Pages

3 Temmuz 2017 Pazartesi

Erasmus Maceralarım 2: Okidoki ve Karaoke Gecesi


Merhabalar

Dün yazı ekleyemedim, kusura bakmayın. Sanırım başıma güneş geçti tüm gün kendimi oradan oraya attım ama baş ağrımdan kopamadım. Şimdi parmaklar hazır, kafam rahat kaldığım yerden yazıyorum. 👿

En son tanıdık bir yüzle karşılaştığımızı söylediğimde bir ünlüyle falan karşılaştığımızı düşünmemişsinizdir umarım. Yazıyı sonradan okuyunca öyle bir izlenim vermiş gibiyim. Ama hayır. 
Hazırlık dönemindeyken Amerikalı bir hoca derslere giriyor diye Speaking Club'lara gidiyordum. Oradaki arkadaşlardan birini gördük. Bay Konuşkan. (İngilizcesi süper ve susmak bilmiyor.) O an çaresizlikle resmen çölde su bulmuş gibi kendimi çocuğun kollarına atmamak için zor tuttum. Zaten sonradan anladım ki o da tam kız meraklısıymış. 😒 Allah korumuş yani.

Varşova'ya gitmeden önce booking.com sitesinden uygun bir hostel bulup, yer ayırtmıştık. Fotoğraflara aldanmayın arkadaşlar! İnternette resmen hostele aşık olup, acaba tüm dönem burada mı kalsak diye düşünmüştüm iyi ki beş günlük yer ayırtmışım. Adını şu an hatırlamıyorum ama hosteli Bay Konuşkan sayesinde bulduk. Zaten önünde duruyormuşuz, minnacık tabelayı görmemişiz. 😄 Beşimiz bavullarla beraber içeri girdik. Biz tabii hem heyecan hem yorgunluk hem de acemilikten konuşma işlerini hep çocuğa yaptırdık. Şükürler olsun yanımızda o an iyi ki o varmış. (Çocuğa hem giydirip hem de sövebilirim arada) Hostel'deki adamlar resmen bize yam yam gibi baktılar. Türk olduğumuzu öğrenince hele gözlerinde kalp çıktı hepsinin. Ve bir tane bile kız yok. Sanki askerliğe gelmişiz gibi. 😲 O an böyle kendimi çok çaresiz hissettim. Yabancı bir ülke, aç gözlerle bakan yabancı erkekler... Bay Konuşkan bizi bir kenara çekti. "Kızlar ben burayı hiç sevmedim. Tek başınıza kalamazsınız. Gelin sizi benim daha önce kaldığım yere götüreyim." deyince biz direk, "Yaa gidelim gidelim! Sen ne kadar iyisin. Ay iyi ki yanımızdasın yoksa tövbe..." falan çocuğu yağlayıp ballayıp hostel'den çıktık.

Birkaç telefon görüşmesi yaptı. Taksiye atlayıp, dediği yere gittik. Okidoki'ye hoşgeldiniz! Ben hayatımda bu kadar sevimli, renkli ve eğlenceli bir hostel görmedim. Hatta şöyle geriye dönüp bakınca en çok o hostel'de eğlenip en çok o zaman Erasmus'un tanıdını çıkarmışız. Tek sorun birazcık pahalıydı. Biz bir hafta kaldık. Ama şöyle; ilk önce iki gün kalacağız dedik deli gibi yurt aradık. Cıks. Sonra iki gün daha dedik. Devlet yurtları suratımıza bile bakmadı. Üç gün daha kalalım yav, diyerek başka uygun hostel ve artık sonunda ev bile aradık. Of, durumlar karışık. Öyle böyle derken bir hafta kaldık. Neler mi yaşadık? Yemin ederim kitap karakterine dönüşmüşüm haberim yok.

İlk gün bizi 'komünist' yazılı bir odaya verdiler. Hostel'de her odaya bir ad vermişler. Bizi neden oraya verdiler bilemiyorum ama o an yorgunluktan bir şey düşünemiyordum. 8 odalı ve kız-erkek karışık bir odaydı. "Ay ben erkekle kalamam" diye bir lüksünüz yok kızlar. Mışıl mışıl uyuyorsunuz. Rahatsız eden yok. Sadece sabahları boxerlı taş bebeler görebilirsiniz. Eee, bu gözler gördü o bebeleri. Fena da değiller hani. 😏 Neysem. Biz hemen dört kız iki ranzalı yatağı kaptık. Hepimiz prizlere yapışıp telefonları şarj ettik. Bir yandan internete bağlanıp herkese haber salıyoruz, "biz iyiyiz oo buralar müthiş, hiçbir sorun yok." Tabii yaşadıklarımı bizimkilere anlatsam annem hemen, "ay bilet al gel allasen ne işin var oralarda ben sana demedim mi?" diyecek biliyorum. O sırada ben mutluluktan uçuyorum, yabancı erkekleri gördükçe "hmm acaba hangi ülkeden birini gözüme kestirebilirim" derken dank bir mesaj. Gülsem mi ağlasam mı? Geçen sene en yakın arkadaşım aracılığı ile tanıştığım, olmaz bununla dediğim halde bir süre yazan sonra Avrupa lafını duyunca 'güzel ülkem varken diğerleri de neymiş' kafasında olup, yeşil pasaportu olduğu için oraya buraya gittiğinde gıcık olduğum süper Uyuz bir çocuk kendileri. Görmezlikten gelecektim ama merak ettim neden yazdı diye. Merak etmez olaydım. Tüm Erasmus maceramda mesaj yoluyla bile olsa yanımdaydı ve işte bu yüzden yabancı damat bulamadı Jane. Olsundu. Onun macerası da ayrı.

Diğer günler genellikle Bay Konuşkan, kızlar ve ben olarak takıldık. İlkten her şey karmakarışık geldi. Öyle böyle değil. Google Map zaten elime yapışıktı. Etrafa mal mal bakmaktan iyi ki ezilmedim. Bir hafta boyunca Mc Donald's yemekten midem tavuğa dönüştü. Bir de yanlışlıkla balık burger almışım. Ki ben balıktan nefret eden insan paşa paşa oturup onu yedim. Çünkü AÇTIM. Öyle "ayy bunu yiyemem" diyemiyorsunuz gurbet ellerde. Valla anneme söylesem ıslak sopayla döver kadına evde kokuyor diye balık yaptırmıyorum.

Sonra bir de gideceğimiz okulu bulalım dedik. Abartmıyorum iki gün tam önünden geçmişiz ama bulamadık. Okul, okul değil resmen sağlık ocağı gibi. Oysa benim ne hayallerim vardı lüks binada bir okul milyon tane fotoğraf çekip, Varşova etiketiyle orada burada paylaşıp milletin, "Aa Jane yurt dışında mı okuyormuş?" dedikodu yapmasını sağlayacaktım. Avucumu yaladım. Okulu merak edenlere dahi fotoğraf atmadım. O derece külüstür. İçi minnacık. Bir de bölümümüz okul öncesi öğretmenlik bölümüyle uyuşuyordu. Okulun içinde minikler ve Erasmus sınıfı hariç in cin top oynuyor. Tek sınıf. İki ülke var. Türkler ve İspanyollar. Ama ben İngiliz, Amerikalı, İtalyan, Fransız, Alman hatta Koreli arkadaşlar bile edinmeyi bekliyordum. İspanyollar zaten hep merak ettiğim ve hayranlık duyduğum milliyetti. Ama şansımıza en soğuk İspanyolları yollamışlar. Tam 1 ay arkadaşlık kuramadık, inanabilir musunuz? Geriye ne kaldı zaten.😩

Okidoki'ye geri dönelim. Okul maceraları diğer yazılarda olacak. Okidoki yazısını görünce aklıma hemen Gece Evi serisindeki Stevie Rae geldi. Oradaki karakter sürekli "okidoki (tamam/timam)" derdi. Böyle o yüzden hostel'e kanım ayrı kanamıştı. Ve her milletten kişiler vardı. Baya renkli bir hosteldi. Ama çok komik ve acayip olaylarımız da oldu. Bizden sonra bizim okuldan olan yine başka bir arkadaşımız daha geldi. Gitarist diyeyim ona da çocuk fena çalıyordu. Neyse. Bu geldi, yanımızda erkek var diye seviniyoruz ne olur olmaz. Oda kız-erkek karışık ya, bir gün iki tane İtalyan erkek geldi. Ağzınızın suyu akmasın. Ya da aksın ya, fena değillerdi. Bir tanesi psikopattı. İçmiş içmiş gelmiş. Leşmik kokuyor. Sarhoş olmasına rağmen oturmuş bizim diğer iki kıza eşiyle olan sorunlarını anlatıyormuş. Biz de Gitarist'le dışardaydık. Bunlar arıyor deli divane, "hemen gelin bu adam susmak bilmiyor," diye. Bir gittik kızları esir almış adam. 😂 Sonra bir de sürekli bacağını kaşıyor. "Aha kesin mantar bunun ayaklar ya," diye odadan çıkıp lobide takılmaya başladık. Lobideki taş çocuğa derdimizi anlattık. "Böyle böyle, n'apcaz? Yarın okul var bizim, uyumamız lazım." (Tabii her birimiz birer İngilizce kuruyoruz ki İngiliççemiz gelişsin.) Sağolsun yardımcı oldu ama odaya bir gittik sinek ilacı sıkmış manyak. Gel de uyu... Sızmış kalmış öyle. Yanındaki diğer İtalyan da sürekli, "kusura bakmayın" diyip duruyor. Bir tane daha eleman vardı. Adam çalışıyordu sanırım. Sabah gidip akşam dönüyordu. Her döndüğünde gülerek, "I hate this room! (Bu odadan nefret ediyorum)" diyordu. Aramızda espri kaldı bu cümle. O an hepimiz, "I hate this room" deyince lobideki çocuk bizi başka bir odaya aldı. 😂

Peşimizden diğer İtalyan bebe geldi. Bizi bir sevdi... "Hadi gelin hostel'in barına gidelim," dedi. İlk atlayan bendim resmen çünkü o ortamı da merak ediyordum. Gittik. Karaoke gecesiymiş. "Ya şarkı söyleyemem kiii" diyen bendeniz bir ara elinde mikrofon ekrandan Tarkan'ın şarkı sözlerini söylüyordum. Neden Tarkan diyeceksiniz? Olay şöyle oldu; ilkten bir masaya oturup İtalya'nın ısmarladığı içkileri yudumluyorduk. Gitarist Bey içmedi, bodyguard gibi tepemizde dikildi. Neymiş biri ayık kalmalıymış. Bunu diyen erkeğimiz yeni odamızda "ilk biz uyuyalım şimdi saçma biri gelir musallat olur falan sonra sen uyursun" dediğimizde "rahat olun kızlar artık ben varım" diyerek ilk horlayan o olmuştu. 😃 (Canımcım inşallah okumuyorsundur.) Neyse. O sırada Bay Konuşkan da geldi. Tutturdu karaoke'ye biz de katılalım. Olmaz olur olmaz olur derken ortaya çıktı. Barmen bizim yeni olduğumuzu görünce hemen "Nerelisiniz?" diye sordu. Türküz deyince bir sevindi bir sevindi hemen "Tarkan Tarkan" demeye başladı. Kendisi meğersem Yunanmış bizim şarkılara deliymiş. Yabancı şarkı dışında nadir Türkçe şarkı dinleyen Jane, orada 'oynama şıkıdım şıkıdım' söyledi. Bir tane kadın da bizi video'ya çekiyormuş. İnşallah yayımlamamıştır. Orada burada görürseniz haber verin.

Mini konserimizden sonra birkaç kişi yanımıza geldi. Adamlarda kafa bin beş yüz ama senden benden güzel İngilizce konuşuyor. Meğer ne çok Türk seven varmış. Hatta bir tane Amerikalı Bey, kızlarımızdan birine içki bile ısmarladı. Ben ise bir köşede Uyuz'a mesaj atıp, "hmm güzel şehirmiş ya odalar kız-erkek karışık ama modern insanlar" diye uslu uslu takıldım. Ben kim ki zaten. 😪 Ahaha şaka bir yana İtalyan bebesi baya sevmişti bizi. Telefon numarasını verip, sosyal medyadan da ekledi ama sonra görüşemedik. Olsundu. İtalya hakkında bilgi aldık. Türkiye hakkında merak ettiklerini cevapladık. Yani konuşmak o kadar da zor değilmiş. Ki ben Türkçe konuşurken bile kıvranırım. İngilizce konuşup, anlaşılınca mutluluktan uçmuştum. 

Okidoki maceramız da böyleydi. Oradayken "ne zaman kalıcı yer bulacağız biz" diye hayıflanıyorduk ama keşke hep orada kalsaymışız. Sonrasında bir Ukraynalı aileye denk geldik... Nasıl desem nasıl örneklesem ki... Anlattıkça anlarsınız. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Not: Çok uzun bir yazı olmuş yav. Sonuna kadar okuduysanız helal valla. 💚

2 yorum:

  1. Hahahah :D Harika bir macera olmuş. Gerçekten de kendi kitabını yaşayarak yazmışsın. Maceralarının devamını merakla bekliyorum ^^

    YanıtlaSil
  2. Hepsini okudum, hiç sıkılmadım. Hatta bu şekilde yazmaya devam et falan :D

    YanıtlaSil