Pages

10 Haziran 2013 Pazartesi

Nora ROBERTS - Gelin Serisi

Serideki karakterlerin sanal ortamdaki halleri.Baştan ; Emma,Laurel,Mac ve Parker

  İlk defa bir Nora Roberts romanı okudum.Uzun zamandır okumayı planlıyordum zaten ve Y O R U M B A Z 'ın kitapları yollamasıyla Gelin serisine başladım. ( Bu konuda sonsuz teşekkürler Büş ! ) Fena başlangıç olmadı.Bazen gerçek hayat konulu romanları okumakta çok iyi geliyor. Serinin genel konusu şöyle ; Çocukluklarından  beri sıkı arkadaş olan Mac,Laurel,Emma ve Parker büyüdükleri zamanda aynı dostluklarını koruyorlar ve ortak bir iş yapıyorlar.Evlilik organizasyonu. Mac,profesyonel fotoğrafçı,Laurel tatlı ustası,Emma çiçeklerden sorumlu ve Parker ise elinden gelen her işi yapan bir karakter.Vows adını verdikleri organizasyon işlerini Parkerların büyük malikanesinde gerçekleştiriyorlar.Her kitapta her birinin mutluluklarını,yaşamlarını okuyoruz.


    İlk kitapta Mac ön planda.Onu tanıyoruz ve onun gözünden yaşamlarını okuyoruz.Bu 4 iş kadını aralarında süper görev dağılımı yapıyorlar ve ne olursa olsun her zaman beraberler.Mac,sorunlu bir aileden geliyor.Anne babası o 4 yaşındayken ayrılmış,babası özgür ruhlu bir insan olduğu için Avrupa'da geziyor.Annesi ise çok sinir bozucu bir kadın. 3 kere evlilik yapmış ve hala hayatının aşkını arıyor.Ve Mac ,dostları sayesinde hayatını normal yaşıyor.Daha sonra karşısına öyle biri çıkıyor ki...Aslında liseden beri tanıdığı Carter Maguire, şimdi gözünde daha farklı.İşte,olaylar o zaman başlıyor.Çünkü Mac birine bağlanmaya hazır bir kadın değil.Fakat Carter,onu öyle etkiliyor ki planladığı işlerde değişim oluyor.
  İlk kitap başlarda beni biraz sıktı.Her zaman ilk seriye başlarken biraz sorunlar yaşarım.Yeni karakterler,yeni yazar,yeni olaylar ve bakış açıları...Gerçek hayat konulu kitaplarla başım o yüzden dertte ama üstesinden geldim.İlk 50 sayfasından sonra kitaba ısındım.Ve geceleri,oda arkadaşım oldu diyebilirim.Akıcı bir anlatımı vardı.Güçlü kadın karakterleri her zaman severim ve Mac'de öyle biri.O yüzden kitabı çok sevdim.Bir de 4 kadının aralarındaki dostluk beni çok etkiledi.Her seride sıkı dost bağları görmek zor.Ama bu seride imrenilecek derecede bir dostluk bağları var.
   Kitabı öneririm.Özellikle boş zamanlarınız çok varsa çerez niyetinde okunacak tarzda bir kitap.


 İkinci kitapta ise çiçeklerle iç içe olan Emma karşımızda. Bu sefer onun gözünden olaylara tanık oluyoruz ve Emma'yı daha yakından tanıyoruz.Kendini bildi bileli çiçekler,bitkilerle bambaşka bir bağ kurmuş durumda.Uzaktan bazen delidolu gibi görünüyor ama aslında çok narin bir karakter.Anne babasının aşkını o kadar çok benimsemiş ki kendiside hayatının aşkını arıyor.Tıpkı ailesindeki yaşanılan aşklar gibi...Ama ne yazık ki bu zamana kadar öyle bir aşka sahip olamamış.
   4 baş kadın karakter dışında seride yakından tanımaya başladığımız bazı erkek karakterler bu kitapta daha çok ortaya çıkıyor.Carter'ı,Mac sayesinde tanıyoruz zaten.İngiliz öğretmeni ve klasik bir eş olacak tipte biri. Delaney Brown,Parker Brown'un erkek kardeşi.Kendisi bir avukat.Hafifte çapkın gibi ama Parker'ın dostlarına kardeş gözüyle baktığı gerçeği var elbette.(Hatta kasabada Del'in kızları diye bir laf geçiyor.O derece benimsiyor kızlarımızı :) Malcolm ise tamirci ve Del'in arkadaşlarından biri.Kendisi uzaktan biraz asi gibi görünebilir ama oldukça çekici biri.Grupta pek gözükmemekte ama ilerleyen kitaplarda baş karakterimiz olabilir... Ve son olarak Jack ise bu grubun mimarisi.Çapkın,serseri biri gibi.Ve Mac gibi o da birine bağlanmaktan korkuyor.Fakat Emma her zaman gözünde farklı.Jack,Del'in çok yakın arkadaşı olduğu için Emma'ya yakınlaşmaya çekiniyor biraz ama birbirlerinin arasındaki bağın farkedilmemesi imkansız.Kitapta elbette beraber oluyorlar ama Jack'in sorunları yüzünden olaylar farklı bir boyuta taşınıyor... Emma gerçek aşkını bulmuş gibi ama Jack'in duvarlarını yıkması lazım.


Üçüncü kitap ise acaip akıcı geçti.Aslında ilk başlarda biraz ön yargılı düşündüm.Çünkü serideki 4 kadın karakterden Laurel içlerinde en soğuk kişi gibiydi.Ama onun ağırlıklı olduğu kitabı okuyunca aslında cana ne kadar yakın biri olduğunu farkettim.Özellikle kendini bildi bileli Del'e aşık olması beni çok etkiledi.Yıllar boyunca başkalarıyla denemiş,beraber olmuş ama hiçbir zaman ondan vazgeçmemiş.Ve Del'de ona karşı bir şeyler hissetmemeye çalışmış.Çünkü Laurel'da onun 'kızlarından' biri. Ama artık dayanamadılar ve sonunda beraber oldular !!! Nasıl mutlu oldum anlatamam. :D Seriye çok alıştım.Sanki 4'ü de benim yakın arkadaşımmış gibi hissediyorum.Sorsalar bu nasıl bir karakter,biraz açıkla diye...gözümü yumup ağzımı açarım.Seri ilerledikçe bu grubu daha çok sevdim.Artık çiftler belli olmaya başladı. Mac-Carter,Emma-Jack şimdi Laurel-Del ve sıradaki çifti tahmin etmek zor olmasa gerek... Parker-Malcolm olacak.Zaten bu kitapta beraber olucaklarına ilişkin sinyaller aldım ve Malcolm'a daha çok ısındım.
     Onun dışında bu kitapta Mac'in annesi Linda'ya daha da sinir oldum.Laurel'ı bile üzdü.Neredeyse Del'le aralarına bile girecekti.O derece uyuz bir kadın...Del'in varlıklı olması Laurel'la ilişkilerini biraz zedeliyor gibi ama kitabın sonundaki Del'in konuşması ve sürprizi...Ayakta alkışlanacak türdendi.Kısacası...Bu seriye bayıldım.Her karakteri,her bir kitapta doyasıya tanımak,görmek müthiş bir şey.


Dördüncü kitap, Malcolm ve Parker çiftini anlatıyor.En sabırsızlıkla beklediğim kitaptı diyebilirim.Çünkü erkek karakterler içinde en çok Malcolm'ı sevdim.Hafif serseri tarzı,rahat giyinimi,kendinden emin davranışlarıyla favori karakterlerimden biri oldu.Ve annesine bayıldım ! Çok içten,sempatik ve doğal bir kadın.Kadının hal ve hareketlerini okurken çoğu yerlerde güldüm.Malcolm o konuda çok şanslıydı diyebilirim. Parker ise grubun en düzenli en planlı ve en titiz karakterlerinden biriydi.Karşısına araba tamircisi,çoğunlukla lekeli pantolonlarla ve yağlı ellerle gezen bir adam çıkınca tuhaf oldu aslında.Ama Malcolm öyle çekici biri ki Parker bu durum karşısında tepkisiz kalamadı.İlkten ık mık etti ama sonra çok tatlı bir çift oldular.
    Serinin son kitabında Mac ve Carter'ın düğünlerinide görüyoruz.Çok eğlenceliydi.Özellikle Vows'da kendilerinden birinin evlenmesi...tuhaftı ve okurken çok zevk verdi.Beni asıl etkileyen ise Malcolm'ın yaşamıydı.Geçmişte baya olaylar yaşamış ve kendi ayakları üstünde durmuş biri.Bu konuda Parker'la biraz zıtlar ama birbirlerini çekemeden duramadılar. :D 
     Bir Nora Roberts serisi bitirdim,sonunda ! Ve çok çok güzel bir seriydi.İçinizi ısıtan,yüzünüzü güldüren bazen gözlerinizi dolduran ve her kitabın sonunda bir iç çekişle kitabı elinizden bıraktıran bir seriydi. Artık yaz tatiline doğru girdiğimize göre kumsalda ya da evde okuyabileceğiniz ve memnun kalacağınız bir seri olduğu için kesinlikle öneririm.
     Bu arada kadın karakterlerden en çok Laurel'ı sevdim ve benimsedim.Onun kitabını okurken evde habire kurabiye yaptım.Sanırım tatlı yapmayı sevdiğimiz için Laurel'ı diğerlerinden daha çok sevdim.Ama Del'in kızlarının hepsi mükemmel !


Malcolm kucağında bir cips paketi ve elindeki kolayla koltuğa yayılmış,televizyonda yakaladığı bir motor yarışını izliyordu. 
Carter volta atıp duruyordu.
....
...
...
"Dökül artık."
"Sevdiğin birini bulduğunda,ama sonuna kadar sevdiğin biri ve o da seni sevdiğinde -tüm hatalarına,kötü özelliklerine rağmen, her şey sanki yerine oturuyor.Onunla konuşabiliyorsan, ve dinliyorsa , eğer seni güldürebiliyorsa, düşündürüyorsa, bir şeyler istemeni sağlıyorsa, gerçekte kim olduğunu görmeni sağlıyorsa, ve olduğun kişi daha iyiyse, sadece onunlayken daha iyiyse, hayatının geri kalanını onunla geçirmek istememek delilik olur."
Carter şaşkın bir tavırla güldü. "Geveliyorum değil mi ?"
"Hayır." Duyduğu şeyler içinde bir şeyleri harekete geçirirken Mal başını salladı. "Senin adına çok mutlu oldum Carter.Sen çok şanslı bir herifsin."

8 Haziran 2013 Cumartesi

Dönüşüm Serisi 1 - Serseri / Rachel Vincent

Orijinal kapak fotoğrafları.Ülkemizde de aynı şekilde yayınlanmakta.
Kedileri sever misiniz ? Bir kere daha düşünün.Çünkü bunlar Kedi Adam !!!

Kitaplığımda bol bol fantastik türe ait seriler bulabilirsiniz.Zaten çoğunlukla onlar var.Aradaki Romantik-Komedi ve Kristin Hannah romanlarını saymazsak kitaplığım gerçekdışı olaylarla dolu olan kitaplarla kaplı.
  Bunlardan biri Dönüşüm serisi. İlk kitabın kapak fotoğrafına bayılmıştım.Ama ilk okuduğumda kendisine pek bayıldığım söylenemez.Ya o zamanlar kitapları algılayamıyordum (Vampir Akademisi serisinide o zaman okumuştum ve feci sıkılmıştım.Şimdi ise kitapları için yerlerde sürünebilirim.) ya da yeni bir seri olduğu için odaklanamamıştım.Ama daha sonra sakin kafayla okuyunca seri,favorilerimden biri oldu.İlk başta konusu çok tuhaf gelmişti.Hani vampirlere,cadılara,kurt adamlara alışkınım.Ama Kedi Adam ? Hayal gücüm bu seriyle daha da gelişti diyebilirim.Eh birde kedi sever bir insan olduğum için bu seri biraz daha ilgimi çekti.Kedi Adamlar nasıl olabilirdi ki ? Kitabı okuyunca anladım. :D


     Baş karakterimiz Faythe,bir kedi adam.Tüm ailesi de öyle.Bu arada Kedi Adamlar 2'ye ayrılıyor.Serseriler ve Gurur sürüsüne bağlı olanlar.Faythe ve ailesi zaten bir Gurur sürüsü.Serseriler ise gurur sürüsüne bağlı olmayan,başı boş tipler.Ve Kedi Adamlar arasında dişiler çok değerli.Çünkü toplumlarında dişi sayısı oldukça az.Bu yüzden belli yaşa gelen dişiler,gurur sürüsünden biriyle evlenip,çocuk yapmak zorundalar.Soylarını devam ettirmek mecburiyetindeler..Ve Faythe kesinlikle evlenip,çocuk yapabilecek bir karakter değil.Özgürlüğüne,hayatına düşkün.Bu yüzden ailesinden uzaklaşıp üniversite okumaya gidiyor.Ve arkasında sadece ailesini bırakmıyor.Beraber büyüdüğü,aşık olduğu adamı Marc'ı da terkediyor.Ailesi Marc'la evlenmesinden yana.Ama Faythe henüz buna hazır değil.
   5 yıl çok normal bir hayat yaşarken ve normal bir insan sevgilisi Andrew'la her şeyi iyi giderken bir gün kedi kokusu hisseder ve takip edildiğini anlar.Bilin bakalım karşısına kim çıkar ? Marc Ramos ! Aslında yıllarca iyi olup olmadığını bilmek için zaten takip eder ama bu sefer karşısına çıkar.Çünkü önemli bir gelişme vardır.Bir grup serseri,dişileri kaçırmaya başlamıştır.Bu yüzden Faythe tehlike altındandır ve gurur sürüsüne geri dönmek zorundadır.Emir,babasından geldiği için (Babası,gurur sürüsünün başında ) eve tıpış tıpış geri döner.Kitabı okurken evdeki erkek sayısı beni çok şaşırtmıştı.Marc ve babası dışında erkek kardeşleri ; Micheal,Ethan,Owen ve yanlarında çalışan Parker ,Vic ve Jace olmak üzere 8 erkekle beraber yaşıyorlardı.Tabii kendini bildi bileli durum böyle olduğu için alışkındı kendisi ama ben ilk okuduğumda "tuhaf" diye geçirmiştim içimden.Diğer kitaplarda ise daha rahattım, insan alışıyor.Bir de Ryan diye bir erkek kardeşi var...Ona sonra geleceğim.
      Dişi kedileri kaçıran serseri grubu,Faythe'nin kuzenini kaçırdığı için herkes kızımızı koruma çabasındadır.Ama o yerine durur mu ? Bir şekilde o da kaçırılıyor ve olaylar başlıyor.Kaçırıldığı bölümlerde Faythe'ye hayran kalmıştım.Telaşa kapılmaktan çok kendince planlar yapıp,uygulamaya çalışıyor.Ve büyük bir şokla karşılaşıyor.Okuduğumda "Yok canım,daha neler ?" demiştim.

   

   Aslında kitaptaki karakter sayısı oldukça fazla.Ama ilk 4 kitabı arka arkaya okursanız ister istemez hepsi aklınızda kalıyor. ( Ülkemizde ilk 4 kitap yayınlandı. 5.kitap ise yolda,en kısa zamanda çıkacak. Seri toplamda 6 kitaptan oluşuyor. )
       İlk kitapta karakterleri tanıma,onların dünyasını daha yakından öğrenmelerle geçiyor.Ama sonlara doğru macera dolu olaylar oluyor elbette.Ve ortalık çok fena karışıyor.Diğer kitaplarda sinir krizi geçirdiğimi hatırlıyorumda... Son 2 kitap kim bilir nasıl tepkilere yol açıcak bende.


Faythe karakteri ; deli dolu bir kız.Çıt kırıldım bir tipte kesinlikle değil.Sonuna kadar savaşıyor,çabalıyor ve amacına ulaşmaya çalışıyor.Baskıcı yönü ağırlıkta.Güçlü kadın karakterlerden biri.

Marc karakteri ; Gurur sürüsünde liderin sağ kolu denilebilir.Aslında o bir serseri.-Hayat hikayesini öğrenmek için kitabı okumak zorundasınız.- Serseri olmasına rağmen Greg ( gurur sürüsünün lideri ve Faythe'nin babası ) onu sürüsüne kabul etmiş ve eğitmiş.Marc,sert yapılı bir gibi gözüksede yumuşak bir tarafıda var.Sanırım bu tarafının kimin oluşturduğunu tahmin edersiniz...Faythe.

Jace karakteri ; ilk kitapta pek ortalarda gözükmesede diğer kitaplarda baya karşımıza çıkıyor.Faythe'ye deliler gibi aşık ama Marc'la da araları iyi.Şaşırtıcı değil mi ? Aralarındaki bağ çok etkileyici.Serideki favori erkek karakterim. :D

Ethan karakteri ; 4. kitabı okuduktan sonra bu karakteri ne kadar çok sevdiğimi farkettim.Ve nasıl geç keşfettim diye kafamı duvarlara sürtmek istedim.Jace'le çok çok yakın arkadaşlar.Hatta kardeşler bile diyebilirim.

      Serilerde her zaman ilk kitaplar riskli olur.Ya çok seversiniz ya hiç sevmezsiniz.Ama ben sevmesemde mutlaka bir şans verip,yeniden okurum.Ve 2.okuyuşumda o seri favorilerimde yerini alır.Bu seride de aynen öyle oldu.Fantastik olaylara doyuyorsunuz,kendinizi içinde buluyorsunuz.Tatilde bu maceraya atılmak istiyorsanız seriye başlayın derim.Çünkü her kitapta kendini daha çok sevdiren,bağlayan bir seri.Yazarın hayal gücünü çok sevdim.




"...Hey,Marc?"
"Evet ?"
"Babamın Ryan'la bir anlaşma yaptığını unutma." Başını salladı ama ikna olmamıştım. "Bu,ona dokunmayacağın anlamına geliyor.Bana söz ver."
"Dokuz canımın üzerine yemin ederim."
Kahkaha attım.Hayır,dokuz canımız yoktu.Ama olsaydı bu havalı olurdu.Özellikle de Miguel'in durumunda.Eğer dokuz canı olsaydı, her birimiz sırayla onu öldürebilirdik.Ne yapalım,bunu bir seferde düzgünce yapmakla yetinmek zorundaydık.
---
"Kardeşlerin kendilerine göz kulak olabiliyordu ama hiç kimse seninle baş edemiyordu."
Gözlerine bakmamak için yumağı inceledim. "O kadar da kötü değildim."
Gülümsedi. "Ethan'ın kolunu kırmıştın."
"Kendimi korumak içindi.Ayaklarımı bırakmıyordu.
"Ayakkabını bağlamana yardım ediyordu."
---
"Gerçekten kustun mu ?" diye sordu Jace.
Gülümsedim. "Evet,yere.Sanırım Vic'in ayakkabılarına da ."
Jace kahkaha attı.

4 Haziran 2013 Salı

Kitap Önerisi-Yorumu : Açlık Oyunları / Suzanne Collins



Kazanmak ün ve talih anlamına gelir.
Kaybetmek kesin ölüm anlamındadır.
Açlık Oyunları başlasın...


Bir zamanlar Kuzey Amerika diye bilinen bir yerin yıkıntıları içinde Panem ulusu yaşamaktadır.Capitol'de on iki bölge bulunmaktadır.Bölgede yaşayan halk arasındaki çocuklar her yıl yapılan Açlık Oyunları'na katılmak zorundadırlar.Çünkü Capitol acımasızdır.Yarışma için yaşları on iki ve on sekiz arasında,bir erkek ve bir kız çocuğu olmak üzere iki kişi yarışmaya gönderiliyor.Bölgede yaşayan,bu yaş aralığındaki kişiler katılmak zorundalar.Başka şansları yok.Çekilişle 2 kişi belirleniyor ve TV'de canlı olarak yayınlanan ölümüne bir kavgaya yollanıyorlar.

  Katniss Everdeen,on altı yaşındadır,anne ve küçük kız kardeşiyle beraber yaşamaktadır.Açlık Oyunları'n da çekilişte ismi çıkan küçük kız kardeşinin yerine gönüllü o olur ve vahşi savaşa gitmeye hazırlanır.Ama her şey göründüğünden farklıdır ve Katniss tek başına hayatta kalmak zorundadır.



    Konusu yukarıda özet geçtiğim gibi.Bu seriyi ele almamın nedeni ise beni çok etkilemiş olması.Kitap ilk çıktığı zamanlar pek ilgimi çekmemişti.Fakat daha sonra herkesin elinde görmeye başlayınca bir risk aldım ve konusuna bakmadan satın aldım.Bir süre kitaplığımda süs gibi durdu.Daha sonra okuldaki kitap okuma saati için yanıma alıp,okumaya başladım.İşte o andan sonra bende kendimi Açlık Oyunları içinde buldum.İnanılmaz bir kurgu ! Okurken gerçekten kendimi kitaba gömdüm.Hala olayları düşündükçe ve hayal ettikçe kendimden geçiyorum.Macera seven bir insanım ve bu kitapta macera doruk noktasında.Katniss'le beraber hırslandım,savaştım,çabaladım diyebilirim.Çok güçlü bir karakter.Zaten bu ölümüne savaşta,kardeşinin yerine geçmesi bile ne kadar cesur olduğunu gösteriyor.
  
    Yazar, bu seriyi yazmadan önce araştırma yapmış ve buna benzer oyunların ( daha doğrusu ölümlü savaş diyebiliriz ) daha önce gerçekleştirildiğini duymuş.Çok tiksindirici bir şey aslında.Normal bir hayat yaşıyorsun,daha sonra zorunlu olarak bir oyuna katılmak zorundasın.Ve bu oyunda sadece bir kişi canlı kalabilir.Diğerlerini ya öldüreceksin ya da canını kurtaracaksın.Ama kazanmak için öldürmek şart.Ve bunları daha reşit olmamış çocuklar yapıyor.Okurken bir yandan söylendim bir yandan da hırsla okudum.Sonu beni tatmin etti ama sevdiğim karakterler öldüğünde mahvoldum diyebilirim.Zaten başka çareleri yoktu...

Açlık Oyunları filminden Katniss Everdeen

       Katniss,bu zorlu yaşamda hem annesine hem kardeşine sahip çıkıyor.Babaları öldüğünü için annesi henüz kendini toparlamış durumda değil.Bu yüzden tüm yük Katniss'de.Ve en yakın arkadaşlarından Gale var.Her zaman avlanmaya beraber gidiyorlar.Katniss ok atma konusunda oldukça uzman.Bu da Açlık Oyunları sırasında ona çok yardımcı oluyor.
  
       Peki Katniss dışında başka kim Açlık Oyunları'na katıldı ? Peeta Mellark ise diğer bir erkek karakterimiz.Katniss'le beraber oyunlara katılan diğer kurban diyebiliriz.

Açlık Oyunları filminden bir kare. Stilistleri Cinna, Katniss ve Peeta'yı gösteriye hazırlarken.Şu çok ünlü 'Alevler İçindeki Kız' kostümünün ön hazırlığı.
       
          İşin komik tarafıda ne biliyor musunuz ? Oyunlar başlamadan önce oyunculara el bebek gül bebek gibi bakıyorlar ve sonra ölümcül oyuna salıyorlar.Ne kadar acımasızlar değil mi ?
Oyunlar öncesinde seçilen adaylar bir trene bindiriliyor.Orada her çeşit yemek var.Yani bir güzel karınları doyuruluyor.Daha sonra Capitol'e geldiklerinde baştan aşağı temizleniyorlar ve özel odalarında dinleniyorlar.Özel yardımcılar var.Kuaför,moda uzmanı v.b. gibi. Oyunlar öncesinde tanıtım amaçlı büyük bir gece hazırlanıyor.Oyuncular bu gece için özel olarak hazırlanıyor.Katniss ve Peeta çiftini benim çok sevdiğim karakterlerden biri, Cinna hazırlıyor.Kostümlerine gerçekten bayılmıştım.Hatta kostümleri o kadar etkileyici ki Katniss, 'Alevler İçindeki Kız' olarak tanılıyor. Ve her çiftin başında bir akıl hocası oluyor.Bu akıl hocaları daha önce Açlık Oyunları'na katılıp,galip gelen kişiler oluyor.Katniss'le Peeta'nın akıl hocası ise Haymith,tam bir ayyaş herif.Ama göründüğünden de zeki bir insan.Oyunlar sırasında bizimkilere sponsorlar bulup,oldukça yardım ediyordu.Neyse, bu özel gecede her oyuncu tek tek sahneye çıkarılıp tanıtılıyor ve röportaj yapıyorlar.Özellikle Peeta'nın röportajı sırasında şok girmiştim ve bir sonraki sayfayı nasıl okuduğumu hatırlamıyordum.Orayı çok güzel düşünmüş yazar.Gerçekten merak edilisi ve okunulası bir bölümdü. ( Biraz daha meraklanmanız için o bölümden kısa bir şey paylaşacağım.Yazının biraz daha aşağısında yer alacak.) Ve oyuncular tam oyun öncesi küçük bir odadaki arenaya katılıyorlar.Aslında bir bakıma sınılıyorlar.Ne kadar çok ilgi çekici bir şey yaparlarsa ve yeteneklerini ortaya koyarlarsa o kadar yüksek puan alıyorlar.Bu puanlar onlar için değerli.Açlık Oyunları sırasında sponsor bulmaları konusunda kolaylık sağlamış oluyor. ( Bu sponsorlarda neyin nesi derseniz...Oyunlar sırasında oyuncular bir çok şeyle karşılaşıyorlar ve yaralanıyorlar.Bazı şeylere ihtiyaçları oluyor ve sponsor olan zenginler onların istedikleri şeyleri oyun alanına yollayabiliyorlar. ) Ve Katniss o deneme arenasında öyle güzel bir performans sergiliyor ki...Tam kızımızdan beklediğimiz bir şeydi.
     
Ve Açlık Oyunları Başlasın !

        Ve bu kadar hazırlıktan sonra her biri oyun alanına gidiyor.Öyle bir ortam var ki,Capitol her şeyi kendisi hazırlamış.Tüm alanı istediği gibi yönetebiliyorlar.İsterlerse hava çok soğuk oluyor isterlerse bir çöle dönüştürebiliyorlar.Ve savaşmak yerine habire saklanan oyunculara da korkutucu sürprizleri var. O yüzden bu oyundan kaçış yok ! Açlık Oyunları başladığı zaman oyuncular tam ortadaki erzaklardan kapabildiklerini kapıp,ormanın içine dağılıyorlar.Tabii o sırada size saldıranda olabilir çünkü oyun başladı artık.İşte ondan sonra macera başlıyor diyebilirim.Ben okurken çok büyük zevk aldım.Resmen olayların içindeydim.Anlatılmakla olmaz,okuyun derim.Zaten dünyada ve ülkemizde baya ses getiren bir kitap.
  Kitabın sonu,devam edileceğinin sinyallerini elbette veriyor.Tüm seriyi okumuş olmama rağmen ilk kitabın yeri bende çok ayrı. 2.ve 3. kitaplarıda severek ve merakla okudum.Ve seri bittiğinde boşluğa düştüğümü söyleyebilirim.O yüzden seriye başlarsanız pişman olacağınızı sanmıyorum.


   Ve serinin filmide var.Geçen sene Mart ayında vizyona girdi.Ben,arkadaşlarımla resmen heyecandan uçarak sinemaya gitmiştim.Bayılarak okuduğum kitabın filmini izlemek harikalar yaratacak diye hissediyordum ama filmi izleyince tüm hayal kırıklıkları bende toplandı.Kitap çok farklı film çok çok daha farklı.Ve kesinlikle kitabı tercih ederim. Filmdeki oyuncu kadrosu çok güçlü.Jennifer Lawrence,Liam Hemsworth,Josh Hutcherson gibi genç,yetenekli oyuncular var.Ama hem karakterler benim kafamda bambaşka,oyuncular onlara göre daha yetişkin duruyorlar hemde filmdeki bazı değişiklikler hoşuma gitmedi. 

Alaycı Kuş iğnesi

Açlık Oyunları'nın simgesi 'Alaycı Kuş' iğnesini Katniss,arkadaşının ona destek vermesi için hediye olarak alıyordu ama filmde gidip satın alıyor.Bu duruma çok gıcık olmuştum nedense.O yüzden eğer filmide izlemek istiyorum diyorsanız benim tavsiyem ilk önce kitabı okuyun daha sonra filme göz atın derim.Diğer kitapların filmleride çıkacak. Ateşi Yakalamak ( 2. kitap ) Kasım-2013 , Alaycı Kuş ( 3.kitap) Part 1 / Kasım 2014 ve Part 2  / Kasım 2015 olarak belirlenmiş.Serinin hayranları için iyi beklemeler dilerim.Sanırım bu sefer sinemaya uçarak gitmeyeceğim. :D 

Filminde en çok sevdiğim şey ise müzikleri oldu.Gerçekten çok etkileyici müzikleri vardı.



Açlık Oyunları filminden bir kare. Peeta'nın röportaj için katıldığı özel geceden bir fotoğraf. Ve aşağıda ise hem kitapta hem filmde geçen sözünü ettiğim bölümden alıntı yer alıyor ;

Peeta'nın röportaj sırasındaki heyecan verici konuşmasından minik bir alıntı ;

"Senin gibi yakışıklı bir delikanlı...Mutlaka özel bir kız vardır.Haydi,bize ismini söyle," dedi Caesar.
Peeta iç geçirdi. "Bir kız var elbette.Onu gördüğüm ilk andan beri aşığım.Ancak,toplama gününe kadar varlığımdan bile habersiz olduğuna eminim."
Kalabalıktan sempati sesleri yükseldi.Karşılıksız aşk konusu büyük bir rağbet görüyordu.
"Yoksa başka bir sevgilisi mi var ?"
"Bilmiyorum ama ondan hoşlanan çok erkek var," dedi Peeta.
"O zaman,yapman gerekeni söyleyeyim.Kazanıp,eve dönüyorsun.Herhalde o zaman sana hayır diyemez,değil mi?"
"Bunun bir işe yarayacağını sanmıyorum," dedi Peeta. "Yani kazanmak,benim durumumda bir şey ifade etmiyor."
Caesar kafası karışmış bir halde, "Ama neden?" diye sordu.
"Çünkü," dedi Peeta kıpkırmızı bir suratla adeta kekeleyerek."Çünkü...Benimle birlikte,o da buraya geldi."

Ölümcül oyundan sadece bir kişi canlı çıkabilir.Açlık Oyunları sonrasında galip kim mi geliyor ? Spoiler vermeyi sevmediğimi söylemiştim.Gerçekten şaşırtıcı bir şekilde oyun sonlandı.Merak ediyorsanız...Kitabı hemen kapın derim. :D 

Sevgiler,öpücükler ; Jane

Filmdeki Gale'yi Liam Hemsworth canlandırıyor.

Not : Seride Team Gale'ciyim.Peeta'yı da çok seviyorum ama Gale...işte o benim adamım.Hem kitapta hem filmde. :D

31 Mayıs 2013 Cuma

Harry Potter ve... Bir Dakika,Ne ?!



   Bundan 3 yıl önce "Harry Potter hakkında ne düşünüyorsun ?" diye sorsalar yüzümü ekşitir ve "Harry Potter mı ? Tarzım değil.Ve hayranları yüzünden de ısınamayacağım galiba..." derdim.Çünkü ben bir Twihard'ım. Ve biliyorsunuz ki Twihard'lar ile Potterhead'ler savaş içinde resmen.Bu karşılaştırmadan uzak durmak istesemde bazı Potterhead'lar ( hepsi demiyorum,bazı aşırı hayranlar ) yüzünden seriden uzak durdum.Bunun nedeni ise Twilight serisine püskürmeleri.Saygı denen bir şey yok.Ve bende buna karşılık HP serisinden her zaman uzak durmuştum.Taa ki geçen haftaya kadar...

Bardaklar bana ait.Değil fakat aynıları daha önce vardı.

Aslında bir bakıma bende Harry Potter ile büyüdüm.Tek farkım Hogwarts mektubunu beklememekti. İlk filmi,kuzenimin ısrarıyla izlemiştim.Oldukça etkilenmiştim.Daha sonra 3.filmi okulla beraber gittiğim sinemada izlemiştim. Ve odamda HP saati,takvimi ve bardakları vardı.Onlar ne ara odama girdi bilmiyorum ama onları çok net hatırlıyorum.Ve her sene gişe rekorlarıyla nasıl konuşulduğunu hatırlıyorum.


İlk 4 filmi sayamadığım kadar,hemen hemen her sene tekrar tekrar izledim.Geçen sene 7.filme kadar geldim ve final filmini izlemedim.Sanırım son filmi izlemeye hazır değildim.Ama geçen hafta birden HP sevgim debreşti.Çünkü Emma Watson'ın ' The Perks of Being a Wallflower ' filmini izledikten sonra ona karşı sempati duydum.Eh Rupert Grint'i de sevdiğimden dolayı seriye devam etmeye karar verdim ama her şeyi net hatırlamıyordum.O yüzden en baştan tekrar izlemeye karar verdim.Ki böylece her şeyi daha net anladım ve keyif aldım.Kitaplarını okumadığım için bazı şeylere ayak uydurmak zor oldu ama daha öncede izlediğim için bu sefer her şey mantıklı geldi.


Ve sıra final filme geldi... Ölüm Yadigarları Part 1 ve 2'yi arka arkaya izledim.O yüzden günüm resmen HP ve arkadaşlarıyla,mücadeleleriyle geçti diyebilirim.Çok çok etkilendim.Yazarın hayal dünyasını zaten seviyordum ama son filmi izledikten sonra hem hayran kaldım hem daha da çok sevdim.Ve yazın yapılacak planlar arasına HP kitaplarını okumakta eklendi.

Hermione & Ron

En merak ettiğim şeyde süper 3'lünün çocuklarıydı ve sonunda izledim. Hermione & Ron çifti her zaman favorimdi.Zaten seride Team Ron'cuyum.Bu yüzden izlerken büyük keyif aldım.Zaten Ron'u izlemek çok zevkli ve eğlenceliydi.
Ve sanırım seride en favori filmim Ölüm Yadigarları Part 1-2. Azkaban Tutsağı ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nı da milyon defa izleyebilirim.Kısacası geçte olsa seriyi tamamladım ve halimden memnunum.Hatta serinin bittiğine bu kadar üzüleceğimi sanmıyordum.Fakat beni o kadar çok etkilemiş ki...gerçekten hem bittiğine inanamadım hemde içimde bir boşluk oluştu.Neyse ki daha sırada kitaplar var !

Cin Dobby

Ayrıca serinin devamında bir çok sevilen karakter ölüyor.Sanırım isimleri söylesemde bir süre sonra unutacaksınız.Çünkü kadro oldukça kalabalık.Ölenler arasında başta Cedric olmak üzere en çok Sirius Black'e ve Dobby'e üzüldüm. Özellikle Dobby'nin ölümünü 2 kere izlememe rağmen mahvetti beni.Nedense sevimli cini çok sevmiştim. :|



Pekala son olarak...Harry Potter dünyasını gerçekten çok sevdim.İmrendiğim bir çok yer oldu.Bunları saymakla bitmez.Dostluk,aşk,aile bağları,özel yetenekleri ( uçmaları,görünmezlik sihirleri ve biçim değiştirme büyüleri ) hepsi her insanın isteyebileceği şeyler elbette.Ve sanırım Hogwarts mektubu bana da gelse fena olmazdı... :D

Twilight'ın Edward'ı Robert Pattinson,Harry Potter'ın 4.filmi Ateş Kadeh'inde Cedric rolünde yer almıştır.

Bunları neden mi yazdım ? Şu iki serinin karşılaştırılmasından bıktığım için.Ve evet hala bazı sayfalarda bu tartışmalar mevcut.Sanırım her zaman böyle devam edecek.Benim buna katkım ise ön yargılarınızdan kurtulun ve hangi seriye karşı nefret duyuyorsanız,yeniden düşünün ve izleyin.Her zaman her şeye bir şans vermek gerek.Ve ben bunu Harry Potter'da yaptığım için mutluyum.Hayatımda izlediğim mükemmel filmler arasına bir kaç tane daha eklenmiş oldu.Fantastik severler için gerçekten mükemmel bir seri.

Not : Harry Potter'la ilgili bir yazı yazdığıma hala inanamıyorum.Tuhaf ve rahatlatıcı.Son filmden sonra yazmasaydım...eksik hissederdim kendimi.

Not 2 : Kesinlikle Harry,Hermione ve Ron'un arkadaşlıklarını izlemelisiniz.Bazen çok anlamlı bazen çok komik ve bazende çok duygusal bir dostlukları oldu.

Sevgiler,öpücükler ; Jane


29 Mayıs 2013 Çarşamba

Yabancı Dizi Önerisi : Lost


     Müthiş bir diziye başlamak için kendinizi hazırlayın derim.İlk yabancı dizi inceleme yazımda benim en en en favori dizim olan ve sezonlarını bitirmemin üzerinden 1 sene geçmiş olmasına rağmen hala doyamadığım, sık sık kamera arkalarını tekrar tekrar izlediğim, inanılmaz bir 6 sezonluk dizi olan LOST'tan bahsetmek istiyorum.Belki de bunu daha önce yapmalıydım.Ama tutkum,hislerim ve duygularım hala taze olduğu için tam zamanı.Doya doya anlatabilirim ve izlemeniz için sizi kışkırtabilirim.Çünkü gerçekten izlenilmesi gereken bir dizi.Boş bir konusu yok,boş bir bölümü ya da repliği yok.Her şeyiyle mükkemeldi.Acaba tekrardan izlesem mi ? o.O


     İlk önce minnacık konusundan bahsedeyim.Kesinlikle sezonlar hakkında spoiler vermeyeceğim.Yoksa gerçekten hiçbir zevki kalmaz,farkındayım. :D Aşık olduğum dizinin konusu ; İlk bölüm Sydney-Avustralya'dan Los Angeles-Amerika'ya giden bir uçağın Güney Pasifik'te gizemli bir adaya düşüşü ile başlıyor.İlk sezonda her bölümde karakterlerimizi tek tek tanıyoruz.Bir yandan ada yaşamlarını gösteriyorlar bir yandan kazazedelerin önceki yaşamlarında nasıl biri olduklarını,neler yaşadıklarını ve aslında farkında olmadan hepsinin birbirleriyle bağlantılı olduğunu görüyoruz.Kadro kalabalık ama hepsini ayrı ayrı sevmek,benimsemek mümkün.Şahsen ben hiç ayrım yapamıyorum.Şunu daha çok seviyorum,bu kötü bir karakter falan diye seçim yapamıyorum. :D Adada doktordan tutun Rock yıldızına, inançlı birinden suçlusuna kadar bir çok kişilikler var.Irk,din,dil ayrımı da yok.Müslüman karakterimizde var Koreli karakterimizde.O yüzden bu dizi her yönüyle insanın dikkatini çekiyor.

Sawyer'ı canlandıran Josh H. kamera arkasında

       Lost, 6 sezondan oluşuyor diye çok uzunmuş gözüyle bakmayın derim.O sezonlar ne ara bitti,ben ne ara final bölümünü izledim anlamış değilim.Çünkü çok sürükleyici bir dizi.Bir gün sırf dizi için okula gitmedim ve hayatımın rekorunu kırarak 10 bölüm arka arkaya izledim.Evet,canım çıktı.Sanki o 10 bölüm boyunca adada yaşamışımda ordan fırlayıp eve geri dönmüşüm gibi hissettim.O gün aptal gibi etrafta dolaştım.O yüzden size önereceğim şeylerden biri de günde 3 bölümden fazla izlemeyin.Sonra hem çok çabuk bittiği için üzülüyorsunuz hemde dizi fena etkiliyor.


     Diziyi anlatmaya doyamam sanırım.Hatta şu ana kadar yazmakta zorlandığım en zor yazı bu oldu.Çünkü Lost'un bende yeri bambaşka.İlk zamanlar geç keşfettiğim için kafamı duvarlara sürtmek istiyordum ama sonra dedim ki "Tüm sezonlar bittiğinde diziyi keşfetmem daha iyi oldu.Finale kadar her sezonu beklemek daha işkenceli olurdu." Aslında Lost'u çok önceden beri biliyordum.Yazın,teyzemlerin yazlığına gittiğimde sezon dvd'lerini alıp,izlerken görüyordum onları ama açıkçası pek ilgimi çekmiyordu.Ama geçen sene resmen dizi canavarına dönmüştüm.Her diziyi arka arkaya izleyip,bitiriyordum.Ve karşıma Lost gelince hayatım tepe taklak değişti.


    Dizinin yapımcılarından J.J. Abrams'ın hayal gücüne aşığım.Kırk yıl düşünsem böyle bir dizi yapamazdım herhalde.Zaten Lost bittikten sonra adamın yapımcığılını yaptığı diğer dizilerden Fringe ve Once Upon A Time'i izledim.Gerçekten kıskanılacak türde hayal gücü var.

  Onun dışında kısaca baş karakterlerden bahsetmek istiyorum.Çünkü dizi de o kadar çok karakter var ki...Her sezonda yeni karakterler ortaya çıkıyor ama diziye bambaşka renkler katıyorlar.Gereksiz,saçma karakter ve olaylar yok o yüzden.


Jack Shephard : Adanın tek doktoru.Normal hayatında sorunlu biriydi.Babasından ve eski eşinden dolayı.Fakat Ada'ya geldikten sonra Jack bambaşka biri oldu ve uzun süre grubun liderliğini yaptı. -Oldukça çekici biridir.Adam yaşlandıkça daha da çekici oldu.Benden söylemesi. :D


Kate Austen : Dışardan çok masum gözüken bir kadın olabilir.Ama normal hayatında bir çok suçtan aranıyordu.Uçakta olma nedenlerinden biri de tutuklanmış olmasıydı.Ama adada kendine yepyeni bir sayfa açtı.Ve içindeki cesur kadın böylece ortaya çıkmış oldu. -Çok çok güzel ve sempatik bir karakter.İzlerken hayran kaldığım nadir oyunculardan biri. :D


James 'Sawyer' Ford : Düzenbaz,hileci ve çıkarcı bir adam.Neden böyle olduğunu ise geçmişte yaşadığı olaylardan anlamak mümkün. Adına hayran kaldığım adam.Dizi de olmazsa olmazlardan biriydi ve sayesinde baya güldüğüm sahneler var. -Jack ne kadar çekiciyse Sawyer daha da fena.Kate'e 'çilli' demesini özledimmm ! Kendileri adada herkese bir takma isim koymuştu.Çok nadir isimlerle hitap eder.


Hugo 'Hurley' Reyes : Çok tahlihsiz bir karakter kendisi.Normal yaşamında oynadığı bir loto ile milyoner olur ama başı beladan çıkmaz.En imkansız şeyler onun başına gelir.Hatta uçağın düşmesini bile kendinden sorumlu bilir. -Adanın belkide en dost,sevecen karakterlerinden biri.O adamı seviyorum !


Charlie Pace : Şu ünlü Rock yıldızı. Ünlendikten sonra kötü yollara bulaşır.Ve ada da bulaştığı pislikten kurtulmak oldukça zor olur.Ama hayatının aşkını bulunca Charlie,tapılası bir erkek olur.Hayatının aşkı kim diye sormayın.İzleyin,görün !  -Bu adama da bayılıyorum.Bana nedense çok sevimli geliyor.


John Locke : Çok inançlı ve gururlu biri Locke. Adaya düşmeden önce tekerlikli sandalye de yaşamına devam ediyordu.Bunun nedenini de geçmişte yaşadığı bir olaya bağlı.Ve uçak düştükten sonra mucize bir şekilde yürümeye başlar.John bu olaydan sonra adanın sihirli olduğuna inanır ve kendini maceralara kaptırır. - Adamın düşünce tarzını seviyorum.


Juliet Burke : Diziye sonradan katılan bir karakter.İlk zamanlar düşman tarafındaydı.Ama nedense bu kadını o haliyle bile çok seviyordum çünkü farklı bir havası vardı.Ve sonradan olaylar değişti ve yeni bir aşk doğdu.Sanırım en sevdiğim karakterlerden biri.Beni ağlatan bir karakterde olduğuna göre... Evet,izleyin görün.

   Bu saydığım karakterler dışında daha o kadar çok karakter var ki... Hepsini tek tek anlatmam mümkün değil.Zaten izleyip,tanıdıkça sevmeniz daha zevkli olur.Dizideki tüm karakterlerle ayrı ayrı bağım var.İyi veya kötü hepsi dikkat çekiciydi. 
   Lost,yaz tatilinde izlenilmesi gereken bir dizi diye düşünüyorum.Hatta ölmeden önce izlenilecekler arasında bir numarada olmalı.Bu konuda iddialıyım. :D

1.sezon kamera arkası fotoğraf.

Ve son olarak size bir öneri daha ; Her sezon bitirdiğinizde o sezonun kamera arkası videolarını izleyin.Gerçekten çok eğlenceli ve komik.Ben hala can sıkıntısından izliyorum.Özellikle 3.sezon kamera arkası fena ! :D 

Not : Diziyle bağlantılı 'Lost-Başucu Kitabı' adlı kitabın detayları için : LOST Başucu Kitabı | İnceleme


LOST Başucu Kitabı | İnceleme


Bundan 2 yıl önce 6.sezonuyla birlikte ekranlardan ayrılan ve oldukça sevilen dizi Lost’un hayranları için oldukça güzel bir kitap olan “LOST Başucu Kitabı” sizi tekrardan maceralara sürüklüyor.
 2004-2010 yılları arasında her sezonuyla adını sıkça duyuran ve dünyada hemen hemen her ülkede izlenen dizinin hayranları için Türk yazarlarımızdan Emrah Güler kendince ilk 4 sezonu geniş bir anlatımıyla kitap oluşturmuş. Dizi ,oyuncular ve karakterler hakkında bilinmeyenler veya gözümüzden kaçar her şeyi araştırıp ,yorumlayıp bir kitapta toplamış. Öncelikle LOST nedir , dizinin konusu nedir diye soranlar için ; Lost, Amerikan drama televizyon dizisidir. Program, Sidney, Avustralya’dan Los Angeles, Amerika Birleşik Devletleri’ne uçan bir yolcu uçağının kaza yapması sonucu Güney Pasifik’te gizemli bir adaya düşen kazazedelerin hikâyelerini konu edinmektedir. Her bölüm tipik olarak adada geçen ana hikâyenin yanı sıra, bir karakterin hayatındaki bir başka noktaya ilişkin ikinci bir hikâyeye sahiptir, yine de diğer zaman ile ilgili olaylar düzeni bu formülü sonraki bölümlerde değiştirmektedir.  Toplamda 6 sezondan oluşmaktadır ve tüm bölümlerini dizi sitelerinde bulmanız mümkün.
    Dizinin adını daha önce sıkça duymama rağmen maalesef geçen sene izleme fırsatım oldu. Ve hayatım birden değişti diyebilirim. Gerek konusu ,gerek oyuncuların mükemmelliği ile dizi dört dörtlüktü.  Hem sıkılmadan izlenebilir hem de diziden –dikkatlice izlendiğinde- dersler çıkarılabilir. 6 sezonun nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile. Ki ben bitirdiğimde büyük bir boşlukta buldum kendimi. Neyse ki bu uzun zaman sürmedi. Rastgele bu kitabı buldum ve fırsat bu fırsat deyip alıp okudum.

Lost
 Kitap 7 bölümden oluşmaktadır.
1-Lost tarih çizelgesi : İlk 4 sezonun her bölümünde geçen olayların kısaca özet anlatımı yer almaktadır. Kazadan önce, kaza sırasında ve kazadan sonraki karakterlerin kısaca yaşamları anlatılmış.
2-Lost’ta neler oldu ? İlk dört sezonun tanıtımı : Sezon sezon hangi olayların neden ,nerede oluştuğu şeklinde anlatılmıştır. Ve dizide gösterilmeyen “kayıp bölümler” ise detaylı bir şekilde açıklanmıştır.
3-Lost’ta kimler var ? Karakterler… : Lost’taki tüm karakterlerin tanıtımı yapılmaktadır. Her birinin kazadan önceki hayatları, kaza sırasındaki kişilikleri ve kaza sonrasındaki yaşamları anlatılıyor. Ayrıca karakterleri canlandıran oyuncularında hayatları ,meslekleri hakkında bilgiler verilmiştir.
4-Lost dünyası : Mitolojiler ve esrarengiz olaylar… : Lost gerçek hayatı konu edinen biri dizi olabilir ama bolca mitoloji olayları ve Hıristiyan dinine özel (örneğin hayaletler, ruhlar ve kader ) esrarengiz konuları da görmek mümkün. Dizide izleyip ve gözümüzden kaçan tüm ilginç bilgiler bu bölümde kitapta oldukça açık bir şekilde anlatılmış.
5-Lost – Önemli Temalar : Bu bölüm oldukça ilginç konulara değinilmiş. Dediğim gibi Lost gerçek hayatı anlatmaktadır. Ve tüm dünyanın sorun haline gelen konuları da içermektedir. İyi kötüye karşı, siyah beyaza karşı (ırk, din ,dil) ,zengin fakire karşı gibi genel konular kitapta da önemli yer almıştır. Dizideki karakterlere yüzeysel baktığınızda bile Koreli bir çift, siyahi karakterler ,Müslüman bir kanun kaçakçısı görmeniz mümkün.  Bunun yanı sıra felsefi bilgilere de başvurulmuştur.
6-Ada gezi rehberi : Dizideki en büyük gizemlerden biri olan DHARMA istasyonların geçmişi ve amaçları detaylı anlatılmıştır.
7- Lost ve popüler kültür… : Lost çok ilginç bir dizi. Ve her yönden her alandan yararlanılmıştır. Çoğu karakter isimlerin dünyaca ünlü kitap yazarlarının ya da kitap karakterlerinin adlarından alıntı olduğunu biliyor muydunuz ?  Kitapların yanı sıra filmler ve müziklerden, müzik gruplarından da alıntılar yapılmıştır. Bu bölümde bunları detaylı ,şaşırtıcı bir şekilde görmeniz mümkün.
   Kitabı okurken dizi hakkında daha çok bilgilendim. Ve normalde hiç yapmadığım bir şeyi yaptım ; çok şaşırdığım ve önemli gördüğüm bilgilerin altını çizdim. Arada sırada tekrar açıp okuyorum. Diziye başlamayanlar için önerim ; kitabı okumadan direk diziye başlayın. Yoksa ilk 4 sezonun tüm spoilerini öğrenirsiniz. Ve dizinin tutkunları için ise ; bir an önce bu kitaba başlamalısınız diyorum.
Not : Her dizide olduğu gibi Lost’ta da bol bol aşk maceraları var. Aşk üçgeni görmenizde mümkün…
“Eğer beraber yaşamayı beceremezsek, yalnız öleceğiz.” – Jack Shephard ( Adadaki tek doktor)
“Adanın gözünün içine baktım ve gördüğüm şey çok güzeldi.” -John Locke ( Kader,onun tek felsefesi.Adanın canlı,güçlü ve şifalı olduğunu düşünen bir karakter )
Not 2 : Bu inceleme yazısı daha önce onokumalar.com 'da Kasım ayında kendi tarafımdan yayınlanmıştır. Diziyle ilgili diğer detaylı bilgi için : Yabancı Dizi Önerisi : Lost

28 Mayıs 2013 Salı

Düşmüş Melekler 1 - Fısıltı / Becca FITZPATRICK

    

 Beyzbol şapkalı, serseri gibi görünse de süperötesi bir koruyucu melek Patch'le tanışmaya hazır mısınız ? Sanırım aşık olduğum kitap karakterlerin listesini yapma vakti geldi.Çünkü her geçen gün isimler artıyor.Tabii Patch çok önceden listeye eklenenlerden.Ve onun yeri her zaman ayrı.Yazarın anlatımıyla seri çerezlik tadı verse de işin içinde Patch olunca kitaba gömülüyorum.Uçuşa hazır olun !

Hemen konusundan bahsedip doya doya yorum yapmak istiyorum.Ki ilk kitap,serinin diğer kitapları yanında bir hiç ! Diğerleri için parmaklarım hazır.İlk önce seri tanıtımı !


Klasik bir konusu var.Hatta ilk bölümlerde Alacakaranlık'ı hatırlattı bana ama sonra yazar özüne döndü.Baş karakterimiz 16 yaşında Nora Grey, kendi halinde bir kızdır.Erkeklerle iç içe olan en yakın arkadaşı Vee gibi  aşk takıntısı yoktur.Fakat sınıfına yeni gelen siyah gözlü, dikkat çekici saçları olan Patch her şeyi değiştirir.Nora'nın normal,sıkıcı hayatı sonunda değişir ve kendini 'meleklerle' iç içe bulur.Ne melekler ama ! Kovulmuş bir meleğe aşık olmak...İşte bu olayları daha çok karıştırıyordu.


Bundan 2.5 sene önce okuma tarzımı biraz değiştirmek istemiştim ve meleklere sarmıştım.Fısıltı'yı okumadan önce yine meleklerle ilgili bir kitap okudum ki... Kitaptan soğmak nedir o an anladım. ( İsim vermek istemiyorum.Okuyucularına sonsuz saygı. ) Sonra yine şansımı deneyip Fısıltı'yı okudum.Kuş gibi hafifledim.Konusu,herkes tarafından yazılabilecek bir türde ama Patch karakterini yazmak...Yetenek ister bence. Ya da benim sevdiğim kriterlerdeki karakterlere uyduğu için Patch'i çok seviyorumdur.Kendileri fiziksel görünümden çok ruh bakımından da "ruh ikizim olabilir" diyebileceğiniz bir tip. Serseri,koruyucu ve çekici yanları var.Konuşmalarıyla,hareketleriyle,mimikleriyle insanı hipnoz edebilir.Okurken hayal etmek hele... Evet,her neyse. :D  Patch'i anlat anlat bitmez. 
Nora karakterinde ise bazen kendimi buluyorum.Kıskançlık halleri falan... Turnayı tam gözünden vurdu.Ama biraz saf gibi.Bazı kitaplarda kız/kadın karakterler panter gibi oluyor.Güçlü karakterleri seviyorum ama ne yazık ki bu Nora'da yok.Sanırım ilerleyen kitaplarda daha iyi hale geliyor.Onun dışında Team Nora olunacak konumda değil pek. :D Vee'ye gelirsek... ( İsmi ne kadar değişik değil mi ? Çoğu zaman 've' olarak okuyorum, her şey karışıyor. ) Nora'dan çok sevdiğim gerçek.Çok  neşeli,sempatik ve şıpsevdi bir karakter.Kitapta en yakın arkadaş konumunda ama baş karakter olmalıydı diyorum ben.Biraz da uçuk biri.

Onun dışında,eğer yeni bir seriye başlamak istiyorsanız bu seriye kesin başlayın derim ! Her zaman ilk kitaplar riskli olur.Ama diğer kitaplar,seriyi neden okuduğumu açıklıyor.Ve seri 4 kitaptan oluşuyor.Hepsi ülkemizde mevcut. ( Fısıltı / Çığlık / Sessizlik / Final ) Kitap adlarını da çok seviyorum.Kitaplarla hem çok uyumlular hem çok anlamlılar ama 4.kitabın 'Final' olarak adlandırılması basite kaçmış gibi.Ve henüz okumadım.Çünkü Patch'den ayrılmaya hazır olduğumu düşünmüyorum. :P

Ve bomba alıntıya hazır olun.Kitaptaki favori alıntılarımdan biri ;



Koç yan tarafımı işaret etti. "Pekala, Patch. Diyelim bir partidesin.Oda, değişik biçim ve ölçülerde kızlarla dolu... Profiline uyan -çekici,zeki ve kırılgan- bir kız buluyorsun.İlgilendiğini nasıl belli edersin ? "
"Onu tek başına bir köşeye çekerim.Konuşurum."
"İyi.Şimdi sıra büyük soruya geldi.İlgilenip ilgilenmediğini ve harekete geçmeni isteyip istemediğini nasıl anlarsın ?"
"Onu incelerim." dedi Patch. "Ne düşündüğünü ve hissettiğini çözerim.Vücudunu bana doğru çeviriyor mu ? Gözlerime bakıp, sonra bakışlarını kaçırıyor mu ? Dudağını ısırıyor mu, saçıyla oynuyor mu ? Nora'nın şu anda yaptığı gibi mesela."
Sınıftan bir kahkaha yükseldi.Ellerimi kucağıma indirdim.
"İlgileniyor." dedi Patch bir kez daha bacağıma vurarak.Ve ben yapılmaması gereken bir şeyi yapıp,kızardım.

Not : Seriyi okumazsınız da sorun değil. Patch için rakiplerim azalmış olur. :D 

Sevgiler,öpücükler ; Jane