nasıl bir fırtına kopuyormuş da haberimiz yokmuş. Mekanik Pren's de onunla beraber bende yıkıldım diyebilirim.Ah,neyse...



Daemon Black (Lux / Jennifer L. Armentrout) : Yeni gözdelerimden biri. İlk başlarda fena gıcık olmuştum. Bu manyak Uzaylıya kim aşık olur ya,diye söyleniyordum.Evet,artık onlardan biriyim. Öküzün teki olabilir ama adam etrafındaki enerjisiyle insanı kendine çekiyor. Sadece yeşil gözleriyle bile beni kendisine çekmesi mümkündü. Uzaylı olması hiçbir şeyi değiştirmedi. Pisliğin teki de olsa,sinir bozucu da davransa Daemon Black,bebeklerimden biri oldu.


'Bones' Crispin Phillip Arthur Russell ( Gece Avcısı / Jeaniene Frost) : İsmi çok uzunmuş gibi görünebilir.Biz ona kısaca "Bones" diyoruz. :D Ama en güçlü ve eski vampirlerden biri. İngiliz olduğunu 'Arthur' ismiyle bile anlayabilirsiniz. Tipini betimlemek zor çünkü beyfendi kılıktan kılığa giriyor. Ama onu ilk okuduğunuzda, sarı saçlı,beyaz tenli,koyu renkli gözleriyle hayal edebilirsiniz. Kesinlikle kendinden emin biri. Ve yeri geldiğinde feci korumacı biri. Ama Bones, Ah Bones... Çook etkileyici biri.

Christian Grey ( Elli Ton / E.L. James) : Hmmm. Grey'i yazıp yazmama konusunda kararsızdım :D Seriyi okuyanlar Christian'ı çok yakından tanır zaten. Benim onda en sevdiğim özellik her şeye rağmen güçlü kalması ve sevdiğine karşı korumacı olması. Aslında çoğu zaman kitabı okurken aşırı sinir olmuştum ona. Yine de onu seviyorum. Her şeye sahip olması da hoşuma giden bir diğer neden. :D




Jace Hammond (Dönüşüm / Rachel Vincent) : Bu karaktere sarılıp,her şey yoluna girecek demek için nelerimi vermezdim... Dönüşüm serisini okuyanlardan bir çoğu Marc tarafında olup Jace'i dışlıyorlar. Belki de bu yüzden Jace karakterini çok seviyorum. Sevdiği kadın, çok yakın olmasa da iyi olduğu -Marc- arkadaşıyla beraber.Nasıl acı çektiğini siz düşünün. Bazı şeyleri umursamıyormuş gibi görünse de onun içinde de fırtınalar kopuyor.Ah, Jace Hammond gel Jane'in kollarına...