Pages

18 Haziran 2016 Cumartesi

Kitap Güncellemeleri 3 - Kanım Kaynamadı Bu Sefer


Merhabalarrr


Bu aralar nedense okuduğum kitaplarda hep kusur bulur oldum. Okuyorum ama böyle göz devirmekten, ne zaman bitecek diye düşünmekten kitabı tam anlamıyla sevemiyorum. Ve bu okuduğum son üç kitap da öyle bilinmeyen kitaplar değil. Serilerinin birçok hayranı olan, karakterleri insana kendine aşık ettirecek türden kitaplar... Neden böyle oldu bilemiyorum. Bence artık kurgular 'sıradan' olmaya başladı. Özgünlükler yok oluyor. Neler oluyor böyle? Kendinize gelin ey yazarlar! Oluşturduğunuz karakterler ve kurduğunuz hayal dünyanız çok güzel ama bazen cidden kurguyu hiç edebiliyorsunuz...

İlk kurbanım Usta serisinin son kitabı Ateş Ustası. Bu seriye çok heyecanla başlamıştım. Zehir Ustası bir harikaydı. Okumaya kıyamamıştım resmen. Valek karakterinin gizemliliği bile çekiciydi. Yelena karakteri de gıcık etmeden kendini sevdirmişti. Sonra Büyü Ustası'nı okudum. Böyle yazar çıtayı bir tık düşürmüştü. 'Olsun ya her şeyi son kitaba saklıyordur.' diyerek Ateş Ustası'na büyük beklentilerle başladım. Ama yok fiyasko çıktı. Kitabı okuyalı 1 aydan fazla olmuştur ama buraya hiç yorum yazasım gelmemişti. Şimdi toparlayayım artık dedim. Seri umduğum gibi gitmedi ama güzel bitti. Son kitapta ana karakterlerden çok yan ve yeni karakterleri gördüm. Valek'i bol bol okuyacağım diye sevinmeyin öyle bir şey yok. :D Yelena ve onun maceraları üzerine kurulu olmuş. Etrafındakiler, gerçekleşen olaylar falan filan. Çok severek okuduğum söylenemez. İlk kitap nasıldı son kitap nasıldı... Arada uçurum farkı var resmen. İlk kitabı okuyun sonrasını boşverin. Şaka yapıyorum elbette. Tarihi fantastik bir şeylere 'yeni' başlayanlara öneririm. Yoksa bu türün hayranıysanız başlamayın. Hayal kırıklığı olur.

Gelelim en büyük umutlarımı çalan seriye. Ateş serisinin 4.kitabı Rüya Ateşi beni resmen sarhoş etti. Kötü anlamda. Şimdi şöyle bir şey var. Ben bu seriye başladığımdan beri her kitaptan sonra 'kesinlikle bir sonraki kitap efsanevi olacak. Dehşet-ü-l Vahşet etkisi bırakacak bende!' diye diye artık nefesim tükendi. Yok annem. Yazar tam adım attırıyor sonra karşınıza arada bir uçurum olan yeni bir yol çıkarıyor. Ya uçuruma atlayacaksınız ya da beklentiyle karşı yola geçmeye çalışacaksınız. Ömrümden ömür çalacak artık o kıvama geldik. Kitabın başları cidden güzeldi ama bir süre sonra takılı kalmış gibi bazı olaylar tekrarlanmaya başladı. Barrons, hala gizemli adam ve her şekilde Mac'e karşı çıkıyor. Mac, her ihanete, işkenceye, düşmanına rağmen çok etkileyici bir şekilde ayakta kalıyor ama Barrons'un tavsiyelerini dinlemiyor ve belanın içine atlıyor. Böyle bazı sahneler var. Okurken gözlerim döndü. Beynim alev almaya başladı. Okuyorum ama böyle anlamıyorum. 'Nasıl ya, ne oluyor, nasıl bitecek bu kitap?!' Kitap bitti. Şaka gibiydi. O nasıl son öyle kadın! Yemin ederim bu kadın sizi hasta eder. Yazdığı kitapla okuyucularını delirten yazar diye tarihe bile geçer. Anlatabiliyor muyum ? :D Sonraki kitabı da heyecanla okuyacağım ama bu kitap hem etkileyici hem iticiydi. Bilemedim...

Son olarak geçmişe döndüm. E.L. James sanırım paranın suyu çekmeye başlayınca hemen 'Aaa canlarım ben size Grey'in gözünden anlatmadım mı? Alın bakalım, ilk kitabın neredeyse aynısı olan araya biraz Christian Grey bakış açısı eklediğim ticaret amaçlı kitabı kucağınıza fırlatıyorum.! demiş. Valla Grey kitabı aynen bu şekildeydi. Okumadan duramazdım sonuçta bir ara fena ünlü olan seriyi okumuştum ve erkek karakterin gözünden anlatılan her olaya balıklama atlarım. Ama bunda yüzmeyi unuttum. Evet, Grey'i özlemişim ama serinin kurgusunu unutmamışım. Ve çoğu sahnede sıkıldım. Aynı diyaloglar, aynı olaylar... Tabii farklı ne bekleyebilirim ki ? Daha fazla Grey düşüncesi olabilirdi. Bir şey oluyor, 'Siktir. Kendine gel Grey. Onu kaybetme.' Her olaydan sonra bu düşünceyi okuyorsunuz. Çok fazla beklentiniz olmasın. Akşamları uykum gelene kadar bana eşlik eden bir kitap oldu. Ama favorim değil kesinlikle. Grey seviyorsanız okuyun. Ama cidden bir süre sonra fena sıktı...

Şimdilik bu kadar. Artık böyle inanılmaz, değişik, kendine aşık ettiren kitaplarla karşılaşmak istiyorum. 

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

7 Haziran 2016 Salı

Deneyin: Okur mu Okumaz mı...


Merhabalar


Bu aralar o kadar yorgunum ki sürekli uyuyasım geliyor. Bu ruh halindeyken aklıma bir fikir geldi. Bir kitap kurdu olarak sevgilinize (hayatınızın aşkına, ruh ikizinize, bir tanenize ve daha binlerce sevgi sözcüğünü hakkeden hayatınızdaki özel insana) hangi kitapları okutturmak isterdiniz ? Sizi daha iyi tanıması ve anlaması için mesela hangi kitapları önüne koyardınız. Karşınızdaki bir Türk erkeği olacağı için (istisnalar dışında) sunacağınız kitaplar zorlu olabilir. :D Şimdiden bazı tepkileri hayal bile edebiliyorum. "Ya kızım ne kitabı ? Bunun filmi varsa hiç okumayayım direk filmi izleyeyim. Sen bu karakterden mi hoşlandın ? Vampir sevgili ne demek! Çok kalın kitapmış, sen özet geç ben de seni dinleyerek uyuyayım..." ve daha niceleri. 

Evet, durumların benzerlerini yaşamayı göze alarak benim aklıma birkaç kitap geldi. X kişisi zamanı gelince okur mu bilemiyorum ama tepkilerini şimdiden merak ediyorum!

Öncelikle eline Sadece Bir Gün'ü verirdim. Çünkü bu kitap beni öyle etkiledi ki... Çok fena motivasyon oldum. Yaklaşık bir yıldır hayallerim gerçekleşsin diye çabalıyorsam sebebi bu kitaptır. Bana ilham verdi. O yüzden kesinlikle okumasını isterim.



Hayal dünyamla tanışsın istersem Cehennem Makineleri serisini kucağına bırakırdım. Bu seriye bayılıyorum! "Neden fantastik ? Neden bu türü okuyorsun?" sorularına çok güzel bir cevap olacağına inanıyorum. Okursa tabi... Kitaplar gözüne kalın gelebilir. :D Yapacak bir şey yok arkadaş!


Ve son olarak (şu anki ruh halime göre seçiyorum) Tarryn Fisher'ın Fırsatçı, Tehlikeli Kızıl ve Hırsız kitapları okuttururdum. Dedikoducu ve entrika seven yanımı da görsün diye. Çünkü bu seride neler olmuyor ki! Okusun da kadınların intikam için nasıl da cadıya döndüğünü görsün bir. Bilsin yani masum kediden hırçın bir kaplana dönüşümümüzü. :D 

Şimdilik aklıma bunlar geliyor. Halbuki kitaplığın karşısına geçip, her kitap için yorum yaptım. "Hmm şunu versem kesin böyle der. Ya okur ya okumaz. Grinin Elli Tonu'nu direk es geç. Hatta kitaplıkta göz önünde olmasın dalgasından geçilmez... Gece Evi'ni versem hayattan soğur. Richelle Mead okumasın, Adrian Ivashkov'la yarışmaya kalkar falan... " 

Şu an başıma gelecekleri sadece tahmin ediyorum ama olur da ileride bu etkinliği gerçekleştirirsem direk size anlatacağım. :D Siz de seçimlerinizi bana bildirin. Ask.fm 'e de yazabilirsiniz. Merakla bekliyorum!

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

24 Mayıs 2016 Salı

Dizi Önerisi: Marvel Şeytanı 'Daredevil'


Merhabalarrr

Bu aralar sınavlara odaklanmış olsam da bu yazıyı artık yazmalıydım. Yaklaşık 10 gün önce sınavlar başlamadan önce Daredevil'ın 2.sezonuna başladım. Marvel amcamız bu dizisinde şöyle bir güzellik yapıyor; sezonu bir anda komple yayımlıyor. Yani her hafta yeni bölümü beklemek zorunda kalmıyorsunuz. Ki bilirsiniz, dizileri sezon sezon izlemeyi severim. O yüzden başladım 2.sezona...

Şöyle de acı bir gerçek var ki az daha izlemeyecektim. Nedeni ise ilk sezonu beni çok boğmuştu. 13 bölümlük sezon resmen bana upuzun gelmişti. Bölümler bitmiyor, ilerlemiyordu. Cidden ilk sezonu çöpe atın. Aksiyon sahneleri dışında... Ama durun! Sezon 2'deki aksiyon sahnelerine cidden aşık olacaksınız. Aksiyon delisi biriyimdir (her ne kadar uygulamasam da izlemeye taparım) ve cidden bu dizinin aksiyon sahneleri bir başkaydı. Görevimiz Tehlike de neymiş (?) diyeceksiniz! 

Eğer Daredevil'a hiç başlamadıysanız, ilk sezonu mecbur izleyeceksiniz. Sabırla 13 bölümü bitirin. Matt'e odaklanın. Karen'ı görmezlikten gelin. Kötü adamları da gözünüzde çok büyütmeyin. Elbet o sezon bitecek. Ve gelsin 2.sezon! Eğer ilk sezonu izlemiş ama umudunuz yoksa lütfen blog'umu kapatın ve bölümlere başlayın!


Minik bir uyarı; 2.sezonun ilk 4 bölümü "ama ama ama bari bu sezon güzel olsaydı..." dedirtebilir. Ama sonra Punisher (Karakteri canlandıran oyuncumuzu The Walking Dead'den çok yakın tanıyoruz.) geliyor. Hem de nasıl gelmek! Daha da sonrasında Electra (Hatun fena özellikle aksanına bayılabilirsiniz.) geliyor. Oy dağlar taşlar... Bu sezonun ekibi bir harika dostum! Matt yani Daredevil bile inanılmaz biri oluyor. Böyle bölümleri izliyorum ama kafam yerinde değil. "Bu adamlar nasıl böyle bir şey yapabiliyor?" kafasında oluyorsunuz. Abartmıyorum yahu. Hayatımda izlediğim en sağlam sezonlardan biriydi.

Yapmacıklık yok. Cıvık cıvık aşk sahneleri yok. (Thanks God!) Vurdulu kırdılı sahneleri eksik etmemişler. Kurgu deseniz bu sezon gümbür gümbür gelmiş. Oyuncular öyle güzel canlandırmış ki karakterleri, birine aşık olup diğerine ölesiye nefret duyuyorsunuz. Sonracığıma, bir kitap kurdu olsanız dahi kitapları elinize alamaz oluyorsunuz. Taa ki sezon bitene kadar. Şimdi kara kara düşünüyorum gelecek sezon çekilecek de tanıtımları yapılacak da aniden yayımlanacak. Daha 1 sene var! Oy, ben oyalanacak bir şeyler yapmaya gidiyorum. Siz de dizi önerisi aramayın. Daredevil izleyin. İnsanın maske takıp, adalet arayası geliyor. -.-

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Gözümü Açtım, Kapadım: Hooop 3 Yıl Olmuş !


Merhabaaa


Bugün 14 Mayıs. Yaaaniii bu blog'umun 3.yılı! İnanılmaz. Koca bir 3 yılı devirdik. İlk yazdığım yazıyı daha dün gibi hatırlıyorum. İlk üniversite sınavıma hazırlanıyordum ve resmen kafayı yemek üzereydim. Hangi bölümü seçeceğimi, hangi şehre gideceğimi bilmiyordum. Şimdi ise hayallerime adım adım ilerliyorum. En çok istediğim bölümdeyim: İngilizce Çevirmenlik. Bölümü bitirmeme bir yıl kaldı. Planladığım şeyler var ve bunlar olursa size güle oynaya haber vereceğim. 


Blog işine 2009'da başladım. Her iki blog'um da bana inanılmaz deneyimler kazandırdı. Şu sıkıcı hayatımda en gurur duyduğum şey belki de blog dünyasında yer almamdır. Düşüncelerimi şekillendirmeyi öğrendim, inanılmaz eğlenceli insanlarla tanıştım, gelecekteki mesleğimi buldum ve hayallerimi gerçekleştirmem için birçok insandan ilham aldım. Tüm bunlar blog dünyam sayesinde oldu. Blog'ları küçümsemeyin arkadaşlar. Bir klavye uzağınızdayız. 


Ben blog dünyasına bağımlı bir insanım. Kitap zevklerim bile gelişti. Diğer sosyal medyalardan uzaklaştım ama blog'dan kopamam. Okul yoğunluğundan pek yazamasam da sorular geldikçe yanıtlıyorum. Bilginize.

Bu koca 3 yılda;

  • 214 yazı yayımladım.

  • 310.000+ tıklanma sayısına ulaştık.

  • Ve 144 kişi takipte. 


Sayılar benim için çok önemli değil. Önem verdiğim şey insanlarla iletişim kurabilmem. Her soru geldiğinde zevkle cevap veriyorum. Yardımcı olabiliyorsam ne mutlu bana.

Daha nice yıllara ! Buralardayım uzun bir süre daha. Jane olmayı, başka yönlerimi keşfetmeyi ve blog'umda bunlardan bahsetmeyi seviyorum. Her zaman dediğim gibi;

Kocaman sevgiler ve öpücükler: Jane

24 Nisan 2016 Pazar

Kitap Yorumu: Usta Serisi 2: Büyü Ustası - Maria V. Snyder


Merhabalar !

Bu haftasonum resmen dolu dolu bir şekilde Yelena Zaltana ile geçti. Uyudum, kalktım, yemek yedim ve kitap okudum. Döngü aynen bu şekildeydi. Bir daha bu fırsat ne zaman elime geçer, bilemiyorum. 

Usta serisine geçen ekim ayında başlamıştım. Zehir Ustası beni benden almıştı. Çünkü tam sevdiğim türde bir kitaptı. Tarihi, aşk ve entrika dolu bir kurgusu vardı. Aynı zamanda fantastik de! Hal böyle olunca seriye baya bağlandım ve artık devam etmeliyim dedim. Zehir Ustası'nı ilk okuduğum gibi hatırlamıyorum elbette ama Valek, Yelena, Ari ve Janco karakterlerini unutmak imkansız. İlk kitabın sonunda bu karakterlerin yolları ayrılıyordu. Çünkü Yelena'nın bambaşka bir meselesi vardı. Büyü yeteneğini keşfetmek ve ailesine ulaşmak. Akıl hocası Irys ile Zaltana çiftliğine giderek yıllardır görmediği annesini, babasını ve dengesiz ağabeyi Leif'le tanışır. Leif cidden dengesiz ve bir o kadar itici bir karakter. Şahsen kitap boyunca ona sinir olarak okudum. Ve her Yelena'yla yalnız kaldıklarında tedirgin oldum. Adamın ne yapacağı belli olmuyordu ki zaten başına süper bir bela açtı. Yeni, dost mu düşman mı belli olmayan Cahil'e merhaba deyin! (Adı cidden Cahil...) Bu karakteri de çözmek çok zor. Bir öyle bir böyle. Ben bile ne tepki vereceğimi şaşırdım. Yelena n'apsın! 
Bu kitapta baya yeni karakterler ortaya çıktı.Çoğunu sevdim. Yelena'nın annesi özellikle komedi. Kadın canı sıkıldıkça ağaç tepelerine çıkıp, saklanıyor. Babası süper yaratıcı biri. Hoş, bulduğu bir karışım yüzünden ortalık karışmıyor değil. Kitabın kurgusu böyle başlıyor aslında. Yelena'nın büyü yeteneği sayesinde Irys, bu olayı çözmesi için ondan baya yardım alıyor ama Yelena henüz yeteneğini nasıl kullanacağını bilemediği için kızımız yine oradan oraya savruluyor. Kaçırılıyor. Dayak yiyor. Atağa geçiyor. Ve bir ata sahip oluyor. Evet yanlış duymadınız. Yelena tam bir kahraman olma yolunda. Atı Kiki'yi çok seveceksiniz. Sizden benden zeki yahu. :D 

Konuyu Valek'e getireyim. Bu kitaba başlamamın sebebi Valek'ti açıkçası. Acaba Barrons mu okusam dedim. Sonra yok ya Valek'i bayadır okumuyordum dedim ve başladım. Ama beyimiz 285.sayfada geliyor. (Merak edenlere bildiriyim.) Geliyor ama beni hayal kırıklığına uğrattı. Nerede o ilk kitaptaki Valek? Ya da kitapta az yer aldığı için ben pek şeey edemedim. Böyle geliyor, Yelena'yı ya zor anlardan kurtarıyor ya da kızı yiyip, bitiriyor. Ay bir de papağan gibi 'aşkım' demeye başladı. Ki o kelimeden nefret ederim. Valek söyleyince sanki karşımda da bana söylemiş gibi yağlarım eridi. Ama yine de bu kitapta pek tatmin olamadım. Dediğim gibi az yer almasından kaynaklı olabilir. Kitabın spot ışıkları hep Yelena üzerindeydi ve üçüncü kitapta da öyle olacağı kesin. Çünkü kitabın sonunda olaylar hem tatlı bir olaya bağlandı hem de süper karıştı. Final kitabı aksiyon dolu olmazsa ben de neyim!

Ve tek diyebileceğim kesinlikle okuyun bu seriyi. Hiç sıkıcı bir sahnesi, anı yok. Karakterler yerinde durmuyor. Her yeni gelen karakter ya sizi şaşırtıyor ya da nefis bir şekilde etkiliyor. Bayılıyorum bu seriye! Ateş Ustası'na kadar şimdilik yorum burada bitiyor. Valek'i bol bol görme dileği ile...

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Kitap Yorumu: Karanlık Zihinler 2: Buz Kapanı - Alexandra Bracken


Merhabalar !

Favori distopya serime devam ediyorum. Beni bilen bilir distopya türüne aşığım. Açlık Oyunları ile başladım bu türe ve Karanlık Zihinler sayesinde daha da bağımlı oldum. Yaklaşık bir sene önce okumuştum kitabı ama etkisi hala devam ediyor. Hazır durum böyleyken ikinci kitabı Buz Kapanı'nı okudum. Chubs, Ruby, Liam... Fırlatın üstüme!

Karanlık Zihinler ne kadar etkileyici ve şaşırtıcıysa Buz Kapanı da ona denk şuan. Yazar olay kurgusunu öyle güzel işlemiş ki... İlk kitabın sonunda Ruby, Liam'ın 'iyiliği' için hafızasını silip, yanından ayrılınca 'haaayır, olamaz' demiştim. Bu kitap için ne desem bilemedim ki. Böyle ağzınıza bir parmak bal çalıp, kaçıyor. Tadı damağımda kaldı. 

Olaylar giderek daha da kızgınlaşıyor. Ruby belanın içinden çıkamıyor. Bu kızı sürekli tehlike buluyor. Ama yeni ekibine bayıldım. Bu karakterlerimiz ağzı iyi laf yapan Vida, masum mu masum Jude, Liam'ın tam zıttı olan abisi Cate. Ekibe bir merhaba deyin. Çünkü üçüncü kitapta çok sık karşımıza çıkacakları kesin.

Kitaptaki olaylardan bahsedemeyeceğim çünkü birbirleriyle bağlantılı ve spoiler içerikli. Ama emin olun Ruby'nin zekasına, ekibinin çalışma şekline ve yazarın sürprizlerine bayılacaksınız. Tabii son sayfalarda yine 'olamaz!' dedirtti. Bunlara ek olarak Liam Stewart'a aşıksanız daha da aşık olacaksınız. Aşık değilseniz de aşık olacaksınız. Adamın hafızasından Ruby silinmesine rağmen 'ben niye sana sarhoşum' modundaydı. Bazı yerlerde haklı olarak ters tepkileri de oldu. Ama öyle romantik konuşmaları oldu ki, sen gerçek olamazsın ya cidden dedim. Yazar bizdeki çıtayı böyle almış en tepelere koymuş. Sonra gel de gerçek hayatta Liam Stewart'ı bul da mutlu ol. (Evde kalacak olan Jane yazıyor...)

Bu kitap hakkında daha ne desem ki ? Benim favorilerim arasında. Kalın olmasına rağmen su gibi okutturdu kendini. Üçüncü kitabı ve hikayelerden oluşan ara kitabını okumak için sabırsızlanıyorum ama acele etmeyeceğim. Çünkü sırada bu seriye eş değerde müthiş kitaplarım var. Onları okuyana kadar görüşmek üzere!

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

23 Nisan 2016 Cumartesi

Kitap Yorumu: Ay Günlükleri 2 - Scarlet / Marissa Meyer


Merhabalar!

İnanabiliyor musunuz, Ay Günlükleri serisine geçen haziranda başlamışım! Bir sene olmuş neredeyse ve anca seriye devam ediyorum. Bu böyle olmayacak dedim ve yeni serilere sınır çizdim. Önceliğim devam eden serilerim ve büyük bir heyecanla okuyorum. Ve eğer hala Ay Günlükleri ile tanışmadıysanız lütfen Cinder'ı edinin. Bu seri bir harika dostum!

Yazarımız, küçüklüğümüzden beri duyduğumuz Grimm Masallarını alıyor bir güzel kendince işliyor. Ama öyle güzel kurgular yaratmış ki... Serinin ikinci kitabını bitirdim ve 'aşşık oldum.' İlk kitap Cinder'dı. Bildiğimiz Cinderalla. Elbette bu yeni kurguda hiç de masum ve masaldaki gibi mutlu sona ulaşan biri değil. Bizim Cinder'ımız büyük bir mücadele içinde çünkü kendisi Prenses Selene. Ve Ay Kraliçesi Levana onu öldürmek istiyor. Kaçış yollarına düşen Cinder, yol üzerinde yeni bir yoldaş edinir. Kaptan Thorne. Kendisi şuan favori karakterlerimden biri. Süperötesi şapşal, komik ve seriye renk katan biri. Bir diğer ise Cinder'ın robot arkadaşı Iko. Bu üçü süper ekip oldu.

Gelelim Scarlet tarafına. Scarlet da ilk başlarda sıradan biri gibi görünüyor. Babaannesi bir gün ortadan kaybolur ama Scarlet onun kaçırıldığına emin. Yine de yaşamına devam ediyor ve günlerden bir gün Wolf diye biriyle tanışıyor. Hikayeyi çaktınız mı ? 'Büyükanne, neden ağzın bu kadar büyük ? Seni daha iyi yiyebilmek için!' ve karşınızda Kırmızı Başlıklı Kız ile Kurt hikayesi. Yazar seriye resmen dönüm noktası eklemiş. Cinder ve Scarlet öyle bir yerde karşılaşıyorlar ki... Kurguya bayıldım. Ekip giderek güzelleşiyor. Cinder ve Kai çiftinden sonra Scarlet ve Wolf çifti favoriler arasına girmek üzere. İlişkileri biraz hızlı oldu ama yine de çok sevimliler.

Bunların dışında... Kurguya cidden bayıldım. Yazar öyle güzel kafa patlatmış ki, okurken mest oldum. Özellikle 3.kitap olan Cress'i fena merak ediyorum. Çünkü arka kapak yazısını okuyunca 'bu kesinlikle tam benlik olacak' dedim. Thorne'u daha çok okumak istiyorum. Serideki favori erkek karakterim oldu. Cinder'la Scarlet'ı karşılaştırmak istemiyorum çünkü çok farklılar. Ama Cinder bana daha yakın geliyor. 

Ve son olarak... Alın bu seriyi. Dönemin en iyilerinden. Artemis Yayınları seriyi tamamladı bile! Kapak tasarımlarından tutun çevirisine kadar miss gibi bir seri. Kitaplığınızın gözdesi olacaklar!

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane