Pages

8 Temmuz 2017 Cumartesi

Erasmus Maceralarım 4: Hayatımın En Beklenmedik Gecesi


Merhabalar

Size şimdi inanılmaz gecemi anlatacağım. Planlasak, ayarlasak bile böyle kusursuz bir anı olamazdı. Hala düşündükçe kendi kendime gülüyorum. Ben ne yaşamışım be!

Erasmus kesinleştikten sonra kendi kendime "oturmak yok, her merak ettiğin yeri gezeceksin eheh tabii paran yettiği sürece" diye söz vermiştim. Polonya dışına çıkmadan önce de Polonya'nın bazı şehirlerini gezmek istiyordum. Şansıma İrene'ler de Torun şehrine gidiyorlarmış. Sadece İspanyollar! Mario'nun ismi geçince zaten beni kimse tutamazdı. Hemen Tavşan'la plan yaptık. Normalde bilet işlerini ben hallederdim ama o gün Tavşan halletti. Sabah gidip, akşam hep beraber döneceğiz. Plan bu.😎
 Gideceğimiz gün sabah 6'da kalktım güzel güzel hazırlandım. Dışarısı buz gibi ama n'olacak sanki? Mario ile koca bir gün. Otobüsün kalkacağı yere gittik. Tüm İspanyollar orada ama Mario ve arkadaşı Sergio yok. Uyuya kalmışlar ama gelecekler. Polonyalıların da çok fena bir huyları var; bizden çok daha dakikler. Otobüs 8'de mi yola çıkacak, saat tam 8'de yola çıkarlar. Geç kalmış, yok yetişememiş beş dakika bekleyelim huyları yok. Ah Kamil abinin gözünü seviyim. Neyse. Otobüsün saati geldi. Ben kafamı cama yapıştırmış ha gelecek ha geldi diye Mario'nun yolunu gözlüyorum. Tavşan da sırtımı sıvazlıyor "bahtsız arkadaşım" diye. Gelemediler. Biz yola çıktık, onları gördük ama tabii otobüs durmadı. Resmen ruhumu orada bırakıp, bedenimle yolculuk ettim. "Kesinlikle lanetliyim!"😒

Akşam 6'ya kadar buz gibi havada gezdik. Yine de baya güzel geçti. İspanyollarla daha da kaynaştık. İrene zaten artık bizden biriydi. O gün onun sayesinde sarımsaklı ekmeği keşfettik, Mario da kimmiş? Hee, sonra Mario bunlara mesaj atmış: sonraki otobüsle geliyoruz, orada bir gün kalacağız, diye. Suratım iyice asıldı. Bir gün kalacaklarsa, iki erkek bir de, kim bilir neler yaparlar. 😣

Otobüslerin olduğu yere dönerken Mario ve arkadaşı geldi. Hiiiç suratına bakmadım. Nasıl geç kalırsın odun! (Trip uluslararası bir davranış belki anlar dedim ama o da benim suratıma bakmadı.) Neyse, biz iyice üşüdük baya da acıktık. İrene'nin cipslerini (kızın çantasından yiyecek eksik olmuyor resmen) kemirirken otobüs geldi. Tavşanla "döner dönmez hemen bizim kebapçıya gidip dürüm gömelim yaa" hayalleri kuruyoruz bir de... Telefondan biletimizi gösterdik şoföre. (Biletleri internetten satın alınca telefondan online şoföre gösterip binebiliyorsunuz.) Adam kabul etmiyor. Lehçe bir şeyler söylüyor. El işaretleriyle derdimizi anlatmaya çalışıyoruz. Yok, adam kabul etmiyor. İrene geldi olayı çözdü. Bizim çok zeki Tavşan, dönüş biletini bir sonraki günün akşamına almış. 😱 O an böyle üç çocukla ortada bırakılmış biri gibi hissettim. Otobüsün sıcaklığına, bacaklarımı uzatıp uyuyacağım koltuklara, kebapçı abimizin dürümüne elveda. Merhaba parmaklarımı hissizleştiren soğukluk, açlık, çaresizlik... Tavşana kızamıyorum da. Tek istediğim yatağıma kavuşmak. 😢

Artık gerçeği kabullendik. İrene telefonlarımızın şarjı biterse diye powerbank'ını verdi. "Mario'yu arayın. Onlar nerede kalırsa orada kalın ve beraber dönün. Bana haber verin." deyip baya üzgün bir şekilde otobüse bindi. (Şuan tırstım çünkü hissetmiş gibi az önce İrene mesaj attı. Ay sanırım kulaklarını çok çınlattım kızın.) Mario'nun adını duyunca kendime geldim. Hemen Tavşan'a arattım. "Bu sefer şans yüzüme gülsün n'olursun" diye diye onlarla buluşmaya gittik. Az önce suratımıza bakmayan bebe sırıtıp sırıtıp konuşmaya başladı. Benden daha dengesizleri varmış. 😒 Neyse. Kendimizi hemen McDonald's a attık. Tavuk yemekten artık içim dışıma çıkmıştı ama yapacak bir şey yok. Mario'ya kalsa bize salamlı sosisli şeyler yedirecek. Domuz eti olmasından geçtim yarı vejetaryenim, hayatta yiyemem. O sırada onlar da kahve aldılar. Biz hemen internete girip, dönüş bileti aldık. Nerede kalacaksınız diye sorduk. "Sabaha kadar barda takılacağız" deyince Tavşan'la göz göze geldik. Benim için sorun değil. Bekar biriyim. Ama Tavşan'ın manitası var. 😈  Canım arkadaşım beni yalnız bırakmadı. Ve dördümüz bir bara gittik. Barı görseniz o kadar güzel ki... Hiç saçma salak insanlar yok. Herkes kendi aleminde. Her masada mum falan var. Köşede bir yere oturduk. Ve beş saatlik muhabbet sürecimiz başladı.

Neler mi konuştuk? Mario'nun genel yaşamını, ailesini falan öğrendim. Erasmus seçenekleri arasında Ankara da varmış ama danışman hocası gitmesini istememiş. Darbe gününden sonraki olaylardan dolayı sanırım. Mario'ya oturduk darbe olayını anlattık. İnanın bana İngilizce nasıl anlattık şuan hatırlamıyorum. Hatta o gün nasıl kasılmadan konuştuğumu hiç hatırlamıyorum. Tek net hatırladığım Mario'nun bütün yüz hattını en ince detayına kadar inceledikten sonra, "Ya çok tatlısın. Gamzelere bak, beni oraya gömün diyorlar resmen. Seni alıp Türkiye'ye götüresim var." demiştim. Neyseki Türkçe konuşmuşum. Tavşan dürtüklemese ben baya konuşacaktım. Mario da zavallım, "Ne dedin? İngilizce söyle. Kendi dillerimizde konuşmak yasak burada." diye sırıtıyordu. Tabii ki birebir çevirmedim. "Günümüzü kurtardınız, çok iyisiniz."diyerek geçiştirdim olayı. 

Barda birçok kişiyle de konuştuk. Bizi rahatsız eden hiç yoktu. Hiç tanımadığımız insanlar sırf güncel konulardan sohbet etmek için masamıza oturdular. Biri gitti biri geldi. Hepsinin sohbeti ayrı güzeldi. Böyle film tadında bir geceydi. Normalde uykuya aşık olan ben o gece esnemedim bile. Türkleri güzel tanıttığımıza eminim. Polonyalı bir adam hatta, "Gelecekte Türkiye çok daha ön planda olacak ve büyük adımlar atacak," diyerek şaşırttı bizi. Irkçılık yok, rahatsızlık veren yok. Bar ortamları çok güzeldi. Mario ile her şey daha da güzeldi tabii. Sonra sabah 5'te karnımız acıktı bardan çıktı. Mario'nun keyfi bir yerinde bir yerinde sormayın. Anı olsun diye fotoğraf çekinelim dedik. Mario elini omzuma atınca donup kaldım. İki fotoğrafta da şaşkınlığım belli zaten. 😃 Açık bir market bulduk. Biz kaşarlı ekmek aldık. O salamlı ekmek alıp, resmen aşk yaşayarak yedi. En sonunda otobüsü beklemek için durağa gittik. İki saat nasıl geçecek falan derken kelime oyunu oynadık. İlk defa oynuyormuş baya da sevdi. Sonra uyuya kaldı. Gözlerinde numaralı lens olduğu için bir ara uyandı, gözleri kıpkırmızı. Bir de uyurken dudakları kıpırdıyordu. Bir şeyler söylüyordu sanırım. (Evet, resmen gözlerimi dikip çocuğu izledim.) En sonunda otobüs geldi. Artık uykusuzluktan bayılacaktık. Her birimiz kendimizi koltuğa attık ve üç saatlik yolculuğumuzda mışıl mışıl uyuduk.


Varşova'ya geri dönünce yarım ağızla vedalaştık. Sanki dün gece hiç yaşanmamış gibiydi. O günden sonra da Mario'yu birkaç kez okulda gördüm ve yine yarım ağızla konuştuk. Evet çok sempatik, yakışıklı ve sohbeti güzel biri ama aynı zamanda zorlu biri. Sürekli de ben peşinde koşamam yani. Telefon numarası falan hala duruyor. Whatsapp'tan paylaşım yaptıkça paylaşımlarımıza bakıyoruz. Daha da konuşmadık. Özledim ama keretayı. Tabii şimdi kim bilir neler yapıyordur. Ay bir de söylemeden geçemeyeceğim. Bir ara biseksüel olduğundan şüphelendik. Çünkü Gitarist'i ne zaman görse sırıtıyor ve onunla hep konuşuyor. İsmini falan çok da güzel telaffuz ediyor. Kızlarla pek takılmıyor. Tabii bunlar tahmin üzereneydi ama Gitarist'e "çocuğumdan uzak dur" diye tıslamış olabilirim. 😂 Sonuç olarak soru işaretleri hala kafamızda mevcut.

Mario olayı böyleydi ve bitti. Bir sonraki maceramda görüşmek üzere gençler! Bu hikayeyi sevdiğinizi biliyorum. Ben de sizi seviyorum.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane


1 yorum: