Pages

Netflix etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Netflix etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2019 Pazartesi

Dizi Önerisi: Peaky Blinders


Dikkat! Bu yorumdan sonra alev alabilirsiniz.

Aman Tanrım dedim!!! Yav niye daha önce Peaky Blinders izle diye başımı duvarlara sürtmediniz. Niye bu dizi tam senlik Jane demediniz. Niyeeee! Yıllardır bu diziden mahrum oluyormuşum, haberim yok.
Ya da boşverin. Şimdi izlemem daha iyi oldu. 4 sezonu löp diye izledim. Oh mis. Biri Twitter'da şey demiş: "Ay herkes Peaky Blinders hayranı olmaya başladı. Önermeyin şu diziyi. Çakma fanlar ortaya çıkıyor. 2013'te neredeydiniz..." falan filan. Ay popom! Kalite akan bir diziyi önermeyip, turşusunu mu kuracaksın? Oh, buradan bangır bangır duyuruyorum: Gelmiş geçmiş en havalı diziyi izlemeye hazır olun!


Efenim bu diziye Instagram'daki dostlarım sayesinde başladım. Bir gün evde kilitli kaldım. Sevgili anneciğim kapıyı üstüme kitlemiş ve kendi anahtarı sanıp benim anahtarımı almış. O gün de işe gitmek için nasıl hazırlanmışım, nasıl acil işlerim var... Evden çalışayım dedim. Patroncuğum müsade etmedi. Eh, siz bilirsiniz diyerek koltuğa yayıldım ve açtım Netflix'i. O piti piti yaparken bir baktım Peaky Blinders var. "Yav bu dizi Netflix'te var mıymış?" diyerek ilk bölümü açtım. İşte o andan sonra dünyam değişti, daha da kaliteli oldu. Çünkü Thomas Shelby ile tanıştım. *-* 


Dizinin konusu şöyle: Birinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere'de giderek yaygınlaşan çete olaylarına şahit oluyoruz. En büyük çetelerden biri de Birmingham'daki Shelby Ailesi. Gelirlerinin bir çoğu at yarışlarından gelse de kumar, soygunculuk ve silah kaçakçılığı da yapıyorlar. Polislere rüşvet vererek her işin altından kalkıyorlar. 
Shelby ailesinin lideri ortanca kardeş Thomas, dizinin de baş karakteri. Ağabeyi Arthur, erkek kardeşi John ve halaları Polly de çok sık gördüğümüz karakterlerden biri. Kız kardeşleri Ada, isyankar ve sürekli Shelby soyadını kabul etmeyen biri.
İşte Shelby ailesini -ya da çetesini demeliyim- anlattım size. Şimdi gelelim resmi olmayan kısımlara... Dedikodu zamanı!!!


Yaş 24 olmak üzere ama hala izlediğim dizi karakterlerine aşık olabiliyorum çünkü gerçek hayattaki erkeklerden bir cacık olmuyor. Yani bir Thomas Shelby olmak çok mu zor? Sevdiği kadını unutmamasına rağmen başka kadınlarla beraber olsa da -bu sahnelerde sürekli sövdüm çünkü sevmem böyle zevk için sevişen kişileri- sevdim be keretayı. Bir sigara içişi var... Aman yarabbi! Hayatımda sigara hiç ilgimi çekmemiştir ama onu her sigara içerken gördüğümde mest oldum. Adam karşıma otursun, sigara içsin. Valla manzaraya bakar gibi bakarım. Dalar giderim. Çünkü o bir Thomas Shelby... Şaka maka adam cidden deli sigara içiyor. Sahneleri çekerken kim bilir kaç paket sigara bitiriyordur. Ahhh, Thomas Shelby. Aksanına vurulduğum adam. Tam bir psikopat aynı zamanda. Gençliğinde savaşa katılıp, kötü şeyler deneyimledikten sonra psikolojik sorunlar yaşamaya başlıyor. Uyumama, sevmeme ve gülmeme gibi... Taa ki Grace ile tanışana kadar. Hadi hadi, romantik olmadan bir dizi mi olur canım? Ama söz, vıcık vıcık aşk yok. Ahh ahh dedirten bir aşk var. Sizi paramparça edecek, Thomas'la beraber yerlerde süründürecek bir aşk. Ya, boğazım düğümlendi yine. Diğer karakterlere geçeyim.

Arthur
Arthur Shelby. Tam bir sayko. Hem salak hem komik hem de korkunç yav. Sevdim bu karakteri de ama gelgitleri çok fazla. Thomas'a aşık olduğum gibi ona olamadım. 
John Shelby. Ah bayık bakışlım... İlk sezonda ağzından eksik etmediği kürdanı sürekli ağzından çekip alasım gelmişti. Ve cidden bayık bakışlı. Bir izleyin, görün. Sarhoş gibi velet ya. 
Ada Shelby. Aksanına ve tavırlarına hayran kaldığım bir karakter oldu. Ailenin en aklı başındaki kişisi. İlk sezonda salak gibi davranıyordu sonra bir baktım Shelby'lerin annesi olmuş. Of, hatun çok güzel cidden. Ve onun gibi bir aksana sahip olmak isterdim. *-*

John
Polly hala. Bu kadının da sigara içişi fena. Hatta konuşma tarzı çok hoşuma gidiyor. Çok orijinal bir karakter olmuş. Oyuncu adeta bu karakter için doğmuş diyebilirim. Aklı başında biri ve Thomas'ın en güvendiği insanlardan biri. Nerede böyle halalar be...
Efenim, gördüğünüz gibi diziye aşık oldum. Şu an 4 sezonu yayınlandı. Toplam 24 bölüm. (Sezonlar 6'şar bölümden oluşuyor.) Bölümler rahat 1 saat sürüyor. Ama inanın gram sıkılmıyorsunuz. Aksiyon da gizem de olay da eksik olmuyor. Hele dizinin müzikleri efsanin de ötesi. Jenerik müzikleri kalp ben. (Peaky Blinders

Ada
Dediğim gibi diziden kalite akıyor. Mis gibi aksanlar, saçmalamayan bir kurgu, cool ötesi karakterler, nefessiz bırakan sahneler, ritmi arttıran müzikler ve 1800'lü İngiltere manzaraları... Ayyyy Peaky Blinders 💚
Diziyi izlerken Instagram hikayelerimde bol bol paylaşım yaptım ve benimle izleyen birçok kişi vardı ve hepsinden olumlu yorumlar aldım. N'olur izleyin! Beğenmeyen gelsin karşıma. "Püüüh Jane, bu mu önerdiğin dizi," desin valla yayınlayacağım burada. :D

Neyse, çok abartmadan gidiyorum. (İzleyin.) Bu arada sürekli açıp izlediğim iki favori sahnem var. (Diziyi izleyin.) Aşağıya linklerini bırakıyorum. (Peaky Blinders izleyin.) Belki diziyi izleyenler tekrar izlerler. (Thomas'ı keşfedin ve izleyin.) 

No Fucking Fighting -Kavga yok diye herkesi uyarırken son anda çıldırması...
Tommy Nearly Killed - Bu sahnedeki isyanı... Oyunculuk tavan!

Son olarak, 5.sezon çekimleri tamamlandı. Bu yıl yayınlanacak ama net bir tarih yok. Neler olacak aşırı merak ediyorum. Bakalım Thomas'a sövmeye devam edecek miyim? Canım Shelby <3

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

P.s. Shelby saç tıraşı diye bir şey var arkadaşlar. Sırf ona bile aşık olursunuz. Tabii Thomas'ın saç tıraşı daha da çekici. Hele ses tonu... Sigara dumanını çekip, üfleyişi... "Heyy" diye bağırışı... Ben Cillian Murhpy'e fena aşık oldum. *-*

P.s. 2 Ekşideki bu yoruma katılmadan edemeyeceğim: diziyi izlerken bile üstünüzün başınızın sigara kokmasına sebep olan adam.

8 Ocak 2019 Salı

Netflix ve İzlediklerim

Selamlar
Uzun zamandır aklımda olan yazıyı sonunda klavyem aracılığıyla sizlere de sunuyorum.
Netflix'i duymayan kalmamıştır diye umuyorum. Çünkü son zamanlarda adeta onsuz yapamaz oldum. Keşke bize bu kadar geç gelmeseydi dedim. Keşke orijinalindeki tüm içerikler bizde de olsa dedim. Dedim de dedim ve 2018 Mayıs itibariyle Netflix'e üye oldum. Her ay çatır çatır 27,99 TL ödeyerek hayatımı daha da renklendirir oldum.
Eskiden devam ettiğim bir dizinin sezon bölümlerini bitirmeden diğer diziye geçememe gibi garip bir huyum vardı. Sonra baktım ki diziler saçmalıyor ve zamanımı yiyor ehhh yeter dedim. Çoğu diziyi yarım bıraktım ve bu aralar karşıma ne çıkarsa izliyorum. Allah'ın sevgili kuluyum sanırım hep de güzel şeylere denk geliyorum. *-* 
Netflix'e üye olmamın en büyük sebebi aslında dizilerin İngilizce alt yazı seçenekleri olmasıydı. Son birkaç aydır dizilerimi böyle izliyorum. Baya yararını gördüm. (Tabii bazen oyuncuların hareketlerini kaçırıyorum ama olsun.) Sırf bu yüzden bile Netflix'i önerebilirim.
Sonracığıma, bazı diziler sadece Netflix'e ait olduğu için diğer dizi sitelerinde bulmanız giderek zorlaşıyor. Bir de bazı şeyler cidden sadece Netflix'te yayınlanıyor. Örneğin Taylor Swift'in Reputation Konser videosu gibi... 
Artıları kadar eksileri de var Netflix'in. Çevirileri kötü. Bazı dizilerin sezonları çook geç ekleniyor. Ya da Amerika'nın Netflix'inde yayınlanan Friends, bizim Netflix'te yer almıyor. Neden? Koca bir soru işareti...
Gel gelelim izliyor muyum? İzliyorum. Deli gibi. Para verince daha da izler oluyorsunuz. :) 
Bu yazıda şu ana kadar neler izlediğimden bahsedeceğim. Çok sevdiğim bir dizi olduğunda onu ayrı olarak yazıyorum ama artık o kadar üşengecim ki paylaşımlarımı Instagram'dan anlık yapıyorum. Geçen biri "Dark'ı blog'da bulamadım, yazmadın mı?" diye sorana kadar bunu fark etmemiştim. Oysaki Dark'ı da çok sevmiştim.
Neyse. Aşağıya listemi ve minik notlarımı bırakıyorum. Önerilere tabii ki de açığım! Öneri yağdırın üstüme. *-*


Diziler
Daredevil: 3 sezonluk bir dizi. 2.sezonuna aşığım fakat son sezonu çöptü. Zaten sonrasında iptal edildi. -.- Bir Marvel dizisidir.
13 Reasons Why: Taparak izliyorum. Neden diye sormayın. 3.sezonu deli gibi bekliyorum.
Sense 8: Bu diziyi izlemeyen varsa gelmesin valla karşıma. Final bölümünde ağlayacaktım. Favorimdir. Netflix! Yanlış yaptın bu diziye koçum!
Stranger Things: Ah ah ne anılarım var bu dizide. Çok severim. Gizem severler yumulsun. 3.sezon 4 Temmuz'da geliyormuş. Kim öle kim kala...
The Punisher: İlk sezonda çok fazla kan vardı. Daredevil'daki Punisher'ın kişisel dizisi. Marvel parayı nereden kazanacağını iyi biliyor. 2.sezon bu ay çıkıyor.
Black Mirror: Bölüm çıkarsınlar diye deli gibi oturup bekleyebilirim. Geleceğin korkunç yüzüyle karşılaşmak istiyorsanız oturun izleyin. Bölümler birbirinden bağımsız. 4x4 önceliğiniz olsun.
La Casa De Papel: İspanyol bir dizi. Bayılarak izlemiştim ve İspanyolca öğrenmeye can atmıştım. 3.sezon çekimleri İtalya'da başladı. Aslında 2.sezonda bitirebilirlerdi ama para tatlı geldi İspanyollara...
Dark: Alman yapımı bir korku gerilim dizi. Stranger Things'le çok karşılaştırılıyor, evet benzerlikleri var ama izlemenizi öneririm. Konusu çok ilgimi çekmişti.
Breaking Bad: İlk iki sezonu deli gibi izleyip, 3.sezonun ortasında sıkışıp kaldığım bir dizi. Çok sevdim ama devam edemiyorum. Neden diye sormayın, bitch! -.- (Bitch imasını anlayanlar el kaldırsın.)
Elite: Bir İspanyol dizisi daha... Ufak Tefek Cinayetler'in İspanyol versiyonu şekerim. Bol ergen dolu. İspanyolcasını geliştirmek isteyenleri buraya alalım.
The Protector (Hakan: Muhafız): As bayrakları as! İlk Türk Netflix dizisi efenim. Çağatay Ulusoy aşkımı alevlendirdi. Umduğumdan iyiydi. Bir bakın derim.
YOU: Söve söve izlediğim yepis yeni bir dizi. Gossip Girl'ün Dan'i burada adeta psikopat bir sevgiliyi canlandırıyor. Tırnaklarımın kenarında et kalmadı. İzlerken parmaklarınızı kemireceksiniz. Merakla izledim. 2.sezon için öne arkaya sallanarak bekliyorum. Hayırlısı. -.-

Filmler
Outlaw King: İngiltere, tarih, aşk, savaş... Mmm, en sevdiğim konular. Ağır ama izlettiren bir filmdi. 
Edebiyat ve Patates Turtası Derneği: 2018'de izlediğim en favori filmim. Daha birçok kez izlerim. Aşık oldum filme. <3 Bir filmi izlerken ağlıyorsam o film olmuştur arkadaş!
The Princess Switch: Noel filmi diye atladığım ve zamanımı çaldı diye söylendiğim bir film. Sakın izlemeyin! Vanessa Hudgens dandik filmleri ne zaman bırakacak acaba?
Midnight in Paris: Zamanda yolculuk içeren tüm kurgulara aşığıyım. Bir de olaylar Paris'te geçiyorsa oh tadından yenmez. İzleyin efenim.
Minimalizm: Önemli Şeylere Dair Bir Belgesel: Benlik bir belgesel değilmiş. Ben eşya saklamayı çok seviyorum. Manevi şeylere çok değer veririm. Fazlalık diye bir şey yoktur benim odamda. O yüzden bu belgeseli izlerken sinir krizi geçirecektim...
Taylor Swift Reputation Stadium Tour: Teksas konserinin videosu. 2 saat gözümü kırpmadan izledim. Şarkılarını tapıyorum. Canlı performansları enfes. Tam bir sinsirellasın, Taylor!

Şimdilik bu kadar. Arada bu tarz bir güncelleme yazısı yazarım. :)

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

15 Aralık 2018 Cumartesi

Dizi Önerisi: The Protector - Hakan: Muhafız


Herkese selam!!!
İlk Türk Netflix dizisi yayınlanır da ben yerimde durur muyum hiç? Hazır bu aralar üşengecim, depresyondayım ve insanlardan bıkmış durumdayken bir dizi günü yapayım dedim ve The Protector - Hakan: Muhafız adlı milli dizimizi izledim. 
Dün ilk sezon Netflix'te yayınlandı. Bölümler genellikle 30-40 dakika uzunluğunda. Baş rolünde Çağatay Ulusoy var. Fantastik bir dizi. Öyle işte.
Dün Instagram'da yorum bombardımanı oldu. Yok beğenmemişler, yok basit bulmuşlar, oyuncuların oyunculuklarını yerden yere vuranlar mı dersiniz yoksa kurgunun saçmalığından bahsedenler mi...
Dedim ki, Jane sıfır ön yargı ve beklentiyle şu diziyi izle bir allasen. Neymiş, ne yapmışlar bir incele. Valla beni bilirsiniz, seversem de belli ederim sevmezsem de. Blog'dan bir para kazancım olmadığı gibi her şeyi tamamen hobi olarak yaptığım için reklam kokulu yazılar yazmama gerek yok. O yüzden gelin, bir de benim gözümden bakın diziye.

Genel konu şu: Hakan isimli genç delikanlı, onu evlat edinen yaşlı bir adamla beraber Kapalıçarşı'da çalışmaktadır. Kanı kaynayan, delikanlı ve serseri tipli biridir Hakan. Bir gün kendini hiç beklenmedik bir anda olayların içinde bulur.Geçmişiyle yüzleşir ve büyük bir sır açığa çıkar: Hakan, İstanbul'u kurtaracak bir kahramandır ve "Ölümsüz" diye adlandırılan düşmanı öldürmelidir. Muhafız'a, Sadık Olanlar var. Bunlar yıllardır son Muhafız'dan beri (Son muhafız Hakan'ın babasıdır.) üç önemli eşyayı saklıyordur: Tılsımlı Gömlek, Yüzük ve Hançer. 
Hakan'a bütün gerçekleri anlatan ise Sadık Olanlardan Kemal ve kızı Zeynep'tir. Daha bir sürü karakter var fakat bahsetmeyeceğim. Sadece genel olaydan bahsetmek istedim.
Şimdi gelelim en genel yorumuma.
Dizinin ilk birkaç bölümünde gözlerimi devirmedim değil. Türk dizilerine ön yargım var, ne yazık ki... (Çok nadirdir bir Türk dizisini finaline kadar izlemişliğim.) Yine de diziyi izlemeye devam ederseniz aslında hiç klişe olmadığını ve gerçekten ilk kez bir Türk dizisinin saçmalamadan ilerlediğini göreceksiniz. Çağatay'ın oyunculuğunu seviyorum. Mutluluğu, öfkeyi, her şeyi çok doğal ve gerçekçi yansıtıyor. Özellikle aşık hallerine bayılıyorum. Sanki o an gerçekten karşısındakine aşıkmış gibi hissettiriyor, helal. :D

Dizi, İstanbul'u çok güzel yansıtıyor. Sadece iyi yönlerini değil kötü yönlerini de sahnelere yansıtmışlar. Bunu çok sevdim. Yabancı insanlar diziyi izlediklerinde İstanbul'un harika bir şehir olmadığını öğrenecekler. 
Sahne geçişleri de çok iyi. Kullanılan müzikler de tam yerindeydi. Klasik Türk dizileri gibi klip tarzı sahneler yoktu. Fakat efektler kötüydü, beğenmedim ama zaten çok az efekt kullanılan sahne vardı. O yüzden çok da kötülemeyeceğim. 
Hakan karakterini çok sevdim! Hem komik hem ciddi hem güçlü... Güzel bir karakter ortaya çıkmış. 
Fantastik bir dizi ama sizi boğacak kadar bunu hissetmiyorsunuz. Zaten diziye de yakışmazdı sanırım. İster istemez insan, "Türkler fantastik bir dizi yapabilir mi?" diye sorguluyor. Bu konularda çok geri kaldığımız için kendimize yakıştıramıyoruz ve maalesef başarılı da olamıyoruz. The Protector ile bunun üstesinden geleceğimize inanıyorum. Zira, son sahnelerde güzel işler başarmışlar. Fantastik sahneler var ve göze batmıyor. Tam tersine çok heyecanlanarak izledim.

Dizinin çoğu sahnesinde kahkahalar attım, hiç tahmin etmediğim şeyler olduğunda şaşkınlığımı belli ettim ve diziyi bitirince "Oh be, zaman kaybı olmadı." dedim. İşe başladığımdan beri bir şey izlerken ya da okurken çok ikilemde kalıyorum. Günlük hayatta bana özel çok az zamanım var ve en iyi şekilde değerlendirmek istiyorum doğal olarak. Bu yüzden, diziye başlarken çok düşündüm. Ya beğenmeyip, cumartesimi heba ettim diye söylenirsem... Ama yo! 10.bölümün sonunda şöyleydim: "Evet bebeğim işte bu! Gelsin 2.sezon! Aferin ya aferin!" 

Netflix'e üye olup, her ay para ödememin en büyük sebebi her dizinin İngilizce alt yazı seçeneğinin olması. Artık her şeyi İngilizce alt yazılı izliyorum. The Protector, Türk dizisi olsa da alt yazımı açtım ve bazı cümleleri özellikle takip ettim. Aman Tanrım didim! Ya, dilimizi İngilizceye çevirmek cidden çok zor. :D Öyle mükemmel, benzersiz bir dilimiz var ki birebir çeviri yapmak imkansız. Bugün bunu diziyi izlerken o kadar iyi anladım ki! Cidden iyi ki Türkçe biliyorum dedim. Burada çevirmene laf söylemiyorum elbette ama bazı cümlelerimiz o kadar çevirilememiş ki... En basit örneği: Kolay gelsin cümlesini Have a nice day diye çevirmişler. Dehşetle baktığım bir sürü çeviri vardı. Keşke fotoğraflarını çekseydim. İnanılmaz kötüydü. Yani bir yabancı bu diziyi izlerken bazen çok alakasız cümleler okuyacak aslında. Ve bu bende soru işaretleri oluşturdu: Her dilin kendine has bir tarzı vardır elbette fakat ben İspanyolca bir diziyi İngilizce alt yazılı izlediğimde de bana da böyle bir çeviri mi sunuyorlar diye şüphelenmeye başladım. :( Allah beni kahretmesin ya... Takıntılı olduğum şeyler gün geçtikçe artıyor.

Ay neyse! Durun. Bombemi sona sakladım. Diziye başladığımdan beri hem kurguyu hem karakterleri hem de bazı sahneleri aklımdaki bir seriye çok benzeterek karşılaştırmalar yapıyordum. Bunu dillendirmek istemedim çünkü "Yuh Jane! O seriyle kafayı yemişsin," diye linç yemekten korktum. :( Ama sonra yorumlarına çok güvendiğim ve sıkı takip ettiğim Aydan, DM'den şu mesajı atınca zafer çığlığı attım: Ölümcül Oyuncaklar'ı anımsatmıyor mu ya? 
Mesajı okuyunca beni görmeliydiniz. Kalkıp halay çekecektim bunu düşünen bir tek ben değilim diye! Gerçekten çok benzettim. Dizinin isminin yazı biçiminden tutun da sahne çekimlerine kadar! Hakan'la Jace'i kafamda boşuna eşleştirmiyorum. İkisi de savaşçı ruhlu, komik, atarlı giderli ve güçlü kahramanlar! Sanırım Hakan'ı bu yüzden çok sevdim. :D Ya valla inanın bana, daha birçok benzettiğim şeyler var. Sanki Ölümcül Oyuncaklar'dan esinlenilmiş gibi. (Aslında bu dizi İpek Gökdel'in Dex'ten çıkan Karakalem ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikayesi kitabından esinlenilmiş.)
Abarttığımı düşünüyorsanız açın izleyin canım! :D Ve artık Netflix'e üye olmayan kaldı mı? Böyle söyleyince arkadaşlarım beni Netflix'te çalışıp, reklam yaptığımı sanıyor ama tamamen müşteri memnuniyetimle öneriyorum. Ağustos'tan beri çatır çatır para veriyorum ve mutluyum. 
İşte böyle gençler. İlk Türk Netflix dizimiz hayırlı olsun. Umarım devamı da güzel, heyecanlı olur ve sapıtmazlar. Öneriyorum, izleyin. Hemencicik bitiyor. Öğlen 12 gibi başladım akşam 8'de bitirdim. Çünkü ben bir dizi canavarıyım. 😍

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

18 Kasım 2017 Cumartesi

Dizi Önerisi: Stranger Things

Merhabalar
Hazır kış kapımıza dayanmışken, yorgan altında izlemelik bir dizi önerisi yapmaya geldim. Eminim Stranger Things'i duymayan kalmamıştır. Hem çok reklamı yapıldı hem de baya izleyici kitlesi var. Eh, haksız değiller. Hele de ben öneriyorsam kesinlikle izlemelisiniz demektir. Çünkü Jane bir oturuşta bir diziyi löp diye bitirmez. Lütfen yorumumu dikkate alınız. 😃
Şaka bir yana cidden diziye b-a-y-ı-l-d-ı-m! Her şeyden bahsedeceğim. Çünkü bu zamanda kaliteli yeni dizi bulmak zordur. Özellikle Netflix beni şaşırtmaya devam ediyor. Sanırım bu Netflix'ten izlediğim dördüncü dizi ve gram hayal kırıklığı yaşamadım. Hatta eski günlerime geri döndürdü. Bir diziye başlayınca bitirene kadar başka bir işle uğraşmazdım. Stranger Things'te de öyle oldu. Diziyi sanırım 3 günde bitirdim. Fena bir şey! Okul, yurt ve sosyal hayatım yerlerdeyken resmen kurtarıcım oldu. Bitince cidden ağlayacaktım. Yapayalnız bıraktı beni. 😢

Neyse, şimdi gelelim konusuna. Başta bana sıradan bir şeymiş gibi gelmişti: Sevimli ve sıradan masum bir çocuğun ortadan kaybolmasıyla birden işler değişir. Çünkü çok gizemli bir şekilde ortadan kaybolur. Diğer üç arkadaşı ve annesi ile ağabeyi Will'i aramaya başlarlar ama ortada hiç ipucu yoktur. Will'i aradıkları sırada yine gizemli bir şekilde ortaya bir kız çıkar. Will'in arkadaşları Mike, Dustin ve Lucas bu kızı ilk önce herkesten saklarlar. Daha doğrusu Mike, bu kızı saklamakta ısrar eder. Nereden geldiğini, kim olduğunu, ailesinin nerede olduğunu öğrenmeye çalışır ama kızdan bir tepki alamaz. Çünkü kız, Eleven, aslında çok fazla deneye mahrum kalmış ve özel yeteneklere sahip biridir. İlerleyen zamanda Eleven'ı daha fazla tanıyan bu çocuklar dünyada 'olağan' şeyler olduğunu keşfetmeye başlarlar ve Will'in kaçırılmasına da bununla bağlantılıdır. 80'li yıllarda geçen dizi gizem, gerilim ve fantastik türlerini bir araya getirerek ortaya enfes bir kurgu çıkarmış.
Konuyu çok mu karışık anlattım, bilemedim. Ama genel hatlarıyla kurgu bu. Daha ilerisini anlatmıyorum yoksa bir heyecanı kalmaz.

Dizideki karakterler muazzam! Yani hem karakterler hem de karakterleri canlandıran çocuk oyuncaklar efsaneydi. Hatta genel olarak ekip çok iyiydi. Her birinin oyunculuğunu hayranlıkla izledim. Mike, Dustin, Eleven, Will ve Lucas, çocuk oyuncu olmalarına rağmen dizinin direği olmuşlar resmen. Bu kadar mı güzel oynanır ya! Bayıldım cidden. Çoğu kişi gibi Dustin'e ayrı hayran kaldım. Çocuk inanılmaz komik. 😄

Çocuk karakterler dışında diğer karakterlere de bayıldım. Will'in annesi Joyce, cidden tam bir anne gibiydi. Kadının duygularını iliklerime kadar hissettim resmen. Oğluna ulaşabilmek için elinden gelen her şeyi yapan bir karakterdi. Joyce'a her zaman destek olan kasabının polis şefi Jim Hopper'a ayrı bir hayran kaldım. Adamın kendinden emin oluşu, cool tavırları, yani sigara içişi bile 'yav yıkılıyor ortalık' dememe sebep oldu. Ve kesinlikle 2.sezonda daha da sevdim. Of, burada anlatamıyorum ama kesinlikle izleyin. 2.sezonun ana karakterlerinden biriydi Hopper. Will'in ağabeyi Jonathan'a kalpler atıyorum buradan. İçine kapanık, pısırık gibi dursa da bu karaktere vuruldum! Böyle cidden 80'lerden fırlamış gibiydi. Mike'ın ablası Nancy'i bir kaşık suda boğmak isteyen bir ben değildim herhalde? Hele Nancy'nin erkek arkadaşı Steve'e ne demeli? İlk sezonda bu iki karakteri cidden dövesim geldi. Ama 2.sezonda tüm düşüncelerim değişti. Özellikle Steve kendini sevdirdi. Kereta ya! (Hele o saçları...)

Ah bu arada dizinin şuan 2 sezonu mevcut. Hatta 2.sezonu çıkalı daha bir ay bile olmadı. İlk sezon 8, ikinci sezon 9 bölüm olmak üzere toplam 17 bölüm yayımlandı. İlk sezon, tanıtım sezonu olmasına rağmen baya akıcıydı. Yani ben bir bölüm bitince aralık vermeden diğerine geçiyordum. Bunu yaptıran çok az dizi vardır. Ve inanın bana 2.sezon çok daha fenaydı. Yani konu olarak çok gelişme yoktu ama çok daha derin bir konu işlemişler. Onu çok sevdim. Karakterler artık tam oturmuş, dizinin gidişatı belli olmuş. Birkaç yeni karakter de gelmiş ama bazıları hiç gelmese de olurmuş. Hatta 2.sezonda hangi bölüm tam hatırlamıyorum (7.olabilir) çok gereksizdi. Yani izledim sonra dedim ki ne alakaydı? Onun dışında enfes iki sezon sizi bekliyor.
Dizinin müziklerine de aşık oldum. Olaylar 80'lerde geçtiği için efsanevi şarkılar kullanılmış. Diziyi daha da yüceltti gözümde. 
Ay daha fazla beni yormayın. Direk başlayın. Gerilim var dedim ama süper korkunç değil. Bence gayet izlenebilir. Fringe ve X-Men havası bile verebilir size. Stranger Things'i izleyin ve yapılan esprilerden geri kalmayın derim. 😘

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane