Pages

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2018 Cumartesi

Kitap Yorumları: Seç, Beğen, Oku

Merhabalar
Şimdi arkanıza yaslanın ve aylar aylaaar önce okuyup da yorumunu girmeye üşendiğim kitapların kısa ama doyurucu yorumlarını okuyun. Ne yapayım? Bunlar da benim evlatlarım. Blog'a yorumlarını yazmasaydım içim sızlardı. Çareyi böyle buldum. Ki, daha önce de buna benzer bir şey yapmıştım. Tembel Jane...
Nisan ve mayıs ayında okuduğum kitapları blog'a girememiştim çünkü bir takım koşuşturmalı işlerim vardı. Hazır bu aralar vakit buluyorum, hemen yorumlarınızı yazayım dedi.

Sis Hırsızı, hiç aklımda olmayan bir kitaptı. Ta ki yazarı Lavinia Petti'nin İTEF için İstanbul'a geleceğini duyana kadar... Hemen kitabı kaptım ve okudum. Zaman yolculuklarını sever misiniz? Ben bayılırım! O yüzden severek okuduğum bir kitaptı. Alice Harika Diyarı havasında ama yazarın kendine özgü kurgusuyla ortaya çok enteresan bir kitap çıkmış. Lavinia Petti'ye bunu söylediğimde gülümseyip,"gerçekten mi?" demişti. Kendisi çok mütevazi ve sempatik bir yazardı. İyi ki okumuşum dedim. Ve Timaş Yayınları'ndan okuduğum ilk kitap diyebilirim. 😊

"Unutmak, hatırlamaktan daha büyük cesaret ister."

Oasis de okumayı düşündüğüm bir kitap değildi. Yazarı Eilis Barrett, İTEF için İstanbul'a geliyor diye hemen okuyayım dedim. Biraz beklentisiz başladım. Çünkü yazarımız bu kitabı 16 yaşında yazmış. Buna hem şaşırdım hem de imrendim. Çünkü Oasis bir distopya. Distopya türüne aşık olduğumu bilmeyen kaldı mı? O yüzden kitabı okurken beklentilerimi en düşük seviyede tuttum çünkü o kadar enfes distopyalar okudum ki, Oasis, yazarın ilk tecrübesi olduğu için bir şeyler beklemememin sebebiydi. Ki öyle de oldu. Bu kitabı ilk kez distopya okuyacaklara öneririm. Yoksa kurguyu basit bulabilirsiniz. İkinci kitabı Genesis'i de okuyup seriyi sonlandıracağım. 

Momo... Herhalde bu kitabı okumayan bir tek ben değilimdir. Geç kaldığımı da biliyordum ama nedense her zaman kitaptan uzak durdum. Bunun sebebi çok okunması ve herkeste yerinin ayrı olması. Bu tarz kitaplar nedense gözümü korkutuyor ve okumam için baya bir zaman geçmesi gerekiyor. Ama hiç unutmuyorum. Ortaokuldaydım ve en yakın arkadaşım Kabalcı Yayınları'ndan çıkan Momo'yu okuyordu ve "Hayatımda bu kadar harika bir kitap okumadım," diyordu. Ta o zamanlardan beri kitaptan tırstım. Neden bilmiyorum, belki sizde de öyle oluyordur. Neyse. Geçen gün baktım Pegasus enfes basmış. Hemen alıp, okudum. Evet, çok anlamlı ve etkileyici bir kitap ama favorim diyemem. Yine de iyi ki okumuşum dedim. Çünkü gerçekten çok güzel bir şeye değiniyor.

"Herkes çok iyi bilir ki bazen bir saatlik süre insana ömür kadar uzun gelirken, bazen de göz açıp kapayıncaya kadar geçip gider. Zamanın bu garip kısalığı ve uzunluğu, o saat içinde yaşanan olaylara bağlıdır. Çünkü zaman, yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir."

Ah Franz Kafka... Nedense aramızda bir bağ olduğunu hissediyorum. Tüm kitaplarını yalayıp yutmak ama aynı zamanda ağırdan almak istiyorum. Aforizmalar, eserlerindeki alıntılardan oluşuyor. En sevdiğim şey de yazarların favori kitaplarından alıntılar okumak... Keşke bunu tüm yazarlar için yapabilseler. Franz Kafka'nın alıntıları elbette enfesti! Bütün kitabı sarıya boyayabilirdim. Bazı cümleleri adeta beni yansıtmış. Kitabı bitirince Franz Kafka'yı neden bu kadar çok sevdiğimi anladım. Duygusal insanlarız yav.

"Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir."

Franz Kafka'dan sonra kitaplarını okumak için sabırsızlandığım bir diğer yazar ise Stefan Zweig. Beni şaşırtan yazarlardan biri. Şu ana kadar iki kitabını okudum ve ikisinde de durağan başlayıp sonlara doğru beni sarmaladı. Özellikle Satranç, "nereden nereye be" dedirtti. Sıfır beklentiyle başladım ve kitabın sonunda aydınlandım. Kitabın adının neden Satranç olduğunu daha iyi anladım. Kurgu zekice düşünülmüş. Okurken, kurgudaki olayların bağlantısını çok seveceğinizi düşünüyorum. Dolandırmıyor ama ilmik ilmik işliyor. O zaman daha çok Stefan Zweig okumam dileği ile diyelim...



Sadece metroda okuyarak bitirdiğim bir kitaptan bahsedeyim. Tavşan Yılı. 41 dile çevrilmiş ve İskandinav edebiyatının kült eserlerinden biri olmuş. İlk kez Finlandiyalı bir yazar -Arto Paasilinna- okudum. İnanılmaz bir deneyimdi. Kitabı kesinlikle öneririm. Tarzı çok farklı. Herkes kaldırabilir mi bilmiyorum ama benim çok hoşuma gitti. Konusu şöyle: Orta yaştaki bir gazeteci maraton hayatından sıkılmıştır ve bir gün fotoğrafçı arkadaşıyla yol ortasında bir yaban tavşanına çarparlar. Vatanen, gazeteci, tavşanın yarasına bakmak için arabadan iner ve ormana kaçan tavşanın peşine düşer. Sonrasında tamamen kendi hayatından kopar ve tavşanla beraber bir sürü maceraya atılırlar. Dediğim gibi çok değişik ve ilk kez okuduğum bir türdü. Kısa ama eğlenceli ve anlamlı maceraları çok hoşuma gitti. Tavşan Yılı'na bir göz atın derim. 😍

Ve son olarak bugün bitirdiğim kitaptan bahsedeyim. Peter Ackroyd'ın Edgar Allan Poe'un biyografisini yazdığı "Poe: Kısacık Bir Hayat" kitabını okudum. Bunu okumamın sebebi haziran ayı şiir kitabı için Poe'nun Bütün Şiirler kitabını okuyorum ve şair hakkında da bir şeyler okumak istedim. Şiirlerinde hem kendini hem de yazdığı dönemi fazlasıyla yansıtıyor ve buna yabancı kalmak istemedim. Kitap incecikti. Sabah başladım, öğleden sonra bitti ve şu an her şey daha net. Poe çok başarılı, ünlü ve İngiliz edebiyatının en önemli ismi olabilir ama kısa hayatında (40 yaşında vefat etmiş) çok ızdırap çekmiş. Mutlu olduğu günler o kadar sayılı ki bunu biyografisini okuyunca daha iyi anlarsınız. Şu an gözümde bambaşka bir Poe var. Yarın şiir kitabı yorumunu yayımlayacağım.

O zamana kadar kendinize cici bakın. 

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane


25 Mart 2018 Pazar

Kitap Yorumu: Beyaz Diş - Jack London

Merhabalar
Yeni bir modern klasik romanı ile karşınızdayım. Franz Kafka, Stefan Zweig derken Jack London'ı da okundu/okunacaklar listeme eklemiş bulunuyorum. Beyaz Diş'i iyi ki şimdi okumuş dedim. Biliyorsunuz, Beyaz Diş okullarda çok sık 'okutulan' romanlardan biridir. Zorla okutulan klasiklere karşıyım. İnsanın içinden gelmeli. Neyseki okul hayatım boyunca zorla okuduğum bir kitap olmadı. (Yoksa oldu mu?) O yüzden kendi hür irademle klasikleri okumaya devam ediyorum.
Aslında Beyaz Diş'i okumak aklımda yoktu. Kardeşimin edebiyat projesi için istediği bir klasiği okuması gerekiyordu. (Bir nevi zorla okutma...) Jack London'da karar kıldık. Onunla beraber ben de okudum. İyi ki okumuşum dedim. Yazarın bir sonraki kitabı Vahşetin Çağrısı'nı okumak için sabırsızlanıyorum. 😊
Gelelim Beyaz Diş'e... Açıkçası başlarda biraz sıkıldım. Yazarın dilini, kurgusunu çözme aşamasındaydım. Sonra baktım kitap çok acayip gidiyor ve ilgimi çekiyor. Kendimi bir kaptırdım ki... kitap bitmiş. Çok sevdiğim kitaplardan biri oldu bile!
Yarı kurt yarı köpek olan bir melezin tüm hayatı boyunca yaşadığı olaylara, zorluklara, zulümlere, hemen hemen her şeye tanık oluyoruz. Beyaz Diş adını verdikleri bu melez daha doğar doğmaz Tanrı olarak nitelendirdiği insanlar tarafından eziyetler görmeye başlar. 

"... korku ve dehşet ile bilinmeyenin gizemi bile bu hayatta bir şey katıyordu."

Bu kitabı nasıl anlatsam bilemiyorum. Hayatımda okuduğum en anlamlı kitaplardan biriydi. Beyaz Diş sayesinde bir hayvanın gözünden neler hissettiklerini okumak enfesti. Bizim için sessiz, gıkı çıkmayan ve pek bir şey anlamayan gibi gözüken hayvanlar aslında nasıl da zekiler! Onlara birazcık imkan tanısak onlar bile bizi yönetebilir. Beyaz Diş'i okurken içim içimi yedi. Öyle acı verici olaylar oluyor ki, oradakileri sarsıp bir uçurumdan aşağı atmak istedim. Avcılıktan tutun, hayvan gücü yarıştırmalarına, taşımacılığa, şiddete kadar her şeyi gözler önüne sermiş Jack London. Ve bu kitabı Kanada'ya yaptığı yolculuklar sayesinde yazdığını göz önünde bulundurursak bu kurgunun gerçeğine şahit olduğuna eminim. Zaten kitabı okurken hiçbir yapaylık sezmiyorsunuz. Çok gerçekçi ve bir o kadar sarsıcı bir romandı. Çok titiz yazılmış. Yani yazar kendini 'ay bir roman yazmalıyım' diye kasmamış. Çok doğal ve akıcı bir eser ortaya koymuş.
Ah bir de kitapta güzel şeyler de oluyor. İnsan gibi insan dediğimiz birileri ortaya çıkabiliyor. İşte o zaman hayvanların sevgi ve saygı çerçevesinde nasıl da sadık olabildiklerini görebiliyoruz. Bu kitap çok şey anlatıyor, anlayabilene. Bir hayvanı kurt da olsa tavşan da olsa hor gördüğünüz zaman vahşi bir tepki alırsınız. Tabii o hayvanın gücüne bağlı olarak... Ama ona ne kadar şefkat, sevgi ve saygı gösterirseniz aynı şekilde karşılığını alırsınız. Kitap tam olarak bunu anlatmak, aşılamak istiyor. Beyaz Diş, birçok kötülüğe maruz kalıyor ve bunun sonucunda, bir de doğası gereği giderek vahşileşiyor. Tam artık geri dönüşü yok dedikleri anda onun dilinden anlayan biri çıkıyor ve bizce bir 'mucize' yaratıyor. Aslında mucize değil, olağan bir şey ama bizim gözümüzde o şey mucize! 
Bundan sonra benden bir klasik önerisi istenildiğinde Beyaz Diş'i de ön plana alacağım. Çok, çok sevdim. Umduğumdan çok daha iyi bir romandı. Kitabın sonlarına gelirken diken üstünde okudum, ya kötü bir sonla biterse diye... Seviyorum seni Jack London! 😍
Modern Klasik serilerine başlamak için güzel bir başlangıç olabilir diye düşünüyorum ve kesinlikle öneriyorum!

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

9 Şubat 2018 Cuma

Kitap Yorumu: Büyük İnsanlık - Nazım Hikmet

Merhabalar

Bu ayki şiir kitabım için Nazım Hikmet'in Büyük İnsanlık'ını seçtim. Çünkü hiç beklemediğim anda hediye olarak geldi. Kitap okumama vesile olan ve dostluğumuzda 10.yılı devirdiğimiz canım Aylin'im son görüşmemizde bana aniden bir sürpriz yaparak, "Son konuşmamızda şiir kitapları okumaya başladığını söylemiştin ben de bunu aldım sana," diyerek Nazım Hikmet'in içinde şiirlerini okuduğu ses kayıtlarının da bulunduğu Büyük İnsanlık'ı verince ne yapacağımı şaşırdım. Hem ciltli bir şiir kitabı hem Nazım Hikmet hem de onun sesinden şiirler... Sanırım hayatımın en anlamlı hediyelerinden biri oldu. Hala kitaba sarılıp, mutluluk yaşıyorum. Müthiş bir his!
Bir yandan şiirleri okudum bir yandan ilk kez Nazım Hikmet'in sesini duydum. Ondan kendi şiirlerini dinlemek cidden benim için bir onur. Sanki karşımdaymış gibi gergin ve heyecanlı bir şekilde kulaklığımdan şiirlerini dinledim. İnanılmaz bir eser olmuş. Yapı Kredi Yayınları'na ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'na ne kadar teşekkür edip, minnet duysam azdır. Bence Büyük İnsanlık, her kitaplıkta olmalı! 

Size birkaç şiir alıntısı bırakıyorum. Kitabı alırsanız, bizzat şairin ağzından bu şiirleri duyabilirsiniz.Ayrıca CD'nin olduğu kısımda Nazım Hikmet'in annesi Celile Hanım'ın yaptığı oğlunun portesinin bir örneği var. Yani kitap adeta bir elmas, bir mücevher bir bulunmaz tarihi eser!

Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi 
geceleyin ateşler içinde uyanarak 
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi,
ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz,
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi,
seviyorum seni denizi uçakla ilk defa geçer gibi.
İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldanan bir şeyler gibi,
seviyorum seni “Yaşıyoruz çok şükür!” der gibi.

Sen benim sarhoşluğumsun
ne ayıldım
ne ayılabilirim
ne ayılmak isterim

... 
Akşam nerde bitiyor nerde başlıyor şehir
şehir nerde bitiyor sen nerde başlıyorsun
ben nerde bitip nerde başlıyorum?

Ben gidip biraz daha kitabımla aşk yaşayayım... 💛
Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

8 Aralık 2017 Cuma

Kitap Yorumu: Dönüşüm - Franz Kafka

Merhabalar
Şimdi size öğrenci olan bir kitap kurdunun macerasını anlatacağım. Geçen hafta cüzdanımda inanılmaz bir ağırlık olduğunu fark ettim. Cüzdanımı ters çevirmemle beraber bozuk paralar paldır küldür kucağıma düştü. Bunlarla ne yapsam derken aklımda Türkiye İş Banka Kültür Yayınları'nın uygun fiyattaki kitapları geldi. Ki cidden bazıları yediğim yemekten daha ucuz oluyorlar. Hemen koştur koştur kitapçıya gittim. Franz Kafka canım çekti. 6 TL'ye Dönüşüm kitabını aldım. Nasıl güzel bir mutluluk size anlatamam. Günümüzde 6 TL ile mutlu olmak pek yaygın bir durum değil. Ama söz konusu kitap olunca her daim dünyanın en mutlu insanı ben oluyorum. 😃
Neyse, gelelim Franz Kafka merakıma. Geçen yıllarda Milena'ya Mektuplar kitabını okumuştum ama cidden baya kalitesiz bir yayınevinden okuduğum için pek anlamamıştım. Kitabı yeniden bu sefer başka bir yayınevinden okuyacağım ama öncesinde Dönüşüm'ü okumak istedim. Çünkü konusu çok çekiciydi.
Dönüşüm, bir roman değil öykü. Kitabın baş karakteri Gregor Samsa bir sabah uyandığında kendini böceğe dönüşmüş olarak bulur. Her hareketi, sesi kendi gibi olsa da böcek görünümündedir. Ailesinin ilk tepkisi elbette korkmak oldu. Ama yazarın ne anlatmak istediğini kitabı okudukça idrak ettim. 70 sayfalık bir öykü olmasına rağmen hem baya doyurucu hem de düşündüren bir kitaptı.
Gregor böceğe dönüşmüş olabilir ama insanlığından bir ödün vermedi. Buna karşılık ise ailesi onu tamamen böcek olarak kabulleniyor. Yani onlar için bir sabah Gregor ölmüş gibi. 
Franz Kafka, bu öyküsüyle aslında sıradan, küçük bir aile üzerinden hayatı en ince detaylarıyla irdelemiş. Belli kalıpları yıkan bir öykü olmuş. Herkesin kitabı okuyup, aynı şeyleri düşüneceğini sanmıyorum. O yüzden öneri kısmını size bırakıyorum. Merak ediyorsanız alın okuyun derim. Ben sıkılmadan, merakla okudum. Franz Kafka'yı da tanımak istediğim için onu okumaya devam edeceğim. Dönüşüm ile bence güzel bir dönüş yaptım. 😊

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

12 Kasım 2017 Pazar

36. İstanbul Kitap Fuarı - TÜYAP

Merhabalar

Size tam bir hafta gecikmeli olarak İstanbul Kitap Fuarı maceramı anlatacağım. Geçen hafta bugün, yani fuarın 2.günü koştur koştur kitapların arasına daldım. Instagram'dan gideceğimi bildirmiştim ve birçok kişi görüşmek istediğini de yazmıştı ama hiç öyle bir fırsatımız olmadı ne yazık ki. İstanbul'da çok kısa bir süreliğine kaldığım için fuarda da çok oyalanamadım. Ki zaten dediğim saatten tam üç saat sonra fuara gelebildim. Düşünün bendeki tembelliği... 😃 Neyse, keyifli maceramı anlatayım.
Fuara adım atar atmaz Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'na uğradım çünkü çok yakın arkadaşlarımdan biri orada çalışıyordu. Başı çok kalabalık olmasına rağmen kitap kurdu arkadaşımla ayaküstü sohbet ettik ve bir tane klasik almaya karar verdim. Gurur ve Önyargı'yı sonunda aldım! Başka bir yayıncıdan almayı planlıyordum ama sonra vazgeçtim ve en iyisi klasikleri Türkiye İş Bankası'ndan okumaya devam edeyim dedim. Bir Uğultulu Tepeler faciası da yaşamak istemiyorum.
Efenim, sonra Yabancı Yayınları'na uğradım. Sırf Merve Özcan'ı ve Thpensieve'yi görmek için. İkisiyle de yüz yüze tanışabildim sonunda. İkisi de birbirinden sempatik ve sıcakkanlı insanlardı. Çok yoğun oldukları için ayaküstü sohbet ettim onlarla da. Ama o bile yetti. Oradan kitap almadım çünkü listemde Yabancı'ya ait bir kitap yoktu. Sonrasında Pegasus'a gittim. Esra Nazenin'i orada görünce baya şaşırdım çünkü çalışacağını bilmiyordum. Onunla da yüz yüze tanışmış oldum. O zaten her daim sempatik bir blogger. Pegasus'tan Bronz Atlı'yı aldım. Bu fuarda kayda değer indirimleri vardı cidden. İnternetteki fiyatlarıyla hemen hemen aynıydı.
Uzun aramalarımdan sonra Artemis Yayınları'nı bulabildim. Bu sefer fuar nedense çok karışık geldi. 😃 Olsundu, İpek Ongun imzalı Bir Genç Kızın Gizli Defteri'nin 100.baskını ve tabii ki Cassandra Clare'in yeni kitabı Gölgelerin Lordu'nu aldım. Artemis beni hep mutlu eden indirimler yapıyor. Canımsınız.
Sonrasında YKY'dan Kasım ayı için şiir kitabı aldım. Edip Cansever'in Yerçekimli Karanfil'ini aldım okudum bile. Yorumu gelecek. Bir de Can Yayınları'ndan George Owell'ın 1984 kitabını aldım. Bu yıllardır aklımdaydı ama nedense geçen gün sınıfta bir çocuk bu kitabı öyle ballandıra ballandıra anlattı ki fuarda alacağım dedim ve aldım.
Son olarak Arkadya Yayınları'na uğradım. Çünkü orada benim canım stajyer amirim Yasemin hanım vardı. Onu görmeden gidemezdim. Kısa ama çok keyifli bir sohbet ettik. Yasemin hanımı gördükçe bana ilhamlar geliyor çünkü resmen hayal ettiğim hayatı yaşıyor. Tüh tüh nazar değmesin. 😃 "Bana hangi kitabı önerirsiniz?" diye sordum ve direk "Kelebek ile Keman" kitabını hediye etti. Acayip merak ediyorum çünkü Arkadya'nın tarzı bana baya baya uyuyor. Dram, aşk, tarih...
Bunların dışında... Valla ilk defa jet hızıyla alışveriş yaptım. İnsanın alacakları belli olunca baya hızlı geçiyor fuar. Bir de artık insanlar fuara sadece gezip, blogger'larla tanışmak için geliyor bence. Çünkü internette fiyatlar çok daha uygun. Özellikle Pegasus'un. Çok nadir alıyorum ama alınca tam alıyorum. O yüzden bu seneki fuar hem bütçeli hem çok keyifli hem de sakindi. Resmen üç yıl sonra fuara gidebildim. Sözde İstanbul'da yaşıyorum ama okul için sürekli evden uzak olduğum için bu sene anca gidebildim.
Eğer Ankara'da olursam Ankara Kitap Fuarı'na da katılacağım. İzmir Kitap Fuarı'na da katılmak istiyorum nedense orası daha eğlenceli gibi. Ve Sevinç ablayı görmek istiyorum deli gibi. 😃 Bakalım, ben böyle diyorum ya illa bir aksilik çıkar.

İlerleyen günlerde kitaplarımı sakin sakin okuyup, enfes yorumlar gireceğim. Hazırlıklı olun!

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

8 Ekim 2017 Pazar

Kitap Yorumu: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Stefan Zweig

Merhabalar
Canlar, artık blog'da klasik kitap yorumları ve önerilerini görmeniz mümkün olacak. Bu işi baya ciddiye almaya başladım. Çünkü artık farklı dünyalara giriş yapmak ve oralarda neler kaçırdığımı görmek istiyorum. Kısacası bilinçlenmek istiyorum. 😃
Modern Klasikler Dizisi'nden ilk önce Alman edebiyatını seçtim ve şu sıralar her yerde adını duyduğum Stefan Zweig'ın Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabını okudum. Zaten sizi çok zorlayan bir kitap değil. 62 sayfa ve çevirisi su gibi. Yazarın dili de gayet anlaşılır ve sıkmayan bir kurguya sahip. 
Bu kitabı seçmemin bir sebebi de konusuydu. Arka kapağındaki tanıtım yazısı ilgimi çekti ve 'bunu kesinlikle okumalıyım' dedim. Romantiğim diye ortalarda geziyordum ama bu kitaptan sonra ben hiçmişim dedim. 👀
Efendim, kitabın konusundan bahsetmem gerekirse; kitabın ismi gibi bilinmeyen bir kadının mektubunu okuyoruz. Bu kadın, küçükken karşılarına taşınan bir yazarı görmesiyle aşık olur ve ömrü hayatı boyunca da sevgisi giderek artar. Ama öyle böyle değil. Platonik aşk deseniz kesinlikle değil. Hastalıklı bir şey. Bir insan karşısındaki tam olarak tanımadan sadece kendi gözlemleriyle ve bir kere konuşmasıyla ona bu kadar tutulup, fedakarlıklar yapabilir mi? Stefan Zweig size bunu sorgulatıyor işte. Biraz psikolojik olarak etkiliyor. Yani yazar inanılmaz analizler yapabiliyor. Bir kadının gözünden aşık olduğu adamı okuyoruz.

"Sana, beni asla tanımamış olan sana,"

Kadın karakter cidden enteresan. Deli gibi seviyor, adamın fark etmediğini bile bile fedakarlıklar yapıyor, üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin sevgisi bir gram bile azalmıyor ama sonra bunu adamın fark etmesini diliyor. Kadının mektubunu okurken fazlasıyla acıma duygusunu hissettim. O kadar umutsuz bir vaka ki... Stefan Zweig'in böyle bir kitabı neden yazdığını merak etmedim değil. Acaba dedim, onun başına böyle bir şey geldi de kurguya mı uyarladı? Kadının aşık olduğu adam giderek ünlenen bir yazar sonuçta.
Kitap kısa olmasına rağmen işte böyle sorular sordurtuyor size. Kitap bitince üzerinde bir süre düşündüm. Cidden böyle sevenler var mı? Tamamen karşılıksız ve bana göre aciz bir şekilde... Kadının gözünden okuyunca hele daha da acınası geldi. Biri için bu kadar küçültmeli mi insan kendini? Adamın her yaptığı kadının gözünde 'o her zaman haklıdır, ne yaptıysa doğrudur' maratonundaydı. Bana uygun bir düşünce tarzı değil ama kitabı çok sevdim. Nedense kişilere özel yazılar olunca, mektup ve günlük gibi, ayrı bir ilgimi çekiyor. Kimsenin bilmediği yönlerini okuyormuşum gibi geliyor. Bu kitapta da öyle oldu. İnanılmaz akıcı zaten. Sarsıcı ve etkileyici bir kitaptı.
Okuyun derim. Stefan Zweig ile ilk kez tanışmak için gayet uygun bir kitaptı. Yazarın betimlemeleri harika. Yansıtılan duygular çok gerçekçi ve etkileyici. 

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane