Pages

3 Eylül 2018 Pazartesi

Konser Macerası - Imagine Dragons / 2018 Evolve Turu - İstanbul


Merhaba
Size bugün inanılmaz konser maceramdan bahsedeceğim. Yani benim başıma geldiği için şaşırmadım. Nerede anormallik var ben oradayım. Olsun, seviyorum bu hayatı. Çılgınlık güzel şey arkadaşlar.
Şimdi gelelim Imagine Dragons hayranlığıma... Efenim 2012 yılında ortaya çıktıkları anda kendilerine vuruldum. Radioactive şarkısını duymayan kalmamıştır herhalde? Heh, işte o şarkıyla vuruldum onlara ve o günden beri deli gibi dinliyorum. Sanırım sağlam takip ettiğim tek grup. İstisnasız her şarkısına vuruluyorum. Karşılaştırmak gibi olmasın ama diğer gruplardan farklı olduklarını düşünüyorum. Şarkı sözleri hiç boş değil. Zaten albümlerini dinleyince hiç boş şarkıları olmadığını keşfedeceksiniz. Tabii bu bir müzik zevki... Beğenmeyenler vardır. Ne diyebilirim ki? Çok şey kaçırıyorsunuz dostum!
Gelelim konser olayına... Yıl 2013 ve ben o zamanlar üniversite sınavlarıyla boğuşuyorum. Bir gün canım sıkıldı, Youtube'da takılıyorum ve grubun bir canlı performansına denk geldim. AMAN TANRIM! O canlı performanslarını izledikten sonra 'Acilen konserlerine gitmem lazım!!!' moduna girdim. (Merak edenler için: Link.) Hatta önüme gelene bu videoyu izlettirip, beğenmeyen olursa ölümcül bakışlar atıyordum. Ki beğenmeyen yoktu sanırım. 😎
Gel zaman git zaman... Üniversiteyi ilk senemde kazandım, gitmedim. İkinci kez hazırlandım. Hayatımın en manyak üç yılını geçirdim. Erasmustu, aşk acısıydı, dedikodular, mezuniyet, Ankara laneti, depresyon, iş hayatı derken, oradan oraya savrulurken arka planımda hep Imagine Dragons çalıyordu. Ve beni duydular! Evolve Turu'nun Avrupa kısmında İstanbul'a gelmeye karar verdiler. *Yeeeey*

Süper zamanlama! Çünkü çalışıyorum, param var ve dilediğim gibi gidebilirim. Avantajlı biletleri kaçırdığım için normal ayakta kısmına bir güzel yatırım yaptım. Kardeşim de gelsin diye bir güzel fedakarlık da yaptım. (İkimizin bilet ücretiyle sahne önü alırmışım yav...) 
Bir ay öncesinden geri sayımlar... Şarkıları hiç dinlememiş gibi dinleyip dinleyip şarkı sözleriyle kafayı yemeler... Nasıl heyecanlıyım! Deli gibi en taze canlı performanslarını izliyorum. Dan sahneye üstü çıplak çıktıkça 'Allaaaam bizde de böyle çıksın, iki gözüm bayram etsin.' demeler... 
Hellö. Konser günü.
Sabah erkenden kalktım. Sanki bayrammış gibi bir hazırlanmalar... Özel buluşmalarıma giderken bile böyle hazırlanmıyorumdur... Neyse. Konser öncesi enerji depolayalım dedik kardeşimle. Öğlen bir güzel hamburger gömdük. Sonra Kabataş'tan Karaköy'e yürüyerek favori tatlıcıma gidip bir güzel çikolatalı krepler gömdük. Ay çok yedik, yürüyerek Küçükçiftlik Parkı'na gidelim dedik. İyi halt yedik...

Aslında süper zamanda gitmişiz. Gittiğimiz anda uzun bir kuyruk olmasına rağmen çabucak içeri girdik ve normal ayakta kısmında bile en önde yer kaptık. Nasıl mutluyum! Imagine Dragons, konserlerinde ikinci küçük bir sahne daha oluşturuyor. O sahnede slow şarkılar söyleyip, tekrar ana sahneye dönüyorlar. Biz işte o küçük sahnenin tam önündeydik! Yani elimi uzatsam Dan'e dokunacağım. Nasıl mutluyum! Sonra her şey değişti...
İlk önce kardeşim kalabalıktan çok bunaldı, hava almaya gitti. Ben de bacaklarımı iki yana kocaman açıp yer kaptırmamaya çalıştım. Daha konsere çok var deyip Instagram'da takılırken hafiften başım döndü. Ben de bir de azıcık panik atak da var. Yalnızım, etraf çok kalabalık... İçimden sürekli sakin ol sakin ol deyip telefona odaklanmaya çalıştım. Yok, olmuyor. Yavaştan görüntü gitmeye başladı. Kulaklarımda uğultu. Bir anda her yer kapkaranlık olunca 'Merhaba öbür dünya,' diyesim geldi. İşin ilginç yanı bilincim tamamen açık. O sırada telefonumun titrediğini hissettim ama göremiyorum! En son birilerine suyunuz var mı derken birinin üzerine yığılmışım...
Kızcağız beni kalabalıktan uzaklaştırırken sürekli bileğimi ovalayıp, iyi misin iyi misin diyordu. Birkaç saniyeliğine gidip geldim sanırım çünkü hatırlamıyorum. Sonra görüntüler yavaş yavaş gelmeye başladı. Çimenlik alana uzanıp iki-üç saat dinlendim. O sırada kardeşim de gelmiş 'Noldu sana ya, merak ettim,' diyor. Ah ah Imagine Dragons uğruna ölüyordum kardeşim!
Sağlık her şeyden önemlidir tabii ama en güzel yeri kaptırdığımız için baya hayıflandım. Konser anı yaklaştıkça kendi kendime baya söylendim. Olsundu.
İlk önce sürpriz bir şekilde Sertab Erener çıktı... 5-6 İngilizce şarkı söyledi. Herkes ölü modda. Sonra ön grup The Vaccines çıktı. Müthiş bir grup! Kesinlikle göz atın. Onlar da 5-6 şarkı söylediler ve şaşırtıcı bir şekilde erkenden gittiler. Allaaaah. 
Sıra geldi benim aslanlarıma. Nasıl heyecan dorukta. Öyle heyecanlı bir çıkış yaptılar ki herkes çığlık çığlığa! Ya yiğidi öldür hakkını yeme. Tam 1 saat 45 dakika boyunca sahnede kaldılar ve inanın enerji hiç düşmedi. Tam tersine o kadar memnun kaldılar ki Dan, "Şu ana kadar ki en yüksek enerjiye sahip bir sahnedeyiz. Sizi hissediyorum. Enerjiniz mükemmel. Harikasın İstanbul!" diyerek bizi daha da gazladı. 

Ya, sıfır hayal kırıklığı... Diğer performanslarından eksik hiçbir şey yapmadılar. Sanki turun ilk konseriymiş gibi öyle enerji dolulardı ki... Şu ana kadar gittiğim en en en en iyi konserdi. Verdiğim parayı sonuna kadar hakkettiler. Beklentimin çok üzerindeydi her şey. Dan'in üstü çıplak çıkması... Davulla olan gösterileri... Bazı şarkılarını söylerken yaptığı çılgınlıklar... Canlı performans zaten müthiş ötesi... Adamda deli ses var. Şarkı seçimleri çok iyi! O küçük sahnede slow şarkıları söylerken içim erimedi değil... Orada olup, ona uzanabilirdim. Ama asıl ağlamaklı olduğum an ise Amsterdam şarkılarını söylemeleriydi... En eski şarkılarından biri ve bende de yeri çok ayrıdır. Son zamanlarda bu şarkılarını canlı söylemiyorlardı. Dün konserde sanırım aniden karar verdiler. Çünkü hiç beklemiyordum. O an izlerken ve dinlerken mutluluktan birazcık ağlamış olabilirim...
Ay bir de üç tane Türk bayrağı çıkardı sahneye. Öpüp, eğildi falan... Türklerin gönlünü kazandın Imagine Dragons! Dediğiniz gibi, bu ilk gelişiniz ama son olmayacak.
Ah ah... Şu an rüya gibi geliyor. Hayatımın en unutulmaz anlarından biri oldu. Bayılmasaydım iyiydi ama olsundu. Dan'i canlı görüp, dinledim ya... Oh be. Artık canlı videolarını daha havalı hissederek izleyeceğim. Çünkü ben de o konserlerden birindeydim ve anı yaşadım.
Son olarak... Bir daha geldiklerinde kesinlikle sahne önü alacağım... O kadar ilgili ki!!! Dün kıskançlık krizlerine de girmiş olabilirim. Allaaaam. Dan Reynolds gerçeğini yaşadığım için şükürler olsun. Amin.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

1 Eylül 2018 Cumartesi

Kitap Yorumu: İle - Oruç Aruoba

En güzel aydan merhabalar!

Eylül ayına bayılırım! Sonbaharın habercisi. Nisan ayına da bayılırım. İlkbaharın göz bebeği. Ama ne yazık ki yılın en kötü zamanlarını da bu aylarda yaşarım. Ay umarım bu ay müthiş güzel geçer. Geçsin... Her eylül ayı okulla ilgili bir koşuşturmam olur. Bu sene de öyle. Güzel haberlerim olunca yazacağım.
Şimdi gelelim Oruç babaya. Ben çok sevdim Oruç Aruoba'yı. Sürekli onu okuyasım geliyor. Şansıma, iş arkadaşlarımdan biri de okuyormuş. Hatta bizzat tanıyormuş da! 😏 
Azıcık dedikodusunu yaptıktan sonra bana "İle" kitabını getirdi. Kitabı hemen bitirmek istemedim ama anında bitti. Oruç Aruoba ile delicesine aşk yaşıyorum. Tekrar Kafkaokur'a sonsuz teşekkürler.
İşte, size birkaç favori alıntılarım. Özellikle yengeç burçlarına gelsin... 💜

"Sevdiğin, bilemediğindir."

"Sevmek, içini açmaktır."

"Kararsız mısın;
korkuyor musun;
istemiyor musun?
diye sordum; sen de, hepsine birden, Evet dedin.
Bunlar çok farklı şeyler oysa ki:-
'Kararsızlık' kişinin ötekine yönelik;
'korkmak' kendisine yönelik;
'isteksizlik' de ilişkiye yönelik,
yetersiz kalmasıdır.
Bunlar varsa, ilişki de hep biraz kaykık kalır.
İlişki, tam olmak için, kişilerde tam bir kararlılık, tam bir güvenlilik, tam bir isteklilik gerektirir-
karşılıklı;
birlikte..."

"İlk buluşmalarımızdan birinde, sana şuna benzer birşey söylemiştim-
Şimdi yapmamız gereken, yalnızca ikimize özgü, bir yeni dil geliştirmek, kurmak, yaratmak - öylesine ki, bir üçüncü kişi, bizim birbirimize söylediklerimizi işitecek olsa, bunlardan hiçbirşey anlamasın."

Ah ah daha ne çok beğendiğim alıntılar var ancak bu dördünü paylaşmak istedim. Önerileriniz olursa yazın gençler.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

30 Ağustos 2018 Perşembe

Kitap Yorumu: Asla Vazgeçme - Rainbow Rowell

Merhabalar

N'abersiniz? Sanki yavaştan havalar soğuyor? Dün akşam üşüdüğüm için uyandım ve burnuma dokundum. "Aaa üşümüşüm valla, en sevdiğim mevsim geliyor sanki," deyip geri uyudum. Bir yaz çocuğu olup da kışı bu kadar sevmek... Ne bileyim, zaten hiçbir zaman normal olduğumu düşünmedim. 
Neyse, konudan sapıyorum yine. Gelelim kitap yorumuna. Efenim, son zamanlarda okumaktan çok keyif aldığım yazarlardan biri de Rainbow Rowell'dır. Şu ana kadar üç kitabını (Eleanor & Park, Fangirl ve Asla Vazgeçme) okudum ve üçünü de ayrı sevdim. Böyle pamuk şeker tadındalar. Yazarın kendisinin de öyle olduğunu düşünüyorum. İsmi bile acayip sempatik değil mi? (Rainbow - Gökkuşağı) 
Asla Vazgeçme'nin değişik bir hikayesi var aslında. Buradaki kurguyu ve karakterleri Fangirl'de okumuştum. Fangirl'deki Cath, Simon Snow adındaki bir kitap karakterinin hayranıdır ve kendince hayran hikayeleri de yazmaktadır. İşte Simon Snow'un hikayesini bu kitapta okuyoruz. Yani yazar kurgu içinden kurgu çıkararak yeni bir kitap yazmış. Tebrikler valla. Büyük yetenek bence ve riskli de... 
Aynı zamanda Harry Potter izleri bol bol göreceksiniz. Hatta direk HP'nin başka bir versiyonu desem yeridir. Simon Snow, Watford Sihirbazlık Okulu'nda seçilmiş bir kişi olarak bilinmektedir. Okuldaki son senesini doyasıya yaşamak isterken başına gelmeyen kalmaz. Oda arkadaşı ve baş düşmanı Baz'ın (Hep bazlama diyesim geliyor ya...) ondan sakladığı sırları ortaya çıkar. En yakın arkadaşı Penelope çok zeki ve her şeye cevap veren bir kızdır. (Çok tanıdık geldi di mi?) Eski kız arkadaşı Agatha ise başta gıcık bir tip olarak gözükse de saftirik biri olduğunu düşünüyorum. 
Kitabı bu dörtlünün ağzından okuyorsunuz. Aslında kurguyu sevdim. Sadece bazen çok karakter olduğu için kafam karıştı. Okudukça her şey kafamda oturdu. Baz'ı ayrı sevdim. 😎 Adeta bir Adrian Ivashkov Jr. modundaydı. Ukala, egoist, bilmiş, gizemli, ağzı iyi laf yapan, güçlü, yakışıklı, varlıklı, zeki... Daha sayayım mı? En sevdiğim erkek tipi. 
Şimdi Baz ve Simon için bir şey diyeceğim ama bu spoiler olur mu bilemedim. Ya da en iyisi okuyunca keşfedin. Ben kitabı okumadan önce spoileri yediğim için olaylar geliştikçe şaşırmadım. Çünkü yazar "bunu" çok güzel gizlemiş. O yüzden öğrenince şaşırabilirsiniz.
Bol gizemli, macera dolu ve esprilerin havada uçuştuğu bu kitabı elbette öneririm. Dediğim gibi, HP izleri çokça var. Ama karakterler bakımından özgün bir kitap.
Rainbow Rowell candır. Bizde çevrilip de okumadığım tek bir kitabı kaldı: Sabit Hat. Zengin olunca alırım, malum para durumları süper düşüşte. :D 
İşte böyle gençler. Kısa zamanda görüşmemiz dileği ile...

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Not: Bu bir seriymiş. İkinci kitap 2020'de çıkacak. Amin... Ne diyeyim?

27 Ağustos 2018 Pazartesi

Kitap Yorumu: Tatlı Ateş - Jamie McGuire

Selamlar

Moralim çok bozuk... Neden diye sormayın. (Sorun tabii...) Eskiden aşkla, zevkle, çölde su bulmuş gibi bir mutlulukla okuduğum seriler şimdi hiç öyle tat vermiyor. Hatta kitabı bitirince "tam bir zaman kaybıydı, nalet olsun, ben seni okuyacağıma neler yapardım neleeeer" diye isyan etmeye başladım. Büyüyor muyum? Yaşlanıyor muyum? Neler oluyor bana?
Bahsettiğim seri Maddox kardeşler. Ben bu kardeşlere birkaç sene öncesine kadar resmen tapıyordum. Sırf bu Maddox erkekleri yüzünden "kaslı bir erkek arkadaşım olmalı" diye dolandığım zamanlar bile verdi. "Odunlar ama sevince lokum gibi oluyorlar..." Yalan. Hayatın gerçekleriyle karşılaşınca bir güzel duvara tosluyorsunuz. Manitam kaslı ama romantik mi? Nööö. Anca güneşin batışında "Şu an karşımda iki manzara var," deyip gözlerimin içine bakıyor. Bu ruh, romantikliğe aç aç!!! Hal böyle olunca dedim ki bir Maddox okumak şart. 
Okumaz olaydım...Klişeler akıyor. Kitap klişeden oluşmuyor; klişe kitaptan oluşuyor bence. Tamam, Jamie ablamızın tarzını biliyoruz falan ama giderek öyle bir klişelere bağlıyor ki artık sırf para için yazdığına iddiaya girerim. Olmayan paramla... (Imagine Dragons konserine yatırım yapınca fakir ama gururlu oldum.)
Gelin size bol klişeli bir hikaye anlatayım... 
Tatlı Ateş'te ikizlerden Taylor'ın hikayesini okuyoruz. Kızımızın adı Falyn. Sempatik bir kafede garson olarak çalışıyor. Kafe ortamını çok sevdim. Çok komik ve samimi karakterler vardı. Yazar sırf kafe yaşamını anlatsaydı kitap daha güzel olurdu bence. Neyse, laf sokmadan ilerlemeye çalışacağım. Falyn kızımızın bir sırrı vardır. Aaa, ne o? Şaşırdınız mı? Jamie abla sırları olmayan karakterler yaratmaz. Racona ters... Ehem. Bu sırrından dolayı zengin ve ünlü ailesini terk ederek tek yaşamaya ve para kazanmaya başlar. Deli gibi para biriktirip, kimseye yüz vermemeye yemin etmişken karşısına itfaiyeci Taylor çıkar. Dan dan dan!!! Pembe dizi kokusu etrafı sarar. 
Falyn kızımız yüz vermez. Tersler. Laf sokar. Yerin dibine sokup sokup çıkarır ama yoo Taylor pes etmez. (Bu tip erkek yok arkadaşlar. Kendinizi kandırmayın.) İlla kızı elde edecektir.
Gel zaman git zaman, hokus pokus bunlar yakınlaşır. Asi Falyn, birden Eros tarafından vurulmuş gibi aşk meleği olur. Tabii bu arada sırrından bahseder Taylor'a. Sonrasında olaylar o kadar hızlı gelişti ki ne oldu anlamadım. Doktorlar da bile bu kadar klişe dolu sahneler yoktu.
Klasik Jamie kurgusu olarak çift çok mutluyken bir şeyler olur ve ayrılırlar. Bir ayrılık süreci olur... Sonra birbirlerine ait olduklarını düşündükleri için tekrar beraber olurlar. Falan filan. Bu kitabın ekstra saçmalıkları vardı. Spoiler olacak diye yazamıyorum ama cidden "Ay yok daha neler, SAÇMALAMA!" tarzında şeyler oluyor. Kitabı bitirince Kıvılcım gibi nefesimi tutup, anlık hafıza kaybı yaşayıp bu kitabı unutmak istedim. Berbat... 
Kitabı ne çok sevmişim, değil mi? :) En masum blog yazım oldu valla. Eserimle gurur duyuyorum.
Şaka bir yana cidden eskiden taparak okuduğum serilere artık korkarak yaklaşıyorum. Yaşım ilerledikçe zevklerim mi değişiyor yoksa kitaplardan beklentilerim mi artıyor bilmiyorum ama şu aralar kitaplığıma şüpheyle yaklaşıyorum. Çok güvendiğim yazarlar bile korkutuyor artık. N'apcaz?
Maddox serisinin Tatlı Yangın kitabı da elimde. Okusam mı yoksa direk başka bir yuva mı bulsam diye kara kara düşünüyorum. Okuyan, beğenen varsa bana gaz versin biraz. 
Benden bu kadar. Güzel kitaplar da okuyorum canım. Beklemede kalın...

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

26 Ağustos 2018 Pazar

Kitap Yorumu: Pir-i Lezzet - Saygın Ersin

Merhabalar

Nasılsınız? Ben ikinci kez teyze olduğum için bu aralar hayatım bol koşuşturmalı. Ama tabii ki kitap okumadan geri kalmıyorum. Bebek bakıcılığı yapmadığım zamanlar -genellikle akşamları- kitaplarıma koşuyorum. Benim bebeklerim de onlar işte. 😊

Blog'a yazacağım yazacağım deyip de yazamayanlarda bugün: Enfes bir kitapla geldim. Öyle böyle değil. Okurken adeta taptım!!!
Saygın Ersin, daha önce tanıdığım bir yazar değildi. İşe başladıktan sonra keşfettim ve Pir-i Lezzet'in diğer dillere çevrilmesine adeta şahit oldum. Sonra dedim ki "Neden hala okumadım?" En son İngilizce yayımlandıktan ve baskı kopyaları ofise geldikten sonra kitabı okumaya başladım. (Kitabı Türkçe okudum.)
Mest oldum mest... Hiç bu kadar iyi olacağını hayal etmemiştim. Kitabı okuduktan sonra yazarla oturup, saatlerce sohbet etmek istedim. Bu kurgu nasıl aklına geldi? Yazarken nasıl bir ortamdaydı? Bu nasıl harika bir hayal gücü? Babam pasta yapmayı nereden öğrendi? Kafamda deli sorular...

Efendim, kitap eski zamanların Osmanlı döneminde geçiyor. Padişahlar, Sultanlar, Ustalar, Şehzadeler, Haremler falan havada uçuşuyor. Muhteşem Yüzyıl, bu kitabın yanında halt yemiş... Pir-i Lezzet ile tarihimize daha da aşık oldum.

İştah kabartan bir roman... Bu cümle adeta kitabın özeti diyebilirim. Enfes yemekler yapan bir Aşçıbaşı var ki yaptığı yemekleri anlatırken adeta karnınız gurulduyor.
Padişahlar arasında nam salan bu Aşçıbaşı'nın sırrını öyle detaylı ve akıcı bir şekilde öğreniyorsunuz ki başınız dönecek. Bu Aşçıbaşı kimdir, amacı nedir, geçmişinde neler yaşamıştır? Tüm mesele bu.
Kitabın sonuna kadar Aşçıbaşı'nın kim olduğunu öğrenemiyorsunuz. Gelin size biraz konudan bahsedeyim.

"Hiç düşündün mü bir insan bir yemekten neden nefret eder ya da onu çok sever?"
"... Çünkü o yemekle ilgili muhakkak bir hatırası vardır," demişti Usta, "O lezzeti her tattığında o hatırayla birlikte, hatıranın hissi de yeniden uyanır. Unutma: Lezzet ağızda başlar, ama zihinde biter."

Çok küçükken birkaç sebepten dolayı ailesinden koparılan Aşçıbaşı'yı kurtaran İsfendiyar Usta olur. Damak tadından anlayan ve yetenekli bir aşçı olacağını taa o zamanlardan anlayan Ustası onu yetişmesi için kendi ustasının yanına gönderir. Gel zaman git zaman Aşçıbaşı büyür, kendini çok güzel yetiştirir ve diyarlar arası bir üne sahip olur. Fakat yemek yapmak istediği tek bir Padişah vardır. Bunun sebebi ise yıllardır sakladığı sırdan dolayıdır.
Kitaptaki kurgu o kadar güzel ki... Size nasıl anlatsam bilemiyorum. Bu yıl okuduğum en iyi kitaplardan biriydi diyebilirim. Olayların akışı, diyaloglar, yemek tarifleri ve yansıtılan duygular adeta kusursuz!
Size gözüm kapalı bu kitabı öneriyorum. Çok naif, çok gerçekçi ve çok etkileyici bir kurgu sizi bekliyor. Böyle sizi alıp taa eski zamanlara götürecek ve bambaşka bir dünyanın kapılarını açacak.
Okurken hiç bitmesin dediğim ama bittiğinde iyi ki okumuşum dediğim bir kitaptı Pir-i Lezzet.
İngilizceye, Almancaya, Lehçeye, Bulgarcaya ve Arapçaya çevrilmesi hiç de tesadüf değil. Bence dünyada okumayan kalmasın. 💚

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

27 Temmuz 2018 Cuma

Kitap Yorumu: Deadpool Marvel Evrenini Öldürüyor

Merhaba
Yo, size ilk çizgi romanımla geldim. (Breaking Bad izledikçe dilim hatta İngilizcem bozulmaya başladı...) Hatta 2013'ten beri ilklerimi hep bu blog'ta anlattığımı fark ettim. Güzel bir şey. Seviyorum blog hayatını bro! 
Pekala, asıl konumuza dönelim. İLK ÇİZGİ ROMANIMI OKUDUM! Ben yıllardır bunun hayalini kuruyordum. Tamam, altı üstü bir çizgi roman di mi? Hayır! Benim için bir hayaldi. Ya anlamazsam? Ya çok yanlış bir kitaptan başlarsam? Ya sıkılırsam? Onları almaya ne zaman param yetecek?
Cidden, çizgi romanlara sahip biri zengin olmalı. Normalde 300+ sayfalık bir romana 20 TL verirken bile hesap kitap yapıyorken bir çizgi romana 27,5 TL vermek... Aşırı lüks bir şey. Tamam, basımları bir harika. Çizimleri, renkleri, kurgusu... Adeta kalite akıyor ama bence çok lüks bir şey. Açıkçası her ay çizgi roman alıp okumayı planlamıyorum. Yılda bir ya da iki kez? 
Ya da şöyle söyleyeyim; eğer ilk çizgi romanımdan sonra "Ben bu zamana kadar nassssıl beklemişim?" deseydim evet bazı şeylerden kısar yine çizgi roman alırdım ama işte... Okudum, bitti. Güzelmiş dedim. Böyle yarım saat çizgi film izlemiş gibi oldum. İlkten diyalogları sırasıyla okuyayım diye çabalarken baya kasıldım. Ama çabuk öğrendim. Ve hop kitap bitti. Güzeldi.
Neden Deadpool derseniz... Marvel dünyasında aslında Iron Man delisiyim. Captain America falan tırt. (Ona da taparım gerekirse.) Ama nedense Deadpool'u alıp okumak istedim çünkü kitabın adına bakar mısınız? Deadpool Marvel Evrenini Öldürüyor... Of, ne maceralar çıkar.
Evet, baya aksiyon doluydu ama bana hızlandırılmış gibi geldi. Yani aslında pek çizgi roman insanı olmadığımı anladım. Ama bu üç kitaplık bir seri. Yani devamını da okuyacağım. (Zengin kocaya sahip olunca. *Just Kidding*) 
Yine de, önerileriniz olursa gidip kitapçılarda incelemek isterim. Belki orada ayaküstü okuyup, bitiririm.
Öyle işte. Bunlar hep Breaking Bad etkileri...
Tatilim de bitti. Gelsin iş yığını gelsin hayatın gerçekleri... Bir sonraki yazımda enfes bir kitap yorumlayacağım. Merakla bekleyin efenim. :)

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

23 Temmuz 2018 Pazartesi

Kitap Yorumu: Kadın Savaşçılar - Irene Civico & Sergio Parra

Merhabalar
Ya, bu sefer cidden yorumunu girmek için can attığım bir kitapla karşınızdayım. Kadın Savaşçılar! Kitabın ismine bakar mısınız? Ne kadar ihtişamlı! Bayılırım bu tarz kitaplara! (İlk kez bu türde bir kitap okuyor...) 
İsmini de geçtim kitabın tasarımına ayrı hayran kaldım. Yabancı Yayınları'nı bir kez daha ayakta alkışlıyorum. 👏 Oscar goes to... 
Neyse efenim. İşi ciddiye alıyorum. Gerçekten inanılmaz güzel bir kitap okudum. Hatta şöyle oldu: Uzun zamandır kitaplığımda bana göz kırpan kitaplar vardı. Bunlardan biri de Kadın Savaşçılar. Dedim ki şöyle bir göz atayım. Bir gün elbet okurum... Göz atayım derken kitabı yiyip bitirmişim de haberim yok. O kadar mükemmel bir kitap işte...
Gelelim içeriğine... Kitapta 26 isim yer alıyor. Eminim ki bu sadece çok ufak bir kısmı... Daha okumamız gereken milyon isim vardır. Kadın Savaşçılar'da sadece 26 isim yer alıyor. İçlerinde isimlerini duyduklarım da vardı (Virginia Woolf, Coco Chanel, Agatha Christie, Frida Kahlo, Audrey Hepburn, Lady Gaga ve Malala Yousafzai.) hiiiç duymadıklarım da... 
O kadar güçlü karakterler okudum ki... Hepsini sonra detaylı bir şekilde inceleyeceğim ve varsa kitaplarını okuyacağım. 
Hayatımızda ne kadar da asi ve dünyayı değiştiren isimler varmış aslında. 😍 Bu kitap sayesinde hiç ismini duymasam da şu an hayatımızı değişmesine ön ayak olmuş kişiler tanıdım. Bu kitabı kelimelerle anlatamayacağım sanırım. Mutlaka alın, okuyun. Kitaplığınızda olması gereken bir kitap.
İçeriğinin yanı sıra çizimlere taptım! Aslında kitabın tasarımı bir harika. Okumayı daha da eğlenceli hale getirmiş. Yani yazarları ve çizeri ayrı tebrik etmek lazım. Elbette İspanyolcadan Türkçeye akıcı bir şekilde çeviren Arda Çelik'e de öpücükler...
Çok güzel bir emek ortaya çıkmış. Satın alıp, okuyamazsanız bile gittiğiniz kitapçılarda mutlaka şöyle bir göz atın. Belki benim gibi göz atayım derken ayaküstü kitabı bitirirsiniz. 😎

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane