Pages

1 Temmuz 2017 Cumartesi

Erasmus Maceralarım 1: Yaşarken Hiç Komik Değildi


Merhabalar

Bu aralar blog'a her gün bir şey yazmaya çalışıyorum çünkü içimden bir ses bu yaz tatilini iyi değerlendirmemi, ilerleyen dönemlerde yazmaya pek fırsatım olmayacağını söylüyor sanki. O yüzden uzun zamandır yazmayı ertelediğim Erasmus Maceralarım yazı serisine başladım. Ki geçen gün atarlı bir mail aldım. 😂 "Jane hani Erasmus ile ilgili bir şey yazacaktın? Söz verip, tutmuyorsun." demiş. Aşk olsundu, yazmaz mıyım? 

Dört buçuk aylık Varşova maceramı elimden geldiğince detaylı ve sıkıcı olmayacak şekilde ama aynı zamanda arada bilgilendirmeler yaparak da anlatacağım. Umarım okurken eğlenirsiniz. Çünkü bunları yaşarken ben pek eğlenmedim. 😄 Ve umarım tanıdık birileri okumaz. Ki onlara "ehehe bunları yazacağım sizi ifşa edeceğim" demiştim ama şakasınaydı. Oturup da kitap yazacak halim yok. Burada size takma isimlerle anlatırım. Hadi başlıyoruz!

2 Ekim 2016 tarihinde hayatımın en unutulmaz macerasına adım attım gençler. Okuldan, Erasmus aracılığı ile tanıdığım üç kız arkadaşımla beraber yolculuk ettik. Hayatımda 'ilk kez' uçağa bindim. Birkaç sene önce uçağa hiç binmediğimi duyup da şaşıranlara, "yav ben yurt dışına giderken bineceğim" diye hava atıyordum. Amacım neydi bilmiyorum ama sözümü gerçekleştirmiş oldum. Neyse efenim. Biz dört saftirik, süper heyecanla uçağımızı beklerken susadık. Öyle böyle değil. Eh, hava alanındaki gıda fiyatlarını duymuşsunuzdur. İki şişe suya yanlış hatırlamıyorsam ya 9 ya da 10 TL verdik. Varşova'ya ulaşana kadar o suyu bedenimde tuttum. Hayatımda içtiğim en pahalı suydu. Oysaki eve aldığımız suyla aynı markaydı. 😒 

Ondan önce de bavul sırasına girmek ayrı bir sancılı durummuş. Orta boy bavul hazırlamıştım. 25 kg sınırım vardı. Hazırlarken "yok bunu almayayım, kilo sınırını geçerim," diye diye her şeyi fedakarlık edip bırakmıştım. Bavulu hazırladığımda bi de "ayy kesin ekstra para alacaklar şuna bak patlayacak," diyordum. Ah tecrübesiz Jane... Diğer kızlar koca bavullarla gelmişler. Ne var ne yok koymuşlar. Benim yavru kuşum 13 kilogramcık çıktı böyle o an evde bıraktığım kıyafetler gözümün önüne geldi. Hadi onu geçtim yanıma hiç kitap almamıştım. Birkaç tane alırdım yanıma. Neyse. Olsundu. 

Pasaport kontrolüne geldik. İnsan ister istemez 'hazır ol'da bekliyor, oradaki fotoğrafın aynısı gibi olmaya çalışıyor. Neyse onu da geçtik. Sırıtan hostesleri de atlatıp cam kenarıma kavuştum. Herkes ilk yurt dışı heyecanı diye cam kenarı ayırtmıştı. O yüzden dördümüz apayrı yerlerde oturduk. Benim yanımda da iki erkek vardı. Uçak kalkışa geçti, uçuyoruz, heyo falan. Kulağıma kulaklık taktım. O an benden mutlusu yok. "İnanamıyorum. Yurt dışına çıkıyorum! Elveda İstanbul. Elveda sınıfta ders sırasında uyuklayan dostlarım. Elveda hayal kırıklığı yaratan insanlar." O sırada yemek dağıttılar. Enfesti ama ben sadece makarna yiyip, su içtim. Çünkü yanımdaki iki hödük minik minik yiyip, bıraktılar. Ben kıtlıktan çıkmışım gibi yiyorum sanmasınlar diye "ay doydum ne çok şey vermişler" diyerek geri verdim. Meğersem bizim kızlar yemekleri gömmüş. 😒 

Yolculuk hiç bitmesin, havada olmak ne kadar güzel derken Varşova'ya vardık. Aynı gökyüzü aynı hava ama bambaşka bir ortam. Adeta bağırıyor "ben farklıyım" diye. Biz böyle sırıta sırıta indik. Dört kız yan yana. Hepsi Grubu gibi. (Ben Eren'im!) Yine pasaport sırasına girdik. "Ay ne soracaklar acaba? İlk sen gir. Ay ben giremem. Kız senin speaking iyi sen konuş." diye heyecandan ne yapacağımızı bilemedik. Bir baktım elimde pasaport, sırtım dik ilk ben girmişim sıraya. 😳 O an gözümde milyon sahne geçti. Ama hiç istifimi bozmadım. Aman zaten orada oturan da belli sorular soran bir tip. Karın ağrısına gerek yokmuş gençler. Pasaportu alınca zaten ona göre muamele yapıyorlar size. Aa bu arada Polonyalıların Türkleri eskisi gibi çok sevmediğini ve çok ırkçı olduklarını söylemiş miydim? Fransızlar için derler, İngilizce konuşmaz onlar burunlarından kıl aldırmaz diye. Dıııdıt. Yanlış. Polonyalılar siz İngilizce soru sorunca bile size Lehçe cevap veren insanlardır. Genelleme yapmak istemiyorum ama öyleydi. Neyse buna sonra değineceğim. Adam nereden geldiğimi ne için geldiğimi sordu. Erasmus lafını duyunca kabul mektubumu görmek istedim. Ben de her şeyi detaylı düşünme hastalığı var. O yüzden Erasmus'ta hazırladığım tüm belgelerin birer kopyası sırt çantamdaydı. Hemen çıkarıp, verdim. Diğer iki kız arkadaşım da gösterdi. En son sıradaki avanak arkadaşımız getirmemiş. Adam kıllandı. Biz yardımcı olmaya çalışıyoruz bize gidin dedi. Kız orada dokuz doğuruyor. Grammar'de öğrendiği hangi zamanlar varsa hepsini kullanıp tıkır tıkır konuşuyor. Yok, adam kızın girmesine izin vermiyor. En sonunda bir hocamızı aradık. Mail üzerinden yolladı da sorunu hallettik. Daha yeni ülkeye girmişiz ne macerası yav.

Bavulları almaya bir gittik sadece bizimkiler dönüp duruyor yavrularım. 😂 Bavulları alıp, bir köşeye sindik. Daha önceden ayırttığımız hosteli Google Map'ten bulduk. ( Dört ay boyunca Google Map'le bir göbek bağımız oldu.) Nasıl gideceğimizi kararlaştırdık. Biraz para çevirttik. (Kazıklandık. Sakın hava alanlarında para çevirtmeyin.) Otobüs için bilet aldık. Otobüsü bulup, bindik. On dakika boyunca bileti nereye okutacağımızı anlamaya çalıştık. Otobüslerinde içinde sarı renginde kutu gibi şeyler var. Oraya bileti koyuyorsunuz, bindiğiniz saat ile tarihi basıyor. 20 dakika o biletle seyahat edebilirsiniz. Sonra yeni almanız gerekiyor. Tabii bu süreçte kimse size karışmıyor. Bilet basabilirsiniz de basmayabilirsiniz de. Kaçak yolcu olma olayını sonrada öğrendik. Onu ayrı anlatacağım. 

Bir elimde Google Map diğerinde bavulum kızları peşimde sürükleyerek hosteli bulmaya çalıştım. Bulurken de her binaya ağzımız açık bakarak gidiyoruz. Mimari yapıları enfes. Sonra Tavşan'la (gerçek adını vermeyeyim yine de, kızlardan biri) bavulları diğer kızlara bırakıp birilerine soralım dedim. Tam karşıdan karşıya geçeceğiz arabalar karşılıklı durup, geçmemizi bekledi. Biz böyle şok. Kendi ülkemizde olsa arabanın durmayacağını bildiğimiz için koştur koştur geçerdik. Orada böyle şaşkınlıkla, normal yürüyerek karşıya geçtik. "Vay be ne kadar modernler. Ee tabii kızım boşuna Avrupa insanı demiyoruz." falan derken tanıdık bir yüzle karşılaştık. 

Ay, bugünlük bu kadar yeter sanırım. Anlatacak baya şey varmış. Günlüğüme bile bu kadar yazmamıştım. Bunları günlüğe de mi geçirsem? 😎 Neyse efenim, yarın devamı gelecek.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane


1 yorum:

  1. İyi ki yazıyorsun böyle anılarını ya.Okumasının ne kadar zevkli olduğunu anlatamam.Özeniyorum sana baya baya❤️

    YanıtlaSil