Aşk nefrete dönüşürse... Diye bir başlık görünce ilk Dünya Klasik romanım için Uğultulu Tepeler'i seçtim. Ki geçen sene fuarda almıştım. Sevdiğim kitap karakterlerinden biri olan Bella Swan Cullen sayesinde lise hayatım boyunca bu romanı kesinlikle okumalıyım diye kendime not ettim. Çünkü Twilight serisinde adı sık sık geçiyordu. Geçen hafta da sınav sonrası kendimi Starbucks'a attım ve başladım kitabı okumaya.
Her şey ilkten çok güzel gidiyordu. Gözlüksüz yüz sayfadan fazla okudum. Dedim, oluyor, korkulacak bir şey yokmuş. Dünya Klasikler nedense her zaman gözümü korkutmuştur. Çevremdekilerin davranışlarından sanırım. Bir Dünya Klasik okumak insanı cool, özel yapıyor sanıyordum. Onları okumak ise sanki yetenek istermiş gibi... Çünkü orta okuldayken Madam Bovary'i okuyayım dedim hiçbir şey anlamamıştım. Liseye ilk başladığımda Notre Dame'ın Kamburu'nu okumaya başladım, devam edemedim. Bu yüzden Dünya Klasiklerden hep uzak durdum. Ama her fırsatta yazarların ünlü eserlerinin konularını inceledim. İlgimi çektiler ama okumaya cesaret edememiştim. Uğultulu Tepeler ile birlikte bu dünyaya bir adım attım.

Bir de haksız yere kitaptan soğumamak için habire hakkında araştırma yaptım. Yazarın hayatını, okuyanların roman hakkındaki düşüncelerini... Beğenen çok beğenmiş. Başucu kitabı yapmış. Beğenmeyen ise hiç taviz vermemiş. Çatır çatır yorum yapmış. Gittim Goodreads'deki yabancıların da yorumlarını okudum. Adamlar benimle aynı kafadan. Sonra rahatladım. Bir tek ben düşünmüyorum böyle diye. Sıktım dişimi ve bitirdim kitabı.
Kitabın konusundan bahsetmek gerekirse... Az biraz karışık. Ne söylesem sanki spoiler olucakmış gibi. Ben dolu dolu bir aşk ve kötü bir olay sonucu bu aşkın nefrete dönüşümünü okuyacağım sanıyordum ama bambaşka bir kurgu bekliyormuş beni. Olayları evin hizmetçisi Ellen Dean anlatıyor. Hem de evin kiracısı Bay Lockwood'a. Bay Lockwood, Uğultulu Tepeler'deki evlerden birini kiralıyor. Evin sahibi Heathcliff huysuz adamın tekidir. Yanında yeğeni -Hareton Earnshaw- ve gelini -Catherine- yaşıyor. Aile soyları çok karışık. Kitabı okudukça isimler birbirine girdi. En sonunda bir kağıda isimleri ve kimlerle bağlantılı olduğunu yazdım ortaya süper karışık aile profili çıktı. :D Ama işi çözdüm. Yazar kitabın başında zaten olayın sonunu anlatmış. Bu kiracı da bu ailenin hayat hikayesini dinlemek için Ellen'ı yanına çağırır ve kadın bu adama hikayeyi en baştan anlatmaya başlar. Catherine'in annesi Catherine Earnshaw ve Heathcliff üvey kardeşlermiş. Heathcliff ailenin evlatlığı. Ama aralarındaki bağ bir süre sonra bambaşka bir olaya dönüyormuş. Fakat o kadar inatçılar ki bu bağ bir süre sonra nefrete dönüşüyor ve hayatları çok değişiyor. Bu değişimlerini Ellen tüm detaylarıyla anlatıyor. Neler neler oluyor... Kitap bundan ibaret. Bu ikisinin yanlış seçimleri ve hataları yüzünden birbirlerini mahvediyorlar. Kitabın sonlarına doğru her şey oturuyor. Aslında böyle yazınca o kadar da sıkıcı bir kitap olmadığını fark ettim. Tamam geneli cidden sıkıcı. Ama bazı bölümlerde özellikle son sahnelerde Heathcliff'in sözleri etkiledi beni. Adam çok gıcık, sinir bozucu ve tam dövmelik ama her şeyin de farkında. Yine de intikam alma şekli beni çok sinir etmişti.
Belki çok dikkatli okunursa kitaptan dersler çıkarılabilir. Mesela ben yanlış hataların ve inatçılığın sonunda ne gibi sonuçlara varılabileceğini öğrendim. Çok boş bir kitap değil. Dili ağır, aralardaki diyaloglar biraz kopuk o kadar. Bazen ne ara bu sahneye geçtik bile dedim. Şaşırtıcı ve tuhaf bir kitaptı.

Bundan sonra "Uğultulu Tepeler" dediklerinde aklıma esrarengiz ve çekici dünya değil de Heathcliff gibi bir adamın nefret edilesi hayatı aklıma gelecek. Elimde olsa kitabın içine dalar ve adamın omuzlarını sarsmak isterdim.
Benim amacım kitabı yerden yere vurmak değil. Ama bir Dünya Klasik romanı diye de boş yere abartılarla yükseltmeyeceğim. Ben pek sevemedim ama belki siz seveceksiniz. Bilemiyorum. O yüzden okuyun veya okumayın demiyorum. :D
Fantastik dünyalarda görüşmek üzere ! Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane