Pages

6 Temmuz 2017 Perşembe

Erasmus Maceralarım 3: İspanyol Enişte Adayı


Merhabalar

Tam blog yazılarına odaklanacağım dedim ya sosyal hayatım renklenir oldu. O yüzden yazı gecikmeli geldi. Beni şaşırtan ise blog'da şu an en çok okunan iki yazı da Erasmus Maceralarım'ın yazıları. Sizi yerim! 💙
Bu yazıda Erasmus'taki sınıfımdan bahsedeceğim. Ve unutulmaz birkaç anım var onları anlatıp, sizi rahat bırakacağım. 

2-3 gün önünden geçip, fark edemediğimiz sağlık ocağı tarzındaki okulumuzu keşfettikten sonra bizim için de okul hayatı başlamış oldu. Nasıl büyük beklentiler içinde sınıfa girip de hayal kırıklığı ile sonuçlanan bir macera... Sınıf ya 25 ya da 30 kişilikti. 12 civarı Türk diğerleri İspanyollardı. Zaten biz beş kişilik bir gruptuk. Sonra sınıftan iki kişiyle daha yakın olduk. (Hatta canımız kanımız oldular.) Bir de Bay Konuşkan vardı. Dört kız daha vardı hele içlerinden biri süper gıcıktı. Aklıma geldikçe tüylerim diken diken oluyor. Neyse. Daha sınıfa ilk girer girmez gözüme hemen bir İspanyol kestirdim. Mario. Romeo'ya ne gerek var Mario varken. 😍 Zaten İspanyollar'da sadece üç erkek vardı. İlk gözüme takılan Mario oldu. Acayip sevimli konuşuyor. Kumral, mavi gözlü, gamzeleri de var. Yanık tenli kalp ben. Gözünüzden canlandırın bakiyim çakma eniştenizi. Enfes değil mi? 

O gün sınıfta tanışmak için tek tek konuşuyorduk. Allah'tan ismi kolaydı da hemen tüm sosyal medya hesaplarında onu aradım ve buldum. Bir tek Instagram'ı var ama birkaç fotoğraf dışında hiçbir şey yok ve onu da kullanmıyor artık. 😔 Neyse. O sırada ben kendimi tanıtacağım. İsmim zaten köprü misali. İlk "Nazlıcan" deyince İspanyollar "biz bunu nasıl dile getireceğiz" dercesine bakınca acıdım, "Naz da diyebilirsiniz" dedim. O günden 1 ay sonra Naz Naz diye etrafımda dolandı keretalar. Evet yanlış duymadınız 1 ay sonra kaynaştık. Ben o sırada Mario'yu yiyip bitiriyordum. Bir gün şans eseri ders arasında kahve alırken (hani filmlerde olur ya koridorlarda kahve makinaları olur, kahve alıp derse girerler bir hava bir hava... Heh aynısını yaptım arkadaşlar. Dilimin yanması dışında pek de bir havasını görmedim. Ama kahveler efso!) bunu lafa tuttum. Meğersem benim adım atmam lazımmış. Cırcır konuşmaya başladı çocuk. Türkler hakkında ne biliyorsun diye sorduğumda "baklava, kebap, İstanbul" deyince sırıtıp "aman ne kadar güzel" diyebildim. Sonra bundan bana İspanyolca öğretmesini istedim. Eh, tek tük konuşabildim. Karşılığında birkaç Türkçe şey öğrettim. Çok tatlı konuşuyordu be! 😎

Gitarist için de birini gözümüze kestirdik. Bir gün tramvay bekliyoruz. Gözümüze kestirdiğimiz kız İrene ve birkaç İspanyol daha var. Fırsat bu fırsat diyerek konuşmaya başladık. Hadi gelin takılalım dedik. Bir tek İrene bizimle geldi. Zaten amacımız da öyleydi. Ben, Gitarist, Tavşan ve İrene gittik oturduk bir yere. Gitarist de bir kasım kasım kasılıyor. Çocuk da vücut da var. Oradan buradan konuşuyoruz. İrene demez mi işte erkek arkadaşım şöyle de böyle... Tavşanla birbirimize baktık. "O neydi kız?" Valla çocuğun şansına kızın sevgilisi varmış. Ama artık bizde nasıl bir göz varsa birkaç ay sonra sevgilisinden ayrıldı. Hatta yanımıza gelip baya anlattı. Onun dışında sınıfın dedikodusunu bile yaptık. İngilizce dedikodu yapmak da ayrı keyifliymiş. 😏 Türkiye'de olsa sınıfta hoca konuşun dediği an içime kaçıyorum. O sırada nasıl konuştum bilemiyorum. Ama İrene'yle konuşmak apayrı eğlenceliydi. O günden sonra zaten bir tek onunla takıldık. O da nereye gitse bizi çağırdı. Hala da konuşuyoruz bıcırıkla.

Bunların dışında sınıftaki ortam güzeldi. Hocaların hepsi kadındı ve birbirinden çok farklı dersler işlediler. Biri çok eğlenceli etkinlikler yaparak işliyordu. Diğeri her derste iki makale okutturup sorular soruyordu. Bizi anlamadığına kesinlikle eminim çünkü sadece, "very good, thank you, next?" diyordu. İspanyollar'dan birkaçı dışında dediklerini anlamak için baya zaman geçmesi gerekmişti. Hem hızlı konuşuyorlar hem de aksanlardan dolayı böyle "ha" diye kalıyorsunuz. Hele bir çocuk vardı. İngilizce konuştuğunda bile İspanyolca konuşuyormuş gibi geliyordu. Araya İspanyolca karıştırmıyorsa ben de neyim... Bir hocamızdan da İngiliz aksanı akıyordu. Otur, saatlerce dinle. Müthiş. 

Bir gün de en son kaldığımız hostel'e İrene ve Mario'yu davet ettik. (Son Hostel'i de anlatacağım sonra) İlk önce baya sohbet ettik. Tam kaynaştığımız gündü sanırım. Hatta o günden birkaç gün önce Gitarist'le Berlin'e gitmiştik. Fena bir mutfak alışverişi yapıp, dönmüştük. (O bambaşka bir macera.) Hazır malzemeler var bunlara güzel bir Türk yemeği yapalım dedik. Tavşan'la mutfağa gittik. O et sote yaptı. Ben de pirinç pilavı yapayım dedim. En uzman olduğum oydu. O gün Mario var diye heyecan mı yaptım ne, her zaman tane tane olan pilavım bildiğin hamur oldu. "Ayy bu mama gibi oldu. Benden kaynaklı değil ya tencereye bak çizik içinde. Yok bunu önlerine koyamam. Atıyım bunu hemen makarna yapayım." diye panik yaparken Mario geldi. Yavrum yardım etmeye gelmiş. Bizim odunlar da odada oturuyor öyle. Mario'ya bir artı daha! Neyse. Pilavı önlerine koymak zorunda kaldım. Meğersem Mario'nun içinde bir Türklük varmış. Önüne koyulan her şeyi yedi. Hatta bizimkiler ekmeği yoğurda bandırıp, "Mario bunu da ye bak çok güzel" deyince onu da yedi. Ekmekle her şeyi sıyırdı. Arkasına yaslanıp, geğirip, "Oh çok şiştim" dese kesin Türk bu ya derdim. Onun yerine masayı toplamamıza yardım etti. Kışkışlamasak bulaşıkları yıkayacak. 😃 Yemek sonrası "Ben de sizi evime çağıracağım. İspanyol omleti yapacağım." dedi dedi ama çağırmadı. Bunu da unutmadık Mario! Biz Türküz, söyleneni unutmayız. Hıh. 

O gün eve gidince mesaj da attı. "Naz her şey için teşekkürler. Çok iyisiniz." falan diye. Tamam dedim, bu çocuk olur ya. Mario'yla olur diye Uyuz'a da mesaj atmadım. Ben böyle sırıtıp herkese "İspanyol enişteniz yolda haberiniz olsun ehuehue. Kilise düğünü hayalim gerçekleşecek sanırım ya," diye etrafta mal mal dolanıyormuşum. O anki halimi şu an tokatlayabilirim. 😃 Bir sonraki Mario maceramı okumak için sabırsızlanabilirsiniz. Çünkü en beklenmedik, en unutulmaz, en uzun ve en tuhaf anımı onunla yaşadım. Bazen diyorum ki iyi ki bunları yaşamışım. Yoksa her şey çok sıkıcı olurmuş yav!

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

2 yorum:

  1. Harika ötesi bunlar.Devam et!😍

    YanıtlaSil
  2. Çok tatlı bir yazı. Bir sonraki Mario maceranı baya merak ettim. <3

    YanıtlaSil