Pages

25 Nisan 2015 Cumartesi

Kitap Yorumu: Gölge ve Kemik - Leigh Bardugo



Yeni karanlık bir dünyaya hazır mısınız ? Ben varım diyorsanız, Gölge ve Kemik'in dünyasına adım atın. İlk kitap olmasına rağmen esrarengiz kurgusu sizi içine çekecek.

Evet, bu kadar reklam kokan cümleleri bir kenara bırakıp, bilindik Jane yorumuna geçiyorum. Gölge ve Kemik'i açıkçası indirimde diye almıştım. Hatta ikinci kitabı da gözüm kapalı almıştım. Neyse ki hayal kırıklığına uğramadım. Gerçekten, serinin ilk kitabı olmasına rağmen Gölge ve Kemik'i çok sevdim. Akıcı ve sürükleyici bir şekilde kısa sürede bitirdim. Değişik, karanlık ve dediğim gibi ilgi çekici bir tarafı var. Özgün bir konuya sahip ve ben bu konuyu nasıl anlatsam şuan bilemedim.

Kafanız karışabilir. Çok normal. Ben okurken ilkten hiçbir şey anlamadım. Sonra birkaç şey yerine oturdu. Yazar, kendi hayal dünyasını oluşturmuş. Zaten kitabın başında bazı terim açıklamaları ve bir harita var. Kitap tamamen hayal ürünü. Kurguda geçen yer isimleri falan hep yazarın hayal dünyası. Ama etkilenmedim diyemem. Güzel düşünmüş ve aktarmış. Benden tam puan alır.

"Çok tuhaf," dedim bir süre sonra."Oysa güzelliğin her zaman insanın hayatını kolaylaştıracağını sanırdım."

Konuya gelirsek... Kitap Alina Starkov adındaki bir kızın gözünden anlatılıyor. Alina, cılız mı cılız bir kız. Aynı zamanda yetim ve tek yakını Malyen Oretsev. Malyen de yetim. Zaten beraber büyüyorlar, aynı yerde kalıyorlar. Resmen her şeyi beraber yaşıyorlar. Kitabın başında bunların küçüklük zamanlarından minik bir kesit var. Yetim olmalarına rağmen bazı özel yetenekleri var. 

Aradan yıllar geçiyor ve Alina'nın anlattığı bölüme geldiğimizde kızın haritacı olduğunu ve Malyen'in de bir izci olduğunu öğreniyoruz. Alanlarında çok iyiler. Malyen ağırbaşlı, fena yakışıklı (çoğu soylu kız gözüne kestiriyor) ve gerçekten izcilikte yetenekli biri. Alina ise cılız olmasına rağmen biraz cazgır biri. Çenesi hiç durmuyor. Her şeye bir cevap. Ağzında laf hazır. Bir o kadar da aşık. Malyen'e elbette. Ama henüz bir şey beklemeyin. Spoiler.

Gölge ve Kemik, eski zamanlarda geçiyor havası veriyor. Öyle de olabilir. Teknolojiye ait hiçbir şey yok. Tarihi aşk okuduysanız aslında ne demek istediğimi anlayacaksınız. Her tarihi kurguda olduğu gibi burada da normal kesim ve özel kesim var. İşte bu özel kesime Grisha deniliyor. Bunlar özel yetenekleri olan insanlar. Grisha'lar da kendi aralarında sınıflara ayrılıyor ama bu konuya detaylı girmeyeceğim. Kitabın içinde açıklamalarıyla beraber var. 
İnsanların Grisha olup olmadığını belirlemek için bir test var. Hemen her çocuk bu teste sokuluyor. Alina ve Malyen de teste girmiş ama geçememişlerdi. Ama bir şeyi gözden kaçırmışlar. Alina hiç de göründüğü biri değil ve bunun da farkında değildir.

"Bir şeyleri istemek," diye fısıldadı, "bizi zayıf kılar."

Grisha'ların konusuna adım attığıma göre Karanlıklar Efendisi'nden bahsedebilirim. Kendisi, Kral'dan sonra en yetkili kişi ve adından da anlaşıldığı üzere karanlığı yönetebiliyor. O da fena yakışıklı, yürüyen karizma ve sadece ismiyle bile insanları etkileyebiliyor. Alina ile karşılaşmaları çok uzun sürmedi. Volcra adı verilen düşmanlar tarafından saldırıya uğruyor Alina, Malyen ve diğer topluluklar. Bunun sonucunda Alina birden kendini Karanlığın Efendisi'nin karşısında buluyor.

Sonrasındaki olaylar cidden okunmaya değer. Zaten karşılaştıklarından sonraki bölümlere bayıldım. Kitap bir açılıyor ki... Şaşırtmalı sahneler vardı. Bazı şeyler tam oturmamış ama kitabı okurken hiç göze batmıyor. Bence. Serinin ilk kitabı olmasına bağlıyorum bu eksiklikleri. Yine de kesinlikle şansı hakkeden bir seri. Ben severek devam edeceğim. En bi' sevdiğim kurgulardır böyle tarihi, esrarengiz ve ormanda geçen kurgular. Saraylar, entrikalar, saraydaki yaşam ve oradaki insanlar... Oradaki insanlar demişken saraydan sadece Genya'yı sevdim. Alina'nın yeni dostu diyebilirim. Ki kitapta tek sevebildiğim karakter de Genya. Alina'ya pek ısınamadım. İleriki kitaplarda nasıl olur, bilemem. Malyen'i de sevdim. Sağlam karakterlerden. Karanlığın Efendisi önünde eğiliyorum zaten. Her şeye rağmen.

Kitabın sonu merak edici bitiyor. İkinci kitap da elimde. :D Ehem, ne zaman okurum bilmiyorum ama yakında yorumu gelirse şaşırmayın. Şimdilik bu kadar.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Kitap Yorumu: Maddox Serisi 1 - Tatlı Sır / Jamie McGuire


Merhabalar...

Bu aralar kitap yorumu yazımında çok üşengecim. Aslında kitapları arka arkaya okuyorum ama blog'a yazma da zorlanıyorum. Ama şimdi tüm yorgunluğuma rağmen bilgisayar başına oturdum. Hafta sonu blog'u rengarenk yapmaya hazırım.
Ve Kelly Clarkson'dan Second Wind dinleyin derim.

Maddox'ları özlediniz mi ? Travis'den sonra diğer Maddox erkekleri okumak için sabırsızlanıyordum. Sıradaki Maddox erkeğimiz ise Trenton. Tatlı Sır'da onun hikayesini, Cami'ye olan aşkını ve şaşırtıcı bir sürprizle karşılaşmasını okuyoruz. 'Şaşırtıcı sürpriz'i tahmin etmiş biri olarak hiç memnun kalmadım ve açıkçası yazarın ne yapmaya çalıştığını anlamadım. Bana göre saçmalıktı. Peh...

Konuya gelirsek, bu kitaptaki baş kız karakterimiz Cami, Abby'e göre daha asi ve daha hırçın diyebiliriz. Cami'yi çok sevmedim ama nefret de etmedim. Bazı yönleri hoşuma gitti. Değişik bir tip. Trenton'a yakışır mı diye sorarsınız... İdare eder. Kötünün iyisi. Ama aralarındaki uyum hoşuma gitmedi değil. Trenton'ın kızın etrafında sürekli dolanması, çabalaması... Bilirsiniz biz etrafımızda pervane olan erkekleri severiz. :D Bla bla bla. Karşıma bir Maddox erkeği çıkacak ve ben onu geri çevirip, habire 'sadece arkadaşız' diyeceğim öyle mi ? Kendi aklımdan şüphe eder, Bakırköy'e kendim kayıt yaparım. Adamlar hem yakışıklı, hem sahiplenici, hem korumacı hem de fenalar! Tamam çapkınlıkla ün salmışlar ama bir zahmet yani. Her zaman kaslı, dövmeli ve uysal bebekler bulamayız. Konu buraya nasıl geldi bilmiyorum. Cami'ye baya içerlenmişim sanırım.

Jamie McGuire'nin klasik taktik kurgusu bu kitapta da vardı. Maddox erkeği bir kıza ciddi anlamda tutulur. Ama kız ona o gözle bakmamaya, kendini kaptırmamaya çalışır ama bir süre sonra bakar ki ona alışmış ve aşık olmaya başlıyor. Cami'nin en büyük kabusu da buydu işte. Bir sevgilisi var. TJ. Ama TJ'nin öyle bir işi var ki uzak mesafeden ilişki yaşıyorlar. Yani Trenton'a fırsat çıkar. Bu fırsatı güzel değerlendirir. Fakat ne yazık ki kitabın sonunda büyük sırrı öğrenir. Hoş, bizimki çok doğal karşıladı. Ben daha çok karmaşık olaylar, çirkefleşmeler falan görürüm sanıyordum ama sonu öyle normal bitti ki boş boş sayfaya baktım.

Bu ikilinin dışında Travis'i de görüyorsunuz kızlar. Ama bu kitapta henüz Abby'le yeni tanışmışlar ve acı çekme olaylarında. Yani acınası Travis'i bir başkasının gözünden de görmüş olduk. Bir de Cami'nin ev arkadaşı Raegan var. Beni deli etti! Normalde çok takılmam ama kızın öyle itici bir aşk hayatı var ki ben okurken sinir oldum ama o pes etmedi. Cidden insanlar bu kadar aşk sarhoşu olup, aptallaşabiliyorlar mı ? (Birkaç sene sonra Jane aşk sarhoşu olmuş ve ortalığı yıkıyor derlerse inanmayın.)

Bakalım... Bunların dışında işte klasik bir Maddox hikayesiydi. Travis mi Trenton mu derseniz... Sakın öyle bir soru sormayın. Maddox'larda ayrım yapılır mı hiç ? Ama hangisinin hikayesi derseniz kesinlikle Travis'in hikayesi derim. Öp, başının üstüne koy.

  Bir de Cami'nin ailesinden söz edeceğim. Çok fenalar. Bir sürü kardeşi, ağabeyi vardı. Psikopat bir baba. Nasıl bir aile anlamadım. Tam Trenton'ın döveceği türden adamlar. Eh zaten dövüyor da. Ups.

Son olarak... Trenton'ın kız tavlama taktiğine bayıldım. Minik, sevimli bir kız çocuğu ile elde edemeyeceği hiçbir şey yok. :D

Bir sonraki Maddox hikayesinde görüşmek üzere. Yabancı Yayınları hazırlıklara başlamış sanırım. Yurt dışında da 3.kitap çıkmak üzere. Maddox'lara doymayacağız!

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Dipnot: Maddox'ları okudukça daha çok dövme yaptırasım geliyor. Cesaret bekliyorum. *-*


11 Nisan 2015 Cumartesi

Kitap Yorumu: Kan ve Yıldız Işığı Günleri


Merhabalar...

Direk konuya atlamak istiyorum. Duman ve Kemiğin Kızı'nı okudunuz mu ? Hani, birkaç hafta önce blog'da ballandıra ballandıra anlattığım şu esrarengiz seri ? Okumadıysanız ilk kitabı kapın ve sonra ikinci kitabın yorumunu buradan okuyun. Çünkü şimdi ilk kitabın yorumunda anlatamadığım dedikoduları anlatıp, ikinci kitabı çekiştireceğim.

Her şeyin değişmesi ve hiçbir şeyin değişmemesi...

Duman ve Kemiğin Kızı, özgün kurgusu ve farklı karakteri ile diğer serileri direk solluyor. Gerçekten, bu konuda abartmıyorum. Mutlaka okumanız gereken ve kitaplığınızda olması gereken bir seri. İlk kitabın başlangıcı kafa karıştırıcı olabilir demiştim. Hatta anlamadığınız yerlerde olabilir. Benim de var çünkü. Bu konuda elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım. İlk kitabın üstünden kısaca geçmek gerekirse; Karou'nun ve Akiva'nın geçmişteki ilgi çekici aşkını öğrenip, şaşırtıcı detaylarını görmüştük. Karou'nun geçmişteki yaşantısı, Akiva'yla karşılaşması, yaşadıkları yasak aşk ve sonundaki ölüm cezası. Kitabı okurken merak ettiğiniz her soruyu, son sayfalarda bulmanız mümkündü. Brimstone'nun ve diğerlerinin Karou'yu neden aileden biri gibi sevdiğini, ölümlerinin Akiva yüzünden olduğunu ve asıl savaşın başladığı sinyallerini almıştınız. İşte, her şey kaldığı yerden ve daha karmaşık bir halde devam ediyor. İnanın bana, bir an yanlış kitabı okuyorum sandım. Ama sonra öyle bir ters köşeye sıkıştırıldım ki... Laini Taylor, okuyucusu ile kedinin fareyle oynaması gibi oynuyor. Her şeye hazırlıklı olun. Hiçbir şey göründüğü gibi olmayacak ve ihanetlerin aslında birer plan olduğunu anlayacaksınız. Ama en önemlisi bu kitapta dostluklar ve aşklar bitmiyor. Elbette savaşlar da...

Kitabın ilk yarısına kadar olayları anlamaya çalıştım. Bir kere, kitaba tamamen beklentisiz başlayın. İlk kitabın büyüsüne kapılıp, ikinci kitaptan daha çok beklentiniz olmasın. Süper hayal kırıklığı yaşarsınız. Beklentisiz ve sakin bir şekilde okuyun. Her şeyin açıklaması yine kitabın sonunda geliyor ve yazara hayran kalacaksınız. Bu yazara güvenim ve oyum tam!

Bu kitap, sadece bir karaktere bağlı kalmamış. Olayların oluş şekilleri, farklı zamanlarda farklı karakterler ağırlıklı olmak üzere anlatılmış. Karou'nun en yakın arkadaşı Zuzana ve onun erkek arkadaşı Mik, Karou ortalıktan kaybolduktan sonra onu aramaya çalışırlar. Zuzana durmadan Karou'ya e-mail atar. Ve en sonunda bir ipucu yakalar. Mik'i de beraberinde sürükleyerek kendilerini çöl sıcaklığında bulurlar.

Akiva, ihanet ettiği kardeşlerinin yanına yani Hazael ve Liraz'a gider. Üçü beraber, hem çıkacak savaş için hazırlanırlar hem de Kimeralar'ın öldürülmemesini engeller. Elbette gizli planları vardır ama inanın bana hiç ummadıkları bir şeyle karşılaşırlar. Yazarın şaşırtıcı kurgusundan biri bu. Ve aynı zamanda Akiva, Karou'yu öldü sanmaktadır. Yine de onu aramaya devam eder. Ve ilginç bir ipucu bulur. Bu ipucu, Karou'nun tüm hayatını geri getirebilir.

Herkes tarafından öldü sanılan Karou ise bambaşka planlar peşindedir. Fas'ın uçcuz bucaksız bir Kumdan Kalesi'nde, Kasbah'da yeni planlar peşindedir. Ama aynı zamanda tutsaktır da. İlk kitaptan Thiago'yu hatırlıyor musunuz ? Beyaz Kurt. Karou'nun geçmişteki yaşamında yani Madrigal olduğu dönemde beraber olmaya zorlandığı lider Beyaz Kurt'tan söz ediyorum. Kendileri geri döndü. İlk kitapta çok göremesek de bu kitapta ön planda. Karou'yu hem koruyor hem de kendi çıkarları için kullanıyor. Bunu yapmasının sebebi ise Karou, yeni dirilticidir. Brimstone'nun yaptığı işi devralmıştır ve Melekler tarafından öldürülen Kimeralar'ın buhurdanlarını alıp, onları yeni bedenlerinde diriltimektedir. Thiago'nun asker adamlarını. Yani bizim mavi saçlı kızımız, savaş için çalışmaktadır. Ama asıl amacı bu değildir. Bu sadece göz yanılması. Olaylar bambaşka bir boyut alacak ve yazarın şaşırtıcı kurgusuna hayran kalacaksınız. Benden söylemesi.

Belki yazdıklarım çok kafa karıştırıcı gelebilir ama inanın bana gerçekten kafa karıştırıcı. :D Kitabı okurken bir an cidden algılayamadım. Ne olduğunu, neler döndüğünü, yeni gelen karakterlerin neler yaptıklarını... Evet, birçok yeni karakter geliyor. İçlerinden sadece ikisini hatırlıyorum. Ten ve Ziri. Ten, bir kadın Kimera ve Thiago'nun sağ kolu. Karou'nun baş düşmanı diyebiliriz. Çok sinir bozucu bir karakter ama sonunda öyle bir şey oluyor ki en sevdiğim karakterlerden biri olabilir. Ziri ise Karou'nun bir nevi akrabası gibi. Madrigal  zamanında Ziri daha küçücük bir çocukken bile ona hayranmış. Bu kitapta Thiago'nun asker adamlarından ama hiç ummadığınız bir anda Karou'nun en büyük destekçisi olacak ve inanılmaz bir fedakarlık yapacak. Yazarın bir şaşırtıcı kurgusu daha!

Bunların dışında... Karou'ya her zamanki gibi hayran kaldım. En bi' sevdiklerimden oldu. Tarzıyla, düşünceleriyle ve dayanıklılığı ile tam puan alır benden. En yakın arkadaşı Zuzana ve Mik kesinlikle favorilerimden! Yazar iyi ki onları da kurgunun için almış dedim. Bu iki tatlı insan, Kimeralar dünyasında oldukça cesurdu. Akiva'ya gelirsek... Soğuk bir tip ama çekiciliği de var. Onu nasıl anlatsam bilemedim ve şunu içtenlikle söyleyebilirim ki bu kitapta açık saçık bir aşk yoktu. Ama aşkın gücünü iliklerinize kadar da hissedeceksiniz. Yazarın sihirli kalemi derim buna.

Seri giderek mükemmel olmaya devam ediyor. Son kitabı çok ama çok merak ediyorum. İkinci kitabın sonu öyle planlı, öyle heyecan verici bir şekilde bitti ki... Cidden üçüncü kitabı hemen istiyorum! İstanbul'a döndüğüm zaman bu seriyi kitaplığımın baş tacı yapacağım.

Anlamadığınız yerler olursa buralardayım. Dedikodusunu da yaparız. Ama şimdilik bu kadar.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Not: Bunu dediğime inanamıyorum ama bu serinin dizisi ya da filmleri yapılsa... Müthiş olabilir. Okurken bile hayal etmesi çok zevkli. Hem de çok!

6 Nisan 2015 Pazartesi

Kitap Yorumu: Fırsatçı - Tarryn Fisher


"Hayat her zaman devam ediyordu, seni tekmeleyip bağırtarak beraberinde sürüklese de."

Merhabalar

Size şimdi gıcık mı gıcık, sizi fena halde sinir edecek bir kitap öneriyorum. Yok, hatta önermiyorum. Sadece blog'da bahsedeceğim. Tüm hıncımı almam lazım bu kitaptan. Okurken beni resmen deli etti. Şekilden şekile girdim. Nasıl davranacağımı, kimi sevip savunacağımı şaşırdım. Sonra pes ettim. Tüm karakterlerden nefret ettim. Hepsini ayrı ayrı ele alacağım.

Tarryn Fisher'ın Fırsatçı kitabı hakkında dedikodu yapmak gerekirse... Bu kitap hiç ilgi alanımda değildi. Hatta fuarda serinin üç kitabı baya indirimli satılıyordu. Neyse, bir süre sonra Instagram'da çok görür oldum bu seriyi. Meraklandım elbette. Ve internette toplu indirimde görünce üstüne atladım. Geçen haftasonu ilk kitap olan Fırsatçı'yı neredeyse 1,5 günde bitirdim. Elinizden de bıraktırmıyor yani. Sonra baya söylendim. Nasıl bir kitap bu diye. Çıldırtır insanı.

Olivia Kapsen, Hukuk bürosunda çalışan esmer güzeli bir kadındır. Bir gün sokağın karşısındaki müzik mağazasında üç yıl önce terk ettiği eski sevgilisi Caleb Drake'i görür. İçi içini yer, gidip gitmesem mi diye. En sonunda gider ve şaşırtıcı bir şey öğrenir. Caleb, bir trafik kazasında geçici süreliğine hafızasını kaybetmiştir. Yani Olivia'yı ve eskiden yaşadıkları şeyleri hatırlamamaktadır. Olivia da bunu fırsat bilir ve Caleb ile yine iletişim kurur.

"İnsanlar dönmek için sinyal vermedikleri zaman sinir oluyorum!" -Cammie

Olayın en masum hali böyle millet. Ama sakın buna kanmayın. Çok şaşırtıcı, sinir bozucu ve beklenmedik olaylar gerçekleşiyor. Zaten kitap öyle uçuşa geçiyor ki kitabı bitirmeden bırakmak istemeyeceksiniz. Olaylar bir geçmişteki yaşantıları bir de günümüzdeki yaşantıları anlatıyor. Sonra Caleb'in minik ama deprem etkisi yaratacak planını anlatıyor. Olivia'nın ne haltlar karıştırdığını, neler yaptığını... Kitabı nasıl anlatsam bilemedim. Bir kelime bile spoiler niteliğinde. Ama eminim böyle bir kitap daha önce okumadınız. Ne entrikalar dönüyor... Caleb'in Olivia'dan sonraki sevgilisi ve nişanlısı, kızıl saçlı güzel hatun Leah da işin içinde. Zaten onun kadar çirkef ve uyanık bir karakter görmedim. Caleb'e ahtapot gibi sarılmış, bırakmıyor. Olivia deseniz... Aklı fikri hep yaramazlıkta. Planları ve suç ortağı Cammie de çok fena. Olayların başladığı yer zaten üniversite yılları. Olivia ve Cammie oda arkadaşıdır. Caleb ise okulun en popüler ve en yakışıklı ismidir. Tahmin edeceğiniz üzere Olivia, Caleb'a bakmaz. Bu durum Caleb'ın dikkatini çekmiş olmalı ki kafayı Olivia'ya takar ve taklalar atar. Açıkçası kitaptaki en favori sahnelerim buralardı. Aralarındaki diyaloglar, inatlaşmaları, farkında olmasalar da birbirlerini tamamlamaları... Benden onay aldı. Ama sonrasında olaylar sinir bozucu bir yere geliyor. Olivia, ne istediğini bilen bir kız değil bence. Caleb'le öyle çok bir araya gelip, ayrıldılar ki artık ben sıkıldım. Caleb deseniz... Yakışıklı, bazen kalp eriten ama çapkının önde gideni gibi. Olivia olmuyorsa hoop hemen başkası deyip, oradan oraya savrulması.

Yani aslında yazar bu seriyi yazarak bize ne anlatmak istemiş, bilemedim. Zaman kaybı mı ? Hayır, ama mutlaka kitaplığınızda olsun diyemem. Yoğun bir zamanınızda kaçamak yapmak ya da dizi tarzında kısa bir kurgu okumak istiyorsanız Fırsatçı'yı okuyun derim. Ama uyarımı da yaparım. Fena sinir edecek. Hatta kitabın sonunda 'oh, tamam her şey yoluna giriyor sanırım' derken daha da dibe vuracaksınız. Aslında kitabın sonunda Olivia'nın yaptığı şeye sinir olmadım. Mutlu oldum. Bende de öyle bir şeyler olsa hayır demezdim sanırım bile dedim. :D Okuyunca demek istediğimi anlayabilirsiniz. 

Ama Olivia ve Caleb açısından bakılırsa artık canı çıkmış bir ilişki ortaya dökülüyor. Okurken başım döndü. Tüm karakterlere söylendim. Hepsinin bir açığını buldum. Ve bitirdiğimde direk serinin diğer kitaplarına baktım. Pişman olmak istemiyorum sonuçta. Ve seri nasıl devam edecek çok merak ediyorum. Gelecek kitapta Leah ön plandaymış. Son kitapta da Caleb... Tarryn Fisher, amacını çözeceğim !

Şimdilik bu kadar. Seriye devam edeceğim ama kim bilir ne zaman! Gelecek kitap daha çekici ve aşırı merak ettiğim bir kitap. Yakında görüşmek üzere !

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

31 Mart 2015 Salı

Kitap Yorumu: Kıyamet Sonrası - Susan Ee


"Bazen paranoyak olmak, gerçekten de hayatınızı kurtarabiliyordu."

Merhabalar...

Sanırım ilk defa az önce bir kitabı 'sonunda bitirdim' diye dans ettim, mutlu oldum. Hayal kırıklığı, azimle bitirme mutluluğu ve sıradaki kitapların heyecanını yaşıyorum şuan. Siz siz olun, serilerden çok fazla bekletiniz olmasın. Sonra benim gibi tuhaf biri olabilirsiniz.

Susan Ee'nin Meleğin Düşüşü kitabı bir harikaydı. Gerçekten, yazarın ilk kitabına aşık olmuştum. Kitabın kapağına, kurgusuna, karakterine, anlatım tarzına... Her şeyiyle mükemmel gelmişti. Hatta sonu da çok fena bitmişti. Blog'da yazarken bile heyecan yapmıştım. İkinci kitap için çıldırıyordum. Ve sonunda sahafta tam yarı fiyatına aldım. Nasıl mutluyum ama... Okumaya kıyamadım ilkten. Sonra Mart'ın ortasına doğru elime aldım. Sınav başlamadan önce başlayayım diye. Kitaba başladım ve resmen ilerleyemedim. Tıkandım kaldım. Kitap ilerlemeyince kendimi Hannibal'a verdim. Kısa sürede o da bitince kitaba tekrar dönüş yaptım ve gerçekten büyük bir azimle bitirdim. Üstümden yük kalktı.

Şimdi gelelim kitabın içeriğine. Okuyanlar nasıl yorum yaptı bilmiyorum ama açıkçası ben sevmedim ve boş boş okudum. Geneli kötüydü, bir tek sonlara doğru heyecanlı ve akıcıydı. Çünkü Raffe geliyor!

"Silinip giden bir rüya gibi karanlıkta gözden kayboldu."

İlk kitabın sonunda Penryn, akrepler tarafından sokulduğu için kısa süreliğine felç geçirmişti. Raffe de onu öldü sanıp, annesine bırakmıştı. Olaylar aynen kaldığı yerden devam ediyor. Ama biraz sıkıcı... O günden sonra Raffe ortalarda gözükmez. Penryn ise bir süre sonra kendisine gelir. Çatlak annesiyle ve canavara dönüşmüş kardeşi Paige ile ilgilenmeye ve bir yandan da hayatta kalmaya çalışırlar. Melek istilası hala sürmektedir. Direniş ekibi yine iş başındaydı. Dee-Dum ikizleri yine yapacaklarını yapıp, sizi kitapta güldürüyor. Ama bir süre sonra olaylar karışıyor. O kadar çok olay arka arkaya gelişiyor ki bir ara cidden takip edemedim. Ya da bana sıkıcı geldiği için çok odaklanamadım. Penryn, tek başına olayları anlatınca sıkıcı oluyormuş onu anladım. Raffe kurgunun içinde yer almayınca kocaman bir boşluk oluştu ve okumak zorlaştı benim için. Kitabın yarısından fazlası Penryn ve hayatta kalma çabaları ile gelişti. Birkaç sahne akıcıydı. O da kurguya komiklik ve heyecan kattığı için. Taa ki kitabın sonlarına doğru Raffe gelene kadar. Gelişi bile etkileyici, heyecan verici, el çırptıran türdendi. :D Onun olduğu bölümleri okurken daha canlıydım. 

"Kollarında olmak, asla sahip olamadığım yuvada olmak gibi bir histi."

Açık konuşacağım, bir kitapta romantik ya da aşk tarzında minik bir şeyler bile olmadığı sürece o kitap bende gitmiyor. Tıkanıp, kalıyor. Bunu kabullenmek istemezdim eskiden. Kitap illa romantik sahnelerden oluşsun istemiyorum elbette ama iki insanın arasındaki o iç ısıtan bağı okumak bambaşka oluyor. Her şeyi değiştiriyor. Raffe'nin minnacık korumacı hareketi bile kitabı renklendiriyor, daha akıcı yapıyor. O yüzden bu kitabı çok sevemedim. Ana karakterimiz son anda geliyor ve zaten sonra kitap bitiyor. Ne anladım ben bu işten ?

Yine de bu seriyi seviyorum. :D Ben de ayrı dengesizim. Kitap beni günlerce süründürdü ama hala seriyi seviyorum. Son kitabı sabırsızlıkla olmasa da bekleyeceğim ve merakla okuyacağım. Bu arada seri 5 kitaptan oluşacaktı ama yazarımız 3 kitaba düşürmüş ve son kitap da Mayıs ayında yurt dışında çıkacak. Bizde de Dex çok bekletmez ve Haziran sonu gibi çıkar diye umut ediyorum.

Kitabın genelini sevmemiş olsam da bir yerde çok güldüm ve karakterleri sevdiğimi fark ettim. Penryn ve Raffe'nin melek kılıçları hakkındaki komedi sohbetini okumalısınız. Penryn umursamaz davranırken Raffe resmen kılıcı babasıymış gibi koruyordu. Kitaptaki tek favori sahnem o oldu. :D Ve şunu da ekleyeyim, bu kitabın esas odak noktası melek kılıcıydı. Daha doğrusu Raffe'nin kılıcıydı. Size sürpriz şeyler sunabilir. 

İkinci kitap yüzünden ilk kitaba başlamama gibi bir hata yapmayın. İlk kitap cidden çok güzeldi. Seriye başlayamayanlar bu lezzetli kurguyu kaçırırlar.

Şimdilik bu kadar. Bir sonraki kitabım eğlenceli olur diye umut ediyorum. Başladığım zaman fotoğrafını blog'da ve Instragram'da paylaşırım.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

27 Mart 2015 Cuma

Film Önerileri: Sınav Öncesi, Film Geceleri


Selamlar...

Bu aralar kitap okuyamama modundayım. Bir ara ne güzel arka arkaya kitapları okuyordum. Sonra tıkandım. Ki okunacak o kadar mükemmel kitaplar var ki... Resmen vicdan azabı çekiyorum. Ama kitap okuyamadığım zaman da film izliyorum. Ve şey, Hannibal. Ona ayrı değineceğim. 
Uzun zamandır film önerisi yapmadığımı fark ettim. Hazır havalar ısınıyor, dışarı çıkmadan önce ya da sınav öncesi-sonrası kafa dağıtmalık bir şeyler arıyorsanız sizi, özenerek hazırladığım film listesine alayım.

Bitirim İkili serisini aslında baya zaman önce izledim. Ama blog'da önermemişim. Bu seriyi yeni mi izledin Jane diye sakın kafama vurmayın. Elbette yeni izlemedim. :D Çocukluğum aksiyonlu filmlerle geçti benim. TV'de habire izliyordum ama adam akıllı izlemek istemiştim. Sanırım yazın izledim. Ki yine izlerim. Bol aksiyon, kahkaha istiyorsanız bu seriye direk atlayın. Favorilerim arasındadır. Jackie Chan ve Chris Tucker ikilisine bayılacaksınız!

Hansel ve Gretel - Cadı Avcıları filmini vizyondayken gidip izlemedim. Ama sonra tabii baya pişman oldum. 2013 yılında vizyona girdi. Ve bizim masallarda bildiğimiz Hansel & Gretel ikilisinden çok farklılar. Bence devam filmi bile çıkmalı. Ah, bayılıyorum şöyle masalların karanlık yönlerini gösteren yeni versiyon filmlere, dizilere...

Aranızda Aamir Khan'ı tanımayan var mı? Blog'da her fırsatta ismini dile getirdiğim Bollywood oyuncusunu tanımıyorsanız zaten bu yazıyı okumadan 3 Idiots ve Ghajini filmlerini izleyin. Ama zaten Aamir Khan'ı tanıyorsanız ise Dhoom 3'ü izlediniz mi ? İlk çıktığı zaman izlemiştim ve yine her zamanki gibi bayıldım! Bollywood filmleri bir harika. Mutlaka şans verin. Aksiyon, eğlence, drama... Ne varsa bu filmde var.

Şimdi size en bi sevdiğim iki oyuncudan söz edeceğim. Tom Cruise ile Jamie Foxx. Bu adamların filmlerine gerçekten bayılıyorum. Tom Cruise varsa işin içinde mutlaka aksiyon olur. Tetikçinin Gecesi'ni izlemelisiniz! Şaşırtmalı ve gerçekten aksiyon dolu bir filmdi. İkisini aynı filmde görünce balıklamasına atlamıştım.

Yazın D&R'da çalışırken film bölümündeki arkadaştan habire film önerisi alıyordum. Hachito da bunlardan biri. Gecenin bir yarısı izlemiştim. Salya sümük ağladım. Nasıl bir film... Anlatamam. Gerçek hayattan alınmış zaten. Ama fena bir şey. Bu aralar duygusal olanlar izlesin. Ağlayıp, rahatlarsınız. Gerçekten çok güzeldi. Evdeki kızlara da izleteyim ben...

Ve son olarak Aşk ve Para diyorum. Yazın DVD'sini alıp, izlemiştim. Katherine Heigl'in filmlerini gerçekten hiç şüphesiz izlerim. One For The Money yani Aşk ve Para da bunlardan biridir. Yine gülerek ve heyecanla izledim. Aksiyonla beraber sinir edici karakterle harmalanmış komik mi komik bir filmdi. Katherine Heigl hayranı yapacağım sizi de !

Şimdilik bu kadar ama az önce film listeme göz attım da bir sonraki yazıda çok daha fena filmler varmış. Siz bunları izlerken ben de güncel filmlere göz atarım. Yorumlarınızı bekliyorum. Ve elbette önerilerinizi de...

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

13 Mart 2015 Cuma

Kitap Yorumu: Dört: Bir Uyumsuz Koleksiyon Kitabı - Veronica Roth


"...asıl amaç korkusuz olmak değil. Bu imkansız. Asıl amaç, korkularını kontrol etmek, onlardan bağımsız düşünebilmek."

Koca alkışlar bana gelsin lütfen. Bu aralar kitapları jet hızıyla bitiriyorum. Aslında bunun bir sebebi de kitapların ince olması. Ama önemli olan hızlı bitiriyor olmam, değil mi ? :D Okunacak o kadar müthiş kitaplar var ki artık zaman kaybetmeden elimdekileri sindire sindire okuyup, hiç bekletmeden diğerine geçiyorum. Ve elbette bir yandan yorumlarını yazıyorum ki aklımda daha çok kalsınlar. Balık beyinli ben, beni çok etkilemediği sürece bir süre sonra kitabı unutabiliyorum. Gerçekten.

Gelelim sıradaki kitaba. Bir Uyumsuz koleksiyon kitabı olan Dört'ü yaladım, yuttum resmen. İnce olmasına rağmen dolu doluydu ve seriyi özlediğimi farkettirdi. Kitabın kapağına, adına (Dört uğurlu rakamımdır), içeriğine bayıldım. Ve ülkemizde çıkmasına şaşırdım. Bu yüzden Artemis'e bir teşekkür etmek lazım. Her serinin yan kitapları çıkmıyor ne yazık ki...

Öncelikle şunu belirteyim. Uyumsuz serisini okumadan sakın bu kitaba atlamayın. Müthiş spoiler yersiniz. Hani, Four'u çok seviyorum diye bu kitabı önceliğe alma gibi bir hata yapmayın. Aman diyeyim...

Kitap 7 bölümden oluşuyor. Bölümlere göre yorum yapacağım ve Four hakkında kısa bir dedikodu da yapabilirim.

Transfer, Four'un Fedakarlık'ta olduğu zamanları anlatıyor. Uyumsuz serisinde onun hikayesinin bir kısmını okumuştuk. Cani babası Marcus, karısı onları terk ettikten sonra oğluna her fırsatta şiddet uyguluyor ve berbat bir hayat yaşamasını sağlıyor. Tobias-Four, bu bölümde hem fiziksel olarak hem de ruhsal olarak çok zayıf biri. Annesiz kalması ve cani bir babanın yanında yaşaması sonucu oldukça sessiz sakin ve ürkek biri. Ama Seçim Töreni'ne kadar. O da Tris gibi büyük bir adım atarak Cesurluk bölümüne transfer olur.

"Yeni bir adım var. Yani artık yeni biri olabilirim."

Çömez bölümünde ise adı gibi çömez bir Four'u karşımızda buluyoruz. Eğitmeni Amar'ı daha çok sık görebilirsiniz. Eric'i, Zeke'i ve Shauna'nın ilk zamanlarını göreceksiniz. Ki gerçekten eğlenceli sahneleri vardı. Tobias, korku seanslarındaki başarıları sayesinde yeni bir isim edinir. Four. Çünkü onun sadece dört korkusu vardır. Ki bu diğerlerine göre büyük bir başarı. Four ismi sayesinde gerçek kimliğini saklayıp, yeni bir hayata daha sıkı bir adım atmaktadır. Ayrıca Eric'le aralarındaki sorunun nasıl başladığını bu bölümde daha çok kavrayacaksınız. Four'un ilk defa ne zaman Uyumsuz olduğunu öğrendiğini, ilk dövmesini yaptırışı ve başarılarının çoğunu bu bölümde doyasıya okuyacaksınız. Yazarımız çok güzel düşünmüş ve bize Four'u daha detaylı anlatmış.

"Bir topluluğa katılmak, çömezlik dönemini atlatmaktan çok daha fazlasıdır." -Amar

Oğul kısmı ise Four'un bilmediği gerçeklerin ortaya çıktığı sahne. Kuralsız'ın sonunda sanırım ilk defa Four'un annesini görmüştük. Hatta orada görene kadar ölü sanıyorduk ama aslında Four onun ölü olmadığını biliyordu. İşte bu bölüm Four, annesini ilk ne zaman gördüğünü ve aralarındaki ilişkiyi detaylı anlatan kısım. Ve bu bölümde aynı zamanda Cesurlarla Bilgelerin iş birliği yaptığını, bir şeylerin planlandığını fark ettiği sahneler var. Aslında serinin ana konusu asıl bu bölümde başlamış oluyor. Four, en başından beri bir şeylerin olacağını sezmiş ve hazırlıklara başlamış bile.

"Yaralarım iyileşirken, sonsuza kadar kaybolmadan bana hatırlatacak bir şeyim olsun istiyorum. Yaralar böyledir, daime her yere seninle taşırsın."

Hain bölümü ise en sevdiklerim arasında. Çünkü bu bölümde Four artık bir eğitmendir. Yani Tris'in geldiği zamanı anlatıyor. Bu kısım aslında Uyumsuz'dan bazı bölümlerin parça parça Four'un gözünden okumamızı sağlamış. Bazı olayların kamera arkasını okumak gibi oldu benim için. O yüzden baya sevdim. Her ne kadar Uyumsuz'da sert, asi ve somurtkan bir Four görsek de aslında hiç de öyle değilmiş. İçi içini yiyen, kırılgan ve bazen kendine güveni olmayan bir Four'u karşınızda bulacaksınız. Kimse mükemmel değil ki.

Son 3 bölümde ise Uyumsuz'dan bazı sahneleri tamamen Four gözünden okuyoruz. "İlk Atlayan- Tris!", "Dikkatli ol, Tris" ve "İyi görünüyorsun, Tris" başlıkları altında kısa kısa bölümler okuyabileceğiniz bir final yazısı.

Kitabın geneli güzel, akıcı ve minnacık şaşırtmalarla dolu. Ya da sadece ben şaşırmışımdır. Four'u Yandaş'tan sonra sevmemeye başlamıştım ama bu kitap bir nebze olsun olayları topladı. Bu seriyi okuduysanız zaten Dört'e gömülün. Kitaplığınızda olmalı. Özellikle seriyi benim gibi özlediyseniz...

Bu seri hakkında bir daha yorum yazısı yazar mıyım bilemiyorum. Yazarımız yazarsa okuruz tabii ama şimdilik seri bitti. Gelecek hafta Kuralsız vizyona giriyor. Koşa koşa gideceğim. <4

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane