Pages

Marissa Meyer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marissa Meyer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2018 Salı

Kitap Yorumu: Kalpsiz - Marissa Meyer

Merhabalar
Herkes 2018 telaşını atlattı mı? Valla ben süper duygusuz girdim bu yıla. 2017'nin darbelerinden sonra koyverdim, hodri meydan dedim. Sürprizlere açığım, dedim 2018'e. Bir de kötü bir yıl yaşandığı zaman o yılın sayısına yüklemek bu cefayı... Aynı şeyi bende yapıyorum ve baya anlamsız geliyor aslında ama n'apalım insanız işte. 👀
Durun, konu bu değildi. Bir kitap yorumu girerken aklım hep diğer yazmak istediğim şeylere gidiyor, sonuç da bu oluyor. Bugün size 2018'in ilk yorumunu yazıyorum. Daha güzel ve dolu dolu bir yorumla giriş yapmak isterdim ama en son okuduğum kitap Marissa Meyer'ın Kalpsiz romanıydı. 
2017 bitmeden önce kitabı okudum fakat yorumunu girmeye üşendim. Bir de kitap bitince durup düşündüm, "Ay Günlükleri serisi ile Kalpsiz'in yazarı nasıl aynı olabilir?" Yazar Ay Günlükleri serisi ile kalbimi fethetmiş, ne yazsa okurum moduna girip Kalpsiz romanına balıklama atlamış ve sonrasında kayaya çakılmış olarak buldum kendimi. Bakın, bunu çok az yazar yaptırabilir. Mükemmel kurgular yazıp da araya çürük kurgular sıkıştırmak... Bilmiyorum. Riskli bir durum. Ben bundan sonra Marissa Meyer'ı balıklama okur muyum, meçhul...
Kitabı çok yerden yere vurdum ama cidden haklıyım. Hele kitabın sonu... (Burada sesim adeta tizleşiyor.) Yani al fırlat. Fırlatma, yak. Seri bir kitabın ilki olsa, tamam ikinci kitabı bekleyelim diyeceğim. Ama tek kitaplık bir kurgu ve inanın bana löp diye bitiyor. O kadar mantıksız ki...
Normalde sevmediğim ya da hakkında olumsuz yorumlar yaptığım kitaplara blog'umda yer vermiyorum ama Marissa Meyer sevdiğim bir yazar olduğu için bu kitabına isyan etmek amacıyla yorum girdim. 
Yazarı bilenler bilir, masallardaki karakterleri kendine göre kurgulamayı çok seviyor. Kalpsiz romanında da Alice Harikalar Diyarında'yı baz almış. Çocukken Alice'i okuduğum için pek kurgusunu hatırlamıyorum ama Kalpsiz'i okurken bazı benzetmeleri yakaladım. Ortada yine bir krallık var. Harikalar Diyarı'nda yaşayan Catherine, bir leydi olmasına rağmen tatlı yapmaya bayılan bekar bir kız. Çay partilerine, Kupa Kralı'nın düzenlediği etkinliklere falan katılırken hep kendi yaptığı tatlılardan götürüyor. Ve halk da bu tatlılara bayılıyor. Adeta sihirli gibiler. Bu yüzden Cath'in de bir hayali vardır. Hizmetçisi ve yakın dostu Mary Ann ile birlikte bir pastane açmak. 
Fakat bu hayallerini askıya almak zorunda kalıyor. Çünkü tıfıl, çocuk ruhlu ve Cath'e hiç hitap etmeyen Kupa Kralı leydimiz ile evlenmek istiyor. Cath dışında herkes bu evliliğe hazır. 
Olaylar böyle ilerlerken bir de Kupa Kralı'nın gizemli soytarısı Jest -Joker- ile Cath tanışıyorlar. Eh, aşk kokusunu alabiliyorsunuz değil mi? Ama Cath bir yandan ailesinin evlilik baskısından kurtulmaya çalışırken bir yanda da Jest'e olan duygularını anlamlandırmaya çalışıyor. 
Kurgu böyle çok toz pempe, şeker kıvamında gözüküyor değil mi? Ama hiç de öyle değil. Ortada bilinmeyen sırlar var; büyü, delilik ve canavarlar da mevcut. Masalsı diyar, karanlıklarla dolu.
Keşke bu kurguyu böyle enfes devam ettirebilseydi, sevgili yazarımız. Ama sonrasında öyle çuvallamış ki... Ben sevmedim. Bazen gereksiz anlatımlar da vardı, bazı gizemleri erkenden çözdüm ve dediğim gibi sonu yüzünden al kitabı yak.
Eğer ikinci kitabı yazmazsa kurgu çok açıkta kalarak bitmiş olacak. Yoksa ben mi anlamadım? Okuyanlardan da yorum bekliyorum. Her şeye rağmen merak ediyorum diyorsanız, okuyun efenim.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

26 Ağustos 2017 Cumartesi

Kitap Yorumları: Yorumlarını Yazmaya Üşendiğim Kitaplar


Merhabalar

Bu yaz, 'tatil yapmıcam beeen' deyip de tatil yapanlardanım. Her şey aniden gelişti zaten. O yüzden blog'a giremedim. 😊 Bir aylık anneanne tatilinden sonra eve döndüm, kitaplarımla özlem giderdim ve işte blog'uma kavuştum. Bu arada ilerleyen günlerde ilginç bir duyurum olacak. Daha önce böyle bir şey denemedim. Bakalım nasıl olacak? 😉 Ama onun öncesinde yorumlarını yazmaya üşendiğim üç kitap var. Onlardan sonra da iki mükemmel kitap yorumu gireceğim.

Tatile çıkmadan önce Ay Günlükleri serisinin yan kitabı olan Uzak Yıldızlar'ı okumuştum. Kısa zamanda ve hiç sıkılmadan okudum. Çünkü Marissa Meyer nasıl harikalar yaratacağını biliyor. Yazar artık kendini oturtmuş. Bu serinin kurgularını resmen döktürüyor. Bence gözü kapalı bile yazıyor olabilir. 😈 Uzak Yıldızlar'da baş karakterlerimizin merak edilen geçmişleri hakkında kısa hikayeler var. Yazar serinin açıkta kalan her bölümünü bu kitapta tamamlamış. Çok severek okudum. Son bölümde de çok renkli bir macera vardı. Böyle kitabı okurken içiniz sımsıcak oluyor. Sanırım şu ana kadar okuduğum en saf seriydi diyebilirim. Pamuk şeker tadında ve bu sizi hiç sıkmıyor. Yazar her duyguya yer vermiş, can sıkmayan karakterler yaratmış ve heyecanı hiç eksik olmayan bir kurgu yazmış. Her zaman önereceğim serilerden biri. Hiiiç çekinmeden alın alın okuyun.

Tatile çıkarken yanıma iki kitap almıştım. Bunlardan biri Trendeki Kız idi. Uzun zamandır polisiye okumadığımı fark ettim. Ve bu kitabın inanılmaz reklamı yapıldı. Filmi de çıktı sanırım. Hal böyle olunca baya meraklandım. Polisiye kurgusu bence en zorlu kurgulardan biri. Baya kafa patlatmak lazım. Yani ben en azından okuyunca ağzım beş karış açık kalsın istiyorum. Fakat ne yazık ki Trendeki Kız beni hiç şaşırtmadı hatta okurken yordu. Başta büyük beklentilerle başladığım için kitabın yarısına kadar okumak için direndim. "Allasen nasıl bitecek süper merak ettim!" diye diye olayı çözdüm ve "mehh bu muydu ya" moduna girdim. Yazarın acemi olduğu bariz belliydi ama keşke biraz daha üstünde dursaydı kurgunun. Kitabı bitirene kadar süründüm. Polisiye kitaplarında olayı çözünce bir anlamı kalmıyor zaten. Esrarengiz olmalı! Yani canlarım, benim gibi polisiye meraklısı iseniz bu kitabı önermiyorum. Nora Roberts'ın kitaplarına kurban olayım. 😢

Yanıma aldığım bir diğer kitap ise Alaska'nın Peşinde idi. 😎 Söz konusu John Green olunca ister istemez "bu kitapta ne ile karşılaşacağız acaba" diyorum. Çünkü yazarın mizah anlayışı çok farklı. Değişik karakter seçimleri oluyor ve bunun sonucunda da farklı diyaloglar ortaya çıkıyor. Nasıl desem, John Green ismini marka yapmasının sebebi bu bence. Gençlik üzerine yazıyor ama her zaman karşımıza çıkan gençleri konu edinmiyor. Farklı tarzları olan, özgür ruhlu ve absürt diyalogları olan gençleri kitabında ağırlıyor. Alaska'nın Peşinde de aynı bu şekildeydi. Üç ana karakter var. Olaylar genellikle bunlar arasında geçiyor. Alaska bu karakterlerden biri ve göz önünde olan da o aslında. Her şey Alaska ile bağlantılı. Başta kurgu çok hoşuma gitti. Sonra dönüm noktası tarzında bir şey oldu ve ne olacağını tahmin ettim. Hatta yazar biraz gizem katmak istemiş ama onu bile çözdüm. Kitabı dikkatle okuyanlar zaten John Green'in leb demeden leblebi diyeceğini anlar. Ama kitap güzel miydi? Güzeldi, ben beğendim çünkü yazarın dünyasını seviyorum. Okuduğum üçüncü kitabıydı. En güzeliydi diyemem ama farklı bir tarzı olduğu için seviyorum. Öneri seçeneğini size bırakıyorum. 😏

Yorumlarını yazmaya üşendiğim kitaplar bunlardı işte. Diğer iki kitap yorumu yayınlanmayı bekliyor.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

25 Haziran 2017 Pazar

Kitap Yorumu: Ay Günlükleri 4 - Winter / Marissa Meyer


Merhabalar

Herkese iyi bayramlar! Bu bayramda evde olduğuma göre gelsin blog yazıları gelsin bel ağrısı. 😂

Uzun zamandır yorumunu yazmayı ertelediğim Winter'ı sonunda yazıyorum. En güzelini sona saklayayım dedim. 😚 Üşengeçliğimden değil yani. Kesinlikle.

Öncelikle, canlarım, eğer Ay Günlüğü serisini duymadıysanız ya da okuyup yarım bıraktıysanız büyük bir ayıp ediyorsunuzdur. Bu seri benim ilk beş favori serilerime girer. Hem de baya rahat girer. Ki girdi bile. Neyse efenim. Serinin son kitabı olan Winter'ın yorumlarını okumak isteyenleri yazının devamına alalım. Diğer arkadaşlar lütfen en kısa zaman serinin ilk kitabı Cinder'ı edinsin. Zaten her ay mutlaka bir kitap sitesinde 9.90 TL indiriminde oluyor. Almayanları dövüyorlar artık ona göre..

"Kaptan ve yeni mürettebatı sizinle görüşmek istiyor."
"İşte bu!" dedi Thorne koridordan. "Bir gün herkes bana kaptan diyecek.".

Serinin daha ilk kitabında başlayan süper heyecanlı macera size hiç soluk aldırmadan Winter'da da aynen devam ediyor. Öyle ki kitap kalın olmasına rağmen sayfalar su gibi akıp geçiyor. Yazarı görsem beyinlerimizi değiş tokuş ettireceğim. Bu ne kadar etkileyici bir hayal gücü arkadaş! Böyle kendi hayatımdan soğudum bir an. Oradan oraya koşmak, savaşmak, Levana'ya nefretimi kusmak ve Kaptan Thorne'u elde etmek istedim. Ya inanılmaz karakterler yaratmış yazar. Son kitapta özellikle iyice aşina oluyorsunuz. Adeta dostlarınız oluyor bu karakterler. Bu kitapta adından da anlaşıldığı gibi Winter ön planda. Ama yazar her kitapta olduğu gibi diğer karakterleri de çok güzel kurguya oturtmuş. Yani Winter ana karakter gibi gözüküyor ama diğerleri kesinlikle yan karakter görevinde değiller. Bir bütünler. Of, bu hayal dünyasının mükemmelliğini anlatmaya kelimeler yetmez.

Thorne kaşlarını çattı. "Dikkat benim göbek adım. Cesur ve seksiden sonra tabii."
"Patavatsızı da unutma," diye alay etti Cinder.

Biliyorsunuz ki serinin en başından beri Levana baş düşman ve hedefi ise Cinder. Elbette bu savaşta Cinder tek başına değildi. Her bir olaydan sonra çok güçlü dostluklar edindi. Ve en sonunda Cinder-Kai, Scarlet-Wolf, Cress-Thorne ve Winter-Jacin çiftleri bir araya gelerek inanılmaz planlar yaptılar. Her bir sahneyi abartmıyorum büyük bir merakla okudum. Çünkü artık her an her şey olabilirdi. Hikayenin sonuna geliyorduk ve savaşın nasıl biteceği hiç belli değil. Yazarımız acayip sevimli olabilir ama her an bir şeyler yapabilirdi. Thanks God! Hadi size minik spoiler; mutlu sonla bitiyor.

Seri bitiyor bitmesine ama böyle sanki yazar tam devam edecekken 'neyse, diğer kitaba saklayayım' demiş gibi bitirmiş. Tam tadından yenmelikken bitirmiş. 😢 Üzdün ben Marissa!

"Sizi Prenses Winter ile tanıştırayım," diye atıldı Scarlet.
Thorne elini saçlarının arasına daldırdı. "Ne bu ya? Biz istenmeyen prensesler yetimhanesi filan mı işletiyoruz, anlamadım ki."

Ama olsundu. En azından seriyi hiç bozmadı. Karakterler sapıtmadı. Yani bu seride ben gram kusur göremiyorum. Okurken de hiç kusur aramadım. Karakterlerin hepsi mükemmeldi. Ah, Iko'yu unutmamak lazım. Serideki en favori karakterlerimden biridir. Kendisi insan olmayabilir ama tanıdığım en tatlı Android kendisi. 😻

Daha bu seri için ne desem bilemiyorum. Okunması gerekenlerden biri. Hem kurgusu çok ilgi çekici hem de yazarın dili acayip sempatik. Çevirileri de enfes. Tadından yenmeyen bir seri olmuş. Eh, size de okumak kalıyor canlar.

Thorne kıkırdayıp tek kaşını kaldırarak Iko'ya baktı.
"Ben size bir veda öpücüğü vermeyi isterdim kaptan," dedi android. "Ama Majesteleriyle kucaklaşırken birkaç kablom yandı. Bir de sizi öpersem ana işlemcim erir diye korkuyorum."
Thorne ona göz kırptı. "Endişelenmekte haklısın tabii."

Şaka maka bir unutulmaz seri daha bitti. Cinder'la başladık bu maceraya. O yüzden onu özleyeceğim. Iko'nun komikliklerini, Cress'in şaşkınlıklarını, Scarlet'la Wolf'un asiliğini, Kai'nin romantikliğini ama en çok da Kaptan Thorne'u özleyeceğim. Alaycılığı, esprileri, kendinden emin tavırları ve şapşallıkları... Bu seride aşık olduğum kesinlikle Thorne. Baştan söyleyeyim de sonra bozuşmayalım. 😌

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

4 Eylül 2016 Pazar

Kitap Yorumu: Ay Günlükleri 3 - Cress / Marissa Meyer


Merhabalar

Sanırım bu yaz okuduğum en akıcı kitaptı Cress. Hem komik hem heyecanlı hem de cidden müthişti. Eğer hala Ay Günlükleri serisine başlamadıysanız şiddetle ilk kitabı Cinder'ı öneriyorum. Hemen okumaya başlayın. Yazar öyle bir yazıyor ki serinin bir sonraki kitaplarında çıtayı giderek yükseltiyor. Cinder'ı çok severek okumuştum. Bir serinin ilk kitabının olabileceği en iyi kıvamdaydı. Başlangıç karakterleri çok güzel tanıtılmıştı. Hemen ardından Scarlet geliyor. Olaylar bir seviye daha artıyor. Tabii karakterlerde... Scarlet ve Wolf karakterine alışıp, Cinder, Iko, Throne ve Kai karakterlerini daha da çok severken şimdilik son durağımız Cress'deyiz. AMAN TANRIM! Serinin şu ana kadarki en en en iyi kitabıydı. 

Bir önceki kitapta Throne karakterini gözüme kestirmiştim. Bu kadar mı eğlenceli bir karakter olur! Cinder'ın yoldaşı olmakla kalmadı şimdi bir de çapkınlıklara başladı. Bu kitabın ana karakteri Cress. Kendileri aslında şu meşhur Rapunzel. Yazarımızın hayal dünyasında ise Levana'nın sadık Sihirbazı tarafından uzayda bir uyduya hapsedilmiş karakter. Cinder gibi Cress de bir Aylı. İlk doğduğu zaman ailesi tarafından terk ediliyor. (Aslında olay öyle değil ama okuyunca göreceksiniz.) Sihirbaz, Cress'in bazı yeteneklerini keşfedince onu özel hizmetkarı gibi bir şey yapıyor. Cress internet ve teknoloji konusunda bir uzman. Kaldığı uyduda tek uğraşısı bunlar zaten. Sihirbaz tarafından Cinder'ı bulmak için görevlendirilir ama o özgür bir hayat yaşamak için Cinder'a yardım etmeye karar verir. İşte olaylar bundan sonra başlıyor efenim.

Cress'de durumlar böyle iken gelelim diğer ekibe. Cinder, Iko, Throne, Wolf ve Scarlet kendi uydularında diğerlerinden saklanmaya devam ediyorlar. Ama aynı zamanda Kai ile Levana'nın düğün günü yaklaşmaktadır. Onu engellemek için planlar yapılırken Cress ile iletişime geçerler. Elbette arkasından bir sürü sorun gelmektedir.

Dr. Erland'dan da bahsedeyim. Kendileri Cinder'ı keşfeden bir karakter. Daha ilk kitapta onun Prenses Selene olduğunu anlamıştı. Kaçmasına yardımcı olmuştu. Şimdi bir kaçak olarak Afrika'da araştırmalarına devam etmekte ve Cinder ile yoldaşlarının gelmesini beklemektedir. Aslında onunda bir sırrı varmış. Hepsi açığa çıkacak.

Şimdi bir de bu üç kız karakteri karşılaştırmadan olmaz. Cinder'ı ilk okumaya başladığımdan beri çok seviyorum. Nedense çok doğal ve olması gerektiği gibi davrandığını düşünüyorum. O yüzden onunla bir sorunum yok. Scarlet'a da okuduğumdan beri ısınamadım. Nedense hep bir soğukluk var kızda. Sadece aşk insanıymış gibi. Wolf da Wolf. Yemedik canım aa! Cress ise içlerinde en saf olanı. Gerçekten çok saf ve sempatikti. Böyle kollarımın arasına alıp sarılasım geldi. Throne'la ikisi komediydi. Cress çok saf, Throne çok çakal... Gerisini siz düşünün.

"Kaptan," diye mırıldandı. "Ben size aşığım."
"Bunu iki koca günde mi fark edebildin? Dokunuşlarım sihrini yitirmeye başladı galiba." (Cress&Kaptan Throne)

Kitapta bomba üstüne bomba patlıyor. Cidden inanılmaz akıcı bir kitap olmuş. Gözümü kırpmadan okudum. Çevirisi de enfesti. Yani cidden serinin göz bebeği olmuş. :D

Öyle olaylar oluyor ki... Özellikle Throne'a biteceksiniz! Çok komik ve şaşırtıcı sahneler vardı. Bu kitapta Throne'nun yanı sıra Cinder ve Iko karakterlerini daha çok sevdim. Wolf ve Scarlet karakterlerine hala pek ısınamadım. Öyle kenarda dursunlar şimdilik. Sonracığıma... Serinin son kitabına dair bir ipucu vardı. Kraliçe'nin üvey kızı Winter gözüküyor ama bir bilgi vermeyeceğim. Anlaşılan onun hikayesi bambaşka.

Tadından yenmeyen bir kitaptı. Cidden okuduğunuza pişman olmayacağınız bir seri. Özellikle günümüzde istifini bozmayan, sıradanlaşmayan nadir serileri biridir. İyi okumalar!

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

23 Nisan 2016 Cumartesi

Kitap Yorumu: Ay Günlükleri 2 - Scarlet / Marissa Meyer


Merhabalar!

İnanabiliyor musunuz, Ay Günlükleri serisine geçen haziranda başlamışım! Bir sene olmuş neredeyse ve anca seriye devam ediyorum. Bu böyle olmayacak dedim ve yeni serilere sınır çizdim. Önceliğim devam eden serilerim ve büyük bir heyecanla okuyorum. Ve eğer hala Ay Günlükleri ile tanışmadıysanız lütfen Cinder'ı edinin. Bu seri bir harika dostum!

Yazarımız, küçüklüğümüzden beri duyduğumuz Grimm Masallarını alıyor bir güzel kendince işliyor. Ama öyle güzel kurgular yaratmış ki... Serinin ikinci kitabını bitirdim ve 'aşşık oldum.' İlk kitap Cinder'dı. Bildiğimiz Cinderalla. Elbette bu yeni kurguda hiç de masum ve masaldaki gibi mutlu sona ulaşan biri değil. Bizim Cinder'ımız büyük bir mücadele içinde çünkü kendisi Prenses Selene. Ve Ay Kraliçesi Levana onu öldürmek istiyor. Kaçış yollarına düşen Cinder, yol üzerinde yeni bir yoldaş edinir. Kaptan Thorne. Kendisi şuan favori karakterlerimden biri. Süperötesi şapşal, komik ve seriye renk katan biri. Bir diğer ise Cinder'ın robot arkadaşı Iko. Bu üçü süper ekip oldu.

Gelelim Scarlet tarafına. Scarlet da ilk başlarda sıradan biri gibi görünüyor. Babaannesi bir gün ortadan kaybolur ama Scarlet onun kaçırıldığına emin. Yine de yaşamına devam ediyor ve günlerden bir gün Wolf diye biriyle tanışıyor. Hikayeyi çaktınız mı ? 'Büyükanne, neden ağzın bu kadar büyük ? Seni daha iyi yiyebilmek için!' ve karşınızda Kırmızı Başlıklı Kız ile Kurt hikayesi. Yazar seriye resmen dönüm noktası eklemiş. Cinder ve Scarlet öyle bir yerde karşılaşıyorlar ki... Kurguya bayıldım. Ekip giderek güzelleşiyor. Cinder ve Kai çiftinden sonra Scarlet ve Wolf çifti favoriler arasına girmek üzere. İlişkileri biraz hızlı oldu ama yine de çok sevimliler.

Bunların dışında... Kurguya cidden bayıldım. Yazar öyle güzel kafa patlatmış ki, okurken mest oldum. Özellikle 3.kitap olan Cress'i fena merak ediyorum. Çünkü arka kapak yazısını okuyunca 'bu kesinlikle tam benlik olacak' dedim. Thorne'u daha çok okumak istiyorum. Serideki favori erkek karakterim oldu. Cinder'la Scarlet'ı karşılaştırmak istemiyorum çünkü çok farklılar. Ama Cinder bana daha yakın geliyor. 

Ve son olarak... Alın bu seriyi. Dönemin en iyilerinden. Artemis Yayınları seriyi tamamladı bile! Kapak tasarımlarından tutun çevirisine kadar miss gibi bir seri. Kitaplığınızın gözdesi olacaklar!

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

12 Haziran 2015 Cuma

Kitap Yorumu: Ay Günlükleri 1 - Cinder / Marissa Meyer


"Bir varmış bir yokmuş."

Merhabalar...

Bu aralar blog'a yazacak çok şeyim var ama tembelliğim üstümde. Neyse ki yaz tatili geldi ve sonunda bol bol vaktim olacak. Başka planlarım olmazsa tabii. :D Eh, sizlerde tatile girdiğinize göre blog'u alt üst edin ve yine eskisi gibi sohbetler edelim. Hiç yanıma uğramaz oldunuz. Fark etmedim sanmayın. *-*

Şimdi gelelim asıl konuya. Birkaç gün önce Artemis Yayınları'ndan çıkan Ay Günlükleri serisinin ilk kitabı Cinder'ı okudum. Ve cidden aşık oldum. Bu kadar mı akıcı ve güzel bir kurgu olur? Yazarın hayal gücünü kıskandım ve bayıldım. Ülkemizde baya geç çıktı seri ama şuan ilk 3 kitap mevcut ve yanılmıyorsam 4.kitap hazırlık aşamasında. Bu hızla giderlerse seriyi yiyip, bitirebiliriz. *sırıtmalar*

Kitabın konusu aslında hem bilindik hem de yazarın hayal gücüyle harmalanmış. Cinderella'yı bilirsiniz ? Üvey annesi ve üvey kız kardeşleri ile yaşayan, evde hizmetçi gibi görülen ve bir gün baloya gitmesiyle Prens'i etkileyip, bir ayakkabısını unutan masal kahramanlarından biri. Cinder kitabında ise olaylar hemen hemen aynı. Ama zaman dilimi farklı. Günümüzden uzak, geçmişten parçalar taşıyan ve belki de gelecekte karşılaşacağımız şeylerle donanmış bir kurgu hayal edin ? Ben bayıldım. Siz de bayılabilirsiniz.

 Gelecekteki Yeni Pekin'e hoş geldiniz! Burada hem insanları hem androidleri (gelecekteki uzman robotlar olarak düşünebilirsiniz) hem de Kraliyet'i görebilirsiniz. Teknoloji çok fena gelişmiştir fakat Veba hastalığına henüz bir çözüm bulunamamıştır ve bu da tüm halkı etkilemektedir. Bunun yanısıra Ay İnsanları, Dünyayı dikizlemektedir. Söylentilere göre Veba hastalığını da onlar getirmiş. Amaçları tahmin edilebilir; Dünyayı ele geçirmek.

Cinder, kurgumuzda baş karakter. Üvey annesi ve iki üvey kız kardeşi ile beraber yaşayan bir mekanik ustasıdır. Ama dış görünüşü masallardaki gibi değildir. Vücudunun bazı bölümleri metaldir. Çok küçükken bir yangın sırasında yaralanır ve ancak böyle tedavi edilir. Bu yüzden üvey annesi ve bazı kişiler tarafından da say-borg olarak adlandırılıyor. Buna rağmen Cinder, çarşı gibi bir yerde android'i Iko ile çalışıp, üvey annesine para götürmektedir. Kendi halindedir ama bu Cinder'ın bazı farklılıkları var. Bunları elbette anlatamam. Kitapta okuyunca anlayacaksınız ve şaşıracaksınız. Açıkçası yazar kitabın başlarında ipuçlarını arka arkaya verdiği için olayı çabuk çözdüm ve meraksız okudum. Yine de kitabın akıcılığı kaybolmadı.

"Sana nasıl prens olunacağını söylemek istemem ama yanında korumalar falan olması gerekmez mi?"
"Koruma mı? Benim kadar etkileyici birine kim zarar vermek ister ki?"

Bir gün, Cinder'ı Prens Kai ziyaret eder. Prens Kai, elbette o dönemin en yakışıklısı ve kızların aşığıdır. Eh, Cinder da etkilenmiyor değil. Kai, bozuk olan android'i tamir etmesi için mekanik ustasına getirmiştir. Böylece tanışırlar ve aralarında okunulası bir bağ oluşur. Tabii bunun yanı sıra Cinder, hem Dünyayı hem de Ay İnsanlarını etkileyecek bilgiler edinir. Bu da yetmezmiş gibi kardeşlerinden biri Veba hastalığına yakalanır ve üvey annesi bunun Cinder'ın bulaştırdığını düşünüp, onu ihbar eder. Böylece Cinder, Dr. Erland ile de tanışmış olur. Bunları böyle arka arkaya anlatıyorum çünkü spoiler vermeden karakterlerden bahsetmem lazım. Bu söylediklerim de kesinlikle spoiler değil. Bilirsiniz beni, spoiler vermeyi pek sevmem. Ama inanın bana bu kitabı açık açık anlatmak ve içimdekileri dökmek isterdim. Çok mu çok etkilendim.

Bunların dışında kurguyla ilgili pek bir bilgi veremeyeceğim. Tek diyebileceğim gerçekten bu seriye şans verin ve okuyun. Çok akıcı, yeri geldiğinde komik ve sizi sinir etmeyen bir kitap. Karakterleri cuk oturmuş. Cinder'ı sevmemek elde değil. Prens Kai, genç olduğundan olsa gerek bazı hareketleri tam oturmamış ama seveceksiniz. Ümidim var o karakterden. En çok Iko'yu ve Dr. Erland'ı sevdim. Ağızları çok güzel laf yapıyor. :D

Bu dünyayı seveceksiniz ve benim gibi 'keşke bu dünyanın içinde yer alsam' bile diyebilirsiniz. Çünkü ben kitabı okumaya başladığımdan beri bunu söyleyip, duruyorum. Ve sakın benim gibi ikinci kitabı almamazlık yapmayın. Şuan ikinci kitap diye deli gibi dolanıyorum. -.-

Bir sonraki kitaba kadar görüşmek üzere.
Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane