Pages

13 Temmuz 2017 Perşembe

Kitap Yorumu: Siyah Buz - Becca Fitzpatrick


Merhabalar

Bu aralar ya bende sorun var ya da okuduğum kitaplarda... Yani okuduğum son iki kitapta da acayip sıkıldım ve "neden böylesin be canısı" diye söylendim. Kitap okumayı aşırı derecede seviyorum ama sanırım yaş ilerledikçe seçici olmaya başladım. Lise zamanlarındaki Jane olsa Becca Fitzpatrick'in alışveriş listesini bile okurdu. Ki favori erkek karakterlerimden biri de yazarın Fısıltı serisinin baş karakteri Patch'dir. Hal böyle olunca durup kendimi sorguladım. Demek ki bazı kitaplar belli yaşlarda okunmalı. Çünkü Siyah Buz bana süper klişe geldi. Göz devirerek okudum.

Tamam, Fitzpatrick çok yetenekli bir yazar değil. Hayal gücü inanılmaz diyemem ama yazarın dili çok sade ve akıcı. Siyah Buz'u okurken zorlanmadım. Ama kurgusu hem tahmin edilebilir hem de dediğim gibi klişelerle doluydu. 

Yazar, Siyah Buz'u polisiye tarzında yazmaya çalışmış. Britt ve kız arkadaşı kış tatilini dağda geçirmek isterler. Ama arkadaşının ağabeyi Calvin de peşlerine takılır. Yine de ayrı ayrı dağa çıkarlar. Kızlar aşırı kar yağışından yolda mahsur kalırlar ve sığınaca bir kulübe bulurlar. Orada iki gençle karşılaşırlar ve olaylar böyle başlar. Ortada kimin yaptığı bilinmeyen üç cinayet var. Britt ile Calvin eskiden sevgilidir ama Calvin onu terk etmiştir. Britt bir yandan Calvin'le ilgili geçmişini düşünürken bir yandan kulübedeki erkeklerden biri olan Mason'ı gözüne kestirir. Falan filan. Konuyu anlatmaya üşendim resmen. Ama genel hatlarıyla bu.

Yazar bilerek mi yapmış bilmiyorum ama kitabı okudukça zaten nasıl biteceğini tahmin etmeye başlıyorsunuz. Hele kitabın ortasında tüm olayı çözmüştüm ve aynısı çıkınca hiç şaşırmadım. 😎 Kitabın son 15 sayfası resmen bambaşka bir kurgu gibiydi. Yani şöyle söyleyeyim; ilk 360 sayfa siyah ve gri tonlarında, son 15 sayfa iç açıcı renkler tonundaydı. O ayrımı yazar güzel yapmış ama yine de kitabı gram sevmedim. Hiçbir karakterle kendimi özdeştirmedim. Şu sahneyi çok sevdim diye bir yer de olmadı. Yani Becca Fitzpatrick benim lisedeki yazarımmış, onu anladım.

Yazarın bir de Tehlikeli Yalanlar adlı kitabı elimde mevcut. Aslında bu kitapları ben almadım. Kardeşim okuyup, getirmiş. Okumamazlık da yapmak istemiyorum, Sevinç abla çevirmiş. Ama bakalım kim bilir ne zaman okurum...

Yani diyeceğim o ki, beyin yakmayan kafa dağıtmalık bir kitap istiyorum diyorsanız alın okuyun tabii. Belki siz benden daha çok seversiniz. Kim bilir? 😏

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

7 Temmuz 2017 Cuma

Kitap Yorumu: Ateş Serisi 5 - Gölge Ateşi


Merhabalar

En sonunda Ateş Serisinin son kitabı olan Gölge Ateşi kitabını bitirebildim. Aslında kitaba geçen Eylül ayında başlamıştım ama sonra yurt dışına gidince yarım bırakmak zorunda kalmıştım. Öyle böyle derken geçen günlerde bitirdim. Ama tam bir işkenceydi!

Yani bu seriyi nasıl önerdiğimi bilirsiniz. Ki gerçekten hem ilk iki kitabı çok zor bulunan bir seri hem de oldukça çekici bir kurgusu var. Yazarın hayal dünyası var ama şekillendiremiyor. Beş kitaptır ha gelecek ha açıklayacak diye diye bizi ortada ebeveynsiz bırakmış gibi seriyi bitirmiş. Seriyi çok seviyorum, karakterlerine bayılıyorum ama bu kitap baydı beni. Niye mi?

Seri başladığından beri Barrons gizemliliğini koruyordu. Ki bu başlarda baya çekici bir şeydi. Hakkında gram bir şey öğrenmek için deli gibi sayfaları çeviriyordum. Hatta 4.kitabın sonundaki “o” olaydan sonra beşinci kitapta ne zaman düzelecek diye bölümlere şöyle göz bile attım. Ama bu gizemli adam figürü bir süre sonra sıkmaya başladı. Yani tamam onu özel kılan özelliği bu ama yazar biraz aşırıya kaçmış. Mac deseniz o çılgın, dediğim dedik karakter gitmiş sorumluluk sahibi ve süper düşünceli bir karakter gelmiş. Yani biraz yapmacıktı. Her şeye yetişmeye çalışmalar, herkesi kontrol altına almaya çalışmalar… Kitap komple gözüme batmış aslında. :D

Ve yazar kurguda yerinde sayıyor gibiydi. Konu hep Barrons’un karanlık ve gizemli yönü, Kitap hakkında bilinmezlik, Mac’in giderek artan sırları, diğer karakterlerin dengesizliği etrafında dönüyordu. Dublin dışına çıkamadılar bi. Ve yazarın hayal dünyasının betimlemesi süper beyin yakıcı. Hem okuyup hem hayal etmesi çok zor olan kısımlar vardı. Ya da çevirmenden kaynaklı anlaşılmayan bazı bölümler mevcuttu. Kitap zaten kalın, bir de böyle durumlar olunca okumak işkenceye dönüştü.


Bu seriden beklentim bir tık daha fazla olduğu için final kitabı hayal kırıklığına uğrattı. Güldüğüm, benimsediğim sahneler oldu ama geneline bakınca fiyasko. Oturup, bir daha okumam. Serinin kalitesi gözümde hala aynı ama yazar kurguyu daha farklı yönlendirebilirdi. Yine de seri bitti, mutluyum. Yan serisini okur muyum ya da ne zaman okurum bilmiyorum. Karakterleri özleyip de yan seriye başlarım büyük ihtimal. -.-

Son kitaptan dolayı “ayyy kesin okuyun bu seriyi” diyemeyeceğim artık. Evet, sağlam ve özgün bir kurgusu var. Karakterler benzersiz ama yazar kendini geliştirmiyor. Bunları göz önüne alarak seriye başlayabilirsiniz.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

30 Haziran 2017 Cuma

Yabancı Dizi Önerileri: Genius ve Westworld


Merhabalar

Bu yıl Jane dizilere doymuyordu. Sürekli birini bitirip birine başlıyordu. 😏 Gençler cidden kendimi aştım. Eskisinden beter olmaya başladım. Dizi izlemeye başladım mı hayattan kopuyorum. Erasmus yaparken bile yarım bıraktığım tüm dizilerin yeni sezonlarına yetişmiştim. Siz düşünün gerisini...

Bu dönem de okul zamanı birkaç yeni diziye başladım. Eh bir de yaş ilerledikçe (22'yi doldurmak üzereyim çok da yaşlı değilim yahu) insanın ilgi alanları değişiyor ya da genişliyor. Ne hikmetse bende ikisi de oluyor. Hem değişiyor hem aynı kalıyor hem de genişliyor. Hal böyle olunca değişik kurgulu diziler izlemeye başladım.

Bunlardan biri Genius. Diziye aniden başladım. Konusuna bakmadım sadece Albert Einstein'in hayatını anlatacağını biliyordum. National Geographic'in yayımladığı 10 bölümlük bir diziydi. Her sezon başka ünlü insanların hayatlarını anlatacaklarmış. İlk sezon açılışı çok güzeldi bence. Albert Einstein'in ismini hep duyuyoruz. Kafasına elma düşerek yer çekimini bulan ünlü bir bilim insanı. Peki özel hayatı? Bilinmeyen yönleri? Ünlü olurken yaşadığı olaylar? Hepsini bu dizide bulabilirsiniz. Ben büyük bir merakla izledim. Ve cidden çok kaliteli bir dizi olmuş. Oyuncu seçimleri bile harikaydı. Böyle ilgi çekici değişik kurgulu dizi arıyorsanız kesinlikle Genius'ı öneririm. Ki zaten kültürel açıdan da size çok şey katıyor. 2.sezonu sabırsızlıkla bekliyorum efenim. 👯

Bir diğeri ise cidden beyin yakan bir dizi: Westworld. Bu diziyi Polonya'dayken duydum. İki arkadaşım izleyip, sohbetini yapıyorlardı. Gram bir şey anlamıyordum. Sonra dizi sezon finaline girdi. Tüm bölümler hazır olunca bir izleyeyim dedim. O da ne? Meğersem benim delisi olduğum
Lost ve Fringe'in yapımcısının yeni projesiymiş. J.J. Abrams candır. 💙 Hoş

 son bölüme kadar kurguyu toparlayamadım. İşin içinde ileri düzeyde robotlar var. Resmen insanlardan ayırt edilemiyorlar ve bu robotlar için ayrı bir dünya da yaratmışlar. Westworld (Batı Dünyası) İnsan görünümlü son sürüm bu robotlar orada belirli bir kurguya göre yaşıyorlar. Yani aslında bir nevi Yaratıcı ve yanında çalışanlar senaryo yazıp onlara göre rol veriyorlar. Ama bir süre sonra iş kontrolünden çıkıyor. Spoiler vermeyeceğim ama son bölümden sonra böyle donup kaldım. "O neydi kız!?" 😲 Yani anlayacağınız şu an 2018'i en sabırsızlıkla bekleyenlerden biriyim. Ve diziye alıştım. Kesinlikle de öneriyorum. Sadece izlerken sabırlı olun. Öyle kolay lokma bir dizi değil. Sindire sindire izleyin. Günde iki bölümden fazlasını kaldıramayabilirsiniz. Beyin yakar. 😖

Şimdilik dizi maratonum böyle. Önerilerinizi elbette beklerim. Siz de önerdiklerimi izlerseniz gelin muhabbetini yapalım. Şu hayatta en zevk aldığım şeylerden biri de bu. Sanki çevremdeki insanlarmış gibi dizideki karakterlerin dedikodularını yapmaya bayılıyorum. 😂

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

29 Haziran 2017 Perşembe

Kitap Önerisi: Sevda Sözleri - Cemal Süreya

Merhabalar

Size kitap hediye eden dostlarınıza sımsıkı sarılın ve bırakmayın. Bakınız; bundan iki hafta önce iki yakın arkadaşımla Ankara'ya gittim. Günü birlik gezmek ve oradaki bir arkadaşımızı görmek için. Belki biliyorsunuzdur Ankara'daki Kızılay Meydanı çok ünlüdür. Sahaflarla ve kitap evleriyle doludur. Hemen kendimi o sokağa attım. 😏 Çıldırırsınız. Yok yok yani. Hangi kitaba bakıp, dokunacağımı şaşırdım.

O sırada Yapı Kredi Yayınları standını gördüm. "Bir gün kitaplığımı bunlarla doldurmak istiyorum, çok güzel değiller mi yav," diye kendi kendime mırıldanırken bu iki çatlak arkadaşım hemen birer kitap kapıp, ben orada kitaplarla sarhoş olurken satın almışlar. Bir gün sonra da erken doğum günü kutlaması yaparak kitapları verdiler. Hayatımın en büyük şaşkınlıklarından biriydi. Ne kutlama bekliyordum ne de kitap. Böyle o an karşıma hazine çıkmış kadar sevindim vallahi, ne yalan söyleyeyim. 😎

"...
Ben ne kadar öbür çiçekleri denesem
Seninki gül oluyor aralarında
..."

Neyse efendim. Olay aslında şu ki hayatımda ilk defa şiir kitabı okudum. Hem de en merak ettiğim şairin bir şiir kitabını okudum. Cemal Süreya'nın Sevda Sözleri'ni. Lise döneminde edebiyat dersini ayrı bir zevkle dinlerdim. Ve sınav için ezberlediğimiz şairler, yazarlar ve eserleri bana işkence değil tam tersine çok eğlenceli bir iş gibi gelirdi. Yani seviyorum edebiyat dünyasını. Cemal Süreya ile tanışma zamanı gelmişti zaten. Ve kesinlikle buna değdi.

Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı

Bu şiir kitabında hem kendinden parçalar vardı, hem romantikti hem de siyasi görüşünü ortaya koymuştu. Şiire başlangıcımda hiç de fena bir seçim değildi. Her şiirini büyük bir açlıkla okudum çünkü bu şaire inanılmaz saygı duyuyorum. Ki zaten öncesinde de eserlerinden birkaç parçası karşıma çıkıyordu. Şu an kitabı bitirmenin apayrı bir mutluluğu var içimde.

Belki de biraz geç rastladım sana
Ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza
1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi
Eksikliğe mi alışmışız mutsuzluğa mı yoksa

Şiir okumaya devam edeceğim. Önerileriniz varsa cidden bekliyorum. Benim aklımda Nazım Hikmet var. Taa lise zamanlarından beri nedense Nazım Hikmet'in tam benim kafadan olduğunu düşünüyorum. Bakmayın burada böyle cıvıl cıvıl konuştuğuma. Bazen öyle bir içime kapanırım ki... Öyle içten sever de belli etmem ki... Belki Nazım Hikmet dile getirmediğim şeyleri dile getirmiştir. 😍

Neyse efenim. Tüm önerilerinizi bekliyorum. En rahat Instagram'dan ulaşabilirsiniz. Jane Wampirob yazın, her sosyal medyada karşınıza çıkarım.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

26 Haziran 2017 Pazartesi

Yabancı Dizi Önerisi: Sense8 (Şiddetle Önerilir)


Merhabalar

Bazen 'keşke tamamen unutsam da ilk defa izliyormuşum gibi yine izleyebilsem' dediğiniz diziler var mı sizin de? Benim elbette var. Hatta beni çok iyi tanıyanlar Lost ve Fringe'ın bende yerinin çok ayrı olduğunu bilirler. Merlin, Prison Break gibi vazgeçemediğim dizileri hiç dile bile getirmiyorum. Anlayacağınız dizi listem baya uzun.

Size şimdi son zamanların çok keşfedilmemiş ama enfes bir kurgusu olan diziden bahsedeceğim. Ah, bir de bu enfes diziyi iptal ettiler. İnanabiliyor musunuz? Durun, ona da geleceğim.

Sense8'i duymuş muydunuz? Netflix'te yayımlanan 2 sezonluk bir dizi. Normalde yeni diziye başlamayacaktım. Ama sonra Instagram'da PuCCa ve eşinin bu diziyi izlediğini gördüm. Ki PuCCa'nın zevkine hayranımdır. Ondan görerek ben de başladım. İlk bölümü izledikten sonra beynim hafiften alev aldı. Gram bir şey anlamadım. Ama yarım bırakır mıyım? O göz var mı bende! Ben ki Fringe'ı çözmüş ve aşık olmuş insanım. Neyse efenim. Dizinin kurgusundan bahsedeyim.

Sekiz farklı karakter var. Sekizi farklı yerlerdeler. Hatta ikisi dışında diğer tüm altı karakter bambaşka ülkedeler. Ama birbirlerine bağlılar. Yani süper ötesi bir bilim kurguyu içeriyor dizi. Şöyle; Londra'da olan kızımız bir anda kendini Berlin'de ya da Hindistan'da ya da Amerika'da bulabiliyor. Sadece sekiz kişiden biri onu görebilir. Yani bu sekiz kişi birbirlerini farklı ortamda görebilir, temas kurabilir. Diğer insanlar ne görüyor ne duyuyor. Of düşünsenize ne maceralar ortaya çıkıyor. Mesela Koreli bir kadın var. Kadını öldürmeye geliyorlar ve tam o sırada diğerlerinden yardım istiyor. Alman bir tane asi bir adam var. Süper dövüşüyor. Sonracığıma Amerikalı taş bir bebek de polis o da çok iyi koruyor kendini. Hintli bir kadın var, tıpçı, yaralanmalarda yardımcı oluyor. Ve daha ne yeteneklileri var. Benim öyle bir ekibim olsa değil yardım çağırmaya altın gününe  dedikodu yapmaya çağırırdım.. Eee, konuyu saptırmayayım.

Konuyu tam anlatamamış olabilirim. Diziyi çok güzel kavradım ama anlatması biraz zor. Dizi konusunda bana güveniyorsanız kesinlikle izleyin. Yani elimde olsa etrafımdaki insanları bir odaya kapatıp bu diziyi izletirdim. O derece dehşet-ü-l vahşet bir diziydi. İki sezondan oluşuyor. Özel bölüm de dahil toplam 24 bölümcük. Yani ben üç günde bitirdim. Diziyi adeta yedim bitirdim. 

Ben izlerken başka bir arkadaşım da başladı. Muhabbetin dibine vurduk. "3.sezonu nasıl bekleyeceğiz yaaa" derken Netflix bir açıklama yaparak diziyi iptal ettiklerini, 3.sezonun olmayacağını söylediler. Neymiş efendim çok masraflıymış. Tamam 7 farklı ülkede diziyi çekmek zordur. Hele o aksiyonlu sahneler baya zorluyordur ama bunu göze alıp da başladınız sonuçta. 3.sezona gelince mi dank etti masraflı olduğu. Hayır yani çok gereksiz diziler devam ediyor da böyle kalite kokan bir dizi nasıl kenara itilir. Allah'ım umarım başka bir kanal keşfeder de o devam ettirir. Yemin ederim bu haberi aldıktan sonra kim bir şey dese, "Ya ama Sense8'i bitirmişler," diyerek suratımı asıyorum. Ve Sense8'ten sonra hiçbir dizi tat vermemeye başladı. O kadar etkileyiciydi ki. Ne ararsanız var.

Aksiyon dolu sahneler, hem çekici hem çelişkili aşklar, çıkar ilişkisi olmayan dostluklar, LGBT, müthiş aksanlar ve soundtrack. Dizide çalan her şarkıyı indirdim. Hele bir tanesi var! Kesinlikle dinleyin ve şu sahneyi de izleyin.


Eh bir de aykırı bir dizi. Evet, bilim kurgu bir konusu var. Aksiyonlu sahnelerde soluğunuz kesiliyor. Ama gerçek hayattan kesitler de sunuyor. Siyaseti eleştiren bir tarafı da var. LGBT temalı olması da hem destek görüyor hem de bazıları tarafından beğenilmiyor. Oysaki öyle güzel işlemişler ki konuyu. Meksikalı iki erkeğin ilişkisi gözünüze itici gelmiyor. Ya da bir erkeğin kadına dönüşerek bir kadınla ilişki yaşaması size mantıksız gelmiyor. Günümüzde artık bu kabul edilebilir bir şey. Sonuçta hepimiz insanız. Seçimlerimiz, kararlarımız bize ait ve kimliğimizi oluşturan faktörler. Kimse kimseyi eleştiremez ya da yargılayamaz. İşte Sense8 bunu adeta içinize işliyor. Farklılığı sevdiriyor ve kötü bir yanı olmadığını gösteriyor.

Ne diyebilirim ki? İyi ki karşıma çıkmış ve izlemişim. İyi ki böyle bir yapım yapmışlar. İyi ki bu oyuncuları seçmişler. Ve iyi ki bu şarkıyı dizide çalmışlar. Şu an hayatımın şarkısı "What's up" kesinlikle!

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Not: Bakın çok ciddiyim. İzlediğinize pişman olmayacaksınız! Eee bazı sahneler çok açık olabilir. Rahatsız olanlar o sahneleri atlayabilirler. Game of Thrones izleyen nesiliz çok da şeey etmez bizi bence. Bol kahkahalı, nefes kesen dizi sizi bekliyor! 

25 Haziran 2017 Pazar

Kitap Yorumu: Ay Günlükleri 4 - Winter / Marissa Meyer


Merhabalar

Herkese iyi bayramlar! Bu bayramda evde olduğuma göre gelsin blog yazıları gelsin bel ağrısı. 😂

Uzun zamandır yorumunu yazmayı ertelediğim Winter'ı sonunda yazıyorum. En güzelini sona saklayayım dedim. 😚 Üşengeçliğimden değil yani. Kesinlikle.

Öncelikle, canlarım, eğer Ay Günlüğü serisini duymadıysanız ya da okuyup yarım bıraktıysanız büyük bir ayıp ediyorsunuzdur. Bu seri benim ilk beş favori serilerime girer. Hem de baya rahat girer. Ki girdi bile. Neyse efenim. Serinin son kitabı olan Winter'ın yorumlarını okumak isteyenleri yazının devamına alalım. Diğer arkadaşlar lütfen en kısa zaman serinin ilk kitabı Cinder'ı edinsin. Zaten her ay mutlaka bir kitap sitesinde 9.90 TL indiriminde oluyor. Almayanları dövüyorlar artık ona göre..

"Kaptan ve yeni mürettebatı sizinle görüşmek istiyor."
"İşte bu!" dedi Thorne koridordan. "Bir gün herkes bana kaptan diyecek.".

Serinin daha ilk kitabında başlayan süper heyecanlı macera size hiç soluk aldırmadan Winter'da da aynen devam ediyor. Öyle ki kitap kalın olmasına rağmen sayfalar su gibi akıp geçiyor. Yazarı görsem beyinlerimizi değiş tokuş ettireceğim. Bu ne kadar etkileyici bir hayal gücü arkadaş! Böyle kendi hayatımdan soğudum bir an. Oradan oraya koşmak, savaşmak, Levana'ya nefretimi kusmak ve Kaptan Thorne'u elde etmek istedim. Ya inanılmaz karakterler yaratmış yazar. Son kitapta özellikle iyice aşina oluyorsunuz. Adeta dostlarınız oluyor bu karakterler. Bu kitapta adından da anlaşıldığı gibi Winter ön planda. Ama yazar her kitapta olduğu gibi diğer karakterleri de çok güzel kurguya oturtmuş. Yani Winter ana karakter gibi gözüküyor ama diğerleri kesinlikle yan karakter görevinde değiller. Bir bütünler. Of, bu hayal dünyasının mükemmelliğini anlatmaya kelimeler yetmez.

Thorne kaşlarını çattı. "Dikkat benim göbek adım. Cesur ve seksiden sonra tabii."
"Patavatsızı da unutma," diye alay etti Cinder.

Biliyorsunuz ki serinin en başından beri Levana baş düşman ve hedefi ise Cinder. Elbette bu savaşta Cinder tek başına değildi. Her bir olaydan sonra çok güçlü dostluklar edindi. Ve en sonunda Cinder-Kai, Scarlet-Wolf, Cress-Thorne ve Winter-Jacin çiftleri bir araya gelerek inanılmaz planlar yaptılar. Her bir sahneyi abartmıyorum büyük bir merakla okudum. Çünkü artık her an her şey olabilirdi. Hikayenin sonuna geliyorduk ve savaşın nasıl biteceği hiç belli değil. Yazarımız acayip sevimli olabilir ama her an bir şeyler yapabilirdi. Thanks God! Hadi size minik spoiler; mutlu sonla bitiyor.

Seri bitiyor bitmesine ama böyle sanki yazar tam devam edecekken 'neyse, diğer kitaba saklayayım' demiş gibi bitirmiş. Tam tadından yenmelikken bitirmiş. 😢 Üzdün ben Marissa!

"Sizi Prenses Winter ile tanıştırayım," diye atıldı Scarlet.
Thorne elini saçlarının arasına daldırdı. "Ne bu ya? Biz istenmeyen prensesler yetimhanesi filan mı işletiyoruz, anlamadım ki."

Ama olsundu. En azından seriyi hiç bozmadı. Karakterler sapıtmadı. Yani bu seride ben gram kusur göremiyorum. Okurken de hiç kusur aramadım. Karakterlerin hepsi mükemmeldi. Ah, Iko'yu unutmamak lazım. Serideki en favori karakterlerimden biridir. Kendisi insan olmayabilir ama tanıdığım en tatlı Android kendisi. 😻

Daha bu seri için ne desem bilemiyorum. Okunması gerekenlerden biri. Hem kurgusu çok ilgi çekici hem de yazarın dili acayip sempatik. Çevirileri de enfes. Tadından yenmeyen bir seri olmuş. Eh, size de okumak kalıyor canlar.

Thorne kıkırdayıp tek kaşını kaldırarak Iko'ya baktı.
"Ben size bir veda öpücüğü vermeyi isterdim kaptan," dedi android. "Ama Majesteleriyle kucaklaşırken birkaç kablom yandı. Bir de sizi öpersem ana işlemcim erir diye korkuyorum."
Thorne ona göz kırptı. "Endişelenmekte haklısın tabii."

Şaka maka bir unutulmaz seri daha bitti. Cinder'la başladık bu maceraya. O yüzden onu özleyeceğim. Iko'nun komikliklerini, Cress'in şaşkınlıklarını, Scarlet'la Wolf'un asiliğini, Kai'nin romantikliğini ama en çok da Kaptan Thorne'u özleyeceğim. Alaycılığı, esprileri, kendinden emin tavırları ve şapşallıkları... Bu seride aşık olduğum kesinlikle Thorne. Baştan söyleyeyim de sonra bozuşmayalım. 😌

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

23 Haziran 2017 Cuma

Yabancı Dizi Önerisi: 13 Reasons Why


Merhabalar

Gündeme bomba gibi düşen bir diziden bahsedeceğim. 13 Reasons Why (Ölmek İçin 13 Sebep) aslında bir kitap uyarlamasıdır. Ülkemizde de Artemis Yayınları'ndan çıkan Jay Asher tarafından yazılmış bir gençlik hikayesidir. 

Amerika'daki okullarda gerçekleşen zorbalıkları ön plana alan yazar, değişik bir yöntemle bunu ifade etmiş. Yani öyle ki kitabı okuyan ya da diziyi izleyen bir kişi ya çok etkilenip, aynı şeyi uygulamak istiyor ya da zorbalığa kalmış biri ise nasıl mücadele edeceğini keşfediyor. 

Kurgunun genel hatları şöyle; Hannah Baker adındaki bir genç kız okulda ciddi zorbalıklara maruz kalıyor. Bir süre sonra bunun üstesinden gelemiyor ve intihar etmeden önce intihar etmesine sebep olanlara birer kaset hazırlıyor. Toplamda 13 kişiyi hedef alan bu kasetleri, hedeflediği kişilerin dinleyeceği şekilde bir plan yapıyor. İntihar ettikten sonra ise bu kasetler sırasıyla o kişilere gidiyor. Her biri dinledikten sonra sıradaki kişiye ulaştırmak zorunda. Clay Jensen adlı bir çocuğun kasetleri alıp, dinlemesiyle asıl olaylar başlıyor. Kendisi de listenin içinde aslında. Ama diğerlerinden daha farklı bir tepki veriyor. Bir nevi Hannah'ın intikamını almaya çalışıyor.

Diziyi izlemeden önce kitabı okudum. Okurken bazı şeyleri tam kavrayamamıştım. Yani çeviriden mi kaynaklı yoksa yazarın dilinden mi kaynaklı bilemiyorum. Ama diziyi izledikten sonra her şey yerine oturdu ve büyük bir depresyona girdim. "Gerçekten de böyle şeyler yaşanıyor mu?"

Dizinin bu kadar tutmasının bir sebebi de yapımcılığını Selena Gomez yapıyor. Hatta çoğu kişi o da oynuyor sanıp diziye öyle başlamış. Buna açıklık getireyim; Selena Gomez dizide rol almıyor sadece iki şarkısı soundtrack'ta yer alıyor. Bunun dışında dizinin kadrosu çok iyi seçilmiş bence. Karakterlerle oyuncular cuk oturmuş. İzlerken rahatsız olduğum bir durum olmadı.


Öncellikle, Hannah Baker'i kesinlikle desteklemiyorum. Evet, zorbalık görmesinden dolayı zor zamanlar geçirmesi gayet normal. Ama kaçış noktası olarak intiharı görmesi çok yanlış. Ve son kez, yaşamasının bir anlamının olmadığını destekleyecek bir sebep bile arıyor. Hatta direk bu sebebe koşuyor bile diyebilirim. Okuyanlar ya da izleyenler ne demek istediğimi anlayacak. Yani Hannah'ın kararı bana tamamen yanlış geliyor. Ama öteki yandan şu kaset olayını çok güzel düşünmüş. İnsanların hatalarını saklamak ya da görmezlikten gelmek yerine bir bir yüzlerine vuruyor. Hatta birbirlerinin pisliklerini dinlemesini sağlıyor. Listedeki kişilerin yaptıkları düşünülürse gayet güzel bir yöntem.

Şöyle de bir şey var ki dizi bir çok liseliye ilham vermiş. Bazı intihar haberleri bile gelmişti. Çok riskli bir yapım olmuş. Ama diğer taraftan olaylar çok da güzel yansıtılmış. Yani bilinçli bir şekilde izlediğinizde iyi yönden örnek verici olduğunu görürsünüz. Şakasına, "Ya ehehe ben de size kaset hazırlayacağım ortalık karışacak" diyerek arkadaşlarıma da önerdim diziyi. Hatta en yakın arkadaşım 1.5 günde diziyi izledi ve ortalıkta ruh gibi gezdi. Aynı şekilde ben de bir hafta sonumu bu diziye ayırdım ve beklenmedik şekilde etkilendim. Değişik bir şey de oldu. Diziyi izlerken saçlarımı normalinden baya kısa kestirmiştim. Hemen ardından Hannah'ın da saçını kestirdiği bir bölüm vardı. Ne hikmetse saçlarımız aynı modeldi ve şöyle bir şey diyordu; "dış görünüşümdeki değişiklik aslında bir yardım çağrısıydı ama kimse duymuyordu" Bir ara kendimden şüphelendim yoksa ben de ağır bir depresyonda mıyım diye. 👀 Yani dizi aslında baya etkileyici bir faktör olmuş.


Ve tüm bu detayları görmezlikten gelirsem de diziyi izlemenizi öneririm. Cidden kaliteli bir dizi olmuş. Soundtrack müthiş. Oyuncular yetenekli. Sahne geçişleri en sevdiğim özelliği oldu. Ve kurgu sizi kendinize çekiyor. İzlediğim hiçbir bölümden sıkılmadım. İlk sezon zaten 13 bölümdü. İkinci sezon onayı da aldı. 2018'de Nexflix'de yayımlanacak. 

Çok da ciddiye almadan izleyin diziyi. Etkilenmeyin. Ama bilin ki böyle şeyler gerçekten de Amerika'da gerçekleşiyor. Bizim okullarımızla çok zıtlar. Çok farklı özelliklerimiz var ama insan ister istemez etkileniyor yine de.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Not: Kesinlikle "The Night We Met - Lord Huron" dinlemenizi öneririm!