Pages

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Erasmus Maceralarım 5: Biri Bizi Gözetliyor Polonya Versiyonu


Merhabalar

Şimdi de size hem eğlenceli hem acayip hem de süper sinir bozucu hostel anılarımdan bahsedeceğim. Yani resmen tüm deliler toplanmış, adeta 'biri bizi gözetliyor' programına dönmüştü olay. Hala rüyalarımda görüyorum ve uyanınca şöyleyim, "oh be evimdeyim, Polonya mı? Nöööö." 😶

Okidoki hostelindeyken kalıcı bir yer aradığımızı size söylemiştim. Hatta sınıfta hocalarımıza bile danışmıştık. Tam o sırada sınıfın ilk günü tanıştığımız iki çocuk vardı: Kıvırcık ve Gezgin. Hatta resmen canımız kanımız oldular dediğim insanlar. Meğersem onların kaldığı bir hostel varmış çok da memnunlarmış. İlk önce pek sıcak bakmadık olaya çünkü Tavşan, Gitarist ve ben ev tutmak istiyorduk. Şansımıza çok güzel bir ev bulduk, süper uygun, eşyalı falan ama yanımızdaki diğer iki kız son anda cayınca ev işi iptal oldu ve beşimiz çocukların kaldığı hostel'e gittik. Dört katlı bir villaydı. İlk izlenimim şöyleydi; tam bir aile ortamı. Zaten Ukraynalı bir aile işletiyordu. 35-40 yaşları arasındalar. İsimlerinin telaffuzu zor olduğu için kendilerine Jack ve Sasha diyorlardı. İlk tanıştığımızda çok sempatiklerdi. (Sanırım orada kalmamızı kabul etmemiz için bir göz boyanmasıydı.) Sasha, İngilizce öğretmeniymiş yani genellikle onla muhatap oluyorduk ve o sırada beş aylık falan hamile. Jack ise çat pat konuşuyordu ama baya anlıyordu yani. Hatta Türk şarkılar dinliyordu. Mor ve Ötesi grubunun delisiydi. Gitar çalıp, gerçekten etkileyici sesiyle şarkı söylüyordu. Yani resmen 'yaaa çok güzel bir ortam' diyebileceğimiz kıvama gelmiştik. YANILMIŞIZ!😲

Dört kız 3.katta bir odada kaldık. Gitarist de Kıvırcık ve Gezgin ile zemin katta kaldı. İlk iki hafta düzeni öğrenmeye çalıştık. İlk gün Gitarist, bizim banyomuz daha güzel ve temiz diye (onların banyosunu o kat ortak kullanıyormuş, bizimkisi sadece bize aitti) orada yıkandı. Yavrum hazır her yer ıslanmışken banyoyu da temizleyeyim demiş. Sonuç; su bastı. İlk günden Türk kız moduna girip ellerimizde bezler, kovalar oraları temizledik. Pislik Sasha o gün aslında diğer yüzünü göstermişti. Başımızda dikilip vik vik öttü. Yok neymiş niye temizliyormuşuz, orada gider yokmuş tabii su basarmış. Nalet şeyler. Neyse. Sonra deli gibi acıktık. Hostelde bir tane mutfak var resmen leşmik! Bulaşıkları sadece sudan geçirip koyuyorlar. Kaldığımız son güne kadar her yemek yapışımızda milyon deterjan harcamışızdır. İlk günler "ay ben burada ne yemek yaparım ne yerim" diyordum sonra bir baktım ki mutfağı benimsemişim. Nerede kaldık? Heh, o gün Gitaristle markete gittik. (Dört ay boyunca resmen mahalle bakkalımız gibi o markete gidip geldik. Hey gidi günler hey!) Makarna ve çorba aldık. Makarna hamur oldu. Ama herkes o kadar aç ki o bile bitti. Ben çorba kaşıklayarak kendimi teselli ettim. "İlk gün tabii ne bekliyorsun. Alışacaksın. Mmm çorba da ne güzelmiş." 😩


Evet, zaman güzel geçiyordu. En azından beşimiz beraberdik ve diğer iki çocuk da yardımcı oluyordu. Akşam yemeklerinde gitar çalıyorlar, oradan buradan sohbet ederek birbirimizi tanıyorduk. Hostel'de kalan diğer insanları tanımaya çalışıyorduk. Bizim dışımızdakiler zaten hep çalışan kişilerdi. Ukraynalı, Rus, az biraz Polonyalı ve biz Türkler vardık. Günler akıp giderken, yanımızdaki iki kız yurt bulup, çıktılar. Çok derin mevzu, detaya girip sinirlerim tepeme çıksın istemiyorum. İkisi gittikten sonra Tavşan'la oda da tek kaldık. Seviniyoruz bir de, dört kişilik oda yanımıza kar kaldı diye. AVUCUNU YALA! Jack durur mu? Kahretsin günü birlik insanlar gelmeye başladı. Bazıları cins cins, bazıları konuşkan bazıları da sessiz sedasız. Bir teyze vardı... Kabusumuz oldu. Her sabah poşet sesiyle uyanıyorduk. Rusça çat pat bildiğimiz halde bize Rusça bir şeyler anlatıp, cevap bekliyordu. Sonra o yetmedi gitti arkadaşını çağırdı. Tabii biz o sırada hem söylenip hem de senaryo kuruyoruz. "Bak bu kadın kesin kocasıyla kavga etti. Yani geçici. Birkaç güne gider. Her gün telefonda konuştuğu yakın arkadaşı. Kesin aracı olmaya çalışıyor. Kocası çağırsa da gitse bari." diye diye kadın harbiden gitti. O gün odamızda gizli bir parti yaptık. Hemen çocukları çağırdık. Abur cubur falan... Sabah 5'e kadar falan sohbet muhabbet. (Zaten Erasmus'un en güzel zamanları odalarımızda gizlice toplanıp, sohbet etmekti. Jack odalarda toplanılmasını istemiyordu. Ay haspam!) Sonrasında deli gibi uyumuşuz tabii. Birkaç saat sonra kapı löp diye açıldı. Tavşan'la ikimiz sıçradık tabii ama nasıl başım ağrıyor. Sasha gelmiş. "Girls. Girls. Good morning!" diye zorla uyandırıp bir başladı motor gibi konuşmaya. Ya daha gözümü açamıyorum değil İngilizce, Türkçe konuşsa bile anlamayacağım orada beş dakika boyunca İngilizce azar işittik. Bu böyle olmaz deyip, kıçımı dönüp uyumaya çalıştım. Zavallım Tavşan da bir şeyler söyledi, yolladı kadını. Azar işitmek ne demek? Neymiş dün gece çok ses yapmışız. Şikayet gelmiş. YALAN. O kızlar gittikten sonra Tavşan'la bizim üstümüze çok gelmeye başladılar. Öyle mi? 😣

Gittik çocuklara söyledik. Onlara bir şey diyen yok. Öyle olsun. Ondan sonraki günlerde de toplandık, bilerek gürültü bile yaptık. Evet üç kere daha odaya baskın yapıp, vik vik konuştu ama artık umurumuzda değildi. Aldığım hibeyi komple onlara vermişim bir de ailemden görmediğim baskıyı onlardan gördüm. Elimizden geldiğince ters davranmaya çalıştık ama onlar daha baskındı. Hele Jack... Kel kafasını duvarlara sürtüp, alev çıkartmak istedim. Biz hostel'e geldikten sonra ilginç ilginç yasaklar getirmeye çalıştı. Her gün farklı yerlerde uyarı yazıları görüyorduk. "Akşam 10'dan sonra ortak salonda oturmak yasak. Cezası bilmem ne...." "Bulaşıklarınızı bırakmayın. Cezası bilmem ne..." "Bardak altlığı olmadan bardakları masaya koymayın." Falan filan. Kağıtları top yapıp, oraya buraya atıyorduk. N'apalım yani? Biz yine de yerimizde durmadık. Her fırsatta akşam 10'dan sonra ya çocukların ya bizim odamızda toplanıyorduk. Artık hangimizin odasında yabancı yoksa... Ya da dışarı çıkıp, özgürce bağırıp çağırıp konuşuyorduk. Hele bir gün sabah 6'ya doğru hostel'e geldik. Her zaman açık olan dış kapı, bu sefer kilitli. Nasıl donuyoruz... Jack'i uyandırdık. Pislik horul horul uyuyor içeride. Yok neymiş biri şaka niyetine kitlemiştir. Evet evet, alnımızda "enayi" yazıyor. 😒

Yani canımcımlar, dört ay boyunca ilginç insanlarla kaldık. Jack ve Sasha haricinde diğer kalan insanlardan yana bir sorunumuz yoktu ama değişik olanlar vardı. Bir tanesi bizim odada kalıyorduk. Kadın çok sempatik ama hiç konuşmuyordu. Sadece her odaya girdiğinde incecik sesiyle "hey" diyordu. Bu kadar. Azeri ve Özbekli tanıdığımız oldu. Sonradan üç Türk kız daha geldi. Onlarla da yakın olduk. Sasha'nın annesi sandığımız sarışın ve süper huysuz bir kadın vardı. Aşçıymış, değişik yemekler yapıyordu. Meğersem teyzesiymiş. Yılın bombasıydı bizim için. 😃 Arkasından baya konuşmuştuk da... Bir de bu gıcık ailenin minnak, sevimli bir köpekleri vardı: Isabel. Köpeği hem seviyorduk hem de onlar yüzünden görmezlikten geliyorduk. Çocukları German başta sevimli geliyordu sonra onu da sevmemeye başladık. Yani baya baya sinir bozucu bir aileydi. 😠

Hostel'den ayrılmadan önce "buraya zarar vermeden gitmeyeceğiz len!" diye milyon sohbet etmişizdir. Mutfaktaki eşyaları kıracaktık. Playstation'ı parçalara ayırıp farklı çöplere atacaktık. New York temalı saate kıyamazdık, çok güzeldi. Tabloları yırtacaktık. Yataklara zarar verecektik. Çarşafları kesecektik. Isabel'i kaçıracaktık. Ya da dışarıdan bir adam tutup, komple eve zarar verdirecektik. Tabii ki de hiçbir şey yapamadık. 😔 Tavşan'la odadan çıkmadan önce çarşafları darmadağınık bıraktık. Çöpleri oraya buraya dağıttık. Daha önceden zaten istemeden bazaların altını kırmıştık. (İçlerinde bavullarımız vardı ve yatağın üstünde birazcık zıplamaktan olabilir.) Yani zarar vere vere anca bunları yapabildik. Olsundu. Umarım onları görüp, moralleri bozulmuştur. 

Aslında anlatmadığım baya şey var ama zaten şuan aklıma gelmiyor. Zaten hepsini anlatmam imkansız, dört ay uzun bir süreçti. Genel hatlarıyla böyleydi. Adeta Ukrayna hapishanesinde kalmış gibi olduk. Ömür boyu o evi rüyalarımda görüp dururum artık. Hala da Whatsapp grubumuzda bunları konuşup, küfredip acımızı çıkarıyoruz. Nasıl içerlendiysek artık... Yine de güzeldi be! Korku hikayeleri anlattığımız, Cem Yılmaz izlediğimiz, milletin taklidini yaptığımız, dedikodunun dibine vurduğumuz, oyunlar oynadığımız oda sohbetlerini deli gibi özlüyorum. Zaten kafayı yememizi engelleyen de o oda sohbetleriydi. 

Bir sonraki hikayem Avrupa gezimizde yaşadığım "yok daha neler" dedirten cinsten bir anı dizisi. Yani gündüzleri prenses, geceleri külkedisi olduğum bir maceraydı. Azıcık bekleyiniz, efenim.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane 

1 yorum:

  1. Hostel özellikle yurtdışına gittiğimde bir fakir olarak hep tercih ettiğim yaşama alanıdır. Özellikle 12 kişilik olanlarını tercih ederim ki gecenin 2 buçuğunda partiden gelen ve daha yeni kustuğu odaya yaydığı kokudan anlaşılan bir romanyalı'yla sabaha kadar avrupa eğitim sistemini tartışabileyim.

    YanıtlaSil