Pages

Canlı Performanslar - Müzikseverler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Canlı Performanslar - Müzikseverler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2019 Salı

Konser Macerası - Tom Odell / 2019 Jubilee Road Turu - İstanbul


Sizi şimdi 2014 yılına uçuracağım. O zamanlar daha gencim, yepisyeni bir hazırlık sınıfı öğrencisiyim. Her şeyden habersiz, saf saf takılan biriyim.

Üniversitede, hazırlıktaki hocam dersleri hep eğlenceli bir hale getirmek için sürekli bir şeyler bulurdu. Bir gün geldi, "Bugün benim favori şarkımı dinleyip, elinizdeki kağıtlardaki eksik şarkı sözlerini dinleyerek tamamlayacaksınız." dedi. Gözlerim parladı. *-* En sevdiğim alıştırma.
Şarkıyı başlattı. Another Love. Obaaa. İngiliz aksanı akıyor adamdan. 3 kez dinletti ve ben "love" dışında bir şey yazamamışım falan. Neyse. Eve gittim ve klibiyle beraber şarkıyı dinledim. Sözlerini ezberledim. O gün bugündür Another Love'ı dinlerim. Tom Odell, o klibinde bebeksi bir çocuktu. O günden sonra hiçbir şarkısını dinlememiştim.
Sonra Spotify hayatıma girince Long Way Down ve Wrong Crowd albümlerini dinledim. "Here I Am" ve "I Know" şarkıları favorim olunca sadece onları dinler oldum. Geçen ekim ayında Jubilee Road albümü çıkınca onu da dinledim. Oradan da birkaç favori şarkım oldu. İşte Tom Odell hayatıma girdi.
Ne kliplerini ne canlı performanslarını izledim. Taa ki konser için 3.kez İstanbul'a geldiğini duyana kadar... Çok tesadüf eseri oldu. Öyle Biletix'i sıkı takip eden biri değilimdir. İş yerinde yakın arkadaşım "Another Love'ı söyleyen çocuk geliyormuş," deyince bilet fiyatlarına baktım. Uygun. (130 TL) Hemen bitmeden aldım. Hayatımın en doğru kararını vermişim!!!

Sonra üç haftalık bir maceraya başladım:
Konserlerinde genel olarak söylediği şarkıları listeledim ve Spotify'de bir liste oluşturup her gün dinledim; yolda, evde, işte, her yerde!
Favori şarkılarımın canlı performanslarını sayısız kez izledim.
Hiç duymadığım şarkılarını üst üste dinleyip, giderek sesine aşık oldum.
Şarkıların sözlerine bakıp mest oldum.
Ve elbette ekşisözlükte hakkında yazılan her yazıyı okudum.

Sonuç: I'm so fucking in love with Tom Odell!!!

Günlerim böyle geçerken -ki çok sancılı süreçlerden geçtim- sonunda konser günü geldi: 18 Şubat 2019 <3 Hayatımın en olağanüstü gecesi! 
Zorlu PSM'de gerçekleşti. Ayakta izledik. 21:00 konserine 15 dakika gecikmeyle başladı. Ama nasıl bir açılış... Aman yarabbi! Bir şeyler içip sahneye çıktığı belli. Kafa bin beş yüz. Ama iyi ki öyle çünkü o kadar insanı nasıl eğlendireceğini biliyor.
2 saat nasıl geçti anlamadım. -.- Ömrümün sonuna kadar durup, izleyebilirdim. Her şeyiyle mükemmeldi. Şu ana kadar Jessie J, Demi Lovato, The Chainsmokers ve Imagine Dragons konserlerine gittim ve içlerinde favorim Imagine'di ama şu andan itibaren kesinlikle Tom Odell konseri!!! "Adamın sahnesi harika," diyenleri destekliyorum. Harikadan da öte bir şeydi. Sahne performansı of of dedirtti. Ses deseniz... Ya hakkını fazlasıyla veriyor. Artist artist dans gösterileri yok, kas gösterisi yok, vikvik müzik zevki yok. Tam bir İngiliz asaletine sahip Tom'cuğum. Giymiş krem rengi takım elbisesini, hem piyano çalıyor hem şarkılarını dibine kadar hissedip söylüyor hem de bir oraya bir buraya savrulup deli deli hareketler yapıp insanları fena coşturuyor. Hele aralarda yaptığı espriler... Ağzına vura vura seveceksin tam. *-* 
Allaaaam üstüme bir Tom Odell gönder please... Bebeksi suratın, bir piyano çalışı var arkadaşlar, oy oy oy. Piyano olayım çal beni Tom Odell dedirtiyor. *Hormonlarım yine tavan yaptı.*

Bir de adamdaki cesarete bakın hele; Hold Me şarkısını söylerken hayranların arasına karışıyor. Bu yaptığı bir konser geleneği aslında. Her gittiği yerde yapıyor ama dün sadece 2 metre uzağımda olması... Onu bu kadar net görmem... Günlerce internette videolarını izleyip, hayran kaldığım adam şimdi canlı kanlı karşımda! İnanılmaz bir duygu. İyi ki bu hayatı yaşıyorum dedim.

Bir de şapşal, birkaç Türkçe kelime ezberlemiş sahneye çıkmadan. Arada onları söyledi. "Merabaa merabaaa. Nasilsin? Lütfen. İyi geceler Istanbul!" Eh bence bu kadarı yeter de artar bile; evlenebiliriz Tom'cuğum. *-*

Bir şarkısını da söylerken "I don't wanna go home Istanbul," diye haykırdı. Ulan sana kim git diyor! Kır dizlerini, otur yanımda. Ben sana bakarım bebeksi suratım. *-* (Jane aşşşık oldu.)

Ah gençler... İnsanın hayallerini gerçekleştirmesi gibisi yok. Bu yazıyı da bu yüzden blog'da yayınlıyorum: Hayallerinizin
 büyük küçük fark etmez, peşinden koşun. İsteyince, çabalayınca her şey oluyor. Özellikle konserlerde 'yaşadığınızı' daha da hissediyorsunuz. Bu deneyimi yaşamınızı isterim. Baterinin, gitarın, piyanonun o gümbür gümbür sesini göğsünüzün içinde hissedince bağımlılık yapacak. İki saat de olsa her şeyi unutun, mutlu olun. Oh mis!

Bir de o mükemmel geceden sonra sabah 7'de kalkıp işe gitmek var. Gidememek mi demeliyim? Mutlu mesut, kendimden geçmiş bir halde Tom Odell dinlemeye devam ederek vapura yetiştim ve bilin bakalım ne oldu? Sis yüzünden seferler iptal. Obaaa. Sabah sabah Tom eşliğinde 1.5 saat yollardaydım. :) Olsun be, bir iyi bir kötü hayat geçiyor. Yeter ki her şeye olumlu bakın.

Tom Odell gibi birileri varken sizi hödüklerin üzmesine izin vermeyin. Ay bir dakika! Konuyu saptırıyorum. Toparlamaca: Buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler. Bundan sonra Tom Odell'i enişteniz bileceksiniz. :D Şaka, ama sık sık onun ismini duyacaksınız. 4.konserine kadar görüşmek üzere...

Gitmeden en favori şarkılarımı da buraya bırakıyorum: I Know, Here I Am, Can't Pretend, Hold Me, Magnetised (klibini de izleyin), Wrong Crow, Half As Good As You, Concrete, Daddy ve Another Love.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

I Know'un bu performansını izlemenizi öneririm: 


Not: Geçmiş olsun gençler; şimdi de Biletix'e yatırım yapmaya başladım. Temmuz'da Marshmello konseri var. Kaçıramam. Acaba konserde yüzünü gösterir mi diye gideceğim... 

Not 2: Tom'cuğum görmeyeli yaşlanmış. Olsundu, az kilo da almış çok daha yakışıklı olmuş bebeksi suratım. Her haliyle severim!

Not 3: Valla gitaristlerinden birine yan gözle bakmadım değil... Kısa saçlı olan baya çekici değil mi yav? Oy oy oy.

Not 4: Tom'la beraber 4 erkek sahnede oluyor. Dördünün de uyumu müthiş! Konserde özellikle bateristine bayıldım. Süper eğlenceli biriydi. *-*

3 Eylül 2018 Pazartesi

Konser Macerası - Imagine Dragons / 2018 Evolve Turu - İstanbul


Merhaba
Size bugün inanılmaz konser maceramdan bahsedeceğim. Yani benim başıma geldiği için şaşırmadım. Nerede anormallik var ben oradayım. Olsun, seviyorum bu hayatı. Çılgınlık güzel şey arkadaşlar.
Şimdi gelelim Imagine Dragons hayranlığıma... Efenim 2012 yılında ortaya çıktıkları anda kendilerine vuruldum. Radioactive şarkısını duymayan kalmamıştır herhalde? Heh, işte o şarkıyla vuruldum onlara ve o günden beri deli gibi dinliyorum. Sanırım sağlam takip ettiğim tek grup. İstisnasız her şarkısına vuruluyorum. Karşılaştırmak gibi olmasın ama diğer gruplardan farklı olduklarını düşünüyorum. Şarkı sözleri hiç boş değil. Zaten albümlerini dinleyince hiç boş şarkıları olmadığını keşfedeceksiniz. Tabii bu bir müzik zevki... Beğenmeyenler vardır. Ne diyebilirim ki? Çok şey kaçırıyorsunuz dostum!
Gelelim konser olayına... Yıl 2013 ve ben o zamanlar üniversite sınavlarıyla boğuşuyorum. Bir gün canım sıkıldı, Youtube'da takılıyorum ve grubun bir canlı performansına denk geldim. AMAN TANRIM! O canlı performanslarını izledikten sonra 'Acilen konserlerine gitmem lazım!!!' moduna girdim. (Merak edenler için: Link.) Hatta önüme gelene bu videoyu izlettirip, beğenmeyen olursa ölümcül bakışlar atıyordum. Ki beğenmeyen yoktu sanırım. 😎
Gel zaman git zaman... Üniversiteyi ilk senemde kazandım, gitmedim. İkinci kez hazırlandım. Hayatımın en manyak üç yılını geçirdim. Erasmustu, aşk acısıydı, dedikodular, mezuniyet, Ankara laneti, depresyon, iş hayatı derken, oradan oraya savrulurken arka planımda hep Imagine Dragons çalıyordu. Ve beni duydular! Evolve Turu'nun Avrupa kısmında İstanbul'a gelmeye karar verdiler. *Yeeeey*

Süper zamanlama! Çünkü çalışıyorum, param var ve dilediğim gibi gidebilirim. Avantajlı biletleri kaçırdığım için normal ayakta kısmına bir güzel yatırım yaptım. Kardeşim de gelsin diye bir güzel fedakarlık da yaptım. (İkimizin bilet ücretiyle sahne önü alırmışım yav...) 
Bir ay öncesinden geri sayımlar... Şarkıları hiç dinlememiş gibi dinleyip dinleyip şarkı sözleriyle kafayı yemeler... Nasıl heyecanlıyım! Deli gibi en taze canlı performanslarını izliyorum. Dan sahneye üstü çıplak çıktıkça 'Allaaaam bizde de böyle çıksın, iki gözüm bayram etsin.' demeler... 
Hellö. Konser günü.
Sabah erkenden kalktım. Sanki bayrammış gibi bir hazırlanmalar... Özel buluşmalarıma giderken bile böyle hazırlanmıyorumdur... Neyse. Konser öncesi enerji depolayalım dedik kardeşimle. Öğlen bir güzel hamburger gömdük. Sonra Kabataş'tan Karaköy'e yürüyerek favori tatlıcıma gidip bir güzel çikolatalı krepler gömdük. Ay çok yedik, yürüyerek Küçükçiftlik Parkı'na gidelim dedik. İyi halt yedik...

Aslında süper zamanda gitmişiz. Gittiğimiz anda uzun bir kuyruk olmasına rağmen çabucak içeri girdik ve normal ayakta kısmında bile en önde yer kaptık. Nasıl mutluyum! Imagine Dragons, konserlerinde ikinci küçük bir sahne daha oluşturuyor. O sahnede slow şarkılar söyleyip, tekrar ana sahneye dönüyorlar. Biz işte o küçük sahnenin tam önündeydik! Yani elimi uzatsam Dan'e dokunacağım. Nasıl mutluyum! Sonra her şey değişti...
İlk önce kardeşim kalabalıktan çok bunaldı, hava almaya gitti. Ben de bacaklarımı iki yana kocaman açıp yer kaptırmamaya çalıştım. Daha konsere çok var deyip Instagram'da takılırken hafiften başım döndü. Ben de bir de azıcık panik atak da var. Yalnızım, etraf çok kalabalık... İçimden sürekli sakin ol sakin ol deyip telefona odaklanmaya çalıştım. Yok, olmuyor. Yavaştan görüntü gitmeye başladı. Kulaklarımda uğultu. Bir anda her yer kapkaranlık olunca 'Merhaba öbür dünya,' diyesim geldi. İşin ilginç yanı bilincim tamamen açık. O sırada telefonumun titrediğini hissettim ama göremiyorum! En son birilerine suyunuz var mı derken birinin üzerine yığılmışım...
Kızcağız beni kalabalıktan uzaklaştırırken sürekli bileğimi ovalayıp, iyi misin iyi misin diyordu. Birkaç saniyeliğine gidip geldim sanırım çünkü hatırlamıyorum. Sonra görüntüler yavaş yavaş gelmeye başladı. Çimenlik alana uzanıp iki-üç saat dinlendim. O sırada kardeşim de gelmiş 'Noldu sana ya, merak ettim,' diyor. Ah ah Imagine Dragons uğruna ölüyordum kardeşim!
Sağlık her şeyden önemlidir tabii ama en güzel yeri kaptırdığımız için baya hayıflandım. Konser anı yaklaştıkça kendi kendime baya söylendim. Olsundu.
İlk önce sürpriz bir şekilde Sertab Erener çıktı... 5-6 İngilizce şarkı söyledi. Herkes ölü modda. Sonra ön grup The Vaccines çıktı. Müthiş bir grup! Kesinlikle göz atın. Onlar da 5-6 şarkı söylediler ve şaşırtıcı bir şekilde erkenden gittiler. Allaaaah. 
Sıra geldi benim aslanlarıma. Nasıl heyecan dorukta. Öyle heyecanlı bir çıkış yaptılar ki herkes çığlık çığlığa! Ya yiğidi öldür hakkını yeme. Tam 1 saat 45 dakika boyunca sahnede kaldılar ve inanın enerji hiç düşmedi. Tam tersine o kadar memnun kaldılar ki Dan, "Şu ana kadar ki en yüksek enerjiye sahip bir sahnedeyiz. Sizi hissediyorum. Enerjiniz mükemmel. Harikasın İstanbul!" diyerek bizi daha da gazladı. 

Ya, sıfır hayal kırıklığı... Diğer performanslarından eksik hiçbir şey yapmadılar. Sanki turun ilk konseriymiş gibi öyle enerji dolulardı ki... Şu ana kadar gittiğim en en en en iyi konserdi. Verdiğim parayı sonuna kadar hakkettiler. Beklentimin çok üzerindeydi her şey. Dan'in üstü çıplak çıkması... Davulla olan gösterileri... Bazı şarkılarını söylerken yaptığı çılgınlıklar... Canlı performans zaten müthiş ötesi... Adamda deli ses var. Şarkı seçimleri çok iyi! O küçük sahnede slow şarkıları söylerken içim erimedi değil... Orada olup, ona uzanabilirdim. Ama asıl ağlamaklı olduğum an ise Amsterdam şarkılarını söylemeleriydi... En eski şarkılarından biri ve bende de yeri çok ayrıdır. Son zamanlarda bu şarkılarını canlı söylemiyorlardı. Dün konserde sanırım aniden karar verdiler. Çünkü hiç beklemiyordum. O an izlerken ve dinlerken mutluluktan birazcık ağlamış olabilirim...
Ay bir de üç tane Türk bayrağı çıkardı sahneye. Öpüp, eğildi falan... Türklerin gönlünü kazandın Imagine Dragons! Dediğiniz gibi, bu ilk gelişiniz ama son olmayacak.
Ah ah... Şu an rüya gibi geliyor. Hayatımın en unutulmaz anlarından biri oldu. Bayılmasaydım iyiydi ama olsundu. Dan'i canlı görüp, dinledim ya... Oh be. Artık canlı videolarını daha havalı hissederek izleyeceğim. Çünkü ben de o konserlerden birindeydim ve anı yaşadım.
Son olarak... Bir daha geldiklerinde kesinlikle sahne önü alacağım... O kadar ilgili ki!!! Dün kıskançlık krizlerine de girmiş olabilirim. Allaaaam. Dan Reynolds gerçeğini yaşadığım için şükürler olsun. Amin.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

21 Kasım 2014 Cuma

Hayallerin Gerçekleşmesi: Demi Lovato Konseri


Bu yazıya nasıl başlasam, nasıl anlatsam, hatta yayınlasam mı diye kara kara düşündüm. Yaşadığım duyguları, hayalimin gerçekleştiğini anlatmak çok mu çok zor. Hele ki hala şoktan çıkamamışken.

Herkesin hayalleri vardır. Benimkiler o kadar çok ki bazen cidden imkansız geliyor. Ki Demi Lovato konseri de bunlardan biriydi. Şimdi Demi Lovato deyince, insanlar bir duraksıyor. Bir kısmı tanımıyor, bir kısmı ergen olarak görüyor bir kısmı da "Haa, şu Disney yıldızı, hastalığı falan vardı" diye biliyor. Nasıl biliyorsanız bilin ama yanlış biliyorsunuz. :D 

Kendisi Disney'de ünlenmiş olabilir ama şuan dünya starları arasında. 22 yaşında olduğu için ergen gözüyle bakılıyor ama Britney Spears ve Justin Timberlake'i örnek göstererek, onlarda Disney yıldızıydı ve 20'li yaşlarda ünlenmişlerdi. Yani ergen laflarını bir geride bırakın. Hastalık konusuna gelirsek... Herkes de olabileceği gibi onda da bipolar bozukluk vardı. Üstüne bir de çok erken yaşta ünlenip, büyük sorumluluklar edinince psikolojik olarak çökmüştü. Yaklaşık dört sene önce rehabilitasyona yatırılmıştı. Sonrasında geri dönüşümü muhteşem oldu. 

Albümlerinden, canlı performanslarından ya da diğer bütün hayatından söz etmek isterdim ama merak edenler zaten inceleyecektir. Tek diyebileceğim, kesinlikle konserine gidilmeli. Çoğu genç şarkıcının aksine, konserlerinde ekstra bir çaba göstermiyor. Dansçı olsun, şu olsun falan... Sadece sesiyle ve çaldığı müzik aletleriyle hayranlarına çok güzel bir gece sunabiliyor. Zaten her zaman dediğim gibi, konserlerde sadece ve sadece şarkıcı olmalı. Dansçları göz boyamaca olarak görüyorum. (Beyonce'un ekibi dışında.)

Demi Lovato'yu ilk olarak Camp Rock'da izlemiş, Remember December şarkısını dinleyerek sevmiştim. Özellikle Camp Rock'daki performansları çok hoşuma gitmişti.O gün bugündür feci bir hayranıyım. Hem de öyle böyle değil. :D İnternetteki tüm konser videolarını izleyip, ezberlemiş biriyim. Şarkılarını ezberledim dememe gerek yok sanırım ? Hal böyle olunca, her konser videosunda içim içimi yiyordu. Neden buraya gelmiyor ?

Bir ara hırs yaptık, konserleri organize eden birkaç yere mail attım. Geri dönüş olmadı. Bekledim. Sonra ilk Dünya Turuna çıkacağı haberi verince yerimde duramadım, yine mailler attım. Tahmin ettiğiniz gibi cevap gelmedi. Artık hiç ümidim yokken, geçen yaz internette bir fotoğraf paylaşıldı. Maçka'daki Küçükçiftlik Parkı'nda "DemiWorl Tour 16.Kasım.2014 - İstanbul" afişleri asılmış. İlk gördüğümde harbiden inanmadım. O kadar imkansız geliyordu ki... Ciddi ciddi inanamadım. O sırada çalıştığım için param da vardı. Konser gerçekten olacaksa, direk maaşımı bilete yatıracaktım. O ara bir karışıklık oldu. Bilet alamadım. Tüm tribünler kapılmış, en ön ayakta bilet fiyatı ise 500TLcik. :D O parayı konsere versem, annem diyecek para nereye gitti. Hayır veririm vermesine ama ayakta olup, önde yer kapmaca olayı var bir de... Jessie J konserinden tecrübe ettiğim için yine bekledim. Bekledim. Ve bekledim. Artık ümidim kesildi. Yok bilet alamayacağım falan. Ama içim içimi yiyor. Çünkü şöyle de bir özelliği var. Amerika turu bitiyor, Avrupa turu başlıyor ve ilk konserini bizde verecek. Öyle özel bir an ki...

Kasımın ilk haftasındayız. Bir yandan ilk vizeye çalışıyorum bir yandan İstanbul'a gitme planları yapıyorum. Fuara gideceğim, konsere gidersem param kalmaz kitap alamam. Fuarı iptal edeyim. Ama kitap alamam. Konsere gitmesem... Dur, gidip camdan aşağı atlayayım. Diye böyle kendimi yiyip bitirirken, aniden internete girdim. Mal mal facebook'ta dolaşıyorum. Biletix kocaman bir reklam yayınlamış. Ek biletler satışa çıktı diye. O an öyle dalmışım ki yazıyı geçtim. Sonra durdum, geri sayfaya döndüm. Demi World Tour ! Haa, öyle mi. Hemen siteye giriş. Ek tribün koltuklarını görmemle en yakın arkadaşımı aradım. Böyle böyle, ne diyorsun ? (Konsere kimle gideceğim olayı daha da karışıktı.) Hadi alalım dedik. Birkaç sorun çıktı ama olay halledildi ve son paramı konser biletine yatırmış oldum.

Bileti alınca bir mutluluk patlaması yaşadım. Yerimde duramıyorum. Ama sonra konser alanına gidene kadar ben de bir durgunluk oluştu... Yorgunluktan da olabilir. Geçen pazar günü ilk fuara gittim. Oranın altını üstünü getirdim. Ülker Arena'ya gidene kadar canımız çıktı. Metrobüs, minibüs derken iyice pestil oldum. Ve resmen son anda arenaya varıp, içeri girdik. Allah'ım, o nasıl bir kalabalık! İğne atsanız yer düşmez o derece. Çığlıklar, Demi diye bağırmalar... İnsan ister istemez onlara ayak uyduruyor. Yani daha önce de konserlere gittim ama böyle bir ortam görmedim. En iyisilerdi. Ben bile gururlandım. Müthişti.

Ve çığlıklar giderek artarken ilk Demi'nin ekibi çıktı. Sanki Demi çıkmış gibi çığlık çığlığa herkes ki ben bile çıldırdım. Ekibini o kadar benimsemişim gibi karşımda görünce inanamadım. Haa, şunu söylemeden geçemeyeceğim. İyi ki tibünden bilet almışım. Orta kısımdakiler hem sıkışmışlar, hem sahneyi görmeye çalışıyorlar hem de bizden fazla para verdiler. Ben mi ? Ah, ben onlardan daha az para verdim, sıkışmadım, yüksekteydim ve sahneyi müthiş bir şekilde görüyordum. Eğildikçe, sahneye daha da yakınlaşıyordum. Az daha zorlasam Demi'yi tutacaktım falan. :D Şaka bir yana, karlı olan biz tribündekilerdik.

Ekibine geri dönüş yapıyorum. Hepsi iyi güzel de içlerinden biri kalbimi çaldı. Zaten videolarda izlerken gözüme kestiriyordum ama karşımda canlı kanlı görünce çıldırdım. Gitaristlerinden biri olan Steve, bizimle ciddi ciddi ilgilendi. El salladı, bize dönük çaldı ve habire gülücükler, el hareketleri... Bir ara gözümü ondan alamadım. :D Bir sarılsaydım, iyiydi falan...

Asıl olaya geliyorum. Demi'nin sahneye çıktığı kısma. O an kulaklarım sağır oldu. Cidden. Sadece gözlerim sağlamdı. Onun geldiğini, sırıttığını, herkese selam verdiğini ve direk şarkıya başladığını gördüm. Ama hangi şarkıya başladı, ilk birkaç saniye algılayamadım. Çünkü cidden kulaklarım sağır oldu. Onun sesini hiç duyamadım. Really Don't Care şarkısıyla açış yapmış. :D Sonradan algıladım. Rap bölümünü biz söyledik. Eminim çok şaşırmıştır. İngilizce rap söylemek, her Türk'ün yapabileceği bir şey değil, bence. Neyse. Sonrasında olaylar çok hızlı gelişti. Arka arkaya en sevilen ve hit olan şarkılarını söyledi. Özellikle ben Nightingale, Got Dynamite ve Catch Me şarkılarını merakla bekliyordum. Hatta her canlı videosunu izlediğimde "Bunları canlı dinlemeden ölmeyeceğim" diyordum. Şükürler olsun, bu dileğim ve hayalim gerçekleşti. Tam istediğim gibi söyledi. Zaten o şarkıların performanslarını izlerken kendimden geçtim. Catch Me'de bir bölümü Istanbul olarak değiştirince millet iyice coştu. Arka arkaya canlı performanslarını izledikçe kafayı yiyecektim. En en en büyük hayallerimden biriydi ve gerçekleşti. Onu izlerken cidden algılayamadım. Belki gözümde çok büyüttüm ama olan buydu. Habire bizim tarafa geldi, mikrofonu uzattı, el salladı, işaret etti. İnanılmazdı. Rüyadaydın deseler inanırım. Çünkü şuan hala konserine gittiğime inanamıyorum.

Açılışı gibi kapanışı da süper eğlenceli bir şekilde bitirdi. Neon Lights şarkısını daha da sever oldum. Gider ayak bizi fena coşturdu. Ve sonra teşekkürler edip, gitti. Biz şok! İnanamadım bittiğine. Çünkü sadece 1 saat 10 dakika olmuştu. Ekibi gitmeden önce biraz oyalandı ama en sonunda gittiler. 

Canlı performanslar, Demi'nin sempatiklikleri, eğlenmeler falan çok iyiydi ama çok olumsuz şeyler de vardı. Konserin kısa sürmesinin nedeni konserden sonra arenada maç varmış. Ondan kısa sürmüş deniliyor. Kesin bir açıklama yapılmadı. Eğer böyleyse... Eh, ne diyeyim. Türkiye'de konser izlenilmez.

Bir diğer sinir bozucu olay ise sahneye habire bir şey fırlatılması. Arkadaşım, sen oraya eğlenmeye gitmişsin. Kızın kafasına, gözüne, ayağına bir şey fırlatmaya gitmedin. Demi bir yandan şarkı söylüyor bir yandan attıkları şeyden kaçıyor. Bir ara fırlatmayın demiş. Sonra korumalar, sahneye fırlatılan şeyleri topladı. Konser bitiminde Steve, bir şeyi hayranlara geri fırlattı. Olaya bak. Bildiğin saçmalık.
Türk hayranı ile Meet and Great

Meet and Great'e katılmadım ama çok özensiz davranmışlar, öyle duydum. Sarılmak yasakmış. Sohbet etmek de yokmuş. Fotoğraf çektirip, hayranları uzaklaştırmışlar. Yani saçmalamışlar da saçmalamışlar. Millet oraya para vererek gidiyor, tam karşılığı alamadan geri dönüyor. Burada sanatçıyı suçlu bulmuyorum. Kim organize ettiyse sorumluluk tamamen onun. Her şeyi ayarlaması lazımdı.

Bunları geçiyorum. Anlatmak istedim çünkü ülkemizde hiçbir şeye özen gösterilmiyor. Param fazla olsa cidden yurt dışına gider, konserleri oradan izlerim. Paranın karşılığını alıyorsun en azından.
Ama olay bu değil. Bunlar gözüme battı ama hayalim gerçekleşti. Demi Lovato'yu gördüm, dinledim, izledim. Artık gönül rahatlığı ile konserlerini izleyebilirim. Çünkü ben de oradakilerden biriyim. :D Ki kendisi, bir daha geleceğinin sinyalini vermiş. 

Yazarak hislerimi tam anlatmak imkansız. Bir hayalimi daha gerçekleştirmiş oldum. Hala inanamasam da... Şimdi şöyle yazıya bir göz attım da baya uzun olmuş. Sonuna kadar okuduysanız ne mutlu bana. Teşekkürler. :D Anlatmak istedim. Bazı özel anlarımı, paylaşmak istediğim bazı olaylarımı blog'da yazmayı seviyorum. Umarım -ki bunu tüm içtenliğimle söylüyorum- en çok istediğiniz hayallerinizi gerçekleştirebilirsiniz. Umudunuz hep olsun. Son ana kadar. Son saate kadar belki de. Hayallerinize sımsıkı sarılın. İşte o zaman hayatın tadı çıkıyor.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Not: Fuardan aldığım kitap posterleri güvenlik geçişinde elimden alındı. Cırladım, isyan ettim ama posterlerimi bir kenara koyup, çıkışta alırsın dediler. Çıkışta kuzu kuzu gidip, aldım. Bööö korumalara.

Not2: Konserde ünlü kişiler de varmış, sonradan öğrendim. Dizüstü Edebiyatı Prensesi Pucca ve ünlü oyuncu Berna Laçin de konserdeymiş. Hatta Berna Laçin, çok mu çok güzel bir yazı hazırlamış. Merak edenler okusun derim. Demi Lovato Konseri

28 Nisan 2014 Pazartesi

Müzik Önerisi - Yeni Grup Keşfedin: Boyce Avenue


Herkese Merhabalar

Uzun zamandır müzik ya da albüm önerisi yapmıyordum. :D Geçen günlerde bir grup keşfedince detaylı bir şekilde araştırdım, şarkılarını dinledim, canlı performanslarını izledim ve cidden paylaşılması gereken bir grup olduğuna karar verdim. Taktım mı tam takıyorum...

Boyce Avenue'yu coverlarıyla tanıyordum. Arada birkaç kere izlemiştim. Ama dershanedeki çılgın arkadaşım sayesinde fena takıldım diyebilirim. Bu aralar habire dinler oldum. Her fırsatta kliplerini ve canlı performanslarını da izliyorum. Eh, şansıma geçen hafta mini-albüm çıkardılar. Kesinlikle bu gruba aşık oldum. :D

Boyce Avenue, üç erkek kardeşten oluşuyor: Alejandro, Fabian ve Daniel Manzano. (Evvvet, isimlerden de anlaşıldığı gibi İspanyollar. Fakat aksanları süper!) Jonas Brothers'lar gibi değiller elbette. :D İlk önce sosyal ağ ortamında özellikle Youtube'da coverları sayesinde tanındılar. Daha sonra kendi albümlerini çıkarmaya başlamışlar. Ki cidden çok başarılı ve bağımlılık yapan albümler...  
Cover yaparken de bazen onlara eşlik eden kişiler oluyor. Ki genellikle TV kanallarındaki müzik yarışmalarına katılıp, elenenler ve yetenekli olan insanlar onlara eşlik ediyor. Belki tanıyabileceğiniz birkaç isim olabilir: Megan Nicole, Tiffany Alvord, Fifh Harmony, Bea Miller...

Gelelim bu grubun albümlerine, müthiş şarkılarına... İlk önce telefondan öylesine dinledim. Sonrasında albümler bağımlılık yapınca hepsini indirip, Mp4'deki hazineme ekledim. Ve ayrıca ben ki coverları pek sevmeyen insan birçok ünlü şarkının da coverlarını bu grup sayesinde dinler oldum. Aşağıda minik yorumlarla hem grubun albümlerini hem de yaptıkları coverları paylaşacağım. Şahsen dinlemenizi öneririm. Özellikle Akustik ve Pop-rock tarzı severler için bu grup cidden çok iyi. Alejandro'yu canlı sesiyle de dinleyip, görmelisiniz. Adam süper yakışıklı olmayabilir ama çok sempatik. Ve aksanı beni benden alıyor. :D 

İlk albümleri: All You're Meant to Be 

Hear Me Now: Müziğin ritmi acaip hoşuma gidiyor. Albümün ilk gözdesi.




On My Way: Bu şarkılarına ciddi ciddi aşık oldum. Elimde olsa şarkıya sarılacağım o derece sevdim. Hani bazı şarkılar takıntılık yapar, habire dinlersiniz ya... İşte bu şarkıyı bir gün dinlemeden yapamıyorum. Hayır, tek korktuğum şey şarkıdan bıkmak falan. Her dinlediğimde sanki Alejandro'ya aşık oluyormuşum gibi hissediyorum. :D Klibini de izleyin. 

All The While : Tam Pop-Rock havasında. O yüzden şarkıyı diğerlerinden ayıramıyorum. 

Change Your Mind : Albümdeki favorilerimden biri. Pop-Rock severler, bayılacaksınız.

Find Me : Albümü dinler dinlemez ilk bu şarkı dikkatimi çekmişti. Çünkü öyle güzel bir tınısı var ki... Bazı şarkılar ilk dinlenir dinlenmez sevilir ya, işte bu şarkı da benim için öyle oldu. On My Way'le kapışır bu şarkı. :D

Not Enough : Bu şarkının ritmi beni benden alıyor. Aklıma ilk Avril Lavigne gelmişti. Tam onun tarzında olmuş. Pop-Rock severler gömülün!

 İkinci albümleri: All We Have Left

Daylight : Şarkı sözü yok. Sadece enstrümanlar var. Nedense ben ders çalışırken ya da bir şeyler okurken dinlemeyi çok seviyorum. Stres bile atıyor. :D Çok iyi düşünmüşler.

More Things to Say : Sözleri çoook güzel. Gözleri kapatıp, dinlemelik. Nasıl sakinlik veriyor insana...
Broken Angel : Bu şarkı albümdeki favorilerimden. Özellikle canlısını dinleyin. Resmen mest oluyorum. Hem müziğin ritmi hem de sözleri çok güzel. Dediğim gibi canlısını mutlaka dinleyin, izleyin.

Every Breath : Albümde sevdiğim bir diğer şarkı... Yapmayın şöyle bağımlılık yaratan şarkıları... Tarzı Pop-Rock

When the Lights Die : Şarkıyı ilk dinlediğimde sevememiştim. Sonra bir hoşuma gitti... Beni durdurabilene aşk olsun. :D 

Briane : Müzik ritmini sevdiğim şarkılardan biri. Albümlerindeki müziklerin ritmi cidden çok güzel. Ve albümdeki bağımlılık yapan şarkılardan biri.

Mini albümler: No Limits

Bu albümleri daha geçen hafta çıktığı için öyle ayrım yapamıyorum. Hepsini severek dinliyorum. Açıkçası çok hoşuma gitti. :D Umarım gelecek albümlerinde bol bol şarkı bulunur. Ve demeden geçemeyeceğim, albümlerindeki tüm şarkıları kendileri yazıp, besteliyorlarmış. Ayrıca hepsi de gitar, piyano falan çalıyor. Yetenekli adamlar, müthiş albümler ve bağımlılık yaratan şarkılar... Daha ne isterim ! 



Ve son olarak coverlarına gelirsek... Hepsini dinledim ama içlerinde birkaçı favorim oldu. Özellikle dinlemenizi tavsiye ettiklerim : ***Here Without You, I Miss You, ***Heaven, Fix You, Coming Home, Demons, Skyscraper, ***Mirrors, Just a Kiss, Let Her Go, A Thousand Miles ve Fuel.

Aşağıdaki linklere tıklayarak, daha detaylı inceleyebilirsiniz. Şarkı kıtlığı yaşıyorsanız ya da artık yeni birilerini keşfetmem lazım diyorsanız buyrun size bol seçenekler. :D Ben çok sevdim, her gün dinler oldum. Şarkılar artık bir benliğim oldu. Umarım sizler de beğenirsiniz...


Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

28 Şubat 2014 Cuma

Canlı Performanslar: Konsere Gidemeyenler Topluluğu

Birinin çok hayranı olup da konserine gidememe gibi bir durumunuz oldu mu? Benim o kadar çok oldu ki... Resmen en berbat zamanlarımda konser vermeye geliyorlar. Rihanna, Justin Timberlake... Daha bir çoğu var ama en çok bunlarda üzülmüştüm ki Timberlake için hala yastayım. :D En azından bir kere de olsa yabancı bir şarkıcının konserine gitmiştim. Jessie J ! O anı unutmak imkansız. Neyse, benim bu yazımdaki amacım konserlere gidemesem de evde resmen konser havasına bürünüyorum. Bayılarak izlediğim canlı performansları indiriyorum. Her yeri karanlık yapıp, bilgisayar başından son ses tek tek izliyorum. O kadar güzel ve etkileyici oluyor ki... Tabii gerçeği gibi olamaz. Böyle idare ediyorum işte.

Takıntılı olduğum çok performans var. Bu aralarda bir kaç tanesine fena halde taktım. Resmen her gün açıp, izliyorum. Bir de blog'da paylaşayım dedim. Normalde bir şeyi beğenirsem herkese izlettiririm. Bu huyumu blog'da da belli edeyim. :D Şarkıları bilmiyor olabilirsiniz ama mutlaka izleyin. Ben bazı şarkıları sırf canlı performanslar sayesinde seviyorum. Ve işte bu aralar takıntılı olduğum canlı performanslar ;


İlk olarak idollerimden biri olan Demi Lovato'dan başlıyorum. 2012 yılında Brezilya'da Z Festivali'ne katılmıştı. Oradaki performanslarından hepsine aşığım. Tarzından tutun da canlı sesine kadar... Sahne gösterisi yok ama canlı sesi yeter resmen. Ve bu konserinde ikinci albümü Here We Go Again'den Got Dynamite'ı o kadar müthiş söylemiş ki...  Orijinalinden daha çok sever oldum. Pop-rock şarkılarından en iyisi diyebilirim. İsteyen izlesin. :D


Yıllardır hiç sıkılmadan dinlediğim ve sevdiğim nadir şarkıcılardan biri Beyonce. Kendimi bildim bileli dinliyorum. Resmen aşığım kadına. Gerek sesi, gerek kişiliği... Bir çok performansı beni büyülüyor. Zaten Beyonce denince akla sahne performanslarının mükemmelliği geliyor. Ben ki bir konser sırasında dans edilmesini ya da başka gösterilerin yapılmasını sevmeyen insan Beyonce'un tüm konserlerini büyülenmiş gibi izliyorum. (Bence konserlerde şarkıcılar, izleyicilerle iç içe olmalı.) 2011 yılında, katıldığı Jimmy Fallon Show'da dördüncü albümü 4'den Countdown'ın canlısını söylemişti. Video'yu o kadar çok izledim ki artık her hareketini ve sesinin tınısının bile nerelerde yükselip, alçaldığını ezberledim. :D O derece sevdim. Beyonce severler izlesin !


Çok geç keşfettiğim bir grup olan Imagine Dragons'a şuan aşık durumundayım. Ciddiyim. Şaka yapmıyorum. 2013'de TV'de Demons şarkıları sayesinde tanıdım. Hem şarkıya hem gruba tutuldum.  Radioactive şarkılarını biliyormuşum da sonradan çaktım. :D Ve geçen kasım ayında American Music Awards'da canlı performans olarak hem Demons hemde Radioactive şarkılarını söylemişler. Ben izler izlemez daha da aşık oldum. Zaten solistlerine hayranım. Eh bir de bateri çalan erkeklere karşı bir zaafım var. Gerisini siz düşünün... Bu performansı çok yakın bir arkadaşıma da izlettirdim. Resmen solistine göz koydu. Ama sakin olun hanımlar. Adam evli ve bir kızı var. :D Kesinlikle izleyin. Gelmiş geçmiş en iyi Rock grubu diyebilirim.


Hazır Jessie J'den bahsetmişken onun videosunu koymamak olmazdı. :D Bir de şöyle bir şey var. Bu canlı performansını konserine gitmeden önce izledim. Nasıl canlı sesi var falan diye... Kadın resmen canlı sesiyle X-Factor yarışmacısı Vince'ı ezmiş geçmiş diyebilirim. İlk albümünden Nobody's Perfect'i düet olarak söylemişler. Her izlediğimde istemsiz Vince'e gülüyorum. Jessie'nin ses tonu o kadar müthiş ki adam yanında resmen sönük kalıyor. Jessie J'nin favori canlı performansım bu kesinlikle. Zaten şarkıyı sevmemin nedeni de bu. :D


Sahne gösterilerini sevmeyen ben P!nk'in bu performansına bağımlıyım. 2010 yılında en sevilen şarkılarının bir arada toplayıp yeni şarkılarda eklediği The Besties albümünden Raise Your Glass şarkısı favorilerimden ve bu canlı performansı daha da sevmeme sebep olmuştu. Ki P!nk o yıl 3 ya da 4 aylık hamileydi. :D Yine de çılgın kadın yerinde durmamış ve müthiş bir performans sergilemiş.

Şimdilik bu kadar. Durmadan izlediğim performanslar olursa yine paylaşım yaparım. Şahsen ben Youtube'da böyle keşifler yapmayı seviyorum. :D Bazen tanıdığım şarkıcıların bile izlemediğim, görmediğim videoları oluyor ve açıp izlediğim de "ben bunu nasıl görmem!" diye triplere giriyorum. :D Ve her zaman dediğim gibi ; önerilere açığım.

Sevgiler, öpücükler: Jane